Dengeyi Kaybedince Ne Yapıyoruz? Mizan, Sınırlar ve Uyum
31 Mayıs 2023
Kolaylık Sunarken Sorumluluğu Unutmamak
Çocuklarımızın rahat etmesini, korunmasını ve mutlu olmasını isteriz. Bu isteğin içinde sevgi vardır; fakat sevginin davranışa dönüşmesinde de ölçü gerekir. Derste çocuklukta evin işlerine yardım etmek ve yakacak toplamak gibi sorumluluklarla bugünün kolaylıkları karşılaştırılır. Buradan çıkarılan soru, çocukların mutlaka geçmişin şartlarını yaşaması gerektiği değildir. Kolaylıklar artarken emek vermeyi öğrenmelerine yeterince alan bırakıp bırakmadığımızdır. Her işini onlar adına tamamladığımızda, kendi yapabileceklerini deneme fırsatlarını da azaltabiliriz. Korumak ile bütün güçlüğü ortadan kaldırmaya çalışmak arasındaki farkı görmek, eğitimdeki denge arayışının başlangıcıdır.
Bir katılımcının çocuklarıyla ilgili anlattıkları bu meseleyi somutlaştırır. Oyuncakların toplanması veya evde küçük bir görevin yerine getirilmesi istendiğinde çocuk kural koyan ebeveyne tepki gösterebilir. Daha fazla izin veren kişiye daha yakın davranabilir. Bu, sorumluluk istemenin yanlış olduğunu tek başına göstermez. Ebeveyn çocuğunun o andaki tepkisiyle ileride kazanacağı beceriyi birlikte düşünmek durumundadır. Sadece daha çok sevilmek için bütün sınırları kaldırmak, kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Ancak ortak hayatın nasıl sürdürüleceğini öğrenmek için herkesin bir katkısının bulunması gerekir. Sevginin yanında görev ve sorumluluk da vardır.
Anne ve babanın yaklaşımları arasındaki fark da bu düzeni etkiler. Biri sürekli kural koyarken diğeri her isteğe izin veriyorsa çocuğun karşısındaki ölçü belirsizleşebilir. Önce yetişkinlerin neyi neden istediğini düşünmesi ve mümkün olduğu kadar tutarlı bir yaklaşım geliştirmesi gerekir. Bu tutarlılık, her durumda sert davranmak anlamına gelmez. Çocuğun yaşını, yapabildiklerini ve mevcut şartları dikkate almak önemlidir. Dersin vurgusu, aşırı korumayla bütünüyle ilgisiz kalma arasındaki ölçüyü aramaktır. İki uçtan biri diğerinin çözümü değildir. Ebeveynlik, sevgiyle sorumluluğu birlikte taşıyabilme çabasıdır.
Pilav Örneği ve Yanılmaya Yaklaşımımız
Pilavın kıvamı üzerinden yapılan konuşma, mizanı günlük hayattan anlamaya yardımcı olur. Suyun, tuzun ve pişirme süresinin ölçüsü sonucu etkiler. Aynı kişi uzun yıllar yemek yapmış olsa bile her seferinde aynı sonucu alamayabilir. Bazen pilav fazla yumuşak, bazen sert, bazen de istediği kıvamda olur. Buna rağmen bir kez başarısız olduğu için yemek yapmaktan bütünüyle vazgeçmez. Neyi farklı yaptığını düşünür, ölçüyü yeniden ayarlar ve tekrar dener. İlişkilerimizde de her sorunu bütün hayatın başarısızlığı gibi görmeden ele alabilmek gerekir.
Bir tartışma veya kırgınlık yaşandığında yalnızca sonuca bakarsak öfkemiz büyüyebilir. Oysa hangi beklentinin fazla olduğunu, hangi ihtiyacın görülmediğini veya hangi sınırın belirsiz kaldığını düşünmek yeni bir imkân açar. Hata yalnızca bir tarafta da olmayabilir. Kendimizi incelemek, karşı tarafın hiçbir sorumluluğu bulunmadığını kabul etmek değildir. Sorunun içinde bizim değiştirebileceğimiz noktaları araştırmaktır. Pilavın kıvamını düzeltirken gösterdiğimiz dikkat, insan ilişkilerinde daha fazla gereklidir. Çünkü karşımızda kendi özellikleri, duyguları ve şartları bulunan başka bir insan vardır. Aynı yaklaşımın her durumda aynı sonucu vermemesi mümkündür.
Dengeyi bir kez bulup sonsuza kadar koruyacağımızı düşünmek de gerçekçi değildir. İnsan değişir, şartlar değişir ve yeni durumlar ortaya çıkar. Dün yeterli olan yaklaşım bugün yeniden düşünülmek zorunda kalabilir. Derste hiç isteği olmayan insanla aşırı istek içinde bulunan insanın ikisinin de zorlanabileceği belirtilir. Bu nedenle denge yalnızca isteği azaltmak değildir. Neye, ne kadar ve neden yöneldiğimizi anlamaktır. Öğrenmek, zaman zaman ölçüyü kaybedip yeniden bulmayı da içerir. Yanlış yapmakla yanlışta ısrar etmek arasında fark vardır. Hatasını gören kişi, yeniden düzenleme imkânına sahip olur.
Bir Sorun Yüzünden Bütünü Yok Saymak
Alışveriş yapılan mağazadan alınan çarşafın yatağa uymaması örneği, küçük bir sorunun bütün ilişkiye yayılmasını anlatır. Mağazayla daha önce iyi bir ilişki kurulmuş, hizmetinden memnun kalınmış olabilir. Bir üründe yaşanan hata, o geçmişin tamamını yok saymayı gerektirmez. Uygun olmayan ürünü değiştirmeyi istemekle, öfkeyle bütün ilişkiyi yıkmak farklı şeylerdir. Sorunu kendi büyüklüğü içinde değerlendirmek gerekir. Tepkimizin ölçüsü olayın kendisinden çok daha büyük olduğunda yeni sorunlar oluşturabiliriz. Hak ararken de karşılaştığımız durumun sınırını korumak, ilişkinin bütününe bakabilmek önemlidir.
Aynı eğilim ailede veya arkadaşlıkta da görülebilir. Bir kişinin bir davranışı bizi incittiğinde onun bütün iyiliklerini unutabiliriz. Tek bir başarısızlıktan sonra kendimizi hiçbir şeyi başaramayan biri gibi görebiliriz. Ders, bu genişletmenin dengeyi nasıl bozduğunu düşündürür. Bir olayın sebebini araştırmakla, o olayı bütün hayatımıza hüküm verecek noktaya taşımak aynı değildir. Sorunun sınırını belirlemek, çözümünü aramayı kolaylaştırır. Nerede düzeltme yapılacağını görürüz. Her şeyi aynı anda yanlış ilan ettiğimizde ise hangi noktadan başlayacağımızı da kaybedebiliriz. Ölçülü değerlendirme, çözümün önemli bir parçasıdır.
Uyum Herkesin Aynı Olması Değildir
İnsan çoğu zaman karşısındaki kişinin kendisine benzemesini ister. Kendi hızı, ilgileri ve düşünme biçimi doğal ölçüymüş gibi davranabilir. Eşinin daha sakin olması, çocuğunun farklı bir şeye ilgi duyması veya arkadaşının başka türlü tepki vermesi rahatsız edebilir. Fakat farklılığı hemen kusur saymak, birlikte yaşamanın imkânlarını daraltır. Derste hızlı ve sabırsız bir kişiyle daha yavaş hareket eden kişinin ilişkisi üzerinden bu durum konuşulur. Her iki taraf da yalnızca kendi biçiminde ısrar ettiğinde çatışma büyüyebilir. Birbirlerinin özelliklerini anlamaları ise yeni bir düzen kurmalarına yardım edebilir.
Uyum, bir tarafın bütünüyle silinmesi veya diğerine benzemesi değildir. Farklı insanların birlikte yaşayabileceği bir ölçü bulmaya çalışmasıdır. Bazen birinin sakinliği diğerinin aceleciliğini görmesine yardımcı olabilir. Bazen birinin hareketliliği diğerinin ertelediği sorumluluğu fark ettirebilir. Böyle bir ilişkide amaç, karşıdakini zorla değiştirmekten önce farklılığın nasıl yönetileceğini düşünmektir. İnsan kendi yaklaşımını tek doğru saydığında bu imkânı göremez. Kendi aşırılığının bulunabileceğini kabul ettiğinde ise karşısındaki davranışı başka bir açıdan değerlendirebilir. Denge arayışı, yalnızca başkasından beklenen bir değişiklik olmaktan çıkar.
Mizan, Adalet ve Sınır
Mizan kavramı derste tartı, ölçü ve adalet üzerinden ele alınır. Bir şeyin ağırlığını değerlendirmek gibi, davranışlarımızın etkilerini de düşünmemiz gerekir. Ne kadar verdiğimiz, ne kadar beklediğimiz ve hangi sorumluluğu üstlendiğimiz ilişkilerde bir ölçü oluşturur. Adalet yalnızca kendimizin haklı tarafını görmekle sınırlı kalmamalıdır. Başkasının hakkını ve ortak hayatın gereklerini de hesaba katmalıdır. İnsan kendi isteğini bütün ilişkinin ölçüsü hâline getirirse dengeyi bozabilir. Bu nedenle mizan, yalnızca konuşulan bir kavram değildir. Günlük kararlarda karşılığı araştırılması gereken bir sorumluluktur.
Sınır koymak da bu sorumluluğun parçasıdır. Hiçbir sınırının olmaması, insanın her isteği kabul etmek zorunda hissetmesine yol açabilir. Sürekli veren ve bütün yükü taşıyan kişi zamanla yorulabilir. Fakat bunun çözümü her durumda katılaşmak veya bütün talepleri reddetmek değildir. Nerede destek olabileceğini, nerede geri durması gerektiğini ve hangi davranışı kabul etmeyeceğini düşünmelidir. Derste sürekli bedel ödemenin de tek başına iyi bir ölçü sayılamayacağı belirtilir. Emeğin yeri, miktarı ve ilişkideki karşılığı önemlidir. İyilik yaparken kendi sorumluluğunu ve sınırını kaybetmemek gerekir.
İş hayatından verilen örnekte, çalışanlarına aşırı taviz veren kişinin işleri gecikebilir. Karşısındaki müşteri ise belirlenen zamanda tamamlanmasını bekleyebilir. Bu karşılaşma, kişinin kendi düzenindeki belirsizliği görmesine vesile olur. Herkesi memnun etmeye çalışırken bir başkasına verdiği sözü yerine getirememiş olabilir. Böyle bir durumda yalnızca müşterinin sertliğinden şikâyet etmek, kendi payını görünmez bırakır. İşin içinde hangi sınırların ve sorumlulukların açık olmadığına bakmak gerekir. Aynı ilke aile ilişkilerinde de geçerlidir. Bir alandaki ölçüsüzlüğümüz başka bir alanda sorun olarak karşımıza çıkabilir.
Kuralların Koruduğu Alanı Anlamak
Kuralları yalnızca kısıtlanmak olarak gördüğümüzde onların neyi koruduğunu fark etmeyebiliriz. Derste yalan söylememek, başkasının gizliliğini araştırmamak, kibirli davranmamak ve arkadan çekiştirmemek gibi ahlaki sınırlar anılır. Bunlar insan ilişkilerindeki güven ve saygıyla doğrudan bağlantılıdır. Bir davranışın yasaklanmasını yalnızca dışarıdan konulmuş bir engel gibi düşünmek yerine, o davranışın kime nasıl zarar verdiğini de değerlendirmek gerekir. Böylece kuralın günlük hayatla ilişkisi daha açık görülür. Sınır, kişinin hareketini daraltırken aynı zamanda başkasının hakkını ve ortak yaşamın güvenini koruyabilir.
Frene basma örneği, aşırılığın arttıkça geri dönüşü zorlaştırmasını anlatmak için kullanılır. İnsan bir yanlışın içinde ilerledikçe durmak daha fazla çaba gerektirebilir. Küçük bir alışkanlığı fark etmekle, bütün hayatı kaplamış bir davranışı değiştirmek aynı kolaylıkta olmayabilir. Bu nedenle sınırları yalnızca büyük zarar ortaya çıktıktan sonra düşünmemek gerekir. Kendi eğilimimizi erken fark etmek, gerektiğinde yön değiştirmeyi kolaylaştırabilir. Derste hiçbir şeyin bir anda bozulmadığı ve düzelmenin de emek istediği hatırlatılır. Günlük küçük tercihler, zaman içinde daha büyük bir düzenin parçası hâline gelir.
Doğaya Bakarken Bütünü Düşünmek
Ders sırasında doğadaki canlılar ve farklı çevreler arasındaki ilişkilerden de örnekler verilir. Bu anlatımın ana amacı, hayatı birbirinden kopuk parçalardan ibaret görmemektir. Bir unsurda yapılan değişiklik başka alanları da etkileyebilir. İnsan kendi isteğine odaklandığında bu bağlantıları ihmal edebilir. Doğadaki karşılıklı ilişkiler üzerine düşünmek, günlük hayatımızdaki kararların da yalnızca bizi ilgilendirmediğini hatırlatır. Ailemiz, çalışma arkadaşlarımız veya çevremiz tercihlerimizin sonucunu yaşayabilir. Bu yüzden faydayı yalnızca o anda kendimize sağlanan kolaylıkla ölçmemek gerekir. Bütüne bakmak, sorumluluğun kapsamını genişletir.
Bununla birlikte konuşmanın ilerleyen bölümünde, yalnızca genel denge örnekleri vermenin yeterli olmadığı da fark edilir. Doğadan veya günlük işlerden bir ölçü anlatılabilir; fakat dinleyen kişi kendi sorununda ne yapacağını hâlâ bilemeyebilir. Bu nedenle kavramın tanımından uygulamasına geçmek gerekir. Bir kişinin eşiyle anlaşmazlığı varsa, genel olarak uyumdan söz etmek başlangıç olabilir. Sonrasında hangi davranışın sorunu büyüttüğünü, neyin eksik kaldığını ve nasıl değişiklik yapılabileceğini düşünmek gerekir. Bilginin faydası, somut bir güçlüğü anlamaya katkı sunduğunda daha belirgin hâle gelir.
Ne Olduğundan Nasıl Düzeleceğine Geçmek
Dersin önemli sonuçlarından biri, sorunları yalnızca adlandırmakla yetinmemektir. İnsan neden sürekli aynı tartışmayı yaşadığını, neden çalıştığı hâlde istediği noktaya gelemediğini veya neden beğenilme ihtiyacını bu kadar güçlü hissettiğini sorabilir. Bu soruların her biri başka bir ayrıntıyı açar. Önce ne yaşandığı, ardından bunun nedenleri ve son olarak nasıl bir yol izlenebileceği ele alınmalıdır. Yalnızca kelimelerin anlamını öğrenmek, çözüm üretmek için her zaman yeterli değildir. Kavramları kendi hayatımızdaki davranışlarla ilişkilendirmek gerekir. Böylece bilgi, soyut bir konuşmadan uygulamaya doğru ilerler.
Çözüm ararken tek bir açıklamaya hemen bağlanmamak da önemlidir. Bir sorunun birden fazla etkeni olabilir. Aynı başlık altında konuşan iki kişinin hayat şartları farklıdır. Bu nedenle kendi yaşadığını anlatmak, başkasının deneyimini dinlemek ve ölçüyü birlikte düşünmek yararlı olabilir. Derste aile hayatı, sosyal ilişkiler ve iş hayatı üzerinden somut sorular oluşturulması önerilir. Amaç herkesin aynı hayatı yaşadığını varsaymak değildir. Ortak kavramların farklı durumlarda nasıl uygulanabileceğini araştırmaktır. Kendi örneğimizi açıkça anlatabildiğimizde, yalnızca sonucu şikâyet etmekten çıkıp süreci incelemeye başlayabiliriz.
Öğrenmek, Anlatmak ve Örnek Olmak
Bir başkasına yol göstermek isteyen kişinin kendi hayatını da incelemesi gerekir. Söylediğiyle yaptığı arasında büyük bir ayrılık bulunduğunda, sözünün etkisi azalabilir. Derste örnek olmak bu açıdan ele alınır. Bu, hiç hata yapmayan biri olma şartı değildir. Hatasını görebilen, düzeltmeye çalışan ve öğrendiğini uygulayan bir tutumdur. İnsan kendi ilişkilerindeki dengeyi hiç düşünmeden başkasına kesin çözümler sunmamalıdır. Öğrenme, önce kendi sorumluluğuna da yönelmelidir. Başkasını uyarmakla kendisini değerlendirmek birbirinden ayrı tutulduğunda, bilgi kolayca yalnızca eleştiri aracına dönüşebilir.
Anlatmaya çekinen katılımcıların deneyimleri de öğrenmenin uygulamayla geliştiğini gösterir. Bir konuyu araştırmak, not almak ve başkasına açıklamaya çalışmak, kendi anlayışımızdaki boşlukları görünür kılabilir. Konuşurken zorlanmak, hiç öğrenemeyeceğimiz anlamına gelmez. Destek alarak ve tekrar deneyerek ilerleyebiliriz. Dersin mizan konusundaki yaklaşımı burada da geçerlidir: Ne kendimizi kusursuz saymak ne de ilk güçlükte bütünüyle geri çekilmek gerekir. Denge, sürekli aynı yerde durmak değildir. Şartları fark ederek, hatayı kabul ederek ve gerekli düzeltmeyi yaparak yeniden ölçüye dönmeye çalışmaktır.


