Bollukta da Sınav Var: Nimet, Aşırılık ve Sorumluluk

25 Nisan 2025

Soru: Yokluk içinde sabretmek gerektiğini biliyoruz. Peki bolluğa kavuştuğumuzda ne yapıyoruz?

İnsan zor günlerin bitmesini ister. Daha çok kazanmak, daha rahat yaşamak, ailesini sıkıntıdan kurtarmak için çalışır.

Ama imtihan sadece sıkıntı içinde yaşanmaz. Nimetler arttığında da insanın tercihi ortaya çıkar.

Tâhâ Suresi’nde İsrailoğullarına düşmanlarından kurtarılmaları, Tur’un yanında verilen söz ve kendilerine sunulan rızık hatırlatılır.

Ardından verilen temiz rızıklardan yemeleri, fakat aşırıya gitmemeleri uyarısı gelir.

Bolluk, ölçüyü kaybetmek için verilmiş bir izin değildir.

Nimetin Ardından Gelen Uyarı

Soru: Allah’ın verdiği bir imkânı kullanırken sınırı nerede çiziyoruz?

Bir insan yoksulluk yaşamış olabilir. Sonra işleri açılır, kazancı artar, hayatı rahatlar. İşte o zaman nefsinin yeni istekleriyle karşılaşabilir.

Daha fazlasını isterken ihtiyacını aşıp aşmadığını düşünmeyebilir. Malın artması şükrün de artacağı anlamına gelmez.

Tâhâ Suresi’nde temiz rızıktan yararlanma ile aşırılıktan sakınma aynı uyarının içinde yer alır. Bu, nimetin kendisini değil onu kullanma biçimimizi sorgulamamızı sağlar.

Bir işte kazandığımız parayı savurabiliriz. Bir başkası ise kaybetmekten korktuğu için elindekini kimseyle paylaşmak istemeyebilir.

İsraf ve cimrilik birbirinden farklı görünse de ikisinde de ölçü kaybolabilir.

Bir insana yardım ederken de düşünmek gerekir. Verdiğimiz destek gerçek bir ihtiyacı mı karşılıyor, yoksa kişinin kendi sorumluluğundan sürekli kaçmasına mı yol açıyor?

Bu soruya herkese uyan tek bir cevap vermek doğru olmaz. İnsanların şartları farklıdır. Ama iyiliği de ölçüyle değerlendirmek gerekir.

Musa Neden Acele Etti?

Tâhâ Suresi’nde Hz. Musa’nın kavminden önce Tur’a gitmesi anlatılır. Allah ona neden acele ettiğini sorar.

Hz. Musa, Rabbinin hoşnutluğunu kazanmak için acele ettiğini söyler. Ardından kavminin sınandığı, Sâmirî’nin onları saptırdığı bildirilir.

Burada bizi düşündüren bir gerilim vardır: İyi niyetle yapılan bir hareketin ardından da sorumluluklarımızla yüzleşmemiz gerekebilir.

Soru: İyi bir şey yapmak isterken bize emanet edilen insanları ihmal ediyor muyuz?

Bir baba kendisini işe bütünüyle verirken çocuklarıyla bağını zayıflatabilir. Bir anne bütün enerjisini tek bir uğraşa ayırıp kendi ihtiyaçlarını unutabilir.

İbadete veya hayırlı gördüğümüz bir işe vakit ayırırken ailemizde üstlendiğimiz sorumlulukları da değerlendirmeliyiz.

Bu, ibadeti değersizleştirmek değildir. Hayatın farklı alanlarında bize düşen hakları birlikte görmektir.

Mizan burada ortaya çıkar. Bir sorumluluğu yerine getirelim derken başka bir sorumluluğu tamamen silmemeliyiz.

Sâmirî ve Kalabalığın Tercihi

Hz. Musa’nın yokluğunda Sâmirî, toplumu buzağı etrafında toplar. İnsanlar gördükleri bir nesneye kutsallık yüklemeye başlar.

Hz. Harun onları uyarmıştır. Rablerinin Rahman olduğunu söylemiş, kendisine uymalarını istemiştir. Fakat onlar Hz. Musa dönünceye kadar buzağıya bağlı kalacaklarını belirtir.

Soru: Açık bir uyarı duyduğumuz hâlde neden bildiğimiz yanlışta ısrar ediyoruz?

Bazen bir topluluğun çoğunluğu aynı şeyi yapar. Biz de herkes öyle davrandığı için onu doğru sayarız.

İnsan kalabalıktan ayrılmaktan korkabilir. Bir ailede, iş yerinde veya arkadaş çevresinde yanlış bir alışkanlık yaygın hâle gelebilir.

Bir kişinin sözüyle herkesin yön değiştirmesi bize insanın ne kadar kolay etkilenebildiğini hatırlatır.

Ancak her etkileyen kişiyi Sâmirî, her anlaşmazlığı da aynı kıssa gibi göstermekten kaçınmalıyız. Kıssanın uyarısını anlamak başka, insanlara acele etiketler koymak başkadır.

Gerçek bilgi ve sorumluluk, duyduğumuz her söze kapılmadan düşünmeyi gerektirir.

Öfke, Sınır ve Ölçülü Hayat

Hz. Musa kavmine öfkeli ve üzgün döner. Kıssada Hz. Harun’la konuşmaları, toplumun parçalanması endişesi ve yaşanan olayın ağırlığı görülür.

İnsan bir hatayla karşılaşınca öfkelenebilir. Önemli olan öfkeyi doğru bir çözüme dönüştürebilmektir.

Soru: Yakınım yanlış yaptığında onu anlamaya mı çalışıyorum, yoksa yalnız suçlayacak birini mi arıyorum?

Aşırılık yalnız para harcarken ortaya çıkmaz. Kıskançlıkta, cimrilikte, öfkede, gururda ve geçmişi unutamamakta da kendisini gösterebilir.

Bazen tam tersine, yaşanan bütün yanlışları yok sayarak sorumluluğu sileriz. Bu da ayrı bir dengesizlik olabilir.

Ailede birine karşı merhametli olmak, yaptığı her şeyi sorgusuz kabul etmek demek değildir. Sınır koymak da merhametin karşıtı değildir.

Bir hata varsa onu açıkça konuşabiliriz. Ama konuşurken hakarete ve küçük düşürmeye başvurmak zorunda değiliz.

İnsan dünyadaki bütün olayları kontrol edemez. Buna rağmen eline verilen imkânla ne yaptığı konusunda düşünmek zorundadır.

İsrailoğullarına verilen nimet ve ardından gelen uyarı bizi bugüne taşır. Bolluğun içinde şükretmek, sorumluluğu unutmayıp aşırılığa karşı dikkatli olmaktır.

Bugün elimizde bulunan bir nimeti düşünelim. Onu kullanırken kimin hakkını, hangi ölçüyü ve hangi sorumluluğu korumamız gerekiyor?

Gerçek şükür, yalnız nimet için teşekkür etmek değil, nimetin içinde ölçüyü kaybetmemektir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir