Rûm Suresi 46–50

“Gemiyi Biz Yapıyoruz Ama Rüzgâr Bizim Değil”

Günaydın.

Bugün Rûm Suresi’nin 46 ile 50. ayetleri arasında biraz dolaşacağız.

Aslında ayetlere ilk baktığımızda ne görüyoruz?

Rüzgâr var.

Gemi var.

Bulut var.

Yağmur var.

Kurumuş toprak var.

Sonra o toprağın yeniden canlanması var.

İnsan ilk bakışta şöyle diyebilir:

“Hocam, güzel… Bugün meteoroloji dersi mi yapacağız?”

Hayır.

Ama ilginç olan şu:

Kur’an bazen bizim her gün gördüğümüz şeylerin üzerinden, bizim hiç görmediğimiz tarafımızı anlatıyor.

Yağmuru anlatırken bizi anlatıyor.

Rüzgârı anlatırken bizi anlatıyor.

Kurak toprağı anlatırken bazen bizim kalbimizi, bazen evliliğimizi, bazen kardeşlik ilişkimizi, bazen ticaret hayatımızı düşündürüyor.

Bugün biraz bunu konuşalım.


46. Ayet: Müjdeleyici Rüzgârlar

  1. ayette Allah rüzgârları müjdeleyici olarak gönderdiğinden söz ediyor.

Burada çok güzel birkaç kelime var.

Birincisi:

R-S-L — ر س ل

Göndermek.

Allah rüzgârları gönderiyor.

İkincisi:

B-Ş-R — ب ش ر

Müjde.

Rüzgârlar müjdeleyici.

Üçüncüsü:

R-H-M — ر ح م

Rahmet.

Allah rahmetinden tattırıyor.

Bir başka kök:

Z-V-K — ذ و ق

Tatmak.

Yani bize rahmetten tattırılıyor.

Sonra:

F-D-L — ف ض ل

Fazl.

Lütuf.

Ve ayetin sonunda:

Ş-K-R — ش ك ر

Şükür.

Şimdi burada duralım.

Çünkü ayet bize çok güzel bir hayat tablosu çiziyor.

Rüzgâr geliyor.

Gemi hareket ediyor.

İnsan Allah’ın fazlından arıyor.

Yani çalışıyor.

Ticaret yapıyor.

Denize açılıyor.

Üretiyor.

Çabalıyor.

Ve sonunda şükretmesi bekleniyor.

Şimdi bugüne gelelim.

Biz ne yapıyoruz?

Çalışıyoruz.

Para kazanıyoruz.

Dükkan açıyoruz.

Fabrika kuruyoruz.

Ürün yapıyoruz.

Reklam veriyoruz.

Müşteri arıyoruz.

Bunların hepsi güzel.

Bunların hepsi gerekli.

Ama bazen çok ilginç bir şey oluyor.

Biz gemiyi yaptığımız için rüzgârı da kendimizin zannetmeye başlıyoruz.

Bakın bu çok önemli.

Gemiyi biz yapabiliriz.

Ama rüzgâr bizim değil.

Şirketi biz kurabiliriz.

Ama bütün müşterileri biz kontrol edemeyiz.

Ürünü biz yapabiliriz.

Ama piyasanın yarın ne yapacağını biz belirleyemeyiz.

Çocuğumuzu okula gönderebiliriz.

Ama onun hayatındaki her ihtimali kontrol edemeyiz.

Eşimize iyi davranabiliriz.

Ama onun kalbini zorla değiştiremeyiz.

Kardeşimize iyilik yapabiliriz.

Ama onun bize nasıl karşılık vereceğini belirleyemeyiz.

İşte insanın büyük yanılgısı burada başlıyor.


Kontrol Hastalığı

Bugün modern insanın en büyük problemlerinden biri nedir?

Kontrol.

Her şeyi kontrol etmek istiyoruz.

Parayı kontrol edeceğiz.

Çocuğu kontrol edeceğiz.

Eşi kontrol edeceğiz.

Kardeşi kontrol edeceğiz.

Çalışanı kontrol edeceğiz.

Müşteriyi kontrol edeceğiz.

Piyasayı kontrol edeceğiz.

Döviz kurunu kontrol edeceğiz.

Hatta bazen Allah’ın bize ne zaman ne vereceğini de kontrol etmek istiyoruz.

“Ya Rabbi, ben duamı yaptım ama üç gün oldu.”

Sanki kargo takip ediyoruz.

“Dağıtıma çıktı mı?”

İnsan böyle.

Dua ediyor.

Ertesi gün kontrol ediyor.

“Hâlâ olmadı.”

Bir hafta geçiyor.

“Ben bu kadar dua ettim.”

İşte 46. ayet bize biraz sakin ol diyor.

Sen gemiyi hazırla.

Sen denize çık.

Sen fazlından ara.

Ama rüzgârı sen yaratmıyorsun.


İş Adamı ve Para

Şimdi bir iş insanını düşünelim.

Diyor ki:

“Şu kadar ciroya ulaşırsam rahatlayacağım.”

Ulaşıyor.

Sonra ne oluyor?

Yeni hedef.

“Biraz daha büyüyeyim.”

Büyüyor.

“Şimdi şube açayım.”

Şube açıyor.

“Şimdi ihracat yapayım.”

İhracat yapıyor.

Sonra?

Kaygı bitiyor mu?

Çoğu zaman bitmiyor.

Sadece kaygının rakamı büyüyor.

Eskiden:

“100 bin lira kaybeder miyim?”

diye korkuyordu.

Şimdi:

“10 milyon kaybeder miyim?”

diye korkuyor.

Demek ki mesele sadece para değil.

Mesele şu:

Güvenceyi nerede arıyoruz?

Para kötü değil.

Ticaret kötü değil.

Zenginlik kötü değil.

  1. ayetin kendisinde Allah’ın fazlından aramak var.

Ama para aracımızken ilahımız hâline gelirse problem başlıyor.

Paraya şöyle bakmaya başlarsak:

“Bu varsa ben güvendeyim.”

işte orada dikkat etmek gerekiyor.

Çünkü para gider.

Piyasa değişir.

İş değişir.

Sağlık değişir.

Ama biz bütün güven duygumuzu değişebilen bir şeye bağlarsak, doğal olarak sürekli kaygı yaşarız.


Karı Koca Arasında Kontrol

Aynı şeyi evlilikte yapıyoruz.

Kadın diyor ki:

“Ben bu kadar fedakârlık yaptım, eşim de böyle davranmalı.”

Erkek diyor ki:

“Ben para getiriyorum, evde benim dediğim olmalı.”

Sonra ne oluyor?

İlişki sevgi ilişkisi olmaktan çıkıp yönetim kuruluna dönüyor.

Bir başkan var.

Bir başkan yardımcısı var.

Ama ikisi de başkan olmak istiyor.

Sonra evde seçim yapılıyor.

Çocuklar da taraf seçiyor.

İşte problem burada.

Eşimiz bizim mülkümüz değil.

Eşimizi seviyoruz.

Eşimize iyilik yapıyoruz.

Eşimiz için bedel ödüyoruz.

Ama karşılığında onun iradesini satın almıyoruz.

Bu çok önemli.

Ben sana iyilik yaptım.

Demek ki sen artık benim istediğim gibi yaşayacaksın.

Hayır.

Bu iyilik değil.

Bu sözleşme.

Ve çoğu zaman sözleşmenin karşı tarafa haberini bile vermiyoruz.

İçimizde sözleşme yapıyoruz.

“Ben senin için şunu yaptım, sen de benim için bunu yapacaksın.”

Karşı tarafın haberi yok.

Sonra yapmayınca kırılıyoruz.


47. Ayet: Davranışın Sonucu Var

  1. ayette elçilerin gönderildiğinden, açık delillerden, suç işleyenlerden karşılık alınmasından ve iman edenlere yardım edilmesinden söz ediliyor.

Buradaki önemli köklerden biri:

N-S-R — ن ص ر

Yardım.

Bir diğeri:

N-K-M — ن ق م

Yapılan kötülüğün karşılığı.

Buradan bugüne çok temel bir ilke taşıyabiliriz:

Davranışların sonuçları vardır.

Biz bazen sevgi adına bunu unutuyoruz.

Özellikle ailede.

Mesela dört kardeş var.

En küçük kardeşe üç büyük abi sürekli yardım ediyor.

Okutuyorlar.

Evlendiriyorlar.

İş kuruyorlar.

Borçlarını kapatıyorlar.

Her düştüğünde kaldırıyorlar.

Bu güzel mi?

Güzel.

Ama yıllar geçiyor.

En küçük kardeş artık şöyle düşünmeye başlıyor:

“Bunlar zaten yapmak zorunda.”

İşte tehlike burada başlıyor.

Yardım, şükür üretmesi gerekirken hak duygusu üretiyor.

“Benim hakkım.”

Sonra abiler yaşlanıyor.

Bu sefer yardıma onların ihtiyacı var.

Ama küçük kardeş yok.

Şimdi soralım:

Bu kardeş bir günde mı böyle oldu?

Hayır.

Yıllarca bir davranış biçimi oluştu.

Belki sürekli sonuçsuz bırakıldı.

Belki kimse ona sorumluluk vermedi.

Belki her problemi onun yerine başkaları çözdü.

İşte bazen sevgi adına yaptığımız şey, karşıdaki insanı büyütmeyebilir.

Tam tersine küçültebilir.


Sınır Koymak da Bazen Sevgidir

Biz sevgi deyince ne anlıyoruz?

Hep vermek.

Hep alttan almak.

Hep susmak.

Hayır.

Bazen sevgi:

“Burada dur.”

demektir.

Bazen kardeşimize:

“Ben seni seviyorum ama yaptığın yanlış.”

demektir.

Bazen çocuğumuza:

“Bu sorumluluğu artık sen taşıyacaksın.”

demektir.

Bazen eşimize:

“Bu davranış beni incitiyor.”

demektir.

Çünkü sonuçları kaldırdığımız zaman davranışı da besleyebiliriz.

Çocuk sürekli borç yapıyor.

Baba her seferinde kapatıyor.

Sonra baba diyor ki:

“Bu çocuk niye hâlâ borç yapıyor?”

Çünkü borcun sonucunu hiç yaşamıyor.

Biz her defasında sonuçları süpürdük.

Sonra davranışın niye devam ettiğini soruyoruz.


48. Ayet: Süreç

  1. ayete geliyoruz.

Allah rüzgârları gönderiyor.

Rüzgârlar bulutu kaldırıyor.

Bulut yayılıyor.

Parçalanıyor.

Ardından yağmur geliyor.

Sonra insanlar seviniyor.

Bakın burada çok önemli bir şey var.

Sonuç bir anda gelmiyor.

Bir süreç var.

Kök kelime:

B-S-T — ب س ط

Yaymak.

Bulut yayılıyor.

Sonra:

S-V-B — ص و ب

İsabet etmek, ulaşmak.

Yağmur insana ulaşıyor.

Ve tekrar:

B-Ş-R — ب ش ر

Sevinç.

46’da müjde vardı.

48’de sevinç var.

Arada ne var?

Süreç.


Biz Süreci Sevmiyoruz

Bizim problemimiz şu:

Sonucu seviyoruz.

Süreci sevmiyoruz.

Kilo vermek istiyoruz.

Ama aç kalmayı sevmiyoruz.

Kas yapmak istiyoruz.

Ama spor yapmak istemiyoruz.

Zengin olmak istiyoruz.

Ama yıllarca disiplinli çalışmak istemiyoruz.

İyi evlilik istiyoruz.

Ama egomuzdan fedakârlık yapmak istemiyoruz.

Çocuklarımız iyi olsun istiyoruz.

Ama onlara zaman ayırmak istemiyoruz.

Sağlıklı olmak istiyoruz.

Ama gece yarısı tatlı yemekten vazgeçmek istemiyoruz.

İnsan çok ilginç.

Sonucu istiyoruz.

Bedeli istemiyoruz.


Evlilikte Yağmur İstiyoruz Ama Bulut Yok

Bir evlilik düşünelim.

On yıldır konuşma azalmış.

Teşekkür yok.

Takdir yok.

Birlikte zaman yok.

Kırgınlık çok.

Her tartışmada eski defterler açılıyor.

Sonra bir gün diyorlar ki:

“Bizim evlilik niye eskisi gibi değil?”

Şimdi soru şu:

On yıldır kuruyan toprağın üzerine bir bardak su döküp:

“Niye yeşermedi?”

diyebilir miyiz?

Hayır.

