Fâtiha Suresi ile nörobilim arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?
Nörobilim nedir?
Nörobilim, beynin ve bütün sinir sisteminin nasıl çalıştığını inceleyen bilim dalıdır. Şu sorularla ilgilenir:
- İnsan nasıl düşünüyor?
- Dikkatini neye göre yöneltiyor?
- Hatıralar nasıl oluşuyor?
- Korku, sevinç, öfke ve güven nasıl meydana geliyor?
- Alışkanlıklar nasıl yerleşiyor?
- İnsan neden bazen doğru bildiğini yapamıyor?
- Tekrar edilen düşünceler ve davranışlar beyni nasıl etkiliyor?
Beyin; düşünme, hatırlama, planlama, duyguları işleme ve davranışları yönetme gibi işlevleri, birbirleriyle haberleşen sinir hücreleri ve sinir ağları aracılığıyla yürütür. Nörobilim de bu sistemleri molekülden davranışa kadar farklı seviyelerde araştırır. NINDS
Fakat burada önemli bir sınır vardır:
Nörobilim insanın dua ederken beyninde neler olduğunu inceleyebilir; fakat duanın Allah katındaki değerini ölçemez.
Beyin görüntüleme cihazı, insanın beynindeki hareketliliği gösterir; samimiyetini, takvasını veya duasının kabul edilip edilmediğini gösteremez.
Fâtiha Suresi ile nörobilim arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?
Fâtiha bir nörobilim kitabı değildir. Fakat Fâtiha’nın insanın dikkatini, düşüncesini, duygusunu, niyetini ve davranış yönünü düzenleyen bir bilinç eğitimi olduğu söylenebilir.
Bunu şöyle düşünebiliriz:
Modern insanın zihni sabah gözünü açar açmaz dağılmaya başlıyor. Telefon, mesajlar, haberler, işler, borçlar, karşılaştırmalar, kaygılar…
Fâtiha ise insanın dağılmış zihnini yeniden merkeze çağırıyor.
1. “Elhamdülillahi Rabbil âlemîn”: Dikkatin yönünü değiştirmek
Beyin çevresindeki her şeyi aynı ölçüde işlemez. Bazı şeyleri öne çıkarır, bazılarını arka plana atar.
İnsan sürekli neye bakarsa zihni onu büyütmeye başlar:
- Sürekli eksiğine bakarsa hayatını eksiklik üzerinden okur.
- Sürekli başkalarıyla kıyaslarsa kendisini yetersiz hisseder.
- Sürekli tehlike ararsa her yerde tehdit görür.
- Nimete bakarsa sahip olduklarını fark etmeye başlar.
“Elhamdülillah” demek, insanın dikkatini sadece problemden nimete çevirmesidir. Bu, problemi inkâr etmek değildir. Problem vardır ama hayat yalnızca problemden ibaret değildir.
Şükür ve minnettarlık üzerine yapılan beyin görüntüleme çalışmalarında, değer biçme, ahlaki değerlendirme ve sosyal anlamlandırmayla ilişkili medial prefrontal korteks ve anterior singulat gibi bölgelerde etkinlik gözlenmiştir. Ancak bu çalışmalar doğrudan Fâtiha üzerine yapılmış değildir; yalnızca şükür duygusunun beyinde karşılığı bulunan gerçek bir zihinsel süreç olduğunu gösterir. PubMed
Fâtiha daha ilk cümlede modern insana şunu söyletiyor:
“Hayatım yalnızca kaybettiklerimden oluşmuyor. Bana verilmiş sayısız nimet de var.”
Nefes alıyoruz ama nefesi biz üretmiyoruz. Kalbimiz çalışıyor ama gece uyurken onu biz kontrol etmiyoruz. Bir bardak suyu içiyoruz ama suyu meydana getiren sistemi biz kurmadık.
“Elhamdülillah”, bilincin yönünü nimetin sahibine çeviriyor.
2. “Rabbil âlemîn”: Ben merkezciliğinden çıkmak
Modern insanın büyük sorunlarından biri, kendisini hayatın merkezinde zannetmesidir.
“Benim planım neden olmadı?”
“İnsanlar bana neden istediğim gibi davranmadı?”
“Hayat neden benim istediğim yönde ilerlemiyor?”
Fâtiha, “Benim Rabbim” demekle yetinmiyor:
“Âlemlerin Rabbi.”
Yani sen varsın ama sadece sen yoksun. Sen değerlisin ama bütün kâinat senin kişisel programına göre dönmüyor.
Nörobilimde insanın kendi düşünceleri, geçmişi, geleceği ve kendisi hakkındaki değerlendirmeleriyle ilişkili bir sisteme varsayılan durum ağı, yani “default mode network” adı verilir. Zihin boş kaldığında çoğu zaman geçmişi düşünmeye, geleceği kurmaya ve kişinin kendi etrafında dönmeye başlar. Dikkatli meditasyon çalışmalarında, zihnin dağılmasıyla ilişkili bu ağın faaliyetinde ve diğer dikkat ağlarıyla bağlantısında değişiklikler gözlenmiştir. Bu araştırmalar doğrudan Fâtiha’yı incelemez; fakat dikkatin bilinçli biçimde bir anlam üzerinde tutulmasının zihinsel dolaşmayı azaltabileceğini göstermektedir. PubMed
“Rabbil âlemîn” dediğimizde insanın zihinsel kamerası uzaklaşıyor:
“Bu hayat yalnızca benim hikâyem değil. Ben çok büyük bir düzenin içindeyim.”
Bu bakış, insanın değerini küçültmez; egosunu gerçek ölçüsüne getirir.
3. “Er-Rahmânir-Rahîm”: Tehdit merkezli hayattan rahmet merkezli hayata
İnsan zihni tehlikeyi nimetten daha hızlı fark eder. Çünkü tehlikeyi fark etmek hayatta kalmak için önemlidir.
Bir masada dokuz güzel söz söylense, bir de ağır söz söylense, insan çoğu zaman gece yatağında o bir kötü sözü düşünür.
İşte zihin böyle çalışabiliyor.
Fâtiha ise Allah’ı tanıtırken önce güç, ceza ve korkuyla başlamıyor:
Rahmân ve Rahîm.
Yani insan Allah’la ilişkisini yalnızca korku üzerinden kurmuyor. Rahmet, şefkat, bağışlanma ve ümit de bu ilişkinin merkezinde bulunuyor.
Bu, “Nasıl olsa Allah merhametli, istediğimi yaparım” demek değildir. Tam tersine:
“Beni yaşatan, rızıklandıran ve bana sürekli imkân veren Rabbime karşı nasıl davranmalıyım?”
sorusunu doğurur.
Nörobilim açısından duygusal çerçeve önemlidir. Bir olayın tehdit olarak mı, güven içinde çözülebilecek bir mesele olarak mı algılandığı; dikkat, hafıza ve karar verme biçimini etkiler. Fâtiha insanın bütün hayatı korku üzerinden okumasını engelleyen bir rahmet çerçevesi kurar.
4. “Mâliki yevmiddîn”: Anlık hazdan uzun vadeli sonuca geçmek
Beynin bir tarafı hemen ister:
“Şimdi söyle.”
“Şimdi öfkelen.”
“Şimdi satın al.”
“Şimdi karşılık ver.”
“Kimse görmüyor, yap gitsin.”
Fakat insanı insan yapan özelliklerden biri, yalnızca o anı değil, davranışlarının sonucunu da düşünebilmesidir.
“Din gününün sahibi” ifadesi, yapılanların kaybolmadığını hatırlatır. İnsan yalnızca bugünkü kazancını değil, varacağı sonucu düşünmeye başlar.
Mesela bir personel işe geç geliyor, erkenden çıkıyor, üretimde hata yapıyor; fakat maaşından hiçbir şey eksilmesini istemiyor. Çünkü kendi aldığı bedeli görüyor ama başkasına verdiği zararı görmüyor.
“Mâliki yevmiddîn” bilinci şunu söyler:
“Yaptığım şeyin sadece bana görünen tarafı yok. Bir de hesabı ve karşılığı var.”
Bu ayet, insanın kararlarının önüne geleceği koyar. Öfkelendiğin anda sadece “Şu anda içimi boşaltayım” demezsin; “Bu sözün sonunda ne olacak?” diye düşünürsün.
Bu da dürtüyle hareket etmekten bilinçli davranışa geçiştir.
5. “İyyâke na‘budu”: Beyne ve hayata bir yön vermek
İnsan beyni sadece bilgiyle değil, amaç ve değerlerle de çalışır.
İnsan neyi önemli kabul ediyorsa dikkatini, zamanını ve enerjisini ona göre dağıtır.
“Yalnız sana kulluk ederiz” dediğimizde aslında hayatımızın merkezini açıklıyoruz:
- Paraya kulluk etmeyeceğiz.
- İnsanların alkışına kulluk etmeyeceğiz.
- Öfkemize kulluk etmeyeceğiz.
- Kıskançlığımıza kulluk etmeyeceğiz.
- Arzularımız ne söylerse onu yapmak zorunda değiliz.
- Toplumun modası ne tarafa eserse oraya savrulmayacağız.
Burada kulluk sadece namaz kılmak değildir. Kulluk, kararlarımızı kimin ve hangi değerlerin yönettiğiyle ilgilidir.
İnsan diliyle “Allah’a kulluk ediyorum” diyebilir ama bütün gün insanların onayını kovalayabilir. O zaman dilde başka, hayatın yönetim merkezinde başka bir otorite vardır.
Fâtiha her okuyuşta şu soruyu yeniden açar:
“Bugün beni kim yönetecek? Rabbimin ölçüsü mü, nefsimin o anki isteği mi?”
6. “Ve iyyâke nesta‘în”: Hem sorumluluk hem yardım istemek
Bu bölüm çok dengelidir:
“Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz.”
Sadece yardım istemiyoruz; önce kulluktan ve sorumluluktan söz ediyoruz.
Yani:
“Allah’ım bana yardım et ama ben hiçbir şey yapmayayım” demiyoruz.
Aynı şekilde:
“Her şeyi ben yaparım, kimseye ihtiyacım yok” da demiyoruz.
Modern insan bazen kendisini sınırsız güçlü görmek zorunda hissediyor:
“Güçlü görünmeliyim.”
“Yorulduğumu belli etmemeliyim.”
“Kimseye ihtiyacım olmamalı.”
Fakat insan muhtaç bir varlıktır. Uykuya, suya, havaya, sevgiye, bilgiye, desteğe muhtacız. “İyyâke nesta‘în”, insanın kendi sınırlılığını sağlıklı biçimde kabul etmesidir.
Bu teslimiyet tembellik değildir. Şöyle bir bilinçtir:
“Ben elimden geleni yapacağım ama sonucu bütünüyle kontrol ettiğimi zannetmeyeceğim.”
Bu düşünce insanı hem sorumluluğa çağırır hem de her şeyi tek başına taşıma yükünden kurtarır.
7. “İhdinas-sırâtal-müstakîm”: Zihinsel ve ahlaki yön düzeltme
Fâtiha’da “Bizi doğru yola ulaştırdın” denilmiyor.
“Bizi doğru yola ilet.”
Demek ki insan bugün doğru bir şey yapmış olsa da yarın yönünü kaybedebilir. Bilgi sahibi olmak, her zaman doğru davranacağımız anlamına gelmez.
İşte burada nörobilimle çok güçlü bir bağlantı kurulabilir: alışkanlık ve nöroplastisite.
Beyin, tekrar edilen deneyimlere ve davranışlara göre bağlantılarını değiştirebilen canlı bir sistemdir. Fakat her tekrar faydalı değildir. Öfkeyi tekrar edersen öfke yolu alışkanlık hâline gelir. Şikâyeti tekrar edersen şikâyet zihnin otomatik dili olur. Sabır, dikkat ve öz denetim de tekrar edildikçe daha ulaşılabilir davranışlara dönüşebilir.
Dikkat eğitimi üzerine yapılan kontrollü bir çalışmada, düzenli uygulamanın sürdürülebilir dikkat ve dikkatle ilişkili beyin ağları üzerinde ölçülebilir etkileri bulundu. Bu, Fâtiha’ya özgü bir araştırma değildir; fakat tekrarlanan bilinçli uygulamanın dikkat sistemleri üzerinde etkili olabileceğini gösterir. PubMed
“Ihdinas” demek, her gün iç pusulayı yeniden kontrol etmektir:
“Ben doğru yolda olduğumu zannediyor olabilirim. Rabbim, beni gerçekten doğru olana yönelt.”
Bu, zihinsel tevazudur.
8. “Kendilerine nimet verdiklerinin yolu”: Örnekler üzerinden öğrenmek
İnsan sadece sözle öğrenmez; örnekleri izleyerek de öğrenir.
Çocuk, “Sakin ol” sözünden önce anne babasının nasıl öfkelendiğine bakar. Personel, duvarda yazan şirket değerlerinden önce yöneticisinin nasıl davrandığını görür. Toplum da söylediğimizden çok yaptığımızı öğrenir.
Fâtiha doğru yolu soyut bırakmıyor:
“Kendilerine nimet verdiklerinin yolu…”
Yani doğru yolun yaşayan örnekleri vardır.
Ardından yanlış yollar da gösteriliyor:
- Gerçeği bildiği hâlde ona karşı çıkanların yolu,
- Yönünü ve ölçüsünü kaybedenlerin yolu.
Böylece insan zihnine hem olumlu hem olumsuz modeller sunuluyor:
“Böyle yaşarsan bu yöne gidersin; böyle yaşarsan başka bir sona gidersin.”
Fâtiha’nın tekrar edilmesi beyinde ne yapabilir?
Fâtiha namazlarda tekrar tekrar okunur. Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır:
Tekrar etmek başka, bilinçli tekrar etmek başkadır.
İnsan Fâtiha’yı okurken zihni alışverişte, iş yerinde veya telefonda olabilir. Dil okur ama dikkat başka yerde dolaşır.
Nörobilim açısından bir uygulamanın etkisini şu unsurlar değiştirebilir:
- Dikkatin söylenen sözlerde olması,
- Kelimelerin anlamının bilinmesi,
- Okunan sözün duygusal karşılığının bulunması,
- Nefes ve okuma ritmi,
- Tekrarın davranışa dönüşmesi.
Yavaş ve ritimli sözel tekrarlar üzerine yapılan bir çalışmada, belirli bir tempoda yapılan dua ve mantra okumalarının nefes ritmini yavaşlattığı ve kalp-damar sistemiyle ilgili bazı otonom ölçümlerde değişiklik meydana getirdiği görüldü. Fakat bu sonuç Fâtiha’nın belli bir “gizli frekansa” sahip olduğunu göstermez. Etki; okuma temposu, nefes, kişinin inancı, dikkati ve fizyolojik durumu gibi birçok unsura bağlıdır. PubMed
Dolayısıyla:
Fâtiha’yı hızlıca bitirmekle, durarak, anlayarak ve kendi hayatını ayetlerin karşısına getirerek okumak aynı zihinsel süreç değildir.
Fâtiha modern insanın zihninde nasıl bir değişim oluşturur?
Sabah telefonu eline alan insanın zihni şöyle çalışıyor:
“Kim ne paylaşmış?”
“Benim mesajıma neden cevap vermedi?”
“Başkalarının hayatı neden daha güzel?”
“Bugün yetiştirmem gereken ne kadar çok şey var?”
“Ya işler kötü giderse?”
Fâtiha ise bu dağılmış bilinci sırayla topluyor:
Elhamdülillah:
Her şey eksik değil; verilmiş nimetler de var.
Rabbil âlemîn:
Hayat yalnızca benim etrafımda dönmüyor.
Rahmânir-Rahîm:
Bu varoluşun temelinde yalnızca korku değil, rahmet de var.
Mâliki yevmiddîn:
Yaptıklarımın bir sonucu ve hesabı var.
İyyâke na‘budu:
Beni arzularım ve insanların alkışı yönetmeyecek.
İyyâke nesta‘în:
Her şeyi tek başıma yapmak zorunda değilim; Rabbime muhtacım.
İhdinas-sırâtal-müstakîm:
Her gün yönümü yeniden düzeltmeye ihtiyacım var.
Bu açıdan Fâtiha, sadece okunan yedi ayet değil; insanın bilincini yeniden düzenleyen bir günlük yön tayinidir.
En önemli sonuç
Nörobilim açısından bakıldığında Fâtiha;
- dikkati dağınıklıktan anlama,
- şikâyetten şükre,
- benmerkezcilikten bütünlüğe,
- korkudan rahmet bilincine,
- anlık dürtüden hesaba,
- başıboşluktan kulluğa,
- güç vehminden yardım istemeye,
- yönsüzlükten doğru yol arayışına
taşıyan bir zihinsel ve ahlaki akış olarak okunabilir.
Ama Fâtiha’nın amacı yalnızca insanı birkaç dakika sakinleştirmek değildir. Fâtiha, beyni rahatlatan bir teknikten daha büyüktür. İnsana kim olduğunu, kimin huzurunda bulunduğunu, ne için yaşadığını ve hangi yönde yürümesi gerektiğini hatırlatır.
Nörobilim bize beynin nasıl etkilendiğini anlatabilir. Fâtiha ise o beynin, o aklın ve o hayatın hangi yönde kullanılması gerektiğini öğretir.
