10 Temmuz 2023 — Güven Ararken Güvenilir Olmak
10 Temmuz 2023
Soru: Evimiz, işimiz, ailemiz olduğu hâlde neden hâlâ içimiz rahat etmiyor?
Çünkü sahip olduğumuz şeylerle onların içinde aradığımız şey aynı değil. Bir evimiz olabilir ama o evde güven bulamayabiliriz.
Bir müşterimiz olabilir ama sözünde durup durmayacağından endişe edebiliriz. Yanımızda insanlar bulunabilir ama derdimizi açacak kimse bulamayabiliriz.
Demek ki mesele yalnızca daha çok şeye sahip olmak değil. O şeylerle kurduğumuz ilişkinin doğruluğunu da düşünmemiz gerekiyor.
Nisâ suresinin 82. ayeti, Kur’an üzerinde düşünmeye çağırıyor. Ardından gelen ayette güvenlik ve korkuyla ilgili haberlerin nasıl değerlendirileceği anlatılıyor.
Bu iki uyarıyı birlikte düşünelim. Okuduğumuz bilgi, yaşadığımız korkuya ve aradığımız güvene temas ediyor mu?
Yoksa kelimeleri öğrenip hayatımızı aynı alışkanlıklarla sürdürmeye devam mı ediyoruz?
Güven, hayatın içindeki gerçek ihtiyaç
Soru: Güven neden bu kadar kıymetli?
Çünkü insan yalnızca mal almak istemiyor. Aldığı malın kendisine anlatıldığı gibi çıkmasını da istiyor.
Eşiyle yaşamak isteyen insan, aynı zamanda eşine güvenmek istiyor. Kardeşiyle miras paylaşan insan, hakkının korunmasını bekliyor.
Bir işveren, müşterisinden ödeme beklerken yalnızca para düşünmüyor. Verilen sözün tutulmasını, emeğinin karşılığının kaybolmamasını da düşünüyor.
Güven eksildiğinde korku çoğalıyor. Daha önce aldatılan insan, yeniden aldatılma ihtimalini zihninde taşıyor.
Bir işte zarar gördüysek yeni bir işe girerken geçmişimizi de yanımızda götürüyoruz. Henüz yaşanmamış bir sıkıntıyı, yaşanmış gibi düşünmeye başlayabiliyoruz.
Nisâ suresinin 83. ayeti, güvenlik veya korku haberini hemen yaymak yerine değerlendirebilecek kimselere götürmeyi öğretiyor.
Burada aceleyle konuşmak yerine anlamaya çalışmak var. Bilmediğimiz konuda, işin iç yüzünü bilen insana başvurmak var.
Kendi hayatımıza baktığımızda da buna ihtiyaç duyuyoruz. Endişemizi büyüten her sözü doğru kabul edersek, önümüzü görmek daha da zorlaşır.
Bir korkuyu anlatmakla o korkunun sebebini anlamak aynı şey değildir. Sorunumuzu bilen, ölçülü değerlendiren bir insanın katkısı bu yüzden önemlidir.
Kur’an’ı düşünmek, böyle bir dikkati hayatımıza taşımayı da gerektirir. Okuduğumuz ayetin, konuşmamızda ve kararlarımızda bir karşılığı olmalıdır.
Güven arayan insan, önce kendisinin nasıl güven verdiğini de sormalıdır.
Birlikte tüketmekten birlikte emek vermeye
Kardeşler aynı sofrada büyüyebilir. Aynı gezilere katılabilir, aynı oyunları oynayabilirler.
Fakat birbirlerinin sıkıntısına hiç emek vermemişlerse, aralarındaki bağ bekledikleri kadar güçlü olmayabilir.
Matematiği iyi olan bir çocuk düşünelim. Kardeşi aynı konuda zorlanıyor.
Oturup ona yardım ettiğinde yalnızca bir soruyu çözmüş olmaz. Kardeşinin derdini önemsemiş, zamanını onun için ayırmış olur.
İşte güvenin içinde böyle bir emek vardır. Karşı taraf, zorlandığında yalnız bırakılmadığını görür.
Eskiden imeceyle işlenen tarlaları düşünelim. İnsanlar yalnızca yemek için bir araya gelmiyordu; birlikte çalışıyor, birbirlerinin yükünü taşıyordu.
Birinin tarlası kazılırken başkaları da alın teri döküyordu. Sonra başka birinin ihtiyacı için yeniden buluşuluyordu.