Belki önce uzun bir süreç gerekiyor.

Konuşmak.

Dinlemek.

Özür dilemek.

Bazen susmak.

Bazen haklı olduğumuz hâlde tartışmayı büyütmemek.

Bazen eşimizin sevdiği bir şeyi yapmak.

Bazen:

“Ben de yanlış yaptım.”

diyebilmek.

İşte bunlar bulut.

Yağmur hemen gelmeyebilir.

Ama süreç başlamıştır.


Evlilikte En Zor Cümle

Biliyor musunuz evlilikte söylemesi en zor cümlelerden biri nedir?

“Ben yanlış yaptım.”

İnsan:

“Dünyanın bütün ülkelerinin borcunu öde.”

deseler belki düşünür.

Ama eşine:

“Ben yanlış yaptım.”

demek çok zor.

Çünkü nefis hemen devreye giriyor.

“Ama o da yaptı.”

Tamam.

O da yaptı.

Ama bugün senin payını konuşuyoruz.

İşte ayetler bize süreç öğretiyor.

Karşı tarafın değişmesini beklerken:

Biz değişmeye başladık mı?


49. Ayet: Ümitsizlik

  1. ayet çok çarpıcı.

İnsanlar yağmur gelmeden önce ümitsiz durumdaydı.

Buradaki kök:

B-L-S — ب ل س

Ümitsizliğe düşmek.

Çaresiz kalmak.

Şimdi şaşırtıcı olan ne?

Bir önceki ayette insanlar seviniyordu.

Bir sonraki ayette öğreniyoruz ki:

Biraz önce ümitsizdiler.

İnsan psikolojisi işte bu kadar hızlı değişiyor.

Sabah:

“Her şey bitti.”

Öğlen:

“Allah’a şükür.”

Akşam:

“Şimdi yarın ne olacak?”

Biz böyleyiz.


Bugünkü Durumu Geleceğin Tamamı Sanıyoruz

İnsan neden ümitsiz olur?

Çünkü bugünkü şartı yarının da şartı zanneder.

İşim kötü gidiyor.

Demek ki hep kötü gidecek.

Eşimle problemim var.

Demek ki hep böyle olacak.

Kardeşim benimle konuşmuyor.

Demek ki artık hiçbir zaman konuşmayacağız.

Çocuğum yanlış yaptı.

“Bu çocuktan adam olmaz.”

Ne kadar ağır bir cümle.

Bir insanın bugünkü davranışından bütün geleceğine hüküm veriyoruz.

Biz geleceği biliyor muyuz?

Hayır.

O zaman niye böyle kesin konuşuyoruz?


Kaygı ile Tedbir Farklı

Burada çok önemli bir ayrım yapalım.

Tedbir almak başka.

Kaygının içinde yaşamak başka.

İş insanı nakit akışına bakacak.

Bakmalı.

Bu tedbir.

Ama gece üçte kalkıp:

“Üç yıl sonra ne olacak?”

diye kendi kendini tüketmek başka.

Anne çocuğuyla ilgilenecek.

Bu sorumluluk.

Ama:

“Çocuğumun hayatında hiçbir kötü şey olmayacak.”

diye bütün dünyayı kontrol etmeye çalışmak başka.

Eşimiz için emek vereceğiz.

Ama:

“Ben elimden geleni yaptım, o hâlde kesin değişmek zorunda.”

demek başka.

İşte burada tekrar 46. ayete dönüyoruz:

Gemiyi yapabiliriz ama rüzgârı yaratamayız.


50. Ayet: Bak

Ve 50. ayette çok güzel bir emir geliyor:

Fenzur.

Bak.

Kök:

N-Z-R — ن ظ ر

Bakmak.

Ama sadece göz ucuyla bakmak değil.

Düşünerek bakmak.

İncelemek.

Bağlantıyı görmek.

Ayet:

Allah’ın rahmetinin eserlerine bak diyor.

Burada bir başka kök:

E-S-R — أ ث ر

Eser.

İz.

Rahmetin izleri.

Bu çok güzel.

Çünkü biz rahmetin kendisini elle tutamıyoruz.

Ama eserini görüyoruz.

Yağmurda görüyoruz.

Yeşeren toprakta görüyoruz.

Bazen bir insanın değişiminde görüyoruz.

Bazen bir ailenin toparlanmasında görüyoruz.

Bazen yıllarca küs iki kardeşin yeniden sarılmasında görüyoruz.


Küçük Değişiklikleri Görüyor muyuz?

Mesela bir eş yıllardır çok sert.

Sonra değişmeye başlıyor.

Eskiden özür dilemiyordu.

Şimdi diliyor.

Eskiden ailesine zaman ayırmıyordu.

Şimdi ayırıyor.

Eskiden bağırıyordu.

Şimdi kendini tutuyor.

Ama diğer taraf ne diyor?

“Bu kadar mı?”

Belki az.

Ama sıfır değil.

Bazen biz büyük yağmuru beklerken ilk damlayı küçümsüyoruz.

Ayet:

“Rahmetin eserlerine bak.”

diyor.

Belki bizim de ilişkilerimizde küçük eserleri görmemiz gerekiyor.


Ölü Toprağın Dirilmesi

  1. ayette en güçlü köklerden biri:

H-Y-Y — ح ي ي

Hayat.

Diriltmek.

Karşısında:

M-V-T — م و ت

Ölüm.

Allah ölmüş toprağı yeniden diriltiyor.

Sonra ayet bunu yeniden dirilişe bağlıyor.

Ölüleri diriltmeye de gücü yeter diyor.

Ve ayetin sonunda:

K-D-R — ق د ر

Kadîr.

Gücü yeten.

Şimdi burada biraz düşünelim.

Kurumuş bir tarla gördük.

Toprak çatlamış.

Otlar sararmış.

Hiçbir şey yok.

Bir ay sonra gidiyoruz.

Her yer yeşil.

Biz buna alıştığımız için şaşırmıyoruz.

Ama düşünün.

Toprağın içinden hayat çıkıyor.

Ve ayet diyor ki:

Buna bak.


Biz Neyi Çok Erken Öldü İlan Ediyoruz?

Belki bugün bizim hayatımızdaki soru şu:

Biz neyi çok erken öldü ilan ediyoruz?

“Bu evlilik bitti.”

“Bu kardeşlik bitti.”

“Bu iş bitti.”

“Ben artık toparlanamam.”

“Benim hayatım böyle.”

“Bu çocuk değişmez.”

Belki değişmez.

Bunu bilmiyoruz.

Ama değişemez demek başka.

Bakın çok önemli bir ayrım.

Ben çözüm görmüyorum.

Bu doğru olabilir.

Ama:

Çözüm yok.

Bunu nasıl biliyoruz?

İşte insan bazen kendi görme sınırını, hakikatin sınırı zannediyor.

Ben göremiyorsam yok.

Oysa ayet:

“Bak.”

diyor.

Daha geniş bak.


Kardeşler Arasında Yeniden Başlangıç

İki kardeş düşünelim.

Miras yüzünden kavga etmişler.

Yıllardır konuşmuyorlar.

Bayram geliyor.

Biri diğerini görmezden geliyor.

Çocuklar da birbirinden uzaklaşıyor.

Bir kavga iki kuşağı ayırıyor.

Şimdi herkes diyor ki:

“Artık olmaz.”

Peki biri bir gün arasa?

“Seni özledim.”

dese?

Belki karşı taraf telefonu kapatır.

Olabilir.

Ama ilk damla düşmüş olur.

Belki bir yıl sonra karşılık gelir.

Belki gelmez.

Ama biz kendi payımıza düşeni yaptık mı?

Bu önemli.


İş Adamına 50. Ayet

İşler kötü gidiyor.

Bir müşteri kaybedildi.

Bir proje olmadı.

Bir yatırım ters gitti.

Hemen:

“Battık.”

diyoruz.

İş insanlarında bu da çok olur.

Bir gün satış yüksek:

“Bu yıl uçuyoruz.”

Üç gün satış düşük:

“Firma kapanıyor.”

Biraz sakin.

Bir haftalık tablo hayatın tamamı değil.

  1. ayet bize bakmayı öğretiyor.

Trend ne?

Süreç ne?

Biz nerede hata yaptık?

Neyi düzeltebiliriz?

Rahmetin hangi eserleri hâlâ var?

Hangi kapılar hâlâ açık?


Şaşırtıcı Bir Şey Söyleyeyim

Belki kaygımızın önemli bir kısmı problemlerimizin büyüklüğünden değil…

Her şeyi kontrol etmemiz gerektiğini zannetmemizden kaynaklanıyor.

Bunu bir daha düşünelim.

Belki bizi yoran şey yalnızca problem değil.

“Ben bunu mutlaka çözmeliyim.”

“Ben herkesi düzeltmeliyim.”

“Ben çocuğumun geleceğini garanti etmeliyim.”

“Ben şirketin önümüzdeki on yılını garanti etmeliyim.”

“Ben eşimin bana nasıl davranacağını garanti etmeliyim.”

Böyle bir gücümüz yok.

Ve belki bunu kabul etmek yenilgi değil.

Tam tersine rahatlama.


Bizim Alanımız Ne?

Bizim alanımız:

Çalışmak.

Dürüst olmak.

Bedel ödemek.

Özür dilemek.

Sınır koymak.

İyilik yapmak.

Hakkı gözetmek.

Plan yapmak.

Tedbir almak.

Sabretmek.

Şükretmek.

Peki bizim alanımız olmayan ne?

Sonucun tamamı.

Başkasının kalbi.

Yarın.

Bütün ihtimaller.

İşte insan kendi alanıyla Allah’ın alanını karıştırdığında kaygı başlıyor.


46’dan 50’ye İnsan

Şimdi ayetleri çok kısa bir akışta düşünelim.

46:

Rüzgâr geliyor.

Müjde geliyor.

Rahmet tattırılıyor.

İnsan Allah’ın fazlından arıyor.

Ve şükretmesi bekleniyor.

47:

Davranışların sonuçları var.

Yardım var.

48:

Sonuç bir süreçle geliyor.

Rüzgâr.

Bulut.

Yağmur.

49:

İnsan sonucu görmeden önce ümitsiz.

50:

Allah:

“Bak.”

diyor.

Rahmetin eserlerine bak.

Ölü toprağın nasıl dirildiğine bak.

Ben her şeye kadirim.


Son Soru

Bugün kendimize bir soru soralım.

Hayatımızda bizim “rüzgârı” kontrol etmeye çalıştığımız yer neresi?

Eşimiz mi?

Çocuğumuz mu?

Kardeşimiz mi?

Paramız mı?

İşimiz mi?

Geleceğimiz mi?

Belki bugün yapmamız gereken şey daha fazla kontrol etmek değil.

Daha iyi sorumluluk almak.

İkisi aynı şey değil.

Kontrol:

“Sonuç benim istediğim gibi olmalı.”

der.

Sorumluluk:

“Ben üzerime düşeni yapacağım.”

der.

Bu çok büyük bir fark.


Kapanış

Bugün Rûm Suresi 46–50 bize belki şunu söylüyor:

Gemiyi yap.

Denize çık.

Çalış.

Allah’ın fazlından ara.

Sevdiğin insanlar için bedel öde.

Yanlış yaptığında düzelt.

İlişkilerini ihmal etme.

Paranı yönet.

İşini iyi yap.

Ama rüzgârı senin zannetme.

Yağmur gecikti diye gökyüzüne küsmek de yok.

Toprak kurudu diye hayat bitti sanmak da yok.

Ve en önemlisi:

Bugünkü sıkıntıyı yarının kesin hükmü yapma.

Çünkü bazen insan:

“Her şey bitti.”

dediği anda…

…bulutlar çoktan toplanmaya başlamış olabilir.

Biz henüz yağmuru görmüyor olabiliriz.

Ama göremediğimiz şey, olmadığı anlamına gelmez.

O yüzden 50. ayetin kelimesini bugün yanımıza alalım:

Fenzur.

Bak.

Bir daha bak.

Sadece korkuna değil.

Sadece hesabına değil.

Sadece bugünkü probleme değil.

Allah’ın rahmetinin eserlerine de bak.

Ve şunu unutmayalım:

Biz gemiyi yapıyoruz.
Rüzgârı yaratan biz değiliz.

Allah hepimize doğru yerde çaba göstermeyi, kontrol edemediğimiz şeyler yüzünden kendimizi tüketmemeyi, nimet geldiğinde şükretmeyi ve kurak zamanlarda çok erken ümitsizliğe düşmemeyi nasip etsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir