Sevgi Bizi Nereye Götürüyor? Hırs, Mizan ve Gerçek Bağlılık

1 Aralık 2023

Soru: Bir şeyi çok sevmek bizi her zaman doğru bir karara mı götürür?

Bazen sevgimizi anlatırken aslında kendi korkumuzu anlatıyoruz. Bir insanı kaybetmekten korkuyoruz, bir malı bırakmak istemiyoruz.

Yıllarca çalışarak elde ettiğimiz bir şeyi gözümüzde o kadar büyütüyoruz ki onsuz yaşayamayacağımızı sanıyoruz.

Oysa sevgi de emek de hayatımızın tek ölçüsü hâline geldiğinde bize yön vermek yerine bizi yönetmeye başlayabilir.

Tevbe suresinin 23 ve 24. ayetleri, aile bağları, mal, ticaret ve evlerin hayatımızdaki yerini yeniden sorgulatıyor.

Sevmek başka, teslim olmak başka

Ailemizi, kardeşimizi, dostumuzu seveceğiz. Fakat sırf onları seviyoruz diye her düşüncelerini kabul etmek zorunda değiliz.

Soru: Yakınımızın isteğiyle doğru bildiğimiz şey karşı karşıya gelirse ne yapacağız?

Tevbe suresinin 23. ayetindeki uyarı, inanç yerine yanlış bir yolu rehber edinmekle ilgilidir.

Bu uyarıyı bir insanın akrabasına kötü davranması için gerekçe yapamayız. Sevginin yanında bir ölçü taşımalıyız.

Bazen sevdiğimiz kişinin yanlış davranışını görmezden geliyoruz. Çünkü ona karşı uzun yıllar emek vermişiz.

“Bu kadar fedakârlık yaptım, şimdi nasıl vazgeçerim?” diyoruz. Böyle düşününce yanlışın devam etmesine de izin verebiliyoruz.

İlişkilerdeki emek karşılıklı olmalıdır. Bir insanın sürekli bedel ödemesi, diğerinin hiçbir sorumluluk taşımaması dengeyi zorlaştırır.

Bir dostumuza yardım edebiliriz. Ama yardım etmek, onun bütün kararlarını bizim vermemiz anlamına gelmez.

Bir çocuğumuzu koruyabiliriz. Fakat onu kendi davranışının sonuçlarıyla hiç karşılaştırmamak da öğrenmesine engel olabilir.

Sevmek, yanlışta ortak olmak değildir. Doğruyu kırmadan söyleyebilmek de bağlılığın bir parçasıdır.

Bağlılığın ölçüsü, karşımızdakinin her isteğine boyun eğmek değil, iyiliği birlikte aramaktır.

Bir ilişkinin bozulduğunu fark ettiğimizde suçu yalnızca karşı tarafta aramak bize kolay gelir. Ama kendi payımızı da görmezsek aynı sorunu başka bir ilişkide yeniden yaşayabiliriz.

Bazen karşımızdaki insanın bütün sorumluluklarını üstleniyoruz. O bir karar vermesin, yorulmasın, üzülmesin diye her yükü kendimize alıyoruz.

Sonra gösterdiğimiz emeğin karşılığını alamayınca kırılıyoruz. Oysa daha başta karşılıklı sorumluluğa yer açmamız gerekiyordu.

Birinin sorumluluğunu üstlenmekle ona destek olmak arasındaki farkı anlamaya çalışalım. Böylece ne ilgisiz kalalım ne de bütün sınırları kaldıralım.

Azimle hırsı birbirine karıştırıyor muyuz?

Tevbe suresinin 24. ayetinde kazanılan mallar, durgunluğundan korkulan ticaret ve sevilen evler anılıyor.

Bunların her birine emek vermiş olabiliriz. Çalışmışız, sabretmişiz, bir düzen kurmuşuz.

Sonra aynı şeyler için aşırı bir kaybetme korkusu yaşamaya başlayabiliyoruz.

Bir araba satın almak istiyoruz. O arabayı elde etmek için çok uğraşıyoruz.

