Görünene Aldanma: Musa’nın Yolculuğunda Sabır ve Teslimiyet
24 Şubat 2025
Bir olay yaşadığımızda hemen karar veriyoruz. İyi mi, kötü mü? Bize faydası mı var, zararı mı? Peki o olayın bütün sonucunu gerçekten biliyor muyuz?
Soru: Henüz iç yüzünü anlamadığımız bir konuda ne kadar sabırlıyız?
Musa’nın Sabır Sınavı
Kehf suresindeki Musa kıssasında, kendisine özel bilgi verilmiş bir kul, Musa’ya onunla beraberken sabretmekte zorlanacağını söyler. Çünkü iç yüzünü kavrayamadığı şeye sabretmek kolay değildir.
Musa sabredeceğini ifade eder. Yalnızca açıklama yapılana kadar soru sormaması istenir.
Yolculuk sırasında bir gemiye zarar verildiğini görür. Musa insanların boğulmasından kaygılanarak itiraz eder. Daha sonra çocukla ilgili ağır bir olay yaşanır ve yine karşı çıkar.
Sonra kendilerini ağırlamayan bir şehre gelirler. Orada yıkılmak üzere olan bir duvar onarılır. Musa yapılan iş için karşılık alınabileceğini söyler.
Olayların açıklaması yolculuğun sonunda gelir. Gemi, sağlam gemileri zorla alan bir hükümdardan korunmak istenmiştir. Duvarın altında yetimlere ait bir hazine vardır.
Çocukla ilgili olay da kıssanın özel bağlamında açıklanır. Bu anlatım, bir insanın kendi yorumuyla başkasına zarar vermesini haklı çıkarmaz.
Burada güçlü bir soru var: Musa bile gördüğü olayların bütün gerekçesini ilk anda bilmiyorsa, biz kendi hayatımızdaki her olay hakkında nasıl kesin hüküm verebiliriz?
**Bir olayın görünen tarafıyla bütün gerçeği aynı sanmayalım.**
Hayır ve Şer Hakkındaki Bilgimiz
Bazen bir şeyi bütün kalbimizle isteriz. Elde edemeyince çok üzülürüz. Oysa o isteğimiz gerçekleşseydi neler yaşayacağımızı kesin olarak bilmiyoruz.
Bazen de istemediğimiz bir olayla karşılaşırız. Bunun gelecekte bizi hangi karara yönelteceğini henüz göremeyiz.
Bakara suresinin 216. ayetinde insanın hoşlanmadığı bir şeyde hayır, sevdiği bir şeyde ise şer bulunabileceği hatırlatılır. Ayet, Allah’ın bildiği ile bizim bilmediğimiz arasındaki farkı vurgular.
Bu söz her acıyı güzel saymamız anlamına gelmez. Özellikle zulmü ve haksızlığı mazur gösteren bir gerekçe hâline getirilmemelidir.
Soru: Bilmediğimiz bir sonuca dayanarak, bugün haksızlık yapan insanı sorumsuz sayabilir miyiz?
Hayır. Bir insanın başkasına zarar verme kararı, onun sorumluluğuyla ilgilidir. İlahi hikmeti bütünüyle bilememek, adalet arayışından vazgeçmek demek değildir.
Gazze’de insanların öldürülmesi gibi acı olaylar karşısında duyarsız kalmamalıyız. Haksızlığa uğrayan insanların yaşadıklarını, görünmeyen bir hayır iddiasıyla küçümsememeliyiz.
Kendi imkânımız ölçüsünde yardımı, adaleti ve insan onurunu korumayı düşünmeliyiz. Bilmediğimiz metafizik sebepler hakkında kesin açıklamalar üretmektense yapabileceğimiz işe bakalım.
Seçimimiz Var, Her Sonuca Hükmümüz Yok
İnsan seçmek ister. Bir yere gitmeye, bir iş yapmaya veya başka birine yardım etmeye karar verebilir. Ama her kararının bütün sonuçlarını tek başına belirleyemez.
Bir insan yürüme kararı verebilir. Bunun için bedeninin çalışması ve gerekli şartların bulunması gerekir. İstediğimiz şeyin gerçekleşmesi yalnızca zihnimizde istememize bağlı değil.
Afrika’da ihtiyaç sahipleri için su kuyusu açmak isteyen biri olabilir. Bu isteğini gerçekleştirmek için emek, kaynak ve iş birliği gerekir.
Bir başkası ise zarar vermeyi seçebilir. Bu iki niyet ahlaken aynı değildir. Her ikisinin de dünyadaki sebeplerle bağlantısı olması, seçimlerimizin doğru ya da yanlış oluşunu ortadan kaldırmaz.
İyilik isteyen insan yapabileceği işleri araştırmalı. Kötülüğün karşısında da kendi sorumluluğunu görmeli. Bütün sonucu kontrol edemediğimiz için hiçbir şey yapmamayı seçmek zorunda değiliz.
**Soru: Elimizde olmayan sonuca mı takılıyoruz, yoksa elimizdeki doğru adımı mı atıyoruz?**
Bir insanın çocuğu hastalanabilir. Başka biri uzun yaşarken bir bebek çok erken ölebilir. Bu sorular insana ağır gelir. Her bir olayın ilahi gerekçesini bildiğimizi söyleyemeyiz.
Bilmiyor olmamız, acı çeken kişinin ihtiyacına kayıtsız kalmamıza sebep olmamalıdır. Elimizden gelen desteği vermek daha anlamlıdır.
Kendi Yanlışımızı Görmek
İnsanlar çoğu zaman bir başkasının hatasını hemen fark eder. Kendi yanlışımızı ise gerekçelerle örteriz.
Bir aile içinde anlaşmazlık yaşandığında herkes ötekinin ne yaptığını anlatır. Çok az kişi önce kendi payına düşeni görmek ister.
Bir kişi hata yaptığında onu aşağılamak yerine doğru yolu göstermek ve yardım etmek mümkündür. Elbette bu, başkasının zarar verici davranışını kabul etmek anlamına gelmez.
Bir çocuğumuz yanlış yapabilir. Onu sadece suçlamak yerine neyi anlamadığını, hangi şartlarda davrandığını ve nasıl düzeltebileceğini konuşabiliriz.
Kendi geçmişimize dönüp bakalım. Biz hiç hata yapmadık mı? Yanlış bir söz söylemedik mi? Bize yapılan eleştiride bütün şartların dikkate alınmasını istemedik mi?
**Soru: Başkasından beklediğimiz anlayışı biz gösterebiliyor muyuz?**
Âdem’in seçimi, Musa’nın tepkileri ve insanın iradesi üzerinde düşünmek, kendi kararlarımızı da sorgulamamıza yardımcı olabilir.
Bir yanlışı görmek kadar, o yanlıştan dönmeye hazır olmak da önemlidir. Başkasını suçlayarak kendi sorumluluğumuzu ortadan kaldıramayız.
Teslimiyet ile Çaba Arasındaki Denge
Teslim olmak, düşünmeyi bırakmak değildir. Çalışmayı ve sorumluluk almayı terk etmek değildir. Bilgimizin sınırlarını kabul ederken doğru bildiğimiz şeyi yapmaktır.
Bir aile toplantısında, okulda veya iş yerinde farklı kararlar alınabilir. Bazen kendi istediğimiz gerçekleşmez. O zaman hemen öfkeye kapılmadan süreci anlamaya çalışabiliriz.
Anne babamızla yaşadığımız anlaşmazlıklarda da böyle olabilir. Onlar geçmiş tecrübelerine dayanarak bir karar verir. Biz farklı düşünürüz. Karşılıklı anlayış, her durumda aynı kararı vermek değildir.
Bazen net olmak ve sorumluluk üstlenmek gerekir. Bazen de henüz yeterince bilmediğimiz için durup araştırmak gerekir. Hangisinin gerekli olduğunu ayırmaya çalışmalıyız.
Kendi başarımızı yalnızca ‘Ben yaptım’ diyerek açıklamak kolaydır. Ama sahip olduğumuz imkânları, bize yardım eden insanları ve Allah’a olan muhtaçlığımızı unutmamalıyız.
Bir bahçenin ürününü yalnızca kendi gücümüzün eseri sanabiliriz. Sonra kontrol edemediğimiz bir olayla karşılaşınca sınırlarımızı fark ederiz.
Şükür ve tevazu burada önem kazanır. Emek verdiğimizi inkâr etmeden, bütün gücün ve bilginin yalnızca bize ait olduğunu da iddia etmeyiz.
İnsanın sınavı bazen istediği şeyin gerçekleşmemesidir. Bazen de istediği şey gerçekleştiğinde kibre kapılmadan doğru kalabilmektir.
Soru: Bugün anlamadığımız bir olay karşısında sabrı, doğru bildiğimiz bir iş karşısında ise cesareti gösterebilir miyiz?
Musa’nın yolculuğundan çıkarabileceğimiz önemli bir düşünce var: Bütün bilgiye sahip değiliz. Ama kendi davranışımızı gözden geçirebiliriz.
Haksızlığı haksızlık olarak görürken, bilmediğimiz yerde kesin hüküm vermeyelim. İyilik yaparken de bütün sonucu kontrol edebileceğimizi sanmayalım.
Allah’ım, bize faydalı ilim, güzel sabır ve adaletli davranma gücü ver. Bilmediğimiz yerde tevazu, karar anında doğruluk ve insanlara karşı merhamet nasip et.
Her olayın iç yüzünü bilemeyiz; fakat kendi seçimimizde doğruyu arama sorumluluğumuz devam eder.

