Hedef Neden Doğar? Muhtaçlık, Emek ve Mizan
20 Mart 2023
İnsan neden hedef koyar?
Bir şeye ihtiyaç duyduğu için. Bir eksik hissettiği için. Bir acıyı gidermek, bir isteğe ulaşmak veya bir sorumluluğu yerine getirmek için.
Hûd Suresi’nde Nûh’un kavmi anlatılırken güç sahibi ileri gelenlerin onu küçümsediği, ona uyanların ise toplumun zayıf gördüğü insanlar olduğu aktarılır. Bu kıssa, insanın güç ve muhtaçlıkla kurduğu ilişkiyi düşünmek için önemli bir kapı açar.
Güç Neden İnsanı Körleştirebilir?
Soru: İnsan ne zaman öğüt almaya daha açık olur?
Çoğu zaman bir ihtiyacı olduğunda.
Kendini tamamen güçlü hisseden insan, kimseye ihtiyacı olmadığını zannedebilir.
Nûh’un kavmindeki ileri gelenler de peygambere “sen de bizim gibi bir insansın, sana uyanlar da toplumun zayıfları” diyerek küçümseyici bir dil kullanıyor.
Onlara göre hakikatin ölçüsü güç, mevki ve üstünlüktür.
Bugün de aynı yanılgı devam edebilir.
Bir insanın arabasına, diplomasına, makamına veya servetine bakıp sözünü daha doğru kabul edebiliriz. Daha sade yaşayan birinin sözünü ise küçümseyebiliriz.
Oysa hakikat, söyleyen kişinin dünyalık gücüyle ölçülmez.
Muhtaçlık Hedef Doğurur
Kiracı olan insan kira ödemek için çalışır.
Aç olan insan yemek arar.
Hasta olan insan iyileşme hedefi koyar.
Bir konuda eksik hisseden insan, o eksiği tamamlamak için harekete geçer.
Bu yüzden bolluk bazen insanın hedef duygusunu zayıflatabilir.
Her şeyi hazır olan çocuk, neden daha fazla emek versin?
Her istediği hemen alınan insan, neden beklemeyi öğrensin?
Hiç yokluk görmeyen biri, elindekinin kıymetini nasıl anlayacak?
Soru: Çocuğumuzun hedefi yoksa gerçekten tembel mi, yoksa ihtiyaç duygusu hiç oluşmamış mı?
Bu soruyu sormak gerekir.
İnsanlara hedef zorla verilemez. Hedefin arkasında anlamlı bir istek oluşmalıdır.
“Bunu yaparsan ne olur, yapmazsan ne olur?” sorusunun cevabı görünür hâle gelmelidir.
Kıtlık Her Zaman Kötü Değildir
Buradaki kıtlık, insanı ezmek veya mahrum bırakmak değildir.
Bazen bir şeyi geciktirmek, emek vermesini beklemek, sorumluluk yüklemek gerekir.
Bir çocuğa istediği ayakkabıyı hemen almak yerine beklemesini öğretmek, onun o nimetin kıymetini daha iyi anlamasına yardımcı olabilir.
Bir genci aile şirketinde hiçbir zorluk yaşamadan yukarıdan başlatmak yerine başka bir yerde emek vermesine izin vermek, ona işin tabanını öğretebilir.
İnsan taşıdığı yük kadar marifetlenir.
Elbette ölçü önemlidir. Aşırı baskı da insanı kırabilir.
Mizan burada devreye girer.
Hedef de İlahlaşabilir
Hedef sahibi olmak güzeldir.
Fakat hedef aşırılaştığında insanı yönetmeye başlar.
Daha çok para, daha yüksek makam, daha iyi ev, daha başarılı çocuk… Bunların peşinde insan ölçüsünü kaybedebilir.
Bir hedef tutmayınca hayatın bittiğini sanabilir.
Oysa bir işten para kazanamamak her zaman o işin tamamen yanlış olduğu anlamına gelmez. Bazen sabır gerekir, bazen yöntem değişir, bazen de insan o hedefe fazla anlam yüklediğini fark eder.
Soru: Hedefimiz bize hizmet mi ediyor, biz hedefimizin kölesi mi olduk?
Bu soru çok önemlidir.
Kıskançlıkla Kurulan Hedef
Her hedef hayırlı değildir.
İnsan kıskançlıktan da hedef koyabilir.
“Onun arabası varsa benim daha iyisi olmalı.”
“O benden ilerideyse ben onu geçmeliyim.”
“El âlem görsün.”
Bu hedefler insanı çalıştırabilir, fakat içini huzursuz eder.
İblis’in hedefinde de kin ve kibir vardır. Hedefin varlığı tek başına iyi değildir; hedefin kaynağına bakmak gerekir.
Niyet bozuksa sonuç büyüdükçe sıkıntı da büyüyebilir.
Durmamak, Ama Aşırıya da Gitmemek
İnsan bir hedefe ulaştığında tamamen durmamalıdır.
Evi oldu, arabası oldu, işi düzeldi diye “artık hiçbir sorumluluğum yok” diyemez.
İmkân arttıkça başkaları için bir şey yapma fırsatı da artar.
Paraya ihtiyacı yoksa bir hayır işi yapabilir. Bilgisi varsa öğretebilir. Gücü varsa birinin yükünü hafifletebilir.
Fakat bunu yaparken de aşırıya kaçmamalıdır.
Aileyi, sağlığı ve temel sorumlulukları yok sayan bir hedef de mizanı bozar.
Soru: Bugün koyduğumuz hedef bizi daha hayırlı, daha dengeli ve daha faydalı biri yapıyor mu?
İnsanın hedefi sadece sahip olmak değil, olgunlaşmak da olmalıdır.
Nûh’un kıssası bize güçle hakikatin aynı şey olmadığını hatırlatır. Bazen zayıf görünen insan hakikate daha açık, güçlü görünen insan ise kendi gücüne daha bağımlı olabilir.
Nûh’un Uyarısı ve Merhamet
Nûh kavmine yalnızca bir bilgi vermiyor; onların başına gelecek sonuçtan korktuğunu söylüyor.
Bu, uyarının temelinde merhamet olması gerektiğini gösterir.
Bir insanı uyarmak, onu aşağılamak değildir.
“Ben biliyorum, sen bilmiyorsun” tavrı ile “sana zarar gelmesini istemiyorum” tavrı aynı değildir.
Soru: Birini uyardığımızda amacımız onu küçültmek mi, korumak mı?
Eğer niyetimiz korumaksa dilimiz de değişir. Daha sabırlı oluruz. Karşı tarafın neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışırız.
Nûh’un kavmindeki ileri gelenler ise tam tersine zayıf gördükleri insanları küçümsüyor. Burada güç, haklılığın delili hâline getiriliyor.
Bu yanılgı bugün de canlıdır.
Çocuğa Hedef Verilmez, Hedef İçin Zemin Hazırlanır
Bir anne-baba “çocuğum çok başarılı olsun” diyebilir. Fakat çocuğun hayatındaki bütün zorlukları kendisi çözerse hedef duygusunu zayıflatabilir.
Her ödevi hatırlatmak, her eksiği tamamlamak, her isteği hemen almak, her sorundan kurtarmak iyi niyetle yapılabilir.
Fakat çocuk kendi ihtiyacını hiç hissetmezse kendi hedefini kurmakta zorlanabilir.
Soru: Biz çocuklarımızı hayata mı hazırlıyoruz, yoksa hayatı onların önünden tamamen mi kaldırıyoruz?
Bazen beklemek de eğitimdir.
Bazen kendi parasını biriktirmesini istemek de eğitimdir.
Bazen bir işi kendi başına tamamlamasına izin vermek de eğitimdir.
Buradaki amaç acı çektirmek değil, marifet kazandırmaktır.
Hedefin Ardındaki Duyguyu Tanımak
Aynı hedef iki farklı insanda iki farklı niyetten doğabilir.
Biri ev almak ister; ailesine güvenli bir yuva kurmak için.
Diğeri aynı evi yalnızca başkasına üstün görünmek için ister.
Biri meslek sahibi olmak ister; faydalı olmak için.
Diğeri sadece “benden daha üstün kimse olmasın” diye ister.
Dışarıdan hedef aynı görünür. İçerideki niyet ise farklıdır.
Bu yüzden hedeflerimizi zaman zaman sorgulamak gerekir.
“Bunu neden istiyorum?”
“Bu hedef gerçekleşmezse kendimi değersiz mi hissedeceğim?”
“Bu hedef beni daha iyi bir insan mı yapıyor?”
Bu sorular mizanı korur.
Hedef Bittiğinde Yeni Sorumluluk Başlar
İnsan bir hedefe ulaştığında boşluğa düşebilir.
Yıllarca ev için çalışmıştır, evi almıştır. Yıllarca işini büyütmüştür, büyütmüştür. Çocuğunu okutmuştur, mezun olmuştur.
Sonra “şimdi ne olacak?” sorusu gelir.
Burada hedefin yalnızca sahip olmak olmadığı hatırlanmalıdır.
İmkân varsa başkasına fayda vardır.
Tecrübe varsa öğretmek vardır.
Para varsa paylaşmak vardır.
Zaman varsa birinin yükünü almak vardır.
İnsan durmadığı sürece hedefleri de daha anlamlı hâle gelir.
Zorlamakla İstek Oluşturmak Aynı Şey Değildir
Bir çocuğu sürekli zorlayarak bir hedefe ulaştırabiliriz.
Ders çalıştırırız, kursa göndeririz, her adımını kontrol ederiz. Sonuçta üniversiteyi kazanabilir.
Fakat hedef onun değil bizimse, ulaştığında da mutlu olmayabilir.
Soru: Biz hedef mi öğretiyoruz, yoksa kendi hedefimizi başkasına mı yüklüyoruz?
İstek oluşması için insanın yapacağı şeyin anlamını görmesi gerekir.
Çalışırsa ne kazanacak? Çalışmazsa hangi sorumluluğu taşıyacak?
Bu ilişkiyi anlamadan yalnızca baskı kurmak kısa vadede sonuç verebilir ama uzun vadede isteği öldürebilir.
Başkasının Hedefine Saygı
Herkesin kabiliyeti ve hayat yolu aynı değildir.
Birinin hedefi üniversite olabilir, diğerinin iyi bir zanaat öğrenmek. Birinin hedefi şirket kurmak, diğerinin ailesini dengeli biçimde geçindirmek olabilir.
Hedefin büyüklüğünü sadece para ve makamla ölçmek yanlış olur.
Önemli olan helal, sorumlu ve faydalı bir hayat kurabilmektir.
Soru: Önümüzdeki dönemde tek bir hayırlı hedef seçsek bu ne olurdu?
Hedef çok büyük olmak zorunda değildir. Düzenli çalışmak, bir borcu azaltmak, bir meslek öğrenmek, aileye daha fazla katkı vermek veya bir alışkanlığı düzeltmek de hedeftir. Küçük ama sürdürülebilir hedef insanı hareket ettirir.
Hedefe giderken başarısızlık da eğitimin bir parçasıdır. İnsan her denemede hemen sonuç alamayabilir. Burada amaç çocuğu veya kendimizi başarısızlık korkusuyla korumak değil, başarısızlıktan ders çıkarabilecek güç kazandırmaktır. Muhtaçlık harekete geçirir; sabır ise hareketi devam ettirir.
Gerçek hedef, insanı kibirli değil daha sorumlu hâle getiren hedeftir.

