Anlamak, Değiştirmeye Çalışmaktan Önce Gelir
3 Ağustos 2023
Soru: Karşımızdaki insan gerçekten problemli mi, yoksa biz onu kendimize benzemediği için mi problemli görüyoruz?
Bir çocuk çok sakindir.
Onu bıraktığınız yerde uzun süre durur.
Başka bir çocuk yerinde duramaz, sürekli sorar ve konuşur.
Bir anne baba ilkine “Acaba bir sorun mu var?” diyebilir.
İkincisine de “Bu çocuk neden hiç durmuyor?” diye bakabilir.
Oysa farklılık her zaman hastalık değildir.
İnsanların doğuştan getirdiği bazı eğilimler, sonradan öğrendiği alışkanlıklar ve hayat boyunca şekillenen karakter özellikleri vardır.
İlişkide ilk ihtiyacımız, karşımızdakini hemen değiştirmek değil anlamaya çalışmaktır.
Herkes sevgiyi aynı şekilde göstermeyebilir
Bir insan sevgisini sözle anlatır.
“Seni seviyorum” der.
Konuşmak ister.
Başka biri için dokunmak daha anlamlıdır.
Sarılmak, el ele tutuşmak veya fiziksel yakınlık onun için daha güçlü bir ifadedir.
Bir başkası görünüşe, düzene ve estetiğe daha çok önem verebilir.
Hediye aldığında paketi bile onun için önemlidir.
Bu gözlemler kesin ve değişmez insan sınıfları değildir.
Ama bize önemli bir şeyi hatırlatır: İnsanların dikkat ettiği şeyler aynı olmayabilir.
Soru: Eşimin sevgisini benim yöntemimle göstermesini mi bekliyorum?
Bazen bir eş sürekli konuşur.
Diğeri konuşmak yerine temas kurmak ister.
Biri “Beni hiç dinlemiyorsun” der.
Diğeri “Bana hiç sarılmıyorsun” der.
İkisi de sevgisiz değildir.
Fakat birbirinin dilini anlamadığında sevgi görünmez hâle gelebilir.
İnsan farklılığı karakter kusuru gibi görmeye başladığında kavga büyür.
Düzenli olan da dağınık olan da karşısındakini yargılayabilir
Bir insan planlıdır.
Gideceği yeri önceden bilmek ister.
Bir hafta önceden haber verilmesini bekler.
Başka biri daha spontane yaşayabilir.
“Haydi şimdi çıkalım” der.
İkisi aynı evde olduğunda çok basit konular büyük tartışmalara dönüşebilir.
Biri diğerine “Ne kadar dağınıksın” der.
Diğeri “Sen de her şeyi fazla büyütüyorsun” diye cevap verir.
Çocuklarda da benzer farklılıklar görülür.
Bir çocuk aniden gezi planına sevinir.
Diğeri hazırlıksız olduğu için gitmek istemez.
Anne baba bunu nankörlük veya isteksizlik olarak okuyabilir.
Oysa çocuk sadece farklı hazırlanıyor olabilir.
Soru: Karşımdaki insanın davranışını niyet olarak mı yorumluyorum, yoksa önce onun yapısını anlamaya mı çalışıyorum?
Bu ayrım çok önemlidir.
Çünkü davranış ile niyet aynı şey değildir.
Aynı olay, iki insanda iki farklı tepki doğurabilir
Çocuk düştü ve kafasını çarptı.
Bir ebeveyn paniğe kapılır.
Hemen hastaneye gitmek ister.
Diğeri daha sakin davranır.
Önce çocuğun durumuna bakmayı önerir.
Bir taraf diğerine “Vicdansızsın” diyebilir.
Diğeri de “Sen çok evhamlısın” diyebilir.
Aslında ikisi de çocuğu seviyor olabilir.
Fakat korkuyu işleme biçimleri farklıdır.
İşte ilişkide kavga çoğu zaman burada başlar.
Farklı tepkiyi sevgisizlik olarak yorumlarız.
Kendimize benzeyen davranışı doğru, benzemeyeni yanlış kabul ederiz.
Anlamak, aynı fikirde olmak değildir.
Karşımızdaki insanı anladıktan sonra hâlâ yanlış bulabiliriz.
Ama en azından neyle konuştuğumuzu biliriz.
Başkalarının kararıyla yaşamak da bir sorun
Bazı insanlar kendi kararını vermekte zorlanır.
Saçını nasıl yapacağını bile çevresine sorar.
Evlenirken herkesin fikrini toplar.
Bir sorun çıktığında yine “Acaba yanlış mı yaptım?” diye başkasına döner.
Bu durumda hayatın direksiyonu sürekli el değiştirir.
“El âlem ne der?” sorusu insanın kendi sorumluluğunun önüne geçebilir.
Bir başka insan ise tam tersine kimseyi dinlemez.
“Ben özgürüm, bana kimse karışamaz” der.
İki uç da insanı zorlayabilir.
Birinde insan kendi kararını kuramaz.
Diğerinde ise hiçbir öğüde kapı açmaz.
Soru: Kararımı gerçekten ben mi veriyorum, yoksa alkışlayacak birilerini mi arıyorum?
Mizan burada da gerekir.
İnsan öğüt dinleyebilir.
Ama sonunda kendi sorumluluğunu üstlenmelidir.
Sorunların hepsi geçici, öğrenme kalıcıdır
İnsan yaşadığı problemi hiç bitmeyecek sanabilir.
Evlilikte bir sorun çıkar.
İşte kriz olur.
Para azalır.
Ailede bir kırgınlık yaşanır.
O an bütün dünya o meseleymiş gibi hissedilir.
Fakat zaman geçer.
Sorun değişir.
Yeni bir sınav gelir.
Hayatın sonunda da bütün bu dünyalık meseleler geride kalır.
Bu bakış, sorunları küçümsemek değildir.
Onların hayatın tamamı olmadığını hatırlamaktır.
Soru: Bu sorun bana ne öğretiyor ve ben aynı soruyu tekrar tekrar neden yaşıyorum?
Bir sınavı geçmek için soruyu anlamak gerekir.
İlişki sorunlarında da önce soruyu anlamamız gerekir.
Karşımızdakini yanlış tanıyorsak çözümümüz de yanlış olabilir.
Aşırılık, iyi bir özelliği bile bozabilir
Cömertlik güzeldir.
Ama ölçüsüz olduğunda israfa dönüşebilir.
Tutumluluk güzeldir.
Ama aşırıya gittiğinde cimriliğe dönüşebilir.
Sakinlik güzeldir.
Ama duyarsızlığa dönüşmemelidir.
Duygusal olmak güzeldir.
Ama her olayda panik hâline gelmek insanı yorabilir.
İnsan kendi güçlü tarafını mutlak doğru kabul ettiğinde karşısındakini küçümser.
“Ben planlıyım, sen sorumsuzsun.”
“Ben cömertim, sen cimrisin.”
“Ben sakinim, sen abartıyorsun.”
“Ben hassasım, sen vicdansızsın.”
Bu cümleler anlaşmayı kapatır.
Oysa kendi aşırılığımızı da görmek gerekir.
Soru: Güçlü gördüğüm özelliğim, aşırıya kaçtığında benim zayıflığıma dönüşüyor olabilir mi?
İnsanları anlamak işte ve ticarette de önemlidir
Bir müşteri ürünün görünüşüne bakar.
Bir başkası konforuna dokunmak ister.
Bir diğeri uzun uzun konuşup bilgi almak ister.
İnsanların ihtiyacını anladığımızda iletişim kolaylaşır.
Bu, onları manipüle etmek için değil, gerçekten ne aradıklarını görmek içindir.
Aynı yaklaşım ailede de geçerlidir.
Eşim neyi önemsiyor?
Çocuğum neye nasıl tepki veriyor?
Benim sözüm karşı tarafta nasıl duyuluyor?
Bunları sormadığımızda sadece kendi dilimizle konuşuruz.
Sonra “Beni niye anlamıyor?” diye kızarız.
Belki de önce bizim anlamaya çalışmamız gerekiyordur.
Öğrenci kalabilmek
İnsan kendisini “artık öğrendim” diye kapattığında gelişmesi zorlaşır.
Aynı konuyu yeniden duymak bazen sıkıcı gelir.
Fakat tekrar, yeni bir ayrıntıyı görmemizi sağlayabilir.
Kendimizi öğrenci kabul ettiğimiz sürece öğrenme kapısı açık kalır.
İnsan ilişkileri de böyledir.
Eşimizi yıllardır tanıyor olabiliriz.
Ama “Onu tamamen biliyorum” demek tehlikelidir.
Çünkü insanlar değişir.
Şartlar değişir.
Biz de değişiriz.
Karşımızdakini anlamak bir kere yapılıp biten bir iş değildir.
Soru: Bugün en yakın olduğum insanı gerçekten dinledim mi, yoksa onun yerine yine kendi cevabımı mı verdim?
İlişkide her şeyi değiştiremeyiz.
Karşımızdakini de istediğimiz kalıba sokamayız.
Ama kendi yaklaşımımızı değiştirebiliriz.
Dinlemeyi öğrenebiliriz.
Önyargımızı fark edebiliriz.
Aşırılığımızı dengeleyebiliriz.
Ve önce anlamaya çalışabiliriz.
Karşımızdakini değiştiremeyebiliriz, yaklaşımımızı değiştirebiliriz
İnsan ilişkilerinde en büyük hayal kırıklıklarından biri, karşı tarafın bizim gibi olmasını beklemektir.
“Ben böyle düşünüyorsam o da böyle düşünmeli.”
“Ben sevgimi böyle gösteriyorsam o da böyle göstermeli.”
“Ben planlıysam o da planlı olmalı.”
Bu beklenti gerçekleşmediğinde öfke başlar.
Oysa karşımızdaki insanı zorla değiştiremeyebiliriz.
Ama ona nasıl yaklaştığımızı değiştirebiliriz.