Birlikte yapılan iş, konuşmaya ve yakınlaşmaya da alan açıyordu. İnsanlar birbirini yalnızca rahat zamanda değil, zorluk içinde de tanıyordu.
Yolda kalan bir minibüsü beraber itmek bile ortak bir çabadır. O sırada herkes, bir başkasının emeğine ihtiyaç duyduğunu görür.
Soru: Biz yakınlarımızla sadece tüketirken mi beraberiz?
Yemek, gezmek ve eğlenmek dışında birbirimiz için ne yapıyoruz? Bir sıkıntı çıktığında zamanımızı ve imkânımızı paylaşabiliyor muyuz?
Bazen daha yeni bir telefon isterken yakınımızın ihtiyacını erteliyoruz. Sonra o bizi aradığında yardım edecek paramız olmadığını söylüyoruz.
Burada yalnızca gelirimize bakmak yetmez. Önceliklerimize de bakmamız gerekir.
Her yeni isteği öne aldığımızda, başkasının derdine ayıracağımız yer azalır. İhtiyaç gidermek ise ilişkiyi sözden çıkarıp davranışa taşır.
Güvenilir olmak, yalnızca kendimizi iyi anlatmak değildir. Başkasının hayatında karşılığı olan bir iyilik ortaya koymaktır.
İbadetin hayata yansıyan tarafı
Dürüstlükten söz etmek kolaydır. Asıl mesele, çıkarımız tehlikeye girdiğinde dürüst kalabilmektir.
Bir tamirci işinde çok usta olabilir. Fakat kalitesiz parçayı kaliteli diye satıyorsa, ustalığı onu güvenilir yapmaz.
Müşterinin bilmediği bir ayrıntıyı kendi kazancı için kullanabilir. Böylece mesleğini iyi bildiği hâlde yaptığı işte ahlaki ölçüyü kaybedebilir.
Bilgiyle niyetin birlikte düşünülmesi gerekiyor. Kur’an’la kurduğumuz ilişki için de aynı soruyu kendimize yöneltmeliyiz.
Okuduğumuz şey bizi daha dürüst yapıyor mu? İnsanların hakkına daha dikkatli davranmamızı sağlıyor mu?
İbadetleri konuşurken komşumuzun derdini unutuyorsak, hayatımızdaki eksikliği görmeliyiz. Mirası, ticareti ve aile ilişkilerini ibadetten kopuk düşünmemeliyiz.
Soru: İnsanlar bizim yanımızda kendilerini güvende hissediyor mu?
Bize malını emanet edebiliyor mu? Bir söz verdiğimizde, yerine geleceğinden emin olabiliyor mu?
Bunlar küçük sorular değil. İnandığımız değerlerin günlük hayattaki karşılığını gösteren sorular.
Çocuğumuza da yalnızca ezberleyeceği bilgiler vermekle yetinemeyiz. Yalan söylememeyi, başkasının hakkını gözetmeyi ve ihtiyaç sahibine yardım etmeyi davranışlarımızla göstermeliyiz.
Kardeşine yardımcı olmasını istediğimiz çocuğun önünde, biz de yakınlarımızın sıkıntısını önemsemeliyiz. Söylediğimizle yaşadığımız arasındaki mesafe büyümemelidir.
Hata yaptığımızda ise kendimizi savunmak için yeni bahaneler aramamalıyız. Yanlışı görüp Allah’a yönelmek, tövbe etmek ve davranışı düzeltmek gerekir.
Sabah Rabbimize sığınırken o günün ticaretini de düşünelim. Bilerek veya bilmeyerek haksızlığa karışmamaktan yardım isteyelim.
Çünkü güven, yalnızca başkalarından beklediğimiz bir özellik değildir. Bizim de her gün yeniden korumamız gereken bir sorumluluktur.
Doğru kalmak ve iyiliğe aracılık etmek
Nisâ suresinin 84. ayetinde kişinin sorumluluğu ve inananları teşvik etmesi öne çıkıyor. Bu hatırlatma, kendi davranışımızdan kaçamayacağımızı gösteriyor.
Çevremizde yanlış işler yapılması, bizim de aynı yolu seçmemizi haklı çıkarmaz. Herkesin sözü ve davranışı kendisine aittir.
Ticarette bunun karşılığı bazen zor olabilir. Ay sonunda maaşlar, vergiler ve ödemeler beklerken insan ciddi bir baskı hisseder.
Fakat ihtiyaçların artması, müşteriye yanlış bilgi vermeyi doğru yapmaz. Ürünün niteliğini, eksiklerini ve şartlarını açıkça söylemek gerekir.
Karşı tarafın parası olması da ona sınırsız hak vermez. Bir iş ilişkisi, insanların birbirini ezdiği bir düzene dönüşmemelidir.
Çalışırız, çabalarız, elimizden geleni yaparız. Ama rızık endişesiyle doğruluğumuzu satışa çıkarmamaya gayret ederiz.
Bazen güvenip karşılık göremeyebiliriz. Bir ödeme gecikebilir, yakınımız bizi incitebilir, beklemediğimiz bir söz duyabiliriz.
Böyle zamanlarda insan yorulur. Yine de başkasının yanlışı yüzünden kendi ölçüsünü terk etmemelidir.
Nisâ suresinin 85. ayeti, iyiliğe aracılık edenin de kötülüğe aracılık edenin de yaptığı işten payı bulunduğunu hatırlatıyor.
Bu yüzden yalnızca kendi yaptığımız işe bakmayalım. Destek verdiğimiz, kolaylaştırdığımız ve doğru gösterdiğimiz işlere de bakalım.
Bir kötülüğü, nefsimize hoş geldiği için normalleştirebiliriz. Hatta doğru bir sözü yanlış davranışımıza gerekçe yapmaya çalışabiliriz.
Allah’ın affına güvenmek, yanlışa devam etmek için bahane olmamalıdır. Bağışlanma ümidi, insanı tövbeye ve değişmeye yöneltmelidir.
İyiliğin karşılığını hemen görmek istemek de bizi yorabilir. Yardım ettiğimiz insanın aynı şekilde davranmaması, yaptığımız iyiliği değersiz kılmaz.
Soru: İyiliği bir karşılık almak için mi, Allah’ın rızası için mi yapıyoruz?
Bu soruya verdiğimiz cevap, kırıldığımız zaman nasıl davranacağımızı da etkiler. Hesabımızı yalnızca insanların tepkisine bağlarsak, doğruluktan çabuk vazgeçebiliriz.
Bir sıkıntının içindeyken kendimizi de değerlendirelim. Düzeltebileceğimiz davranışları görüp Rabbimize yönelirken, sorunumuzu çözmek için gerekli çabayı da sürdürelim.
Mesele başkalarını zorla değiştirmek değildir. Anlatmak, düşündürmek ve kendi hayatımızda doğru örnek ortaya koymaktır.
Çocuğumuza da çevremize de yalnızca yasakları sıralamak yetmez. Bir davranışın ilişkilerimizi ve güvenimizi nasıl etkilediğini açıklamamız gerekir.
Dürüstlük konusunda konuşurken kendi ihtiyacımızı da saklamayalım. İnsan acıkır, yorulur, kazanmak ve geçinmek ister.
Sorun ihtiyaç sahibi olmak değildir. İhtiyacımızı giderirken hangi yolu seçtiğimizdir.
Bir malın daha iyisini istemek, çevremizdeki insanları görmezden gelmemize yol açıyorsa burada durup düşünmeliyiz. Çünkü isteklerin sonu kendiliğinden gelmiyor.
Daha iyi bir evin ardından başka bir ev düşünülebiliyor. Yeni bir aracın ardından daha yenisi istenebiliyor.
Bu yarış içinde güvenin satın alınabilecek bir eşya olmadığını unutuyoruz. Oysa güven, davranışlarımızın zamanla oluşturduğu bir karşılık.
İnsanlar bize sadece imkânımız çok olduğu için güvenmez. İmkânımızı nasıl kullandığımızı, zor zamanda ne yaptığımızı ve başkasının hakkını gözetip gözetmediğimizi de görür.
Bu yüzden kendi hayatımızdaki küçük tercihleri küçümsemeyelim. İlişkilerimizin niteliği, her gün yaptığımız bu tercihlerle yavaş yavaş belirginleşir. Bunu unutmayalım.
Evler değişebilir, araçlar değişebilir, imkânlar çoğalabilir. Fakat insanın dürüst bir söze ve güvenilir bir ilişkiye ihtiyacı sürer.
Bugün kendi payımıza düşen yerden başlayalım. Bir sözümüzü tutalım, bir ihtiyacı önemseyelim, bir yanlışımıza mazeret üretmeyelim.
Rabbim bizi okuduğunu düşünen, düşündüğünü hayatına taşıyan kullarından eylesin. İyiliğe aracılık etmeyi ve zorlukta da doğruluğu korumayı nasip etsin.
Aradığımız güvenin, önce bizim davranışlarımızda bir karşılığı olsun.