Ama istediğimiz aracı aldığımızda bütün sıkıntılar bitmiyor. Bazen onu koruma ve daha iyisini alma isteği başlıyor.

Soru: Azimle çalışmakla, bir şeye ölçüsüzce bağlanmak arasındaki farkı görebiliyor muyuz?

Azim, doğru bir hedef için kararlılık göstermektir. Hırs ise bazen hedefin kendisinden daha güçlü hâle gelen bir isteme dönüşür.

Kazanmak için çalışırken dürüstlüğümüzü kaybediyorsak durup düşünmeliyiz.

Bir insanı mutlu etmek isterken kendi sınırlarımızı bütünüyle yok sayıyorsak ilişkiyi yeniden değerlendirmeliyiz.

İşimiz büyüdüğünde daha dikkatli davranmamız gerekir. Çok kazanmak, her kararı doğru verdiğimiz anlamına gelmez.

Bir iş adamı çok güçlü olabilir. Ama küçücük bir kayıp ihtimali bile bütün huzurunu kaçırabilir.

Elimizdeki imkân arttıkça nefsimizin istekleri de büyüyebilir. İşte bu yüzden mizanı, yani ölçüyü düşünmek gerekiyor.

Bir insan çok harcayıp israf edebilir. Bir başkası kimseyle hiçbir şey paylaşmayacak kadar cimri olabilir.

İki tutum da bizi denge üzerine düşünmeye çağırıyor.

Bir şey uğruna ne kadar emek verdiğimiz kadar, o emeğin bizi hangi insana dönüştürdüğü de önemlidir.

Bir konuda çok istekli olduğumuzda sonucu hemen görmek istiyoruz. Emek verdiğimiz için o sonucun mutlaka bizim istediğimiz gibi çıkması gerektiğini düşünüyoruz.

Ama emek göstermekle her sonucu kontrol etmek aynı şey değildir. Bazen doğru bir tercihin karşılığını beklediğimizden farklı biçimde görebiliriz.

Kendi isteğimiz gerçekleşmediğinde bütün hayatın yanlış gittiğini düşünmeyelim. O olayın içindeki kendi tercihimizi, sorumluluğumuzu ve öğrenebileceğimiz yönü ayıralım.

Hırsla hareket ettiğimizde tek bir sonuca kilitleniyoruz. Azim ise bizi doğru davranma çabasını sürdürmeye çağırabilir.

Bu nedenle istediğimizi elde edemediğimizde de dürüstlüğümüzü ve saygımızı koruyup korumadığımıza bakalım.

Başkalarının iyi yönlerinden öğrenebilir miyiz?

Bazen bir dostumuz geçmişte yapılan bir iyiliği hiç unutmuyor. Başka biri ise iyilikleri de kötülükleri de çabuk unutuyor.

İlk bakışta birinin davranışı bize garip gelebilir. Ama birbirimizden öğrenebileceğimiz yönler olabilir.

Soru: Kendi huyumuzu tek doğru kabul ettiğimiz için başkasının iyi tarafını kaçırıyor muyuz?

Çabuk affetmek güzel bir tutum olabilir. Fakat aynı haksızlığa defalarca hazırlıksız yakalanmamak için yaşadığımızı da anlamamız gerekir.

Yapılan kötülüğü hatırlamak kendiliğinden kin tutmak değildir. Önemli olan, o hatıranın bizi nasıl bir davranışa götürdüğüdür.

Birinin tutumluluğunu öğrenebiliriz. Ama cimriliğini örnek almak zorunda değiliz.

Bir başkasının cömertliğini beğenebiliriz. Ama ölçüsüz harcamasını doğru saymayabiliriz.

Farklı insanların iyi yanlarını görebildiğimizde kendi eksiklerimizle de yüzleşebiliriz.

İnsanın “Ben böyleyim, değişemem” demesi kolaydır. Fakat karakterimize alışmış olmamız her davranışımızın doğru olduğu anlamına gelmez.

Bazen bir konuda çok bilgili olduğumuzu düşünürüz. Sonra karşımıza çıkan küçük bir soru, daha öğrenmemiz gerekenleri gösterir.

Bilgiye açık olmak, kendi düşüncemizi sorgulayabilmeyi gerektirir. Yalnızca başkasının hatasını aramak bizi geliştirmez.

Dostlarımızdan, ailemizden ve çalışma arkadaşlarımızdan öğrenmeye devam edelim.

Birinin bize yaptığı iyiliği hatırlamak vefaya dönüşebilir. Ancak geçmişteki bir iyiliği hatırladığımız için bugün yaptığı her yanlışa katlanmak zorunda değiliz.

Bazen affetmeyle unutmamayı karşı karşıya koyuyoruz. Oysa bir kırgınlığı sürdürmemekle aynı hatanın yeniden yaşanmaması için dikkatli olmak farklı şeylerdir.

Arkadaşımızın bizden farklı bir mizacı olabilir. Bu farkı yalnızca eleştirmek yerine hangi davranışının faydalı olduğunu anlamaya çalışalım.

Bir başkasının güzel davranışını örnek almak bizi küçültmez. Tam tersine, kendi eksikliğimizi fark edip ilerlememize yardım eder.

Kimse her konuda aynı beceriye sahip değildir. Öğrenmeye kapalı kalırsak bunu unutabiliriz.

Bize öğretilen her sözü sorgusuz kabul etmek zorunda değiliz. Ama doğru bir uyarıyı da nefsimize ağır geldiği için reddetmeyelim.

Çokluk neden bazen huzur getirmiyor?

Tevbe suresindeki Huneyn hatırlatması, sayıca çok olmaktan doğan güvenin insanı yanıltabileceğini gösteriyor.

Bir topluluk kalabalık olabilir. Bir insan servet sahibi olabilir. Ama sayı ve servet tek başına doğru bir yolun kanıtı değildir.

Soru: Hayatımızı güçlü insanların beğenisine mi, yoksa doğru bildiğimiz ölçülere mi göre kuruyoruz?

Bazen büyük bir topluluğun içinde bulununca kendimizi haklı sanıyoruz. Çünkü çevremizde bizim gibi düşünen çok kişi var.

Bazen de çok para kazanan birini yalnızca kazancı yüzünden örnek alıyoruz.

Oysa insanın bilgisi, ahlakı ve güvenilirliği yalnızca sahip olduğu şeylerle ölçülemez.

Güçlü olduğumuzda alçak gönüllü kalabilmek önemli. Bir başarıyı yalnızca kendi üstünlüğümüzün kanıtı olarak görmeyelim.

Sahip olduklarımızı paylaşmaya devam ediyor muyuz? Başkasının hakkını gözetiyor muyuz?

Yeryüzü geniş olduğu hâlde insanın içine dar gelebiliyor. Çünkü bazen bütün dikkati kaybedeceklerine yöneliyor.

Bu yüzden yalnızca daha fazlasını kazanmayı değil, elimizdekini nasıl kullandığımızı da sorgulayalım.

Başkasının iyiliğini önemsemek bize kendi isteklerimizin dışında bir dünya olduğunu hatırlatır.

Bir işte emek veren insanın hakkını gözetmek, ailemizde birinin derdini dinlemek ve ihtiyacı olanla paylaşmak küçük görünmesin.

Bütün bunlar inandığımız değerleri davranışa taşımanın yollarıdır.

Yanlış yaptığımızda tövbe etmek de bu yolun parçasıdır. Önce hatamızı hatırlayalım, sonra onu düzeltmeye çalışalım.

Başlangıçtaki soruyu yeniden soralım: Sevgimiz bizi nereye götürüyor?

Daha adaletli, daha güvenilir ve daha paylaşımcı bir insana mı dönüşüyoruz? Yoksa kaybetme korkusuyla kendi ölçümüzü mü unutuyoruz?

Rabbimiz bizi hırstan, kibirden, cimrilikten ve yanlışta ısrar etmekten korusun. Doğruya yönelme kararlılığı versin.

Gerçek bağlılık, sevdiğimiz şeyleri kaybetmemek için her yanlışa razı olmak değil, sevgimizi doğru ölçüyle yaşayabilmektir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir