Dua Ediyoruz, Peki Harekete Geçiyor muyuz? Amel, Paylaşma ve Tövbe
29 Kasım 2023
Soru: Bir insanın iyiliğini istiyoruz; peki o iyilik için elimizden gelen neyi yapıyoruz?
Dua ediyoruz. Rabbimizden yardım diliyoruz. Ama bazen dua ettikten sonra hiçbir adım atmadan sonucun değişmesini bekliyoruz.
Oysa günlük hayatımızda bile isteğin yanında hareket gerektiğini biliyoruz.
Akşam yatağa girdiğimizde üşümemek istiyorsak yorganı üzerimize çekiyoruz. Acıktığımızda yemek yememiz gerekiyor.
Bir işi öğrenmek istiyorsak çalışıyoruz. Bir insanla aramız bozulduysa yalnızca üzülmekle yetinmeyip konuşmanın yolunu arıyoruz.
Dua ile sorumluluk birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan iki yönümüzdür.
İyiliğe niyet etmek neden tek başına yetmiyor?
Tevbe suresinin 14 ve 15. ayetlerinde tarihî bir çatışmanın ardından yardım, gönüllerin ferahlaması ve tövbe konusu birlikte geçiyor.
Bu ayetlerin tarihî şartları vardır. Onları bugünün her anlaşmazlığına doğrudan uygulamak yerine taşıdığı sorumluluk ve dönüşüm çağrısını düşünelim.
Soru: Bir haksızlığa üzülmekle o haksızlığın karşısında sorumlu davranmak aynı şey mi?
Bir yerde insanın acı çektiğini duyabiliriz. Ona dua etmemiz değerli bir yöneliştir.
Ama yardım edebileceğimiz bir imkânımız varsa onu da düşünmemiz gerekiyor.
Dua ettiğimiz bir insanın ihtiyacını öğrenebiliriz. Gücümüz yetiyorsa güvenilir bir yolla destek olabiliriz.
Belki bir yakınımızın mont ihtiyacı var. Belki başka birinin ayakkabısı yok.
Bir ihtiyacı fark ettiğimizde bütün dünyanın sorununu bir anda çözemeyiz. Ama elimizin uzandığı yerde sorumlu davranabiliriz.
Bazen “Benim imkânım çok az” diyoruz. Sonra elimizdeki küçük imkânı da değersiz görüyoruz.
Oysa paylaşmak için mutlaka büyük bir servet sahibi olmak gerekmiyor.
Bir aile bireyinin derdini dinlemek de bir davranıştır. Komşunun ihtiyacını sormak da.
Yardım ederken kendi imkânımızı doğru hesaplayalım. Başkasına faydalı olmaya çalışırken kendi sorumluluklarımızı yok saymayalım.
Önemli olan, iyilik isteğinin hayatımızda karşılığı bulunmasıdır.
Birine yardım etmeyi düşünürken bazen çok büyük bir iş yapmamız gerektiğini sanıyoruz. Bu düşünce yüzünden küçük ama mümkün bir adımı da atamıyoruz.
Oysa elimizde bir insanın yükünü hafifletecek kadar imkân varsa bunu görmezden gelmek zorunda değiliz. Bir işin küçüklüğü, faydasının da küçük olacağı anlamına gelmez.
Bir dostun bizi dinlemesi bazen kendi derdimizi daha açık görmemize yardım eder. Aynı şekilde bizim ayırdığımız zaman da başka biri için değerli olabilir.
Yalnızca kendi ihtiyacımıza baktığımızda bu imkânı fark etmekte zorlanırız. Başkasının hayatına dikkatle bakmak, paylaşmanın ilk adımıdır.
Bir şeyi sürekli tekrarlayarak alışkanlık kazanıyoruz. Diş fırçalamayı bile tekrar ederek öğreniyoruz.
Aynı şekilde dürüstlüğü, paylaşmayı ve sabrı da günlük tercihlerimizde geliştirebiliriz.
Fakat yanlış davranışları tekrarladığımızda onlara da alışabiliyoruz.
Bir ürünü olduğundan iyi göstermek ilk başta zor gelebilir. Bunu tekrar eden insan zamanla yalan söylemeye alışabilir.
İşte burada kendi alışkanlığımıza bakmalıyız: Hangi davranışı her gün biraz daha kolay yapıyoruz?
Vazgeçmeyi bilmeden denge kurabilir miyiz?
Soru: Bir isteğimiz bize zarar veriyor olsa bile neden ondan vazgeçmekte zorlanıyoruz?
Bazen işimiz eskisi kadar kazandırmıyor. Ama hayat düzenimizi hiç değiştirmek istemiyoruz.
Gelirimiz azalıyor, harcamalarımızı azaltmayı kabul etmiyoruz. Giderek daha çok borcun altına girebiliyoruz.
Bazen bir ilişkide sürekli aynı yanlış yaşanıyor. Ama o yanlış üzerine düşünmek yerine her şeyi eski hâlinde tutmak istiyoruz.
Çünkü alıştığımız şeyi kaybetmekten korkuyoruz.
İsteklerimizle ihtiyaçlarımızı ayırmak bu yüzden önemlidir. Her istediğimiz şey bizim için zorunlu olmayabilir.
İnsan çok para kazanmak isteyebilir. Güzel bir evde yaşamak da isteyebilir.
Ancak bu istekler uğruna bütün huzurumuzu, dürüstlüğümüzü ve başkalarına karşı sorumluluğumuzu feda edersek ölçüyü kaybederiz.
Bazen fedakârlık, yeni bir şey elde etmek değil yanlış bir alışkanlığı bırakmaktır.
Bir insanın malını aldatmayla elde etmekten vazgeçmek böyle bir tercihtir. Başkasının hakkına girmeyi bırakmak da.
Birini kıskandığımızda kötü konuşmamak, öfkeliyken kırıcı sözlerden sakınmak da günlük bir mücadeledir.
Nefsimizin her istediğini yapmak zorunda değiliz.
Bir insan, alıştığı bir iş düzenini değiştirmekte zorlanabilir. Çünkü yıllardır verdiği emek gözünün önüne gelir.
Ama geçmişte çok uğraşmış olmamız, bugün her tercihimizi sürdürmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Gerektiğinde yeniden hesap yapmak da sorumluluktur.
Aynı durum arkadaşlıklarımız için de geçerli olabilir. Birini sevdiğimiz için her yanlış davranışını onaylamamız gerekmez.
İnsanı bütünüyle reddetmekle yanlış davranışa sınır koymak farklı tutumlardır. Bazen ilişkileri koruyabilmek için önce sınırların açık olması gerekir.
İsteklerimizi yönetmek, sevinmeyi bırakmak demek değildir. Sevincimizin uğruna yanlış yola girmemeye çalışmaktır.
Kur’an’daki hatırlatmalar, isteklerimize sınır koymayı yeniden öğrenmemiz için bir fırsattır.
Ölçüyü koruyabildiğimizde kendi hayatımızı da daha açık görebiliriz. Her arzuyu mutluluk sanmaktan uzaklaşabiliriz.
Bir işten beklediğimiz kazancı elde edemediğimizde bütün değerimizi o işe bağlamayalım.
Bir insan bizim istediğimiz gibi davranmadığında onun üzerinde sınırsız hak sahibi olduğumuzu düşünmeyelim.
İstekler değişebilir. Ama güvenilir olma ve hakkaniyetli davranma sorumluluğumuz sürer.
Yakınımızdaki ihtiyacı görüyor muyuz?
Birbirimizden uzaklaştığımızda ihtiyaçları da göremiyoruz. Akrabamızın ve komşumuzun nasıl yaşadığını bilmiyoruz.
Herkes kendi işine, parasına, evine ve sıkıntısına kapanabiliyor. Böyle olunca paylaşılan dertler azalıyor.
Soru: Yardım etmek istediğimiz kişileri gerçekten tanıyor muyuz?
Bazen çok uzaktaki bir olaya üzüldüğümüzde yan dairemizdeki insanı unutabiliyoruz.
Bir ailede hasta olan var mı? Bir çocuğun okul ihtiyacı karşılanabiliyor mu?
Yakınlarımızdan başlayarak bu soruları sormak elimizden gelebilir.
Yardımın amacı kendimizi övmek olmamalı. Bir insanın ihtiyacını gidermek için onun mahcubiyetini büyütmeye gerek yok.
Güven, çoğu zaman küçük ve samimi davranışlarla oluşur.
Birine söz verdiğimizde tutuyor muyuz? Bir kardeşimizin derdini dinlediğimizde onu küçümsüyor muyuz?
Yapabileceğimiz işi ertelememek de iyiliğin bir parçasıdır. Bugün atabileceğimiz adımı sürekli yarına bırakmayalım.
Bir topluluk yalnızca kendi rahatını düşünmeye başladığında kimse kimseden destek bekleyemiyor. Oysa birlikte yaşamak birbirimizden sorumlu olduğumuzu hatırlatır.
Burada bir sınır daha var: İyilik yapmayı başkasını zorlamak için kullanmayalım.
Birine yardım çağrısında bulunabiliriz. Fakat insanların bütün imkânlarını bilmeden onları korkutarak hüküm vermek doğru olmaz.
Herkesin elindeki imkân, yükü ve sorumluluğu farklıdır. Bu farkı gözeterek birbirimize destek olalım.
Tövbe sadece pişmanlık sözü müdür?
Tevbe suresinin 15. ayetinde Allah’ın dilediğinin tövbesini kabul edeceği de hatırlatılır.
İnsanın yanlış yapabilmesi kadar, o yanlıştan dönme ihtimalini düşünmesi de önemlidir.
Tövbe ederken yalnızca üzüldüğümüzü söylemeyelim. Aynı hataya götüren alışkanlığımızı da görmeye çalışalım.
Bir yanlışımızı fark ettiğimizde bazen hemen mazeret üretiyoruz. Oysa mazeretimiz çok güçlü görünse bile karşı tarafa verilen zarar ortadan kalkmayabilir.
Kendi payımızı kabul etmek, her olayın tek sorumlusu olduğumuzu söylemek değildir. Yalnızca bize ait olanı dürüstçe görebilmektir.
Bir işte hata yaptıysak bunu saklamak yerine düzeltmenin yolunu arayabiliriz. Bir müşterinin hakkı eksik kaldıysa yerine koyabiliriz.
Aile içinde birini dinlemeden karar verdiysek yeniden konuşabiliriz. Böylece tövbe ve pişmanlık, davranışlarımızdaki değişimle desteklenir.
Bu değişim her zaman kolay olmaz. Ama yanlışta alışkanlık kazanabildiğimiz gibi, doğruyu yapmakta da zamanla kararlılık geliştirebiliriz.
Soru: Bir yanlışımızı fark ettik; peki yarın aynı durumda neyi farklı yapacağız?
Dürüst olmadığımız bir alışveriş varsa onu düzeltmeye yönelmek gerekir. Kırdığımız biri varsa onunla konuşabiliriz.
Bir şeyi yanlış yaptığımızı bilip aynı yolu tekrar tekrar seçiyorsak, kararlılığımızı sorgulamamız gerekir.
Kendimizi kusursuz görmek yerine öğrenmeye devam edelim. Tövbe, yanlışlarımızı görmezden gelmek değildir.
Bir sıkıntı yaşadığımızda bunun bütün nedenlerini bildiğimizi iddia etmeyelim. Her sorunu kesin bir ilahî ceza olarak adlandırmak da doğru olmaz.
Ama yaşadıklarımız karşısında kendi tutumumuzu inceleyebiliriz. Daha iyi bir insan olmak için hangi adımı atacağımızı düşünebiliriz.
Hayatın çok uzun olacağını sanıyoruz. Yıllar geçtikten sonra ise zamanın ne kadar hızlı aktığını fark ediyoruz.
Bugün yapabileceğimiz doğru davranışı sürekli ertelemek için önümüzde sınırsız zaman yok.
Dua edeceğiz. Öğreneceğiz. Sonra öğrendiğimiz iyiliği elimizden geldiğince yapacağız.
Başlangıçtaki soruya dönelim: Bir insan için iyilik istiyoruz, peki ne yapıyoruz?
Rabbimiz niyetimizi temizlesin. Bizi israftan, kibirden, bencillikten ve yanlışta ısrar etmekten korusun.
Dua dilimizden yükselirken, iyilik ellerimizde ve davranışlarımızda da yer bulsun.