Bir insan konuşarak rahatlıyorsa onu biraz daha dinleyebiliriz.
Bir başkası önce sakinleşmeye ihtiyaç duyuyorsa hemen cevap vermeye zorlamayabiliriz.
Düzenli bir insanla plan yaparken önceden haber verebiliriz.
Daha spontan yaşayan biriyle de her şeyin dakikası dakikasına gerçekleşmeyeceğini kabul edebiliriz.
Soru: Karşımdakini değiştirmek için harcadığım enerjinin ne kadarını onu anlamaya ayırıyorum?
Bu yaklaşım yanlış davranışı onaylamak değildir.
Sadece doğru müdahalenin ilk adımıdır.
Bir insanı anlamadan ona verdiğimiz öğüt çoğu zaman hedefini bulmaz.
Mizan, karakterimizi de dengeler
İnsan güçlü yönünü sever.
Cömert kişi “Ben iyiyim çünkü veriyorum” der.
Planlı kişi “Ben iyiyim çünkü düzenliyim” der.
Sakin kişi “Ben iyiyim çünkü panik yapmıyorum” der.
Ama her özellik ölçüsüzleşebilir.
Cömertlik israfa.
Planlılık kontrolcülüğe.
Sakinlik duyarsızlığa.
Hassasiyet aşırı kaygıya dönüşebilir.
Bu yüzden kendimize sadece “Ben neyim?” diye değil, “Ben ne zaman aşırıya kaçıyorum?” diye de sormalıyız.
Soru: Beni yıllardır güçlü kılan özellik, bugün ilişkimde bir probleme dönüşmüş olabilir mi?
İnsan kendisini tanıdığında karşısındakini de daha adil değerlendirebilir.
Çünkü kendi aşırılığını gören kişi başkasının farklılığını hemen kusur saymaz.
Öğrenci kalmanın anlamı da budur.
Kendimizi tamamlanmış görmemek.
Her ilişkide yeniden öğrenmek.
Huzur, bütün problemlerin bitmesi değildir
İnsan bazen “Şu sorun çözülürse huzurlu olacağım” der.
Sonra sorun çözülür ve yeni bir mesele çıkar.
Evlilikte bir konu biter, çocukla ilgili başka bir konu başlar.
İşte kriz geçer, maddi bir problem gelir.
Bu yüzden huzuru bütün sorunların yokluğuna bağlamak insanı sürekli ertelemeye götürür.
Soru: Sorunlarım varken de doğru davranmayı ve şükretmeyi öğrenebilir miyim?
İnsan problemin geçeceğini bildiğinde daha sakin düşünebilir.
Bu, problemi küçümsemek değildir.
Onu hayatın tamamı yapmamaktır.
Bir sınav gibi düşünüldüğünde “Bu soruyu nasıl cevaplayacağım?” diye bakabiliriz.
Karşımızdaki insanın yapısını anlamak da doğru cevabın parçasıdır.
Müşteriyi anlamak, insanı anlamanın başka bir yüzü
Aynı ürün herkese aynı cümleyle anlatıldığında iletişim zayıflayabilir.
Bir müşteri ürünün görüntüsüne önem verir.
Bir başkası konforuna ve dokusuna bakar.
Bir başkası bilgi almak ve konuşmak ister.
İnsan karşısındakinin ihtiyacını anladığında ona daha uygun bir açıklama yapabilir.
Bu sadece satış tekniği değildir.
Günlük iletişimin de bir örneğidir.
Soru: Ben konuşurken karşımdakinin neye ihtiyaç duyduğunu mu düşünüyorum, yoksa sadece bildiğimi anlatmak mı istiyorum?
Ailede de aynı şey geçerlidir.
Bir çocuk uzun açıklamaya ihtiyaç duyar.
Diğeri kısa ve net sınırla daha iyi anlar.
Bir eş konuşarak çözmek ister.
Diğeri önce sakinleşip sonra konuşmak ister.
İnsanları anlamak, aynı mesajı herkese aynı yöntemle vermemeyi öğretir.
Bu esneklik, ilişkide merhameti ve adaleti güçlendirebilir.
Farklılık bazen tamamlayıcılık olabilir
Eşimizde bizi en çok rahatsız eden özellik, bazen bizim eksik tarafımızı tamamlıyor olabilir. Çok planlı bir insanın yanında daha esnek biri, her şeyi kontrol etme baskısını azaltabilir. Çok hızlı karar veren birinin yanında daha temkinli biri hatayı önleyebilir.
Soru: Karşımdaki insanda değiştirmek istediğim özellik, aslında bana bir denge sağlıyor olabilir mi?
Bu her farklılığın mutlaka faydalı olduğu anlamına gelmez. Ama hemen “yanlış” demeden önce işlevine bakmayı öğretir. Mizan, aynılaşmak değil; farklılıkların birbirini ezmeden bir arada durabilmesidir.
İnsanı değiştirmeden önce onu anlamaya çalışmak, ilişkinin kapısını açan ilk adımdır.
