Firavun’un Gölgesinden Çıkmak: Güç, Hakikat ve Hesap
14 Nisan 2023
Güçlü birinin arkasından gitmek, onun haklı olduğunu gösterir mi? Bir topluluk aynı yanlışı birlikte yapınca o yanlış doğruya dönüşür mü?
İnsanlar çoğu zaman güçlü görünenin yanında durmak ister. Çünkü orada güvence, kazanç ve kolaylık bulacağını düşünür.
Fakat güç her zaman doğruyu göstermez. Kimi zaman insanı asıl sınavına yaklaştırır.
Soru: Çevremiz bir yanlışı onayladığında biz neye dayanarak karar veriyoruz?
Firavun’un Gücü, Doğrunun Ölçüsü Değildi
Hz. Musa’nın Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderilmesiyle ilgili ayetlerde önemli bir ayrıntı vardır. İleri gelenler Firavun’un emrine uyarlar.
Fakat Firavun’un emrinin doğru olmadığı açıkça belirtilir. Demek ki bir yöneticinin etkisi, verdiği kararın doğruluğunu garanti etmez.
Bir insan çok zengin olabilir. Çevresinde büyük bir kalabalık bulunabilir.
Herkes onun gibi yaşamak isteyebilir. Ama bu görüntü, yaptığı haksızlığın ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Soru: Birini neden örnek alıyoruz; sahip oldukları için mi, nasıl kazandığı için mi?
Lüks arabalar, yüksek binalar ve güzel evler dikkat çekebilir. İnsanın gözü önündeki bu görüntüye kolayca takılabilir.
Ancak adalet, yalnızca dışarıdan görünen bir hesabın konusu değildir. İnsan kendisini ve başkalarını davranışı üzerinden değerlendirmeyi de öğrenmeli.
Başkasının malına bakarak imrenmek kolaydır. O malın uğruna kimin hakkının çiğnendiğini ya da çiğnenmediğini bilmek ise her zaman mümkün değildir.
Bu yüzden ne sırf zengin diye birine hayran kalalım ne de zengin olduğu için hakkında hüküm verelim. Asıl ölçü doğruluk olmalı.
Firavun kıssası bize, güçlü birinin ardına saklanarak sorumluluktan kaçamayacağımızı düşündürür.
Kalabalığın yönü değil, gidilen yolun doğruluğu önemlidir.
Kendi İçimizdeki Yanlışı Görmek
Haksızlıkları dışarıda aramak kolaydır. İşimizi bozanı, bize zarar vereni ve bizi engelleyeni hemen görebiliriz.
Peki kendi yalanımızı, dedikodumuzu ve kıskançlığımızı da aynı açıklıkla görüyor muyuz?
Bir insan yıllarca aynı kırgınlığı taşıyabilir. Bir başkasını suçladıkça kendi davranışına bakmayı erteler.
Bazen kinimizi haklı bir tepki gibi anlatırız. Bazen gıybeti yalnızca dertleşmek sandığımız için fark etmeyiz.
Soru: Benim içimde düzeltilmesi gereken ne var?
Kendimizi kusursuz görmeye başladığımızda tövbe ihtiyacımızı da unutabiliriz. Oysa hepimizin fark edip düzeltmesi gereken davranışları olabilir.
Bir alışkanlık yıllarca tekrarlandığında onu bırakmak zorlaşır. Yanlış bir sözü söylememek, öfkeyi tutmak veya bir haksızlığı düzeltmek için çaba gerekir.
Bu süreçte dua eder, bağışlanma dileriz. Fakat yalnızca dua ettiğimiz için davranışımızın hiç değişmesine gerek olmadığını söyleyemeyiz.
Tövbe, yanlışın farkına varmakla birlikte yön değiştirme isteğidir. Kendimizi olduğumuz gibi savunmayı bırakmayı da gerektirebilir.
Bir kişiye zarar verdiysek onu sadece zihnimizde kapatmak yerine, mümkün olan doğru adımı düşünelim. Hakkı gözetmek kendi rahatlığımızdan önce gelebilir.
Bazen en zor mücadele, başkasına karşı değil, kendi alışkanlığımıza karşı verilir.
Çocuklarımıza Hangi Hayatı Öğretiyoruz?
Bir çocuğun yetişmesinde anne babanın sözleri kadar davranışlarının da etkisi vardır. Çocuk, ailesinin neyi önemli gördüğünü izleyerek öğrenir.
Evde yalnızca para, makam ve gösteriş konuşuluyorsa çocuk da bunları hayatın tek hedefi sanabilir.
Başarılı bir meslek sahibi olmasını isteriz. Güçlü ve kendine yeten bir insan olsun deriz.
Fakat dürüstlüğü, paylaşmayı ve başkalarının hakkını gözetmeyi öğretmeyi unutursak eksik bir eğitim vermiş oluruz.
Soru: Çocuğumuzun neye sahip olmasını istiyoruz, yoksa nasıl biri olmasını mı?
Bir çocuğa çalışmayı öğretebiliriz. Ama çalışırken kimseyi aldatmaması gerektiğini de kendi davranışımızla göstermeliyiz.
Bir işte kolay kazanç uğruna hile yaptığımızı gören çocuk, sözlerimizle eylemlerimiz arasındaki farkı fark edebilir.
Daha sonra ondan doğruluk beklerken güçlük yaşayabiliriz. Çünkü çocuk yalnızca öğüt dinlemiyor; örneği de görüyor.
Ailede kurduğumuz ölçüyü çevremizle ilişkimizde de sürdürmeliyiz. Kendi çocuğumuzun hakkını korurken başkasının çocuğunu görmezden gelmeyelim.
İnsanın dünyaya getirdiği çocuğu kendisine ait bir eşya gibi düşünmesi de yanlış bir yön olabilir. O, kendi seçimleri olacak bir insandır.
Eğitmekle hayatını bütünüyle bizim isteğimize göre yönetmek birbirinden farklıdır.
Çocuklarımız yalnızca söylediklerimizi değil, önemli bulduğumuz şeyleri de öğrenir.
Geçici Hazlar ve Kalıcı Sorumluluklar
Dünyada bazı şeyler ilk anda çok heyecan verici gelir. Yeni bir araba, yeni bir ev veya istediğimiz bir eşyaya sahip olmak gibi.
Zaman geçince o yenilik sıradanlaşabilir. O zaman daha fazlasını aramaya başlayabiliriz.
Bu döngünün içinde şükrü unutmak kolaydır. Elde ettiğimiz şeye alıştıkça onun kıymetini görmemeye başlayabiliriz.
Aynı eğilim insan ilişkilerine de yansıyabilir. Aile içindeki emeği sıradan sayıp sürekli yeni bir haz aramak, sevdiğimiz insanları incitebilir.
Soru: İsteklerimizin değişmesi, verdiğimiz sözlerin değerini azaltır mı?
Bir insan ilişkisinde sorun yaşayabilir. Fakat yalnızca yeni bir heyecan için sorumluluklarını unutmak başka bir meseledir.
Haksızlık karşısında da aynı ayrımı yapmalıyız. Bize yapılan yanlıştan duyduğumuz acı, karşılık olarak her türlü davranışı haklı çıkarmaz.
“Ben haksızlığa dayanamam” derken bazen kendi gururumuzun incinmesini merkeze alabiliriz. O durumda adalet isteğiyle öfkemizi birbirine karıştırma tehlikesi doğar.
Hak aramak önemlidir; ama kendimizi yok eden bir kinle yaşamak zorunda değiliz. Uygun yollarla hakkımızı gözetirken davranışımızın ölçüsünü koruyabiliriz.
Geçici hazların peşinde koşmak da bitmeyen öfkeye teslim olmak da insanı yorabilir. Her ikisinde de kendimizi yönetmeyi öğrenmemiz gerekir.
Bir insanın davranışını değerlendirirken yalnızca onun sahip olduklarına bakmak da bizi yanıltabilir. Büyük bir makamı olduğu için bütün sözlerini doğru kabul etmek zorunda değiliz.
Aynı şekilde zor durumda yaşayan birini yetersiz veya başarısız sayamayız. İnsanların hangi şartlarda mücadele ettiğini her zaman bilmiyoruz.
Soru: Birinin haklı olduğunu anlamak için onun ne kadar güçlü olduğuna mı bakıyorum?
Ticarette bazen işin büyüklüğü adaletin önüne geçebilir. Büyük müşteri için verdiğimiz sözü yerine getirir, küçük müşterinin talebini önemsemeyebiliriz.
Oysa bir insanın hakkı siparişinin miktarına göre değişmez. Her işin kendine ait şartları olabilir, ama o şartlar saygıyı ortadan kaldırmaz.
Aynı tavır aile içinde de ortaya çıkabilir. Güçlü gördüğümüz kişinin sözüne hemen inanır, daha sessiz olanın ne söylemeye çalıştığını dinlemeyebiliriz.
Böyle durumlarda adaletli davranmak çoğu zaman acele karar vermemeyi gerektirir. Önce dinlemek, sonra bildiğimiz kadarıyla hakkı gözetmek gerekir.
Dünya hayatındaki başarı ve kaybın geçici yönünü hatırlamak, insanın kibirle hareket etmesini de engelleyebilir. Bugün elimizde olan güç yarın kalmayabilir.
Daha önce bizi yöneten para korkusu, makam korkusu veya insanların ne diyeceği kaygısı zamanla bütün kararlarımıza karışabilir. Bunları fark etmek önemlidir.
Bir karar verirken kendimize “Bunu gerçekten doğru buluyor muyum?” diye soralım. Cevap yalnızca “Çünkü herkes böyle yapıyor” ise yeniden düşünmeye ihtiyacımız var.
Gücü olanı sorgulamak kadar, kendi gücümüzü nasıl kullandığımızı görmek de önemlidir.
Ahiret Bilinciyle Bugünü Yaşamak
Hûd suresinde geçmiş kavimlerin sonuçları anlatılırken hesap gününe de dikkat çekilir. İnsan yalnızca bugünkü görüntüsüyle değerlendirilmez.
Bu hatırlatma, çevremizde gördüğümüz her olaya hemen kesin hüküm vermemiz gerektiği anlamına gelmez. Kimin içinden ne geçtiğini ve sonunun nasıl olacağını yalnız Allah bilir.
Fakat kendi hayatımızla ilgili çok açık sorular sorabiliriz.
Kazanırken dürüst müyüm? Kızdığımda adil kalabiliyor muyum?
Çocuğuma anlattığım doğruyu ben yaşıyor muyum? Beni rahatsız eden bir söz duyduğumda onu araştırmadan reddediyor muyum?
Soru: Bugün yaptığım davranışın hesabını vereceğimi düşünsem yine aynı şeyi yapar mıydım?
Bir iş yerinde başkalarının emeğini görmemek küçük görünebilir. Ama orada da bir insanın hakkı vardır.
Ailemize verdiğimiz sözü sürekli ertelemek alışkanlık olabilir. Fakat o söz, sevdiğimiz birinin hayatına dokunur.
Firavun’un gücü bize bir ölçü kazandırmıyor. Güç ile doğruluğun ayrı şeyler olduğunu hatırlatıyor.
Şimdi kendi küçük iktidar alanımıza bakalım. Evimizde, işimizde veya bir tartışmada güçlü olduğumuz anlarda nasıl davranıyoruz?
Rabbimiz bize gücün yanında adaleti, kazancın yanında şükrü, yanlışımızın yanında tövbeyi hatırlatsın.
Hakikate bağlılığımız, en çok gücümüzün yettiği kişilere karşı davranışımızda belli olur.
