12 Temmuz 2023 — Sevgi Nerede Biter, Bağımlılık Nerede Başlar?

12 Temmuz 2023

Soru: Birini sevdiğimiz için mi sürekli düşünüyoruz, yoksa onsuz mutlu olamayacağımıza inandığımız için mi?

Bu iki durum dışarıdan birbirine benzeyebilir. Fakat insanın içinde oluşturdukları hayat aynı değildir.

Birinde karşılıklı ilgi, emek ve sakinlik vardır. Diğerinde kaybetme korkusu, sürekli arama ve bir türlü yetmeyen beklentiler büyür.

Bazen buna sevgi deriz. Bazen de çektiğimiz acının büyüklüğünü, sevgimizin büyüklüğünün kanıtı sayarız.

Ama kendimize dürüstçe soralım. Bizi tüketen her bağlılık, gerçekten korunması gereken bir bağlılık mıdır?

Bu soruya cevap verebilmek için önce mutluluktan ne anladığımıza bakalım. Çünkü ilişkide aradığımız şey, ilişkiyi nasıl yaşadığımızı da etkiliyor.

Mutlu olmak için hep yeni bir şey mi gerekiyor?

Bir insan lapa pilav sever. Bir başkası tane tane pilav ister.

Kiminin hoşlandığı lezzet diğerine güzel gelmeyebilir. Zevklerimizin farklı olması, hayatın içinde gördüğümüz bir gerçektir.

Fakat o pilavı yedikten sonra ne oluyor? Hoşumuza giden tat, aynı yoğunlukta sonsuza kadar sürüyor mu?

Hayır. Burada geçici bir memnuniyetten söz ediyoruz.

Bir üniversiteyi kazanmak istiyoruz. Kazandığımızda seviniyor, bir süre sonra başka bir isteğin peşine düşüyoruz.

Evlenmek istiyoruz, evlenince mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Sonra ilişkide sıkıntılar çıkınca bu kez ayrılırsak rahatlayacağımıza inanabiliyoruz.

Her durumda yeni bir şart koyuyoruz. Şu olsun, bu değişsin, o gelsin, öteki gitsin.

Soru: Mutlu olabilmek için önce mutlaka bir eksiklik hissetmek zorunda mıyız?

Sağlığımızın kıymetini anlamak için hastalanmayı mı bekliyoruz? Elimizde olanı görmek için onu kaybetmemiz mi gerekiyor?

Şükür burada başka bir kapı açıyor. Yeni bir şeye sahip olmadan da mevcut nimetleri fark etmeye çağırıyor.

Sağlıklıyken sağlığımızı düşünmek, sahip olduğumuz şeyleri sıradan saymamaktır. Her gün kullanabildiğimiz bedenimizi ve bize verilen imkânları hatırlamaktır.

Burada sözünü ettiğimiz huzur, hiç üzülmemek değildir. Hayatı yalnızca kazanmakla kaybetmek arasına sıkıştırmamaya çalışmaktır.

Verenin de alanın da Allah olduğunu hatırladığımızda, sahip olduklarımızla kurduğumuz ilişki değişmeye başlar.

Bunu bir cümle duyunca hemen başaramayabiliriz. Yıllardır öğrendiğimiz alışkanlıkları fark etmek ve değiştirmek emek ister.

Nefsimiz her zaman bu değişime istekli olmayabilir. Çünkü yeni bir şey istemek, elimizdekinin kıymetini düşünmekten daha kolay gelebilir.

Huzuru sürekli yeni bir şartın arkasına koyarsak, o şartlar hiç bitmez.

İlişkide denge nasıl bozuluyor?

Ali ile Ayşe’yi düşünelim. Başlangıçta birbirlerini arıyor, dinliyor ve birbirlerine zaman ayırıyorlar.

Bazen biri daha çok konuşuyor. Bazen diğeri kendi derdini anlatıyor.

İlgi tek kişinin omzunda durmuyor. İlişkinin içinde iki tarafın da emeği bulunuyor.

Bu sakinlik bazen heyecansızlık sanılabiliyor. Oysa sürekli gerilim yaşamadan da bir ilişki sürdürülebilir.

Sonra Ali’nin işleri yoğunlaşıyor. Eşini daha az arıyor, eve daha az dikkat ayırıyor.

Ayşe bu değişimi fark ediyor. Eskisi gibi ulaşamadığı için daha çok aramaya, daha çok düşünmeye başlıyor.

