Gerçeği Görmek Yetmez: Musa’nın Kavmi, Sihirbazların İmanı ve Bedel Ödemek
22 Nisan 2025
Bir insan mucizeyi gözleriyle görse, yine de yanlış bir yola dönebilir mi? Ya da yıllarca yanlış tarafta durmuş biri, gerçeği fark ettiği anda bütün hayatını değiştirebilir mi?
Musa’nın kıssasında yan yana duran iki manzara var. Biri, zulümden kurtarıldığı hâlde yeniden puta yönelen insanlar. Diğeri, Firavun’un yanında dururken hakikati görünce ölüm tehdidine rağmen inancından vazgeçmeyen sihirbazlar.
Soru: Biz gerçeği öğrendiğimizde ne yapıyoruz?
Kurtulmak Başka, Hidayeti Seçmek Başka
Musa, İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden kurtarmak için mücadele etti. Denizden geçiş gibi büyük bir olaya tanık oldular. Fakat az sonra putlara yönelen bir topluluğu görünce Musa’dan kendileri için de benzer bir ilah yapmasını istediler.
Böyle bir isteği duymak şaşırtıcı. Daha yeni kurtulmuşlardı. Allah’ın yardımına şahit olmuşlardı. Yine de eski alışkanlıklarına dönme isteği ortaya çıktı.
Bu kıssa bize şunu düşündürüyor: Bir insanın zorluktan kurtulması, bütün düşüncelerinin aynı anda düzelmesi demek değil. Gerçeği görmekle ona teslim olmak arasında seçim var.
Musa’nın onları zulümden kurtarmak için çaba göstermesi de önemli. Yardıma muhtaç bir insana destek olmak için önce onun bizimle aynı düşünceye sahip olmasını beklemek zorunda değiliz.
Bir insanın yanlışları olabilir. Bizim de olabilir. Yanlışı görüp düzeltmek için zamana, öğrenmeye ve çabaya ihtiyacımız var.
Fakat zamanı sonsuzmuş gibi kullanamayız. Firavun’un son anda inandığını söylemesi de insanın tercihini sürekli ertelemesinin tehlikesini hatırlatır. Yaşarken kendi yolumuzu sorgulamamız gerekir.
Tövbe, Yalnızca Bir Söz mü?
Soru: Hata yaptığımızda onu düzeltmek için gerçekten adım atıyor muyuz?
Birine haksızlık yaptık. Yıllar sonra hatamızı hatırladık. O insanın gönlünü almak, hakkını teslim etmek veya helallik istemek kolay olmayabilir.
Özellikle gururumuz engel olur. Yanlış yaptığımızı biliyoruz ama söyleyemiyoruz. “Ben nasıl gidip özür dilerim?” diyoruz.
Tövbenin samimiyetini düşünürken yalnızca söylediğimiz kelimelere değil, davranışımıza da bakmalıyız. Mümkünse verdiğimiz zararı gidermek ve aynı yanlışı sürdürmemek gerekir.
Bazen zarar verdiğimiz kişiye ulaşamayabiliriz. Böyle bir durumda bilmediğimiz dinî ayrıntılar hakkında kesin hükümler vermeden, sorumluluğumuzu ciddiye almamız gerekir.
Başımıza gelen her sıkıntıyı kesin biçimde geçmiş günahlarımızın cezası ya da arınmanın işareti sayamayız. Fakat sıkıntılar karşısında kendimizi sorgulamak, kibirden uzaklaşmak ve hatalarımızı düzeltmek için fırsat bulabiliriz.
Önemli olan, başkasının hakkını görmezden gelip yalnızca kendi rahatlığımızı istememektir. Hakkını yediğimiz insanı hatırladığımızda meseleyi yok saymayalım.
Yanlışı Normalleştiren Düzen
Bir grup insanla ticaret konuşuyoruz. Araba alıp satıyorlar. Peşin fiyatla vadeli fiyat arasında fark koyuyorlar. Buna da enflasyonu ve piyasa şartlarını gerekçe gösteriyorlar.
Bu uygulamaların dinî niteliği konusunda farklı fıkhî değerlendirmeler vardır. Fakat burada ortaya çıkan daha genel bir soru önemlidir: Bir işlemi yalnızca herkes yaptığı için mi doğru kabul ediyoruz?
İş hayatında bazen “Piyasa böyle” cümlesi bütün itirazları susturuyor. Kendi tercihimizi sorgulamadan çevremizdeki düzeni ölçü alıyoruz.
Bir tüccar yıllardır çalıştığını, mal sattığını ve para kazandığını anlatıyor. Fakat ardından mutlu olmadığını söylüyor. O zaman yalnızca kazanç miktarını değil, ulaştığımız sonucu da düşünmeliyiz.
Soru: Yıllardır yaptığımız şey bize huzur vermiyorsa sebeplerimizi değiştirmeye hazır mıyız?
Bilmediğimizi kabul etmek, öğrenmenin başlangıcı olabilir. “Ben bu işi zaten biliyorum” dediğimiz sürece farklı bir açıklamayı dinlemeyebiliriz.
Hatalı kararlarımızı savunmak yerine onları yeniden değerlendirebiliriz. Bir işi büyütmek için kullandığımız yöntemleri, borçlarımızı, kazanç anlayışımızı ve ailemizle geçirdiğimiz zamanı sorgulayabiliriz.
Kendi deneyimimizi herkes için değişmez kural gibi sunmamalıyız. Ama yaşadığımız bir kayıp, daha önce sorgulamadığımız bir tercihi anlamamıza yardım edebilir.
İnsan bazen bir şeye hemen sahip olmak ister. Beklemek, para biriktirmek ve sabretmek zor gelir. Bu durumda kısa yoldan sonuca ulaşma isteği başka kararlarına da yansıyabilir.
Sabır yalnızca beklemek değildir. İstediğimiz şeye ulaşmak için doğru gördüğümüz sınırları korumaktır. Bu sınırları ihmal ettiğimizde kazanırken de kaybedebiliriz.
Çevre ve Çoğunluğun Etkisi
Bir saatin içindeki dişlileri düşünelim. Her parça ötekinin hareketinden etkilenir. İnsanların oluşturduğu çevrelerde de alışkanlıklar birbirine geçebilir.
Arkadaş grubumuzun yaptığını normal kabul edebiliriz. Herkes bir davranışı tekrarladığında onu sorgulamak zorlaşabilir. İş bağlantısı kurmak için girdiğimiz bir ortamda, önce kabul etmeyeceğimiz davranışlara alışabiliriz.
Bir kişi sigara içen arkadaşına bıraktıracağını düşünerek yakınlaşıyor. Fakat zaman içinde kendisi de sigaraya başlıyor. Bu örnek, çevremizin etkisini hafife almamamız gerektiğini gösteriyor.
Yine de insanın başkasıyla karşılaşınca mutlaka bozulacağını söyleyemeyiz. Herkesin iradesi ve şartları farklı. Önemli olan kendimizi tanımamız ve yanlış gördüğümüz baskıya karşı sınır koyabilmemiz.
Soru: Bugün hangi davranışımızı sırf çevremiz normal gördüğü için sürdürüyoruz?
Çoğunluğun yapması bir işi tek başına doğru yapmaz. Aynı şekilde azınlıkta olmak da bir düşüncenin kendiliğinden doğru olduğunu göstermez. Hangi gerekçeyle davrandığımızı anlamamız gerekir.
Sihirbazların Kararı: Gerçek İçin Bedel Ödemek
Firavun’un sihirbazları Musa’yla karşılaştığında gerçeği fark edip iman ettiler. Firavun ise onları ellerini ve ayaklarını çapraz kesmekle ve asmakla tehdit etti.
Tâhâ suresinde sihirbazların, kendilerine gelen apaçık deliller karşısında Firavun’u yaratıcılarına tercih etmeyeceklerini söyledikleri anlatılır. Firavun’un hükmünün ancak dünya hayatında geçerli olduğunu hatırlattılar.
Düşünün: Bir yanda can güvenliği, öte yanda doğru olduğuna inandıkları şey vardı. Onlar tehdidi görmezden gelmediler; fakat hakikatten dönmediler.
Musa’nın yanında yürüyüp mucize görenler yanlış bir isteğe yönelebilirken, daha önce Firavun’un safında duran sihirbazlar böylesine net bir tercih yapabildi.
Buradaki farkı yalnızca kimlikte aramak yeterli değil. Bilmek, düşünmek, kabul etmek ve gerektiğinde bedel ödemek arasında güçlü bir bağ var.
Bugün de zulüm karşısında ses çıkaran insanlar görüyoruz. Gazze’de yaşanan acılara karşı farklı ülkelerde protestolar düzenlenmesi, başkalarının hakları için risk alabilmenin önemini düşünmemize yol açıyor.
Kimin hangi inanca sahip olduğunu bir bakışta bilemeyiz. Ama bir insanın haksızlığa karşı ne yaptığına bakabiliriz. Kendimizi yalnızca iyi sözlerle değil, davranışlarımızla da sorgulamalıyız.
İbadetimiz bizi dürüstlüğe ve iyiliğe çağırmalı. Yardıma ihtiyacı olanın yanında durmak, hakkı savunmak ve bildiğimiz doğruyu uygulamak da önemlidir.
Şimdi yeniden ilk soruya dönelim: Gerçeği gördüğümüzde ne yapıyoruz? Bildiğimizi savunmak için başkalarına mı kızıyoruz, yoksa önce kendi kararlarımızı mı değiştiriyoruz?
Bugün tek bir yanlış alışkanlığımızı sorgulayabiliriz. Birinden özür dileyebilir, ticaretteki bir uygulamamızı yeniden değerlendirebilir veya bizi yanlış yöne iten ortamdan uzaklaşabiliriz.
Allah’ım, bize hakkı hak olarak görmeyi ve ona uymayı nasip et. Bâtılı bâtıl olarak görmeyi ve ondan uzak durmayı öğret. Kibirden, aldanıştan ve kul hakkından bizi koru. Anlamayı, öğrendiğimizi yaşamayı ve iyiliğe vesile olmayı nasip et.
Gerçeği görmek bir başlangıçtır. Asıl mesele, onu gördükten sonra hangi yolu seçtiğimizdir.

