Hakikat ile Algı Arasında: Musa’nın Mücadelesi Bugünün İnsanına Ne Söylüyor?
Kur’an’daki Hz. Musa ve Firavun kıssasını yalnızca binlerce yıl önce meydana gelmiş tarihî bir hadise olarak okursak, kıssanın bize bakan tarafını kaçırabiliriz.
Kur’an geçmişi anlatırken aslında bugünün insanını eğitir.
Çünkü isimler değişse de insan değişmiyor.
Güç arzusu değişmiyor.
Kibir değişmiyor.
Korku değişmiyor.
Menfaat değişmiyor.
Hakikati kabul etmek istemeyen insanın geliştirdiği savunma mekanizmaları da değişmiyor.
Hz. Musa’nın karşısında Firavun vardı.
Bugün ise bizim karşımızda bazen yanlış bilgiler, bazen korkularımız, bazen tutkularımız, bazen toplum baskısı, bazen ekonomik çıkarlarımız, bazen de yıllardır doğru kabul ettiğimiz fakat hiç sorgulamadığımız düşünceler olabilir.
Asıl mesele şudur:
Hakikat önümüze geldiğinde onu görebilecek kadar bilincimiz açık mı?
Firavun Neden Hakikati Kabul Etmedi?
Allah, Firavun’a ayetlerini gösterdi.
Fakat Firavun reddetti.
Buradaki mesele yalnızca bir mucizeyi görmek veya görmemek değildir.
Firavun’un problemi daha derindeydi.
Hakikati kabul etmesi durumunda kurduğu düzeni, otoritesini, üstünlük iddiasını ve insanların üzerindeki hâkimiyetini sorgulaması gerekecekti.
Bu yüzden Hz. Musa’ya:
“Ey Musa! Sihrinle bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?”
anlamındaki suçlamayla karşılık verdi.
Dikkat edin.
Musa delil getiriyor.
Firavun ise doğrudan Musa’nın şahsını suçluyor.
Bu insanlık tarihinde çok tekrar edilen bir davranıştır.
Bir düşünceye cevap veremeyen insan bazen düşünceyle değil, düşünceyi söyleyen kişiyle mücadele etmeye başlar.
Delile delille cevap veremeyince:
“Bu adamın başka amacı var.”
“Bizi kandırıyor.”
“Düzeni bozmak istiyor.”
gibi suçlamalar ortaya çıkar.
Çünkü insanın kurduğu batıl düzeni hakikat kadar rahatsız eden başka bir şey yoktur.
Sihir Nedir? Yalnızca Doğaüstü Bir Hadise mi?
Hz. Musa kıssasında sihirbazlardan söz edilir.
Onların ipleri ve değnekleri insanların gözünde hareket ediyormuş gibi görünür.
Gerçekte olmayan bir görüntü, insanlara gerçekmiş gibi sunulur.
İşte burada çok önemli bir ders vardır:
Sahte olanın gerçekmiş gibi gösterilmesi.
Bugün “sihir” kavramına sadece gizemli veya doğaüstü olaylar üzerinden bakmak zorunda değiliz.
İnsan zihninin yanıltılması da üzerinde düşünmemiz gereken büyük bir meseledir.
Bir yalan sürekli tekrar edilirse…
Bir yanlış bilgi milyonlarca insana aynı anda ulaştırılırsa…
Bir insan devamlı korkuya maruz bırakılırsa…
Bir toplum belirli kelimeler, görüntüler ve sloganlarla sürekli yönlendirilirse…
İnsan zamanla kendi aklıyla düşünmek yerine kendisine gösterilen dünyayı gerçek zannetmeye başlayabilir.
Bu yüzden Kur’an sürekli:
Akletmez misiniz?
Düşünmez misiniz?
Öğüt almaz mısınız?
diye sorar.
Çünkü iman, bilincin kapanması değil; tam tersine bilincin açılmasıdır.
Bugünün En Büyük Mücadelesi İnsan Zihninde Yaşanıyor
Televizyon kötü değildir.
İnternet kötü değildir.
Cep telefonu kötü değildir.
Yapay zekâ kötü değildir.
Teknoloji Allah’ın yaratmış olduğu maddelerin, insan aklı ve emeğiyle kullanılmasıdır.
Problem araçlarda değildir.
Problem, bu araçlarla insan zihnine ne yerleştirildiğidir.
Yanlış bilgi…
İftira…
Aşırı tüketim…
Gösteriş…
Korku…
Şiddet…
Şehvet…
Kumar kültürü…
Kolay para arzusu…
Başkasının hayatına özenme…
Sürekli eğlence…
Sürekli tüketme…
İşte bunlar insanın zihnini kuşatmaya başladığında kişi farkında olmadan kendi hayatından uzaklaşabilir.
Artık kendi düşünmez.
Kendisine ne düşünmesi gerektiği söylenir.
Kendi ihtiyacını belirlemez.
Kendisine neye ihtiyacı olduğu öğretilir.
Kendi değerini belirlemez.
Değerini para, makam, takipçi, görünüş veya tüketim üzerinden ölçmeye başlar.
İşte Kur’an’ın insanı sürekli düşünmeye çağırmasının sebeplerinden biri budur.
İblis’in İlk Yöntemi de Buydu
Adem kıssasını hatırlayalım.
İblis, Adem’e açıkça:
“Allah’a isyan et.”
demedi.
Daha cazip bir şey söyledi.
Ölümsüzlük…
Kalıcı olmak…
Daha üstün hale gelmek…
Yani batılı güzel gösterdi.
İşte şeytanın yöntemi çoğu zaman budur.
Kötülüğü:
“Bu kötülüktür.”
diye getirmez.
Onu süsler.
Kolay gösterir.
Faydalı gösterir.
Modern gösterir.
Mecburiyet gibi gösterir.
Herkes yapıyor gibi gösterir.
Sonunda insan yanlış olanı kendi isteğiyle seçmeye başlar.
İşte tehlike tam burada başlar.
Korku, İnsanı Yönetmenin En Kolay Yollarından Biridir
Hz. Musa kıssasında da korku vardır.
Firavun halkını korkutuyor.
Sihirbazlar korkutuyor.
İnsanların düzenlerinin bozulacağı söyleniyor.
Her dönemde korkunun insanlar üzerinde büyük etkisi olmuştur.
Bugün de insan;
işini kaybetmekten,
parasını kaybetmekten,
statüsünü kaybetmekten,
yalnız kalmaktan,
toplumdan dışlanmaktan,
geleceğinden,
hastalıktan,
ölümden
korkabilir.
Fakat insanın bütün hayatını korku yönetmeye başladığında doğruyla yanlışı ayırması zorlaşır.
Kur’an’ın bize verdiği temel bilinç şudur:
Tedbirimizi alırız ama kulluğumuzu korkularımıza teslim etmeyiz.
Çünkü Müslümanın nihai teslimiyeti Allah’adır.
Hakikat Neden Bazen İnsanları Rahatsız Eder?
İnsan kendisine yanlış yaptığını söyleyen bir sözü her zaman sevmez.
Çünkü hakikat bazen bizi rahatlatmaz.
Bazen yüzleştirir.
Faiz konusunda…
Kul hakkı konusunda…
Adalet konusunda…
Aile konusunda…
Ticarette…
İsrafta…
Şehvette…
Kibirde…
Hasette…
Tembellikte…
Kur’an insanın hoşuna giden şeyleri söylemek için gelmemiştir.
İnsanı dönüştürmek için gelmiştir.
Bu yüzden hakikatle karşılaşan insanın önünde iki yol vardır:
Kendisini değiştirmek
veya
hakikati susturmaya çalışmak.
Firavun ikinci yolu seçti.
Musa’yı suçladı.
Sihirbaz dedi.
Tehdit olarak gördü.
Çünkü Musa’nın söylediklerini kabul ederse Firavun olarak kalamayacaktı.
Gerçek Bilginin Ölçüsü Nedir?
Bugün bilgiye ulaşmak kolay.
Fakat doğru bilgiye ulaşmak zor.
Telefonumuzu açıyoruz.
Binlerce video…
Binlerce yorum…
Binlerce iddia…
Din adına anlatılanlar…
Sağlık adına anlatılanlar…
Ekonomi adına anlatılanlar…
Tarih adına anlatılanlar…
İnsan birkaç saat içerisinde yüzlerce farklı iddiaya maruz kalabiliyor.
Burada Müslümanın yapması gereken şey her duyduğuna inanmak değildir.
Araştırmak.
Delil istemek.
Düşünmek.
Karşılaştırmak.
Kaynağı sorgulamak.
Ve en önemlisi Kur’an’ın temel ilkeleriyle ölçmek.
Çünkü insanın kafasını doldurmak, insanı bilgilendirmek anlamına gelmez.
Bazen çok bilgi, insanı hakikatten daha da uzaklaştırabilir.
Din Alanında da Aynı Tehlike Var
İnsanlar tarih boyunca dine birçok hikâye, rivayet, gelenek ve kültürel unsur eklemiştir.
Bunların bir kısmı faydalı olabilir.
Bir kısmı tarihî bilgi verebilir.
Fakat hiçbir anlatıyı sorgulanamaz hale getirmemeliyiz.
Ölçümüz Kur’an olmalıdır.
Çünkü Kur’an insanı masallara değil düşünmeye çağırır.
Bir tarihi mekânda anlatılan her hikâye doğru değildir.
Bir sosyal medya videosundaki her dini anlatı doğru değildir.
Bir kişinin “Büyük bir alim böyle söyledi.” demesi de tek başına yeterli değildir.
İnsan yine araştırmalıdır.
Kur’an’ı okumalıdır.
Akletmelidir.
Hurafeye Teslim Olmak Bilinci Kapatır
İnsan bazen hayatındaki problemi çözmek yerine kolay yollar arar.
Çalışması gerekirken mucize bekler.
Tedavi olması gerekirken yalnızca bir ritüele bağlanır.
Sorunlarını çözmesi gerekirken birilerinin kendisi adına her şeyi halletmesini bekler.
Muska…
Fal…
Büyü…
Uğur…
Batıl ritüeller…
Bunların tehlikeli taraflarından biri insanın sorumluluk bilincini zayıflatmasıdır.
İnsan kendi davranışlarının sonuçlarını görmek yerine her şeyi görünmeyen güçlere bağlamaya başlar.
Oysa Kur’an insanı sorumluluğa çağırır.
Allah’ın Düzeninde Sebep ve Sonuç Vardır
Yatağa yattığımız zaman yorgan kendiliğinden üzerimize gelmez.
Çay kendiliğinden demlenmez.
Tarla kendiliğinden ürün vermez.
Bir çocuk kendiliğinden eğitimli hale gelmez.
Bir toplum kendiliğinden düzelmez.
Bir ülke kendiliğinden kalkınmaz.
Bir insan kendiliğinden ahlaklı hale gelmez.
Bunun için emek gerekir.
Bedel gerekir.
Sabır gerekir.
Çalışmak gerekir.
Kur’an bize:
“Bir işi bitirdiğinde diğerine koyul.”
bilincini öğretir.
Çünkü hayat mücadeledir.
İnsan çalıştıkça gelişir.
Ürettikçe güçlenir.
Sorumluluk aldıkça olgunlaşır.
Bedel ödediği şeyin kıymetini bilir.
Kolay Kazanç Kültürü İnsanı Bozar
Bugün insanlığın önemli problemlerinden biri de emek vermeden kazanma arzusudur.
Bir anda zengin olmak…
Hiç çalışmadan para kazanmak…
Bir gecede meşhur olmak…
Bir videoyla hayatını değiştirmek…
Bir yatırımla bir anda servet kazanmak…
Bu beklentiler arttıkça çalışma kültürü zayıflayabilir.
Oysa insanın psikolojik yapısında üretmenin çok önemli bir yeri vardır.
Çalışmayan insan yalnızca ekonomik olarak değil, ruhsal olarak da hantallaşabilir.
Bizim kültürümüzde güzel bir söz vardır:
“İşleyen demir pas tutmaz.”
İnsan da böyledir.
Ürettikçe canlı kalır.
Emek verdikçe kıymet bilir.
Bedel ödedikçe olgunlaşır.
Musa’nın Korkusu Bize Ne Öğretiyor?
Sihirbazlar iplerini attığında Hz. Musa da bir an korktu.
Bu çok önemli.
Demek ki iman eden insan hiç korkmayan insan değildir.
Korkar.
Endişelenir.
Bazen şaşırır.
Fakat korkusunun arkasından ne yaptığı önemlidir.
Allah Musa’ya korkmamasını bildirir.
Çünkü hakikat sonunda ortaya çıkacaktır.
Bizim hayatımızda da bazen batıl çok güçlü görünebilir.
Yalan çok yaygın olabilir.
Haksızlık güçlü olabilir.
Yanlış yapan insanlar çok olabilir.
Ama çokluk haklılık değildir.
Güç haklılık değildir.
Popülerlik haklılık değildir.
Hakikat, hakikattir.
Bugünün Firavunu Kim?
Bu soruya hemen bir kişinin ismini vererek cevap vermek kolaydır.
Fakat belki daha önemli soru şudur:
Firavunlaşma eğilimi bizim içimizde var mı?
Güç kazandığımızda kibirleniyor muyuz?
Haksız olduğumuzu bildiğimiz halde geri adım atmıyor muyuz?
Eleştirildiğimizde gerçeği araştırmak yerine karşı tarafı mı suçluyoruz?
Menfaatimiz zarar görecek diye doğruyu görmezden geliyor muyuz?
İnsanları korkutarak mı yönetiyoruz?
Kendimizi başkalarından üstün mü görüyoruz?
Eğer bunları yapıyorsak, Firavun kıssasını yalnızca geçmişte aramamak gerekir.
Kur’an bize başkasını göstermekten önce bizi bize gösterir.
Peki Ne Yapacağız?
Öncelikle zihnimizi koruyacağız.
Her duyduğumuza inanmayacağız.
Her gördüğümüz görüntüyü gerçek kabul etmeyeceğiz.
Her popüler düşüncenin doğru olmadığını bileceğiz.
Kur’an okuyacağız.
Düşüneceğiz.
Araştıracağız.
Delil isteyeceğiz.
Korkularımızla yüzleşeceğiz.
Çalışacağız.
Üreteceğiz.
Adaletli olacağız.
Kul hakkından sakınacağız.
Hakkı ayakta tutmaya çalışacağız.
Batılı gördüğümüzde onun parıltısına değil sonucuna bakacağız.
Çünkü batıl bazen çok güzel süslenebilir.
Ama sonucu bozulmadır.
Hak ise bazen insana ağır gelebilir.
Bedel ister.
Sabır ister.
Fedakârlık ister.
Ama insanı özgürleştiren de odur.
Sonuç: Asıl Mücadele Bilincimiz İçin
Hz. Musa ile Firavun arasındaki mücadele yalnızca iki insanın mücadelesi değildir.
Hak ile batılın mücadelesidir.
Gerçek ile sahte olanın mücadelesidir.
Özgür bilinç ile yönlendirilmiş bilincin mücadelesidir.
Adalet ile zulmün mücadelesidir.
İman ile kibrin mücadelesidir.
Ve bu mücadele bugün de devam ediyor.
Belki şekli değişti.
Belki araçlar değişti.
Belki meydanların yerini ekranlar aldı.
Ama insan yine aynı insan.
Bugün bizim görevimiz Musa’nın asasını aramak değil.
Musa’nın bilincini anlamaktır.
Hakikati gördüğümüzde arkasında durabilmek…
Batılı fark ettiğimizde ona teslim olmamak…
Korkuya rağmen doğru olanı yapabilmek…
Ve bütün bunları yaparken Allah’a güvenmek.
Çünkü sahte olan ne kadar güçlü görünürse görünsün, bir gün hakikatle karşılaştığında çözülür.
Fakat bunun için bizim de uyanık olmamız gerekir.
Akletmek zorundayız.
Araştırmak zorundayız.
Çalışmak zorundayız.
Üretmek zorundayız.
Ve en önemlisi:
Kime teslim olduğumuzu unutmamak zorundayız.