İlk bakışta bunu ilişkiyi kurtarma çabası olarak görüyor. Fakat kendi hayatının giderek tek bir insanın ilgisine bağlandığını fark etmeyebiliyor.

Ali uzaklaştıkça Ayşe yaklaşmaya çalışıyor. Ayşe daha çok yaklaştıkça Ali kendisini daha fazla geri çekiyor.

Buradaki oranları bir matematik kanunu gibi düşünmeyelim. Önemli olan, karşılıklı emeğin yerini tek taraflı yoğunlaşmanın almasıdır.

Bir tarafın ihmali, diğer tarafın kaygısını büyütebilir. Kaygı büyüdükçe ilişkiyi zorlamaya yönelik davranışlar da artabilir.

Soru: Daha çok ilgi göstermek, her zaman ilişkiyi daha sağlıklı hâle getirir mi?

Karşı tarafın bütün boşluklarını doldurmaya çalışıyorsak, kendi sınırlarımızı kaybedebiliriz. Düşüncemiz, zamanımız ve imkânlarımız aynı kişinin etrafında toplanabilir.

Artık yalnızca eşimizi düşünmüyoruz. Onun ne düşündüğünü, neden aramadığını ve ne zaman geri döneceğini sürekli hesaplıyoruz.

Ailemize, işimize ve çocuklarımıza ayıracağımız dikkat azalıyor. İlişkinin içindeki eksiklik, hayatımızın tamamını kaplamaya başlıyor.

Bu noktada durup değişimi görmek gerekiyor. Daha fazla yüklenmenin bizi nereye götürdüğünü fark etmek gerekiyor.

İlgi göstermek başka, kendimizi bütünüyle tüketmek başka. Sevdiğimiz insanın varlığı, bütün hayatımızın tek dayanağı hâline gelmemelidir.

Bağımlılık yalnızca bir insana duyulmaz

Aynı durum iş hayatında da yaşanabilir. Dün hiç bilmediğimiz bir proje, bugün bütün düşüncelerimizi meşgul edebilir.

Büyük bir iş ihtimali ortaya çıkar. Görüşmeler başlar, teklifler konuşulur ve insan zihninde kazancı çoktan yaşamaya başlar.

Henüz ortada kesinleşmiş bir sonuç yoktur. Ama gece uyuyamaz hâle geliriz.

İki hafta önce hayatımızda olmayan bir fırsat, sanki onsuz yaşayamayacağımız bir şeye dönüşür. Kaybetme ihtimali bizi yönetmeye başlar.

Soru: Gerçekten ihtiyacımız olan şeyin mi, sahip olma ihtimalinin mi peşindeyiz?

Bu soru yalnızca para için geçerli değil. İş, makam, eşya ve insanlar için de kendimize sorabiliriz.

Bir çalışan, artık ücret alamadığı bir işyerinden ayrılamayabilir. Bir insan, sürekli zarar gördüğü hâlde bütün hayatını aynı ilişkiye bağlayabilir.

Burada dışarıdan akıllı görünen gerekçeler de üretilebilir. Bazen insan sevmediğini söyler ama maddi imkânları kaybetmemek için aynı yerde kalır.

Demek ki mesele yalnızca duyguların yoğunluğu değildir. Hesaplarımız ve çıkarlarımız da bizi bağımlı bir hâle getirebilir.

Bilgiyi bilmekle onu yaşayabilmek de farklıdır. Bir ilişkiyi başkasına açıklayan insan, kendi işindeki bağımlılığı aşmakta zorlanabilir.

Bu yüzden kendimizi yeterli görmeyelim. Rabbimize sığınmaya, niyetimizi düşünmeye ve vazgeçebilme gücünü istemeye ihtiyacımız var.

Bir işin gerçekleşmesini arzulayabiliriz. Fakat o iş uğruna bütün sınırlarımızı kaldırmamız gerekmez.

Karşımızdaki insanın şartları olduğu gibi bizim de şartlarımız vardır. Kazanç ihtimali, her davranışı kabul etmemizi gerektirmez.

Bir isteğimizin gerçekleşmemesi acı verebilir. Yine de hayatımızın tamamını o sonuca teslim etmeden yolumuza devam etmeyi öğrenebiliriz.

Her fırsat, uğruna kendimizi kaybetmemiz gereken bir zorunluluk değildir.

Sınırı görmek, Rabbine yönelmek

İlişkide tek taraflı çaba büyüdüğünde insan daha çok vermeye başlayabilir. Parasını, zamanını ve başka ilişkilerini aynı kişinin önüne koyabilir.

Sonra verdiği her şeyin ardından aynı soruyu sorar. Neden hâlâ beni önemsemiyor?

Çünkü daha çok vermek, her zaman karşı tarafta daha çok değer oluşturmaz. Bazen ilişkinin dengesizliği daha da büyür.

İnsan artık zarar gördüğünü bildiği hâlde vazgeçemez. Yeter ki gitmesin diye kabul etmediği davranışları bile kabullenmeye başlayabilir.

Bu hâli romantikleştirmemek gerekir. Acının ve kıskançlığın yoğunluğu, ilişkinin sağlıklı olduğunu göstermez.

Dengeyi düşünürken bir başkasının yaptığı yanlışı da kendi üzerimize almamalıyız. Kendi aşırılığımızı görmek, karşı tarafın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Burada ihtiyaç duyduğumuz şey, hayatımızın merkezine neyi koyduğumuzu fark etmektir. Rabbimizin yerine hangi sonucu vazgeçilmez gördüğümüzü düşünmektir.

Dua ederken yalnızca o insanın bize dönmesini istemekle sınırlı kalmayalım. İçinde bulunduğumuz durumu doğru görebilmeyi de isteyelim.

Rabbim, beni kendi isteklerimin içinde kaybolmaktan koru diyelim. Yanlışı doğru gösteren korkularımdan sana sığınıyorum diyelim.

Bazen insan düştüğü yerde kendi sınırlarını daha açık görür. Hz. Âdem’in tövbesini düşünmek, hatadan sonra dönüşün önemini hatırlatır.

Yanlış yapmak yolun sonu değildir. Yanlışta ısrar etmek yerine onu fark edip Allah’a yönelmek gerekir.

Rahata kavuştuğumuzda da bu yönelişi unutmamalıyız. Sadece sıkıntı içinde dua edip rahatlayınca her şeyi kendi gücümüze bağlamayalım.

İlişkilerde güç zamanla el değiştirebilir. Yıllarca ezildiğini düşünen biri, diğer taraf zayıfladığında bu kez kendisi incitmeye başlayabilir.

Bu, dengenin kurulması değildir. Haksızlığın yön değiştirmesidir.

Geçmişte yaşadığımız acıyı, yeni bir zulmün gerekçesi yapmamalıyız. Kırıldığımız için kırma hakkı kazandığımızı düşünmemeliyiz.

Sevgiye dönmek istiyorsak yalnızca kimin güçlü olduğuna bakmayalım. Kimin neyi taşıdığına, neyi ihmal ettiğine ve hangi sınırı aştığına bakalım.

Belirsizlik bu süreçte insanı da yorabilir. Bir gün yakınlık görür, ertesi gün uzaklıkla karşılaşırız.

Bir konuşmada her şey düzelmiş gibi gelir. Sonraki konuşmada yine aynı gerilim başlar.

Bu iniş çıkışların içinde insan dikkatini karşı tarafın bir sonraki hareketine verebilir. Kendi gününü ve sorumluluklarını ikinci plana atabilir.

İşte burada sakinliğin değerini düşünmek gerekiyor. Sürekli heyecan yaşamakla huzurlu bir ilişki kurmak aynı şey değildir.

Birbirini dinleyebilen iki insanın ilişkisinde gösterişli bir gerilim bulunmayabilir. Ama karşılıklı emek ve güven bulunabilir.

Bunu sıradanlık diye küçümsemeyelim. İlişkide aradığımız şeyin peşinden koşmak mı, birbirimize yer açmak mı olduğunu düşünelim.

Cevabımız, gösterdiğimiz ilginin biçimini de değiştirebilir. ölçülü davranmamıza yardımcı olabilir.

Soru: Bugün hayatımızda, kaybetmemek uğruna kendimizi kaybettiğimiz bir şey var mı?

Bir insan, bir iş veya bir sonuç olabilir. Önce onu dürüstçe fark edelim.

Rabbim sevgimizi aşırılığa, emeğimizi esarete dönüştürmekten bizi korusun. Verilen nimetleri görmeyi, sınırlarımızı bilmeyi ve kendisine güvenmeyi nasip etsin.

Sevmek hayatımıza yer açsın; hayatımızın tamamını elimizden almasın.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir