Murat ve kardeşi Salihin hikayesi
Size bugün Murat’ın hikâyesini anlatmak istiyorum.
Murat kırk sekiz yaşındaydı.
Yaklaşık yirmi beş yıldır ticaret yapıyordu.
Sıfırdan başlamıştı.
Önce küçücük bir dükkân…
Sonra depo…
Sonra atölye…
Yıllar içerisinde işi büyütmüş, yanında otuz beş kişinin çalıştığı bir işletme kurmuştu.
Çevresindeki insanlar ona hep aynı şeyi söylerdi:
“Sen bu işi tırnaklarınla kazıyarak yaptın.”
Murat da zaman içerisinde buna inanmaya başlamıştı.
“Ben çalıştım.”
“Ben yaptım.”
“Ben kazandım.”
“Ben büyüttüm.”
Haksız da değildi aslında.
Gerçekten çok çalışmıştı.
Ama fark etmediği bir şey vardı.
Cümlelerinin hepsinde bir kelime fazlasıyla büyümüştü:
Ben.
Murat’ın Bir de Küçük Kardeşi Vardı
Adı Salih’ti.
Murat’tan dokuz yaş küçüktü.
Babaları biraz sert bir adamdı.
Murat küçük yaşta çalışmaya başlamış, evin yükünü erken yaşta omuzlamıştı.
Salih ise evin en küçüğüydü.
Murat onu okutmuştu.
Üniversite masrafına yardım etmişti.
Evlendiğinde düğün borcunun bir kısmını ödemişti.
İlk arabasını alırken para vermişti.
Salih iş kurmuş, batırmıştı.
Murat borcunu kapatmıştı.
Bir daha iş kurmuştu.
Yine sıkıntıya düşmüştü.
Murat yine yetişmişti.
Yıllar böyle geçmişti.
İlk zamanlarda Murat bunu severek yapıyordu.
“Ben ağabeyiyim.”
diyordu.
Ama zaman içerisinde yaptığı iyiliklerin küçük küçük hesabını tutmaya başladı.
Salih’in haberi olmayan bir defter vardı Murat’ın içinde.
Defter kâğıttan değildi.
Kalbindeydi.
“Üniversitede ben yardım ettim.”
“Düğününde ben vardım.”
“Arabayı ben aldım.”
“Borcu ben kapattım.”
Ve ne zaman Salih onun hoşlanmadığı bir şey yapsa o defter açılıyordu.
Bir tartışmada Murat sonunda patladı:
“Sen bugün ayakta duruyorsan benim sayemde!”
Salih hiçbir şey söylemedi.
Sadece başını eğdi.
O günden sonra ağabeyini daha az aramaya başladı.
Murat Haklı mıydı?
Bir tarafıyla haklıydı.
Gerçekten bedel ödemişti.
Salih de hatalar yapmıştı.
Sorumluluktan kaçtığı zamanlar olmuştu.
Ağabeyinin nasıl olsa kendisini kurtaracağını bilmenin rahatlığına alışmıştı.
Ama Murat’ın da görmediği başka bir şey vardı.
Yardım ederken yavaş yavaş kardeşinin hayatını yönetmeye başlamıştı.
Para verdikçe söz hakkını da satın aldığını düşünüyordu.
Salih hangi işi yapacak?
Nerede oturacak?
Arabayı değiştirecek mi?
Çocuklarını hangi okula gönderecek?
Murat her konuda konuşuyordu.
Bir gün eşi Zeynep ona şöyle dedi:
“Murat, sen Salih’e yardım etmiyorsun artık.”
Murat şaşırdı.
“Nasıl yardım etmiyorum? Bu adama verdiğim parayla ev alınır!”
Zeynep sakin bir şekilde:
“Paradan bahsetmiyorum.”
dedi.
“Sen bir şey verirken yanında görünmeyen bir fatura da veriyorsun.”
Murat kaşlarını çattı.
“Ne faturası?”
Zeynep:
“Bana borçlusun faturası.”
Murat o gün çok sinirlendi.
Çünkü bazen bizi en fazla kızdıran söz…
İçinde biraz doğruluk bulunan sözdür.
Sonra Murat’ın İşleri Bozuldu
Hayat garip.
İnsan bazen kendisini çok güçlü hissettiği yerden sınanıyor.
Murat’ın en büyük müşterilerinden biri ödemesini yapamadı.
Rakam büyüktü.
Çok büyüktü.
Arkasından başka bir müşteri siparişini iptal etti.
Bankanın ödemesi yaklaşıyordu.
Personel maaşlarına sekiz gün kalmıştı.
Muhasebeci bir sabah odasına geldi.
Önüne rakamları koydu.
“Murat Bey, böyle giderse bu ay nakit açığımız var.”
Murat:
“Ne kadar?”
Rakamı duyunca yüzü değişti.
Hayatında ilk defa kendi şirketinde maaşları zamanında ödeyememe ihtimaliyle karşı karşıyaydı.
O gece eve gitti.
Yemek yemedi.
Telefon elindeydi.
Bankaya baktı.
Hesaba baktı.
Dövize baktı.
Müşterilerin ödeme tarihine baktı.
Sonra tekrar bankaya baktı.
Yarım saat sonra yine baktı.
Sanki rakama yeterince bakarsa rakam değişecekti.
Gece saat üçte Zeynep uyandı.
Murat salonda oturuyordu.
“Uyumadın mı?”
“Uyuyamıyorum.”
“Bir şey değişti mi?”
“Hayır.”
“İki saat önce de aynı hesaba bakıyordun.”
Murat biraz sert:
“Ne yapayım Zeynep? Oturup bekleyeyim mi?”
Zeynep yanına oturdu.
“Hayır. Yapabileceğini yap.”
Sonra birkaç saniye sustu.
“Ama yapamayacağın şeyleri de yapmaya çalışma.”
Murat baktı.
“Ne demek o?”
“Sen herkesi, her şeyi kontrol etmeye çalışıyorsun Murat.”
“Ben Kontrol Etmezsem Her Şey Dağılır”
Murat hemen cevap verdi:
“Ben kontrol etmezsem zaten her şey dağılıyor!”
Zeynep bu defa sustu.
Sonra:
“Belki de seni bu kadar yoran şey işlerin kötü olması değil.”
dedi.
“Neymiş?”
“Her şeyin senin kontrolünde olması gerektiğini düşünmen.”
Murat cevap vermedi.
Çünkü telefon yine elindeydi.
Ve banka hesabını bir kez daha açmıştı.
Ertesi Gün Bir Telefon Geldi
Arayan köyden komşularıydı.
Babalarından kalan fındık bahçesinin su hattında problem vardı.
Uzun zamandır doğru düzgün yağmur da yağmamıştı.
Adam:
“Murat, bahçe çok kurudu. Bir gelin bakın. Satacaksanız da karar verin artık.”
dedi.
Murat zaten paraya sıkışmıştı.
Aklından hemen şu geçti:
Bahçeyi satarım.
Babadan kalan yeri yıllardır kullanmıyorlardı.
“Duygusallığın zamanı değil.”
dedi kendi kendine.
Hafta sonu Zeynep’le köye gittiler.
Toprak Kupkuruydu
Arabadan indiğinde ayağının altında kuru otlar kırılıyordu.
Toprak yer yer çatlamıştı.
Ağaçların yaprakları cansız görünüyordu.
Murat bahçeye baktı.
“Burası bitmiş.”
dedi.
Zeynep cevap vermedi.
Biraz ileride bir motor sesi duyuldu.
Bahçenin alt tarafında biri su borusuyla uğraşıyordu.
Murat yaklaştı.
Salih’ti.
Küçük kardeşi.
Aylardır doğru düzgün konuşmuyorlardı.
Murat şaşırdı.
“Sen burada ne yapıyorsun?”
Salih başını kaldırdı.
“Su hattını tamir ediyorum.”
“Kim söyledi sana?”
“Kimsenin söylemesine gerek yok. Benim de babamın bahçesi.”
Murat istemeden sertleşti:
“Kaça patladı?”
Salih bir an durdu.
Sonra hafifçe güldü.
“Abi, seninle beş aydır doğru düzgün konuşmuyoruz. İlk sorduğun şey yine para.”
Murat bir şey söylemedi.
Salih Cebinden Bir Zarf Çıkardı
“Bir de bunu verecektim sana.”
Murat zarfı aldı.
İçinde para vardı.
Çok büyük bir para değildi.
Salih’in Murat’a olan borcunun yanında küçük sayılırdı.
Murat neredeyse eski alışkanlığıyla:
“Bunca borca bu mu?”
diyecekti.
Cümle ağzına kadar geldi.
Ama söylemedi.
Salih:
“Az olduğunu biliyorum.”
dedi.
“Yeni bir işe girdim. Bundan sonra her ay göndereceğim.”
Murat şaşırdı.
“Araban nerede?”
Salih sustu.
“Arabayı sattım.”
Murat’ın yüzü değişti.
“Neden?”
“Borçlarımın bir kısmını kapattım. Bir kısmını da sana ayırdım.”
Sonra ekledi:
“Artık bir şey sıkışınca seni aramayacağım.”
Murat’ın beklediği cümle bu değildi.
İçinde hafif bir acı hissetti.
“Niye?”
Salih yere baktı.
“Çünkü ben de yoruldum abi.”
İki Kardeş İlk Defa Gerçekten Konuştu
Murat:
“Neden yoruldun? Yıllarca bütün yükünü ben çektim.”
Salih başını kaldırdı.
“Doğru.”
dedi.
“Çektin.”
“Eee?”
“Ben de yanlış yaptım. Nasıl olsa abim var diye yaşadığım zamanlar oldu. Sorumluluktan kaçtım. Bunu kabul ediyorum.”
Murat susuyordu.
Salih devam etti:
“Ama başka bir şey daha oldu.”
“Neymiş?”
“Sen beni her kurtardığında ben biraz daha küçüldüm.”
Murat’ın yüzü gerildi.
Salih hemen ekledi:
“Suç senin demiyorum. Ben kabul ettim bunu. Kolayıma geldi.”
Sonra kardeşinin gözünün içine baktı.
“Ama sen de beni kurtardıkça biraz daha patronum oldun.”
Murat hiçbir şey söyleyemedi.
Salih:
“Sen ağabeyimsin. Ben de senin kardeşinim. Ama ben senin projen değilim abi.”
Bu söz Murat’a dokundu.
Bir süre sadece rüzgârın sesi duyuldu.
O Sırada Rüzgâr Çıktı
Gün boyunca hava sıcaktı.
Ama birden rüzgâr arttı.
Kuru yapraklar yerde dönmeye başladı.
Zeynep biraz uzaktan gökyüzüne baktı.
“Kara bulut geliyor.”
dedi.
Murat gökyüzüne baktı.
“Yağmaz.”
Salih güldü.
“Nereden biliyorsun?”
“Kaç haftadır yağmıyor.”
Salih:
“Kaç haftadır yağmaması bugün de yağmayacağı anlamına mı geliyor?”
Murat kardeşine baktı.
Bir şey söylemedi.
İlk Damla
Bir süre sonra üçü bahçenin kenarındaki eski evin önüne oturdular.
Rüzgâr arttı.
Bulutlar yavaş yavaş gökyüzünü kapladı.
Ama hâlâ yağmur yoktu.
Murat telefonunu çıkardı.
Şirketin hesabına baktı.
Hâlâ aynı.
Zeynep telefonu elinden aldı.
“Beş dakika bırak şunu.”
dedi.
Murat:
“Zeynep…”
“Beş dakika şirket sensiz batmaz.”
Salih güldü:
“Abi, batarsa da beş dakikadan batmaz herhalde.”
Üçü birden istemeden güldüler.
Belki aylardır Murat ile Salih ilk defa aynı şeye gülüyordu.
Tam o sırada…
Murat’ın elinin üzerine bir damla düştü.
Sonra bir tane daha.
Toprağın kokusu yükselmeye başladı.
O bildiğimiz koku.
Yağmur daha doğru düzgün başlamamıştı.
Ama toprak kokmaya başlamıştı.
Zeynep:
“Bak.”
dedi.
Murat:
“Neye?”
“Toprağa.”
Murat yere baktı.
Kupkuru toprağın üzerinde küçük koyu lekeler oluşuyordu.
Bir damla.
Bir damla daha.
Sonra onlarca.
Sonra yüzlerce.
Murat Birden Babasını Hatırladı
Çocukken babasıyla aynı bahçede çalışmıştı.
Bir yaz yine çok kurak geçmişti.
Murat küçükmüş.
Babasıyla bahçeye çıkmışlar.
Murat:
“Baba, ağaçlar öldü mü?”
diye sormuş.
Babası toprağı ayağıyla biraz eşelemiş.
Alt tarafındaki nemli kısmı göstermiş.
“Gördüğün her kuruluk ölüm değildir oğlum.”
demiş.
Murat bu cümleyi yıllardır hatırlamamıştı.
Ama o gün, kırk sekiz yaşında, o cümle geri geldi.
Gördüğün her kuruluk ölüm değildir.
Murat etrafına baktı.
Bahçe kuruydu.
Şirket sıkıntıdaydı.
Kardeşiyle ilişkisi kurumuştu.
Eşiyle arasındaki sohbet azalmıştı.
Ve o her birine aynı hükmü vermeye başlamıştı:
“Bitti.”
Yağmur Başladı
Salih kalkıp malzemeleri toplamaya başladı.
Murat da yanına gitti.
İlk defa:
“Ver, yardım edeyim.”
dedi.
Salih hafifçe güldü.
“Sen mi?”
“Ne var?”
“Sen para verirsin. İş yapmazsın.”
Murat kahkaha attı.
“Ulan ben seni…”
Sonra ikisi birlikte boruları toplamaya başladılar.
Yağmur hızlandı.
Üçü de ıslandı.
Zeynep saçlarını örtmeye çalışırken:
“Arabanın anahtarı kimde?”
diye bağırıyordu.
Murat ile Salih çocuklar gibi koşuyorlardı.
O gün hiçbir mucize olmadı.
Murat’ın banka hesabına gökten para inmedi.
Borçlar silinmedi.
Şirket bir anda düzelmedi.
Salih’in yıllardır yaptığı hatalar da bir yağmurla yok olmadı.
Ama bir şey değişti.
Süreç başladı.
Pazartesi Sabahı
Murat şirkete herkesten önce geldi.
Masasına oturdu.
Eskiden böyle durumlarda herkese bağırırdı.
Satış müdürünü çağırırdı.
Muhasebeyi suçlardı.
“Bu nasıl oldu?”
“Niye önlem almadınız?”
Ama o sabah şirketin yöneticilerini toplantıya çağırdı.
Önlerine rakamları koydu.
Ve hayatında pek kullanmadığı bir cümle söyledi:
“Arkadaşlar, sıkıntımız var.”
Sonra daha da zor bir cümle söyledi:
“Bazı yerlerde ben de hata yaptım.”
Odada bir sessizlik oldu.
Çünkü patronun böyle konuşmasına alışık değillerdi.
Murat devam etti:
“Şimdi suçlu aramayacağız. Yapabileceklerimize bakalım.”
Gereksiz yatırımları ertelediler.
Murat kendi kullanacağı yeni aracı almaktan vazgeçti.
Stokları azalttılar.
Bazı müşterilerden erken ödeme için görüşme yaptılar.
Yeni satış kanalları aradılar.
Şirket ertesi gün düzelmedi.
Bir hafta sonra da düzelmedi.
Üç ay zorlandılar.
Ama altıncı ayda tablo toparlanmaya başladı.
Peki Salih?
Salih bir anda mükemmel kardeş olmadı.
Bir ay ödemeyi zamanında yaptı.
Bir ay geciktirdi.
Murat’ın eski Murat’ı hemen ortaya çıkmak istedi:
“Bak yine başladın!”
Ama bu defa sustu.
Sonra kardeşini arayıp:
“Ne oldu?”
diye sordu.
Salih durumu anlattı.
Murat:
“Yardım ister misin?”
dedi.
Salih:
“Hayır. Bu ay ben çözeceğim.”
dedi.
Murat telefonu kapattığında ilk defa bundan memnun oldu.
Çünkü bazen bir insana yapılabilecek en büyük yardım…
Onun yerine sürekli bedel ödememektir.
Zeynep’le İlişkisi?
Bir akşam Murat eve geldi.
Telefonunu masanın üzerine bıraktı.
Zeynep şaşırdı.
“Telefon bozuldu mu?”
“Hayır.”
“Şarjın mı bitti?”
“Hayır.”
“Sen iyi misin?”
Murat güldü.
“Bir çay içelim dedim.”
Zeynep:
“Yirmi üç yıl sonra aklına geldi.”
dedi.
İkisi de güldüler.
Sonra Murat ciddileşti.
“Zeynep…”
“Hı?”
“Ben seni de çok kontrol ettim mi?”
Zeynep çayından bir yudum aldı.
“Bunu şimdi mi fark ettin?”
Murat gülümsedi.
“Biraz geç oldu.”
Zeynep:
“Geç olması, olmayacağı anlamına gelmez.”
dedi.
Aylar Sonra
İlkbaharda Murat tekrar köye gitti.
Aynı bahçeye.
Bu defa yanında Zeynep de vardı.
Salih önceden gelmiş, semaveri yakmıştı.
Murat arabadan indi.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Aylar önce kupkuru olan toprağın üzerinde yeşil otlar vardı.
Ağaçların dalları yeniden dolmuştu.
Murat eğildi.
Elini toprağa sürdü.
Salih uzaktan seslendi:
“Ne bakıyorsun abi?”
Murat:
“Hiç.”
dedi.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Bakıyorum işte.”
Salih anlamadı.
Ama Zeynep anladı.
İşte Hikâyenin Bizi Getirdiği Yer
Murat’ın şirketini yağmur kurtarmadı.
Kardeşiyle bütün problemleri bir günde çözülmedi.
Evliliği bir gecede değişmedi.
Çünkü hayat böyle işlemiyor.
Önce bazen bir rüzgâr geliyor.
Sonra bir bulut oluşuyor.
Sonra yayılıyor.
Sonra ilk damla düşüyor.
Sonra yağmur geliyor.
Sonra toprak yavaş yavaş canlanıyor.
Biz ise çoğu zaman ilk rüzgârda sonbaharı, ilk bulutta yağmuru, ilk özürde düzelmiş bir evliliği, ilk iyi davranışta değişmiş bir insanı görmek istiyoruz.
Olmayınca da:
“Bitti.”
diyoruz.
Belki Murat’ın en büyük hatası şirketinin kötü gitmesi değildi.
Kardeşinin hataları da değildi.
Belki en büyük yanılgısı şuydu:
Kendisinin kontrol edemediği yerde hiçbir çıkış olmadığını zannetmek.
Oysa gemiyi yapmak bizim işimiz olabilir.
Çalışmak bizim işimiz.
Borcu ödemek bizim işimiz.
Özür dilemek bizim işimiz.
Kardeşimize sınır koymak bizim işimiz.
Eşimize iyi davranmak bizim işimiz.
Tedbir almak bizim işimiz.
Ama rüzgâr?
Rüzgâr bizim değil.
Ve bazen biz:
“Yağmur artık hiç yağmayacak.”
derken…
Yağmurdan önceki rüzgâr çoktan esmeye başlamış olabilir.
İşte belki Rûm Suresi’nin 50. ayetindeki o kelimeyi burada hatırlamak gerekiyor:
Fenzur.
Bak.
Sadece kurumuş toprağa değil.
Rahmetin eserlerine de bak.

Güzel bir hikaye….