Merhamet mi Taviz mi? Hayır Diyebilmenin Ölçüsü

2 Ağustos 2023

En çok sevdiklerimize neden taviz veriyoruz?

İnsan bazen en fazla sevdiği kişilerin karşısında kendi sınırlarını korumakta zorlanır. Aradaki yakınlık, geçmişte verilen emek ve ilişkinin bozulacağı korkusu, söylemek istediği sözü ertelemesine yol açar. Karşısındaki üzülmesin, kendisi hakkında kötü düşünmesin veya tartışma çıkmasın diye istemediği bir işi kabul eder. Başlangıçta küçük bir fedakârlık gibi görünen bu davranış zamanla alışkanlığa dönüşür. Sohbette merhamet ile taviz arasındaki ayrım, özellikle bu yakın ilişkiler üzerinden ele alınır. Sevginin varlığı, yapılan her fedakârlığın doğru ve yararlı olduğu anlamına gelmez.

Bir işi ilk defa gönüllü olarak yapmakla o işin sürekli sorumlusu hâline gelmek arasında önemli bir fark vardır. Birkaç defa yerine getirilen istek, karşı tarafta bunun artık kendisine tanınmış bir hak olduğu düşüncesini doğurabilir. Kişinin müsait olup olmadığı sorulmadan onun adına plan yapılır; kabul edeceği peşinen varsayılır. Daha sonra aynı isteğe hayır denildiğinde, önceki bütün yardımlar unutulabilir. Böylece sorun yalnızca yapılacak iş olmaktan çıkar; ilişkinin hangi kabuller üzerine kurulduğu ve tarafların birbirinin iradesine ne kadar yer verdiği meselesine dönüşür.

Merhametin içinde karşıdakinin iyiliğini gözetmek vardır

Merhamet, bir insanın sıkıntısını fark etmek, duygusunu anlamaya çalışmak ve ona uygun biçimde destek olmaktır. Onun sevincine katılmak da üzüntüsünü paylaşmak da bu yakınlığın içindedir. Fakat birini anlamak, bütün isteklerini doğru kabul etmek değildir. Bazen istenen şey kişinin sorumluluk almasını engeller veya başkasına haksızlık yapılmasına yol açar. Böyle bir isteği yerine getirirken dışarıdan yumuşak davranıyor olabiliriz; yine de davranışımızın sonucunu düşünmek gerekir. Karşıdakinin gerçek yararı ile o anda memnun olması her zaman aynı noktada buluşmaz.

Taviz verirken insanın korumaya çalıştığı şey bazen karşıdakinin iyiliğinden çok kendi rahatıdır. Tepkiyle karşılaşmamak, suçlanmamak veya bir süre huzursuz olmamak için kabul eder. Çocuk yetiştirmede her güçlüğü önceden kaldırma isteği bunun anlaşılabileceği alanlardan biridir. Çocuğun hiç üzülmemesini ve hiç zorlanmamasını istemek, onun bazı tecrübeleri edinmesine fırsat bırakmayabilir. Buradaki ölçü çocuğu yalnız bırakmak değildir; gereken desteği verirken yapabileceği şeyi bütünüyle onun elinden almamaktır. Merhamet, korumanın yanında gelişmesini ve sorumluluk üstlenmesini de gözetmeyi gerektirir.

Geciken sınır daha zor kurulabilir

Rahatsız olunan bir davranışa uzun süre ses çıkarılmadığında, karşı taraf mevcut düzenin herkes tarafından benimsendiğini düşünebilir. Sonradan sınır koyma girişimi bu yüzden şaşkınlık veya tepkiyle karşılaşabilir. İnsan, başlangıçta birkaç sözle açıklayabileceği bir meseleyi yıllarca erteleyerek daha ağır bir hâle getirebilir. Sürekli içine attığı kırgınlıklar biriktiğinde ise sakin bir açıklama yapmak yerine öfkeyle patlama ihtimali artar. Sohbette, kısa süreli huzursuzluktan kaçınmanın bazen daha uzun ve daha zor bir sıkıntının yolunu açtığı üzerinde durulur.

Yerleşmiş bir ilişki biçiminin değişmesi de bir anda gerçekleşmeyebilir. Bir defa hayır demek bütün alışkanlıkları ortadan kaldırmaz; insanın kendi tutumunda sabır ve tutarlılık göstermesi gerekir. Karşısındakinin ilk tepkisi, koyduğu sınırın mutlaka yanlış olduğunu kanıtlamaz. Bununla birlikte sınır koymak, biriktirilmiş öfkeyi boşaltmanın bahanesine de dönüştürülmemelidir. Niyet, diğerini cezalandırmak veya ezmek değil, sorumlulukların daha doğru anlaşılmasını sağlamaktır. Kendi kararını açıklamakla karşıdakini küçük düşürmek birbirinden ayrılmalıdır. Bu ayrım gözetilmediğinde tavizden çıkmaya çalışırken başka bir haksızlığın içine girilebilir.

Ailede kullanılan sözler sorumluluğu örtebilir

Yakın ilişkilerde insanın üzerine yalnızca doğrudan isteklerle değil, kendisine yüklenen rollerle de baskı kurulabilir. Anne olduğu, baba olduğu, büyük kardeş olduğu veya yaşça büyük olduğu için her defasında alttan alması beklenebilir. Geçmişte yapılan iyilikler de yeni bir talebin gerekçesi olarak önüne konulabilir. Böylece kişinin ne düşündüğünü ve neye gücünün yettiğini konuşmak yerine, sevgisini veya aile içindeki yerini ispatlaması istenir. Oysa bir aile bağının bulunması, taraflardan birinin ihtiyaçlarını ve sınırlarını bütünüyle ortadan kaldırmaz.

Çevrenin ne söyleyeceği endişesi de bu baskıyı büyütebilir. İnsan, yaşadığı sorunu değerlendirmek yerine dışarıdan nasıl göründüğünü düşünmeye başlayabilir. Gelenek diye sürdürülen bazı davranışların gerçekten adil olup olmadığı sorgulanmadan kabul edilmesi, haksızlığın kuşaklar boyunca aktarılmasına yol açabilir. Kendisinin geçmişte katlandığı bir sıkıntıyı başkasının da yaşamasını isteyen kişi, acısını ölçü hâline getirmiş olur. Daha önce incinmiş olmak, sonradan incitme hakkı vermez. Aile içindeki alışkanlıkların değeri, yalnızca eski olmalarıyla değil, insanlara nasıl davrandıklarıyla da değerlendirilmelidir.

Güç sahibi olmak incitme hakkı vermez

Sohbette bakım sorumluluğu üzerinden de merhametin anlamı ele alınır. Yaşlı, çocuk veya başkasının yardımına ihtiyaç duyan bir insan karşısında daha güçlü durumda olmak, onun üzerinde sınırsız tasarruf hakkı doğurmaz. Bakım işini üstlenen kişinin sabırlı ve saygılı davranması, yaptığı işin sorumluluğuyla ilgilidir. Karşısındaki insanı mutlaka kendi annesi veya babası gibi hayal etmesine gerek kalmadan da onun insan olduğunu gözetmesi gerekir. Yardıma muhtaç olmak, bir kimsenin onurunu azaltmadığı gibi kötü muameleyi haklı gösterecek bir sebep de oluşturmaz.

İnsan bazen kendisine yapılan baskıyı, karşı koyabildiği daha güçsüz birine yöneltebilir. Böylece yaşadığı haksızlığın etkisini azaltmak isterken aynı davranışın taşıyıcısı hâline gelir. Bu noktada vicdanın uyarısını duyabilmek önemlidir. Yanlış davranışı her seferinde bir gerekçeyle açıklamak, zamanla onu olağan görmeye yol açabilir. Kişinin öfkeli veya yorgun olması, karşısındakine nasıl davrandığı sorusunu ortadan kaldırmaz. Merhamet, yalnızca sevdiğimiz ve bize iyi davranan insanlara karşı yumuşaklık göstermekle sınırlı değildir; güç kullanabileceğimiz yerde kendimizi denetlememizi de kapsar.

Her ilişkinin düğümü aynı yerde değildir

Bir ilişkide kimin daha fazla imkâna sahip olduğuna bakarak bütün dengeyi açıklamak mümkün değildir. Maddi olarak güçlü görünen kişi, duygusal bağlılığı veya kaybetme korkusu yüzünden kararlarını serbestçe ifade edemeyebilir. Bir başkasında sorun, alışılmış hayatın değişmesinden duyulan endişe olabilir. Çocuklarla ilgili kaygılar, aile büyüklerinin tepkisi, çevrenin yargısı veya geçmişte yaşanan başarısızlıklar da kişinin tutumunu etkileyebilir. Sohbette tek bir açıklamaya hemen yerleşmek yerine, aynı davranışın arkasında farklı sebepler bulunabileceğini düşünmek gerektiği özellikle öne çıkar.

Örneğin daha önce evliliği sona ermiş birinin yeni ilişkisinde yaşadığı sorunları dile getirmekte zorlanması, yeniden başarısız görülme korkusuyla ilgili olabilir. Bir başkasının tavizleri ise karşısındakine duyduğu aşırı bağlılıktan beslenebilir. Bu ihtimaller, herkes için aynı kararı vermek amacıyla sıralanmaz. Asıl ihtiyaç, insanın kendisini hangi düşüncenin tuttuğunu dürüstçe fark etmesidir. Bir davranışa katlanıyor olması, onu gerçekten doğru bulduğu anlamına gelmeyebilir. Korku, alışkanlık ve sevgi birbirine karıştığında, kişinin kendi gerekçelerini ayırt etmesi daha da önemli hâle gelir.

İlişkiyi anlamaya çalışırken kişinin kendisini sürekli üstün görmesi, eleştiriye hiç yer bırakmaması ve başkasının kararlarını denetlemeye çalışması gibi somut davranışlara da bakılır. Yakınındaki insanı kendisine ait bir eşya gibi görmek, onun ayrı bir iradesi olduğunu unutmaya yol açar. Bazen ilişkinin başında baskıya uğrayan kişi, şartlar değişip kendisi güç kazandığında aynı baskıyı uygulamaya başlayabilir. Geçmişteki kırgınlığın hesabını çıkarmak için diğerini küçük düşürmek, ilişkinin yarasını gidermek yerine derinleştirir. Kimin önce incindiğini bilmek meseleyi anlamaya yardımcı olsa da bugünkü davranışın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu nedenle tavizleri fark etmek kadar, sınır koyarken haksızlık üretmemek de önem taşır. Kendi hakkını korumaya çalışırken karşısındakinin insanlığını yok saymamak, merhametle adaleti birlikte gözetmenin bir parçasıdır.

Kendimizi bütünüyle haklı ilan etmeden bakabilmek

Karşımızdaki kişinin davranışlarını değerlendirirken kendi nefsimizi de hesaba katmak gerekir. Kontrol etme isteği, gurur, korku ve beğenilme arzusu yalnızca başkalarında bulunmaz. İnsan bazen yardım ederken bile vazgeçilmez olmak isteyebilir; bazen susarken kendisini iyi biri olarak görmeye devam etmeyi amaçlayabilir. Sohbette, insanın nefsini bütünüyle temize çıkarmaması gerektiği hatırlatılır. Bu, uğradığı her haksızlığın sorumluluğunu kendisine yüklemek değildir. Kendi niyetini incelemekle başkasının yanlışını üstlenmek farklı şeylerdir; biri diğerinin yerine geçirilmemelidir.

Özellikle duygusal olarak çok bağlandığımız meselelerde dışarıdan bir bakış yardımcı olabilir. Güvenilen, konuyu anlayabilecek bir insanla konuşmak, kendi içinde dönüp duran düşünceleri daha açık görmeyi sağlayabilir. Kişi bazen doğru davranışın ne olduğunu bilir, fakat uygulamakta zorlandığı için aynı gerekçeleri tekrar eder. Böyle durumlarda ihtiyaç duyulan şey yalnızca yeni bir bilgi değildir; mevcut bilginin kendi durumuyla bağlantısını kurabilmektir. Başkasının görüşünü dinlemek de kendi sorumluluğunu bütünüyle ona devretmek anlamına gelmez; düşünmeye ve değerlendirmeye alan açar.

İlgi ve hediyeler bakışımızı değiştirdiğinde

Sohbette anlatılan bir anne ve kız örneği, duyguların değerlendirmeyi nasıl etkileyebildiğini gösterir. Anne başlangıçta kızının görüştüğü kişiye mesafeli yaklaşırken, zamanla kendisine gösterilen ilgi ve yapılan jestlerden etkilenir. Kız bazı sorunları fark edip dile getirmeye başladığında ise anne artık aynı kişiyi savunmaktadır. Burada üzerinde durulan mesele, ilginin veya hediyenin kendi başına yanlış olması değildir. İnsanın hoşuna giden davranışlar, değerlendirmesi gereken başka özellikleri görmesini zorlaştırabilir. Önceden sorguladığı bir durumu, kendisi duygusal olarak bağlanınca sorgulamamaya başlayabilir.

Bu örnek, merhamet ve taviz konusunu kendi düşüncemizi gözden geçirme meselesine bağlar. Birini sevdiğimizde onun her davranışını savunmak zorunda değiliz. Bize iyi davranması, başkalarına nasıl davrandığı sorusunu da gereksiz kılmaz. İnsan, kendisine yönelen ilginin etkisiyle ölçülerini değiştirip değiştirmediğini fark etmeye çalışmalıdır. Yakınlık arttıkça eleştirel bakabilmek zorlaşabilir; fakat sevginin içinde doğruluğu gözetmeye yer kalmalıdır. İlişkinin sürmesini istemekle o ilişkinin içindeki her davranışı onaylamak aynı tutum değildir. Bu fark, kişinin hem kendisine hem sevdiğine karşı daha dürüst olmasını sağlar.

İnsanın değeri sahip olduklarıyla ölçülmez

Maddi imkânların sevgi ve saygıyla karıştırılması, sohbetin başka bir önemli konusudur. Daha pahalı hediye almak, daha çok harcamak veya daha gösterişli görünmek, insanın daha fazla sevileceği beklentisini besleyebilir. Fakat bu beklenti ilişkileri sürekli bir karşılık arayışına çevirebilir. Aynı insana kıyafetine, aracına veya maddi durumuna göre farklı davranılması, değerlendirme ölçüsünün kaydığını gösterir. Sohbette anılan Nasreddin Hoca’nın kürk fıkrası da bu bakışı sorgulamak içindir: Saygının gerçekten insana mı, yoksa üzerindeki ve çevresindeki şeylere mi yöneldiği düşünülmelidir.

Bir insanın dürüstlüğü, güvenilirliği, merhameti ve sorumluluk anlayışı, dışarıdan görülen imkânlardan ayrı olarak değerlendirilmelidir. Eş seçimi konuşulurken de yalnızca maddi duruma bakmanın yeterli olmayacağı vurgulanır. İnanç ve ibadet hayatı önemsenirken, kişinin günlük ilişkilerinde nasıl davrandığı da ihmal edilmemelidir. Yalan, iftira, dedikodu ve alışverişte haksızlık gibi davranışlar, insanın ahlakını ilgilendiren somut meselelerdir. Kendisi hakkında kullandığı sıfatlar veya dışarıya verdiği görüntü, bunların yerine geçmez. Başkalarının nihai hükmünü vermek insana düşmez; kendi davranışlarında doğruluğu gözetme sorumluluğu ise devam eder.

İyilik yapabilmek ve gerektiğinde dur diyebilmek

Kanada’da öğrencileri evinde ağırlayan bir kadın hakkında anlatılan olay, iyilikle sınır koymanın bir arada bulunabileceğini gösterir. Daha önce yanında kalan öğrencilerle yardım ve saygı üzerine kurulu bir ilişki yaşanmış, iletişim daha sonra da sürmüştür. Başka öğrencilerle yaşanan saygısızlık karşısında ise ev sahibi değişiklik istemiştir. Bu anlatımda kişinin önceki yardımseverliği ile sonraki sınırı birbirini geçersiz kılmaz. İnsan misafirperver olabilir ve aynı zamanda kendisine nasıl davranıldığına önem verebilir. Bir davranışı kabul etmemesi, geçmişte yaptığı iyiliklerin samimiyetsiz olduğunu göstermez.

Sevgi de bu çerçevede bir nimet olarak ele alınır. İnsan ailesini, evladını, eşini ve kendisine sunulan güzellikleri sevebilir; bunlar için Allah’a şükredebilir. Fakat sevgiyi, bütün güvenini tek bir insana bağlayan ve yanlışları görmesini engelleyen bir bağlılığa dönüştürmemesi gerekir. Merhametin ölçüsü, hem karşıdakinin iyiliğini hem hakkaniyeti gözetebilmektir. Gerektiğinde destek vermek, gerektiğinde sorumluluğu sahibinde bırakmak ve gerektiğinde hayır diyebilmek bu anlayışın parçalarıdır. İlişkide sevgiyi koruma çabası, insanın kendi iradesini ve doğru bildiği ölçüleri bütünüyle terk etmesini gerektirmez.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir