Firavunun sihri ve günümüzdeki sihirler nelerdir?
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
Kur’an’da Sad suresinde şöyle buyruluyor: ‘Ey insanlar, sizi topraktan yarattık, ölümünüzle sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.’ Burada ‘minha’ ifadesi, ‘ondan’ anlamına geliyor ve topraktan yaratılmamıza, sonra yine toprağa döneceğimize ve oradan tekrar dirileceğimize işaret ediyor.
Allah, Firavun’a mucizelerini gösterdi ama Firavun bunları yalanladı ve reddetti. Yani Allah, Firavun’a ayetlerini, yani sebep-sonuç ilişkilerini gösterdi. ‘Şu sebepleri oluşturursan, şu sonuçlar ortaya çıkar’ gibi değişmez kanunlarını bildirdi. Ama Firavun, bütün bu kanıtları görmesine rağmen inkar etti.
Firavun, Musa’ya dedi ki: ‘Ey Musa, sihrinle bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?’ Burada Firavun’un iftira ve saldırıya geçtiğini görüyoruz. Musa’nın getirdiği gerçekleri anladığı halde, inkar ediyor ve sonra da saldırıya geçiyor. Firavun, Musa’yı sihirbazlıkla suçlayarak onu reddetmeye çalışıyor. Oysa Firavun’un bu suçlaması mantıksız. Çünkü Firavun, o kadar güçlü olmasına rağmen, Musa’dan korkuyor ve bu korkusunu gizlemek için saçma bir iftirada bulunuyor.
Firavun, Musa’ya karşı koymak için şöyle dedi: ‘Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bu yüzden seninle bizim aramızda uygun bir yerde, senin de bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.’ Musa da buluşma vaktinin bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vakti olduğunu söyledi.
Firavun, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı ve sonra geldi. Musa onlara şöyle dedi: ‘Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah’a karşı yalan uyduran mutlaka hüsrana uğramıştır.’
Burada anlatılmak istenen şu: Firavun, sahte ve batıl bir düzen kuruyor ve halkı bu düzenle kandırıyor. İnsanların bilinci kapanmış, algıları sahte bilgilerle doldurulmuş. Bu durumda Hz. Musa geliyor ve gerçekleri anlatıyor. Gerçekler anlatılınca insanların kafası karışıyor.
O dönemi tam olarak bilmiyoruz. Teknolojileri, yaşam şartları nasıldı, detaylı olarak hayal edemiyoruz. Bu yüzden o döneme takılıp kalmamalıyız. Örneğin, asanın yılana dönüşmesi gibi olaylara takılmak yerine, o dönemden ders çıkarmalıyız.
Şimdi kendi dönemimize bakmalıyız. 50-100 yıl önceki insanlar, bizim televizyon, internet, cep telefonu gibi teknolojilerimizi anlayamazlardı. Çünkü bu teknolojileri yaşamamışlardı. Aynı şekilde, ateistler de geçmiş dönemdeki olayları anlayamadıkları için dalga geçiyorlar.
Bizim odaklanmamız gereken, kendi dönemimizde insanların nasıl değiştiği ve bozulduğu. Televizyon, cep telefonu gibi araçlar aslında kötü değil. Kötü olan, bunların içindeki yanlış, batıl, sahte ve haram bilgiler. Bu bilgiler, bilincimizi kapatıyor. Eğer Kur’an’ı okuyup düşünseydik, bu sahte bilgileri anlayıp onlara kapılmazdık.
Sahte şeyleri benimsedikçe, hayatımız da sahte oluyor. İklim kanunu, Covid süreci gibi olaylarla bizi avutuyorlar. Bilinci açık olanlar bu sahtekarlıkları görmesine rağmen, çoğunluk bunlara inanıyor. Dünyayı yönetenler, insanları korkutarak ve algılarıyla oynayarak kontrol ediyorlar. İnsanlar, Allah’tan çok ölümden korktukları için, sahte virüsler ve aşılarla manipüle edildiler.
Şu anda çocuklarımızın davranış bozuklukları, kullandıkları kötü kelimeler de bir tür sihir. Algılarına yerleştirilen yanlış bilgilerle, bilinçleri kontrol ediliyor. Yani sihir, kandırılmak demektir. Şeytan, insanları sürekli kandırıyor. Nasıl ki İblis, Adem’i ‘Bu ağaçtan yerseniz ebedi kalırsınız’ diye kandırdıysa, şimdi de bizi sahte bilgilerle kandırıyorlar.
Bizim materyale, yani Allah’ın yarattığı şeylere takılmamamız gerekiyor. Önemli olan, bilincimizin açık olması. Bilincimiz kapandığında, kötü insanlar bizi yönetebilir. Şu anda da insanlar, iklim kanunu, karbon salınımı gibi şeylerle korkutulmaya çalışılıyor. Amaç, bizi dünya malıyla oyalayıp, konforumuza düşkünleştirip kaybetme korkusuyla yönetmek.
Dünyayı yöneten bazı güçler, şeytana tapıyor ve kendilerini ilahlaştırıyorlar. Covid sürecinde olduğu gibi, insanları manipüle ederek kontrolü ellerinde tutmaya çalışıyorlar.
Peki, bu durumdan nasıl uyanacağız? Ben, aşılar çıkmadan önce bile Covid sürecinin sahte olduğunu anlamıştım. Zihnim bunu reddetti. Evet, Covid gerçek olabilirdi ama ben yine de Allah’a teslim olmayı seçtim. Ölüm gelecekse de, Allah’a teslim olarak ölmeyi istedim.
Bizim kime teslim olacağımız önemli. İmansızlara mı, yoksa Allah’a mı? Gazze’deki insanlar, İsrail’e teslim olmak yerine ölmeyi göze alıyorlar. Burada da aynı durum var. Allah, yöneticilere ve onların oyunlarına dikkat etmemiz gerektiğini anlatıyor. Bu tür olaylar her dönemde yaşanmıştır. İblis ve onun yolundan gidenlere karşı uyanık olmalıyız. Şeytanın amacı, insanları aşağıya çekmek ve kontrol etmek.
Sihirbazlar, kendi aralarında tartışıp şöyle dediler: ‘Bu ikisi, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi ortadan kaldırmak isteyen birer sihirbazdırlar.’
Bu ayeti duyunca aklıma şu geldi: Bizim derslerimize katılan bazı insanlar, anlattığımız gerçeklere karşı çıkıyorlar. Çünkü bu gerçekler, onların egolarına dokunuyor. Haramlarla iç içe olanlar, gerçekleri duymak istemiyorlar. Bu yüzden de insanları, bu gerçekleri anlatanlardan uzaklaştırmaya çalışıyorlar.
Ben de bu yüzden YouTube videolarımı gizliyorum. Çünkü bu videoları izleyen bazı insanların egosu kabarıyor ve bana karşı çıkıyorlar. Oysa ben kimseye kötü bir şey söylemiyorum. Ama yine de tepki çekiyorum. Çünkü gerçek bilgi, batılı yok eder. Bu yüzden de batılın içinde olanlar, gerçeğe karşı çıkarlar.
Birçok hoca ve cemaat var ama kimse onlara tepki göstermiyor. Ama benim anlattıklarım, insanları rahatsız ediyor. Çünkü anlattığım gerçekler, insanların ya teslim olmasını ya da inkar etmesini gerektiriyor. Başka seçenekleri kalmıyor.
Bazı hocalar siyasi söylemlerde bulunuyor ama onlar bile bu kadar tepki çekmiyor. Benim anlattıklarım ise doğrudan insanları ve onların yaşam tarzlarını hedef alıyor. Bu yüzden de tepki çekiyorum.
Musa da aynı şeyi yaşadı. Firavun ve adamları, Musa’yı sihirbazlıkla suçladılar. Çünkü Musa’nın getirdiği hakikate karşı koyamadılar. Ellerinde hiçbir kanıt olmadığı için iftiraya başvurdular.
Abdullah abinin yaşadığı bir olay da buna benziyor. Bir kişi, Abdullah abinin derslerini dinledikten sonra, diğer insanları ondan uzaklaştırmaya çalıştı. Çünkü gerçeği duymak istemiyordu.
İnsanlar bu sihirli, sahte ve batıl hayatın içinde yaşıyorlar. Günümüzde birçok sorun var: sokak köpekleri, eşcinsellik, faiz, borsa gibi. Ben bu sorunlara çözüm önerdiğimde bile tepki alıyorum.
Örneğin, sokak köpeklerinin öldürülmesi gerektiğini söylediğimde, bazı insanlar bana hayvan düşmanı diyorlar. Oysa ben hayvanları seviyorum ama sokak köpeklerinin yarattığı tehlikeyi de görüyorum. İnsanların can güvenliği her şeyden önemlidir.
Bazı insanlar, sokak köpeklerinin yaşam hakkını savunurken, diğer hayvanların öldürülmesini görmezden geliyorlar. Bu çifte standart, bilinçlerinin ne kadar kapalı olduğunu gösteriyor.
Erkekler, korkak ve güçsüz hale gelmişler. Çocuklar sokakta insanları bıçaklıyor ve kimse müdahale edemiyor. Bu durum, toplumun ne kadar bozulduğunu gösteriyor.
Allah, haksız yere bir insanı öldürmenin tüm insanlığı öldürmek gibi olduğunu söylüyor. Ama insanlar, sokaklarda parçalanan çocukları, kadınları görmezden geliyorlar. Bu akıl ve mantıkla bağdaşmıyor.
Bill Gates gibi bazı insanlar, dünya nüfusunu azaltmaktan bahsediyorlar. Ama bizim insanlarımız hala hayvanlarla uğraşıyorlar. Bu da bilinçlerinin ne kadar kapalı olduğunu gösteriyor.
Bazı insanlar, sahte bilgilere o kadar inanmışlar ki, onlara gerçeği anlatmak mümkün olmuyor. Aynı adam, tavuğu öldürüp köpeğe veriyor ama sokak köpeğine gelince hayvansever kesiliyor. Bu da bilinçlerinin ne kadar çelişkili olduğunu gösteriyor.
Tarihte, bazı toplumlar köpeklere tapmışlardır. Şu anda da dünyada ve özellikle Müslüman ülkelerde, geçmiş kavimlerin günahları yeniden işleniyor. Avrupa’da sokak köpeği sorunu yok. Ama bizde durum çok farklı.
Türkiye, atalarımızın büyük bedeller ödeyerek bize bıraktığı bir vatan. Ama biz, bu vatanın kıymetini bilmiyoruz. Allah bize her türlü nimeti vermiş ama biz azgın, şımarık, yalancı, güvenilmez ve hasetçi bir toplum olmuşuz.
Öyleyse hilelerinizi toplayın, birbirinize destek olun. Ama unutmayın ki, sonunda hak galip gelecektir.
Sihirbazlar, Musa’ya ‘Ya önce atmayı tercih edersin ya da ilk atan biz oluruz’ dediler. Musa da ‘Önce siz atın’ dedi. Bir de ne görsünler, onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor. Bunun üzerine Musa içinde bir korku hissetti.
Şu anda dünyada internet üzerinden insanları yönlendiren bir sistem var. Bu sistem, insanları korkutabiliyor ve manipüle edebiliyor. Covid sürecinde ve iklim kanunu, borsa gibi konularda da aynı manipülasyonlar yapıldı.
Borsa sahte bir sistemdir. Çünkü orada gerçek bir emek ve bedel yoktur. Birileri, yıllarca emek vererek kurulan bir şirketi anlık olarak batırabilir veya yükseltebilir. Bu adil değildir.
İnternet de aynı şekilde. Bir yalan haber veya manipülasyon, internet sayesinde çok hızlı yayılabilir. Covid sürecinde de korku psikolojisi internet üzerinden yayıldı.
Sihir, insanları sahte olan bir şeye inandırmaktır. Şu anda da internetin sahipleri, insanları yönlendiriyorlar. Ama Allah’ın izniyle, birileri çıkıp bu dijital sistemi değiştirebilir.
Yapay zeka da şu anda insanlardan veri toplayıp kendini geliştiriyor. Bir gün insanları yönetmeye başlayabilir. Ama birileri çıkıp bu yapay zekayı kontrol edebilir.
Musa’nın döneminde de, batıl ve sahte bir sistem vardı. Ama biz o dönemi tam olarak bilmediğimiz için, çok fazla düşünmemeliyiz. Şu anda bazı insanlar, Hazreti Adem’le ilgili saçma sapan iddialarda bulunuyorlar. Ama Kur’an’ın dışındaki kaynaklara itibar etmemeliyiz. Çünkü bu kaynaklar, bilincimizi kapatır ve bizi fitneye düşürür.
Piyasada dolaşan çoğu dini bilgi, İblis’in Adem’in bilincini kapattığı gibi, sahte bilgilerle doludur. Bunları dinlememeli ve dikkate almamalıyız. Çünkü bu sahte bilgiler, insanların kafasını karıştırır ve onları gerçeklerden uzaklaştırır.
Bazı insanlar, Yahudi kaynaklarından öğrendikleri saçma sapan şeyleri, heyecanla anlatıyorlar. Ama kendi hayatlarında bir sürü sorun yaşıyorlar.
Günümüzde de, bazı insanlar tarihi ve turistik yerlerde, rehberlerin anlattığı uydurma hikayelere inanıyorlar. Oysa gerçek tarihi kaynaklarda bunlar yazmaz. İnsanlar, masal dinlemeye bayılıyorlar. Bu yüzden de dolandırıcıların peşinden gidiyorlar.
Göbeklitepe’de yapılan törenler de buna bir örnektir. Üniversite mezunu, yüksek lisans yapmış insanlar bile, bu saçma sapan törenlere katılıyorlar. Bu nasıl olabilir? İnsanlar nasıl bu kadar kolay kandırılabilirler?
Bazı insanlar, hocalara gidip okutarak iyileşeceklerini sanıyorlar. Muskalara, büyülere inanıyorlar. Bu cehaletten kurtulamıyorlar.
Ben, bu tür saçma sapan şeyleri okumamanızı tavsiye ediyorum. Çünkü bunlar, bir virüs gibi yayılıyor ve insanları zehirliyor.
Benim derslerime katılan bazı insanlar bile, bu tür ritüellere katılıyorlar. Bu beni çok üzüyor. Çünkü bu insanlar, yıllarca benim dersimi dinlemiş olmalarına rağmen, hala bu tür şeylere inanıyorlar.
Ben her zaman, bu tür şeylerden uzak durmalarını, katılmamalarını, dinlememelerini söylüyorum. Çünkü bunlar sihirdir, büyüdür ve bilincinizi kapatır. Sihir ve büyü, sizin akletmenize izin vermez ve sizi sahte olana yönlendirir.
Unutmayın, yatağa yattığınızda o yorgan kendiliğinden üzerinize gelmez. Çay kendiliğinden demlenmez. Her şeyin bir bedeli vardır. Allah, her zorluktan sonra bir kolaylık olduğunu ve bir işi bitirince yeni bir işe koyulmamızı söyler. Tembellik yapmamalı, çalışmalı ve üretmeliyiz. Allah, çalışanı ve üreteni sever. Tembel şeytanı sever. Bedel ödeyen kıymet verir. Bedel ödemek zordur ama doğru olan budur.”
