Hz. Yusuf’un Kardeşleri: Tedbir, Sabır ve İntikam Yerine Sınır Koymak

27 Ocak 2023

Bir kardeşimiz bize büyük bir haksızlık yaptı diyelim. Aradan yıllar geçti. Şimdi yardım istemek için yeniden karşımızda duruyor.

Soru: Güç artık bizim elimizdeyse ne yapacağız? İntikam mı alacağız, yoksa aynı yanlışı tekrar yaşamamak için akıllıca mı davranacağız?

Hz. Yusuf’un ailesinin hikâyesi, yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil. Sabır, aile bağları ve sınır koymak hakkında da düşündürücü sorular taşıyor.

Yakup’un Tedbiri ve Allah’a Güveni

Yusuf suresinde Hz. Yakup, oğullarına şehre tek kapıdan değil, ayrı ayrı kapılardan girmelerini söyler. Bu onun aldığı bir tedbirdir.

Ama ardından önemli bir sınır hatırlatılır: Allah’tan gelecek olanı hiçbir tedbirle bütünüyle engelleyemeyiz. Hüküm Allah’a aittir.

Soru: Tedbir almakla sonucun tamamını kontrol ettiğimizi sanmak aynı şey mi?

Çocuğumuzu yolculuğa gönderirken dikkatli olmasını söyleriz. Bir iş sözleşmesi yaparken şartları düşünürüz. Bir kapıyı kilitleyerek evimizi korumaya çalışırız.

Bunlar hayatın gerekli tedbirleri olabilir. Fakat hiçbir tedbir bize bütün geleceği bildiğimiz güvencesini vermez.

İki kişi aynı okulda okuyabilir. Benzer meslekleri yapabilir. Yine de farklı imkânlara ve sonuçlara ulaşabilirler.

Bu farkı her zaman birinin üstünlüğüyle açıklayamayız. İnsanların şartları, kararları ve karşılaştıkları imkânlar değişir.

Allah’a güvenmek, yapılması gereken işi bırakmak değildir. Tedbir alırken kendi gücümüzün sınırını da bilmektir.

Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında tümüyle çaresiz olduğumuzu düşünmeyelim. Elimizden geleni yaptık mı, bundan sonra ne yapabiliriz, bunu değerlendirelim.

Tevekkül, çabayı yok saymadan sonucuna karşı ölçülü kalabilmektir.

Bir insan çok kazandığında da sınanabilir. Elindeki imkânı yalnızca kendisine ait sayıyor mu? İhtiyaç sahibiyle paylaşmayı biliyor mu?

Başka bir insan az kazandığında kıskançlıkla veya kendisini değersiz görerek yaşayabilir. İki durumda da kendi şartlarımızla ne yaptığımız önemlidir.

Aynı işi yapan iki kişinin farklı kazançları olması, birinin daha iyi insan olduğunu göstermez. Ahlakımızı sadece gelirle ölçmeyelim.

Bazen başkasına verilene bakıp kendi imkânımızın kıymetini unutuyoruz. Bazen de kendi bolluğumuzdan hareketle yoksul insanın yaşadığı sıkıntıları küçümsüyoruz.

Tevekkülü düşünürken hem çabayı hem de nimetin paylaşılması sorumluluğunu hatırlayabiliriz.

Bünyamin’le Buluşma ve Geçen Yıllar

Yusuf kardeşleriyle karşılaştığında öz kardeşi Bünyamin’i yanına alır. Ona kim olduğunu bildirir ve geçmişte yapılanlardan dolayı üzülmemesini söyler.

Bu buluşmanın öncesinde uzun yıllar vardır. Yusuf’un kuyuya atılması, ailesinden uzak kalması ve yaşadığı bütün zorluklar bir anda unutulacak şeyler değildir.

Soru: Yıllardır taşıdığımız bir kırgınlığı, bugün bütün hayatımızın yöneticisi hâline getiriyor muyuz?

Bazen bize haksızlık yapan insanın hemen cezalandırılmasını isteriz. Onun iyi durumda olması bile bizi rahatsız eder.

Oysa bu öfke, en çok bizim iç dünyamızı yorabilir. Bir başkasının kötülüğüne odaklandıkça kendi hayatımızdaki iyi işleri de ihmal edebiliriz.

Haksızlığı görmezden gelmek zorunda değiliz. Ama karşı tarafın cezasını düşünmekle kendi iyiliğimizi korumak birbirinden farklıdır.

Bir ailede kardeşler yıllarca konuşmayabilir. Bir tartışma zamanla büyük bir kopuşa dönüşebilir.

Bazen aramızdaki mesafenin nedeni gerçekten devam eden bir zarardır. O durumda güvenliği ve hakkı korumak için mesafe koymak gerekir.

Fakat bazen de yalnızca gururumuz yüzünden konuşma ihtimalini bütünüyle kapatıyoruz. Kimin ne yaptığını, hangi sınırı aşamayacağımızı sakince değerlendirebiliriz.

Yusuf’un Planı ve Bilgimizin Sınırı

Yusuf suresinde hükümdarın su kabı Bünyamin’in yüküne konulur. Sonra kayıp eşya aranır; kardeşlerin söylediği yaptırım doğrultusunda Bünyamin alıkonur.

Ayetlerde bu planın Yusuf’a öğretildiği ifade edilir. Ayrıca her bilgi sahibinin üzerinde daha iyi bilen bulunduğu hatırlatılır (Yusuf, 76).

Burada anlamakta zorlanabileceğimiz yönler var. Olayın bütün bağlamını tek bir bakışta kavramayabiliriz.

Soru: Kıssadaki özel bir olaydan hareketle kendi hayatımızda her yöntemi meşru sayabilir miyiz?

Hayır. Yusuf’a atfedilen özel bir planı, günümüzde bir insana iftira atmanın veya kanıt uydurmanın genel izni olarak okumayalım.

Kıssa üzerinde düşünürken niyetin, bilginin ve sonucun birbiriyle ilişkisini anlamaya çalışabiliriz. Ama başkasına zarar vermenin sorumluluğunu gözden kaçırmamalıyız.

Yusuf artık kardeşlerinin karşısında güçsüz bir çocuk değil. Onların tekrar zarar verebileceği eski şartlar değişmiştir.

Bu durum güç ve merhamet arasındaki seçimi düşündürür. Bir insan bize zarar verdiğinde elimize fırsat geçmesini bekleyip aynı zararı vermeyi arzulayabiliriz.

Ama böyle davrandığımızda bizi inciten davranışı kendimiz de tekrarlamış oluruz.

Güçlü olmak, karşımızdakinin yanlışını tekrar etmek zorunda olmamak demektir.

Ayetlerde geçen ‘hükümdarın düzeni’ ve kardeşlerin kabul ettiği yaptırım da konunun hukukla ilgili yanını gösterir. Bir ülkenin uyguladığı kanun ile başka bir topluluğun bildiği kural her zaman aynı olmayabilir.

Bir sözcüğün anlamını da bulunduğu bağlamdan ayrı düşünmeyelim. ‘Din’ kelimesinin bir yerde inanç, başka yerde hüküm veya düzen anlamıyla ilişkili biçimde kullanılması bize dilin önemini hatırlatır.

Ancak kelimenin farklı bağlamlarda kullanılmasıyla her hukukî yöntemin dinî olarak meşru olduğu sonucu çıkmaz. Okuduğumuz ayetin tamamına ve bağlamına dikkat etmemiz gerekir.

Kendimizle ilgili bir anlaşmazlığı değerlendirirken de yalnızca başımıza geleni değil, ilişkinin hangi şartlarda kurulduğunu, hangi sözlerin verildiğini ve hangi hakların bulunduğunu anlamaya çalışalım.

Aile İlişkilerinde Sınır ve Mizan

Kardeşimiz bizden sürekli borç alıyor olabilir. Birkaç kez geri ödememiştir. Her defasında yeniden istediğinde ne yapacağımızı bilemeyiz.

Bir yanımız ona yardım etmek ister. Bir yanımız ise bu davranışın sürmesinden yorulmuştur.

Soru: Yardım etmeyi sürdürmekle yanlış bir alışkanlığı beslemek arasındaki sınır nerede?

Her insanın şartları farklıdır. Gerçekten güç durumda olan birinin desteğe ihtiyacı olabilir. Başka bir insan ise sorumluluğunu sürekli başkalarının üzerine bırakıyor olabilir.

Bu ayrımı anlamak için konuşmak ve davranışa bakmak gerekir. Hemen öfkeyle ilişkiyi koparmak da, hiç sınır koymadan her isteği kabul etmek de sorun çıkarabilir.

Bir süre borç vermemek, ilişkiyi tamamen yok etmek anlamına gelmez. Yardımın biçimini değiştirmek ve karşılıklı beklentileri açık konuşmak mümkündür.

Yusuf’un hikâyesinden hareketle ailede her anlaşmazlığı savaş gibi yaşamamamız gerektiğini düşünebiliriz.

Bir anne babayla, bir çocukla veya kardeşle yaşadığımız sorun farklıdır. Her olayda aynı cezayı, aynı tepkiyi uygulamak doğru sonuç vermeyebilir.

Önemli olan başkasının kötülüğünü taklit etmeden kendi hakkımızı koruyabilmektir.

Bazen yakınlarımızın bize zarar vermesini kabullenmek istemiyoruz. Çünkü onları seviyoruz ve ilişkimizin bozulmasından korkuyoruz.

Bu korku yüzünden bütün sınırlarımızı kaldırabiliriz. Her yeni talebe evet der, sonra neden kendimizi mutsuz hissettiğimizi anlayamayız.

Öte yandan ilk yanlışta herkesi hayatımızdan çıkarırsak da pişmanlık yaşayabiliriz. Sakin değerlendirme, dinleme ve güvenliği koruyan bir mesafe çoğu zaman acele bir tepkiden daha faydalıdır.

Burada kendimize net bir soru sorabiliriz: Bu kişiye bugün yardım etmem, onun sorumluluk almasını mı sağlayacak; yoksa aynı davranışın tekrarını mı kolaylaştıracak?

Affetmek, Kendimizi Savunmasız Bırakmak Değil

Bazen bize zarar veren kişiyi tümüyle hayatımızdan çıkarmak zorunda kalabiliriz. Özellikle zarar devam ediyorsa güvenliği öncelemek gerekir.

Bazen de araya zaman koymak, karşı tarafın davranışını görüp ilişkiyi yeni bir ölçüyle sürdürmek mümkün olabilir.

Soru: Affetmek isterken eski sınırlarımızı koruyabiliyor muyuz?

Bir insanın yeniden konuşmaya başlaması, geçmişte yaptıklarının hiç olmamış sayıldığı anlamına gelmez. Güvenin yeniden kurulması zaman alabilir.

Karşımızdaki insan gerçekten pişman olmuşsa bunu yalnızca sözünden değil, davranışından da anlamaya çalışırız.

Biz de kin taşımak yerine daha sakin bir yol seçebiliriz. Kendi hayatımızı bir intikam planına dönüştürmeyebiliriz.

Bir kardeşimizle konuştuğumuzda belki hemen çözüm bulamayacağız. Ama yanlışın nerede başladığını ve hangi sınırın gerekli olduğunu daha açık söyleyebiliriz.

Bir kırgınlıkta bütün bağları kesmek ya da bütün olanları hemen unutmak zorunda olduğumuzu sanabiliriz. Oysa ilişkilerde güvenin dereceleri vardır; görüşmek, iş ortaklığı yapmak ve yeniden borç vermek birbirinden farklı kararlardır.

Bir insanla selamlaşabilir, ama henüz mali bir sorumluluğu paylaşmaya hazır olmayabiliriz. Bu farkı açık ve saygılı biçimde ifade etmek mümkündür.

İlk soruya geri dönelim. Güç elimizdeyse ne yapacağız? Adaleti mi arayacağız, yoksa eski acının bizi yönlendirmesine mi izin vereceğiz?

Bugün bir kırgınlık hakkında yalnızca karşı tarafın yanlışlarını değil, kendi güvenliğimizi ve hangi doğru adımı atabileceğimizi de düşünelim.

Allah’ım, bize faydalı bilgi, güzel sabır ve doğru karar verme gücü ver. Haksızlık karşısında adaleti, güç sahibi olduğumuzda merhameti korumayı nasip et.

Bir insanın yanlışını tekrar etmeden sınır koyabilmek, hem kendimizi hem de insanlığımızı korumanın yoludur.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir