Çok Şey Bilmek mi, Doğruya Uymak mı? Kur’an, İtaat ve Sorumluluk
3 Temmuz 2023
Soru: Bir insan çok sayıda ayet ve dinî bilgi biliyor olabilir. Peki bunlar hayatındaki bir sorunu çözmesine yardım etmiyorsa neyi eksik bırakmıştır?
Bilgi kıymetlidir. Öğrenmeye emek vermeden doğru kararı vermek de zorlaşır.
Fakat yalnızca bilgimizi anlatmakla yetinirsek, öğrendiklerimizin kendi davranışımızı değiştirip değiştirmediğini göremeyebiliriz.
Bir meseleyi çok iyi bildiğimizi söylemek kolaydır. Aynı meseleyi ailemizde, işimizde ve insanlarla ilişkimizde uygulamak ise başka bir sorumluluk ister.
Kur’an’ın öğütlerini düşünürken önce bu ayrımı yapalım. Bilmekle uymak arasında nasıl bir yol var?
İyilik, yanlış ve kendi payımız
Nisâ suresi 79. ayette kişiye ulaşan iyiliğin Allah’tan, kötülüğün ise kendi nefsinden olduğu hatırlatılır. Bu ayetin hemen öncesinde, yaşanan olayların Allah’ın hükmüyle ilişkisi de anlatılır.
İki ayeti birbirinden koparıp kolay cevaplar üretmeyelim. Özellikle başka birinin yaşadığı her sıkıntıyı onun hatasına bağlamak doğru olmaz.
Burada kendi seçimimize dönelim. Bir yanlış yaptığımızda sorumluluğu tamamen dışarıya mı atıyoruz?
Soru: Bir ilişkide sorun yaşadığımda önce kendi tavrımı mı, yoksa yalnızca karşı tarafın hatasını mı anlatıyorum?
Bir insana kırıcı söz söyleyebiliriz. Ardından onun neden bizimle görüşmediğine şaşırabiliriz.
Bir işte yeterince dikkatli davranmayabiliriz. Sonuç istediğimiz gibi çıkmadığında ise yalnızca şartların kötülüğünden söz edebiliriz.
Oysa yaptığımız seçimin payı varsa bunu görmek gerekir. Yanlışı kabul etmeden aynı davranışı düzeltmek zorlaşır.
Hz. Yusuf’un nefsi temize çıkarmama tavrını hatırlayalım. İnsan, kendi arzusunun kendisini yanlışa götürebileceğini kabul ettiğinde daha dikkatli olur.
Bu dikkat sürekli kendimizi suçlamak değildir. Yapabileceğimiz değişikliği görmeye çalışmaktır.
Sorumluluğu bütünüyle dışarıya bıraktığımızda, değiştirebileceğimiz tek yeri de gözden kaçırabiliriz.
Bazen doğru yolu öğrenmek için çok sayıda insana başvururuz. Bu yararlıdır; fakat danıştığımız insanın bizim yerimize bütün kararları vermesini beklemek başka bir yanlışa dönüşebilir.
Bir sorunla ilgili tavsiye aldığımızda bile son adımı bizim atmamız gerekir. Öğrendiklerimizi kendi şartlarımızda düşünmek ve sonucunu üstlenmek zorundayız.
Allah’a güvenmekle kendi sorumluluğumuzu terk etmeyi aynı şey sanmayalım. Yardım isterken yapabileceğimiz işi de görmeye çalışalım.
Elçiye uymak ne anlama gelir?
Nisâ suresi 80. ayette elçiye itaat edenin Allah’a itaat etmiş olduğu bildirilir. Bu ifade bizi elçinin getirdiği mesajla ilişkimizi düşünmeye çağırır.
Kur’an’ın bize hangi ölçüleri öğrettiğini okuyup anlamaya çalışmak bu ilişkinin önemli bir parçasıdır. Sözümüzle saygı gösterirken, öğüdü yaşamımızda unutmayalım.
Soru: Elçiye bağlı olduğumuzu söylerken onunla gelen vahyi ne kadar tanıyoruz?
Bir ayeti anlamadan ezberleyebiliriz. Doğru bir cümleyi tekrar ettiğimiz hâlde onun hayatımızdaki karşılığını düşünmeyebiliriz.
Oysa bir sözün bize rehberlik edebilmesi için onu ne zaman hatırlayacağımızı da bilmemiz gerekir.
İş yerinde müşterimize karşı dürüst olmamız gerektiğini biliyoruz diyelim. Kazanç kaybı ihtimali ortaya çıktığında bu bilgiyi hatırlıyor muyuz?
Kardeşimizle bir miras meselesinde anlaşmazlık yaşadığımızda adaleti hâlâ savunabiliyor muyuz? Yoksa yalnızca hakkımızı büyütmeye mi çalışıyoruz?
Elçiye itaat düşüncesini yalnızca başkalarını değerlendirmek için kullanmayalım. Önce kendi davranışımızla ne kadar uyum kurduğumuzu görelim.
Nisâ suresi 81. ayette görünürde itaat gösterip ayrılınca başka türlü karar verenlerin durumu anılır. Söylenenle gizlice yapılan arasındaki fark üzerinde durulur.
Bazen biz de bir ortamda doğru bulduğumuzu söyler, yalnız kaldığımızda başka türlü davranabiliriz. İnsanların yanında verdiğimiz sözle gerçek seçimimiz aynı olmayabilir.
Asıl sadakat, yalnızca başkaları bizi izlerken değil, kendi kararımızla baş başa kaldığımızda da görünür.
Bir arkadaşımızın yanında adaleti savunabiliriz. O kişi ayrıldığında, işimize gelmediği için aynı adaleti unutuyorsak kendi sözümüzü yeniden değerlendirmemiz gerekir.
Birine verdiğimiz söz, toplantı bittiği anda anlamını kaybetmez. Yalnız kaldığımızda da sorumluluğumuz devam eder.
İşte burada kendi nefsimizi tanımak önemlidir. İnsan, her zaman aynı kararlılıkla davranamayabilir; bu yüzden hatırlatmaya ve öğrenmeye ihtiyaç duyar.
İnsanların söylediklerimizi hemen kabul etmeyeceğini de bilelim. Birine doğru bulduğumuzu anlattığımızda görüşmeyebilir, tepki gösterebilir.
Bu durumda ne yapacağımızı da düşünmeliyiz. Üzerimize düşeni açıkça söylemekle karşımızdakini zorlamak aynı şey değildir.
Kur’an üzerinde düşünmekten neden kaçıyoruz?
Nisâ suresi 82. ayet, Kur’an üzerinde düşünme çağrısı yapar. Ayetler arasında çelişki arayışından çok, metni dikkatle değerlendirme sorumluluğunu da hatırlatır.
Bir ayeti tek başına görüp kesin hüküm vermek kolay gelebilir. Fakat öncesini ve sonrasını okuyunca aynı konunun farklı yanlarını fark edebiliriz.
Soru: Bir ayetle ilgili düşüncem varsa, onu gerçekten okuyup anlamaya mı çalışıyorum, yoksa önceden verdiğim kararı destekleyecek bir cümle mi arıyorum?
Bazen başkalarından duyduğumuz açıklamaları hiç sorgulamadan kabul ederiz. Bunun sebebi rahatlık da olabilir, alışkanlık da.
Oysa bir konuyu anlamak istiyorsak sorular sormamız gerekir. Anlamadığımız kelimeyi araştırmak, ayetler arasındaki ilişkiye bakmak ve kendi yorumumuzu mutlaklaştırmamak gerekir.
Bir insanın çok sayıda kitap okuması, kendi hayatındaki bütün sorunları çözmüş olduğu anlamına gelmez. Bilgiyle davranış arasında yine bir mesafe bulunabilir.
Bir grubun dinî meseleleri uzun uzun tartıştığını düşünelim. Ama birbirlerine karşı güvensizlikleri ve ailelerinde yıllardır çözülemeyen kırgınlıkları sürüyor.
Bu durumda öğrenmeyi bırakmak değil, öğrendiklerinin günlük hayata neden taşınamadığını düşünmek gerekir.
Bilginin çokluğu, onu hangi amaçla kullandığımız sorusunu ortadan kaldırmaz.
Yıllarca dinî meseleler üzerine konuşup aile içindeki bir kırgınlığı hiç çözmemiş olabiliriz. Bu, öğrendiğimiz her şeyin değersiz olduğunu değil, öğrenmeyle uygulama arasına mesafe girdiğini gösterir.
Böyle bir durumda bilgimizi sergilemeye devam etmek yerine kendimize sorabiliriz: Öğrendiğim adalet ve merhamet, kardeşimle ilişkimde nereye gitti?
Bir ayeti doğru okuyabilmek önemlidir. O ayetin hatırlattığı sorumluluğu zor bir anda hatırlayabilmek de önemlidir.
Çok bildiğimiz için kendimizi üstün görmek de bir tuzaktır. Anlamadığımız bir soruya bilmiyorum diyebilmek, öğrenmeye açık olmanın işaretidir.
Duyduğumuz açıklama bizi rahatlattı diye doğru kabul etmeyelim. Gerçek karşısında bazen kendi alışkanlığımızın değişmesi gerekir.
Bu değişiklik emek isteyebilir. Düzenimizden, kolay kazancımızdan veya alıştığımız bir davranıştan vazgeçmeyi gerektirebilir.
Duyduğumuz her haberi neden yayıyoruz?
Nisâ suresi 83. ayette güven veya korku veren bir haber geldiğinde onu hemen yayanların tutumuna dikkat çekilir. Bilginin ehline başvurulması hatırlatılır.
Bugün de bir haber duyduğumuz anda başkasına iletmek isteyebiliriz. Bir söylenti, bir arkadaşımızın hayatını veya bir topluluğun güvenini etkileyebilir.
Soru: Duyduğum şeyi biliyor muyum, yoksa yalnızca birinden duyduğum için mi doğru sayıyorum?
Bir komşumuz hakkında bir söz duyduğumuzu düşünelim. Kaynağını öğrenmeden o sözü başkasına aktarınca onu da aynı şüpheye ortak etmiş olabiliriz.
Ben sadece duyduğumu söyledim demek, verdiğimiz zararı her zaman ortadan kaldırmaz. Bazen iletmemeyi seçmek daha dikkatli bir davranıştır.
Aile içinde de bir çocuğun söylediklerini hemen yanlış yorumlayabiliriz. Önce onun ne anlatmak istediğini dinleyelim.
Söylentiyi gerçek bilgiden ayırmak, yalnızca haberlerle ilgili değildir. Birinin niyeti hakkında verdiğimiz hükümlerde de aynı ölçüye ihtiyaç duyarız.
Nisâ suresi 83. ayet, güven ve korkuyla ilgili haberlerde düşünmeden yaymanın sonuçlarını bize hatırlatır. Bilmediğimiz konuda yetkin kişilere başvurmak, sorumluluktan kaçmak değil daha sağlıklı karar vermeye çalışmaktır.
Bir insan hakkında söylenen her sözün peşinden gitmeyelim. İddianın nereden geldiğini ve neye dayandığını düşünelim.
Bu dikkat yalnızca başkalarını korumaz. Kendi kararımızın da daha sağlam temele dayanmasını sağlar.
Bir bilgiyi hemen kullanmak yerine gerektiğinde araştırmak ve bilmediğimizi söylemek önemlidir. Gerçeğe sadakat bazen acele etmemeyi gerektirir.
Aynı ölçü dinî açıklamalar için de geçerlidir. Birinin kendinden emin konuşması, söylediği her şeyi bizim düşünmeden kabul etmemizi gerektirmez.
Öğrendiğimiz şey ne zaman hayatımıza girer?
Bir ayeti ezbere bilmeyebiliriz; fakat anlamını öğrenip bir olay sırasında hatırlayabiliriz. Başka birimiz metni okuyabilir ama karşılaştığımız meseleyle bağlantısını kurmakta zorlanabiliriz.
Burada öğrenme biçimlerimizden çok niyetimize bakalım. Bildiğimizi anlatmak mı istiyoruz, yoksa doğruluğu yaşamak mı?
Bir iş anlaşmasında, bir aile tartışmasında veya bir yardım kararında neyi seçeceğimiz önümüze gelir. Öğrendiklerimiz bu anda bizim için anlam kazanır.
Soru: Bugün bir doğruyu öğrendiysem, bu bilgi beni hangi davranışımı yeniden düşünmeye çağırıyor?
Küçük bir yerden başlayabiliriz. Birine kırıcı konuştuysak özür dileyebilir, işimizdeki yanlışımızı düzeltebiliriz.
Bir açıklamayı anlamadıysak araştırmaya devam edebiliriz. Görüş ayrılığında karşımızdaki insana kulak verebiliriz.
Başlangıçta sorduğumuz soruyu yeniden hatırlayalım: Çok şey bilmek mi, doğruya uymak mı?
Bilgi yolumuzu aydınlatır; o yolda yürüyüp yürümeyeceğimizi seçimlerimiz gösterir.
