Firavun’a Bile Yumuşak Söz: Korku, Hidayet ve Doğru Ölçü

16 Nisan 2025

Soru: Karşımızdaki insan yanlış yaptığında onu değiştirmek için önce neye başvuruyoruz?

Bağırmaya mı, korkutmaya mı, yoksa anlaşılır bir söz söylemeye mi?

Tâhâ Suresi’nde Hz. Musa ve Hz. Harun’a Firavun’a gitmeleri emredilir. Çünkü Firavun azgınlaşmıştır. Fakat onlara verilen görevde şaşırtıcı bir ifade vardır: Onunla yumuşak konuşmaları istenir.

Firavun gibi zulmüyle tanınan birine bile yumuşak söz söylenmesi, bize anlatmanın usulü hakkında düşündürür.

Doğru bir şeyi savunmak, her sert davranışımızı doğru kılmaz.

Yumuşak Söz Güçsüzlük mü?

Soru: Bir insan yanlışını ancak korkutulursa mı anlar?

Birini tehdit etmek onun davranışını bir süre değiştirebilir. Fakat korkuyla yapılan davranış ile insanın doğruyu anlayarak seçmesi aynı değildir.

Hz. Musa’nın görevinde yalnız Firavun’un gücü değil, ona karşı kullanılacak dil de önemlidir. Tâhâ 44. ayette öğüt alma veya sakınma ihtimaline işaret edilir.

Hz. Musa ve Hz. Harun da korktuklarını dile getirir. Karşılarında büyük bir otorite vardır. Allah ise onlara yanında olduğunu bildirerek güven verir.

Korku yaşamak insanı otomatik olarak yanlış biri yapmaz. Önemli olan korku karşısında doğru bildiğimiz şeyi bırakıp bırakmadığımızdır.

Biz de bazen bir patronla, aile büyüğüyle ya da güçlü bir kişiyle konuşurken çekiniriz. Haklı bir sözü söylemenin bedeli olacağını düşünürüz.

Böyle zamanlarda konuyu büyütmeden, hakarete başvurmadan ve gerçeği saklamadan konuşabilmek önemlidir.

Hidayet Zorlamayla Olur mu?

Firavun’un çevresindeki sihirbazların olaylar karşısında iman etmesi, insanın seçimlerini düşündürür.

Bir kişinin doğruyu görmesi, yalnız karşısındaki gücün büyüklüğüne bağlı değildir. Bazen beklemediğimiz insan da duyduğu hakikati kabul edebilir.

Soru: Yakınımın iyi bir davranışı seçmesini istiyorsam onu sürekli zorlamam mı gerekiyor?

Bir baba çocuğunu namaza çağırabilir. Kendisi örnek olabilir, ibadetin önemini anlatabilir. Ama çocuk neden yaptığını anlamadan sadece korktuğu için davranıyorsa mesele eksik kalır.

Çocuğun soru sorması, bazen kendi isteğiyle hatırlatılmak istemesi, öğrenme sürecinin bir parçasıdır.

Bir ailede doğruyu öğretmek, yalnız emir vermekle tamamlanmaz. Dinlemek, açıklamak ve davranışla örnek olmak gerekir.

Yalnız çocuklarla değil yetişkinlerle de böyledir. Eşimizin veya arkadaşımızın bir yanlışı görmesini istiyorsak onu aşağılamak yerine düşünmeye çağırabiliriz.

Yine de karşımızdakinin bütün kararlarını biz veremeyiz. Anlatmak bizim gayretimiz olabilir. Seçimin sorumluluğu ise o insana aittir.

Korkularımızı Kime Yüklüyoruz?

Hz. Musa’nın korkusunu dile getirmesi üzerinde duralım. Korkuyor; fakat bu korku ona verilen görevi bütünüyle terk etmesi anlamına gelmiyor.

Bizler de bazen borçtan, işimizi kaybetmekten veya önümüzdeki bir görüşmeden endişe ederiz.

Soru: Yaşadığım sıkıntıda benim seçtiğim yanlış bir adım var mı?

Bir borca girerken hesabımızı yapmadan hareket etmiş olabiliriz. Sonra sonuçları ağır geldiğinde yalnız dışarıdan yardım bekleyebiliriz.

Allah’a dua etmek, kendi tercihlerimizin sorumluluğunu yok saymak değildir. Hatalı kararı anlamak ve yeni adımlarda daha dikkatli olmak da gerekir.

Ama her sıkıntıyı kişinin kendi hatasına bağlamak da doğru olmaz. İnsan bazen kendi seçmediği ağır şartlarla karşılaşır.

Burada yapabileceğimiz şey, kendi sorumluluk alanımızı dürüstçe belirlemek ve gücümüz yettiğince doğru bir yol izlemektir.

Hz. Musa’nın kıssasında da güç dengesi ile doğru yol aynı şey değildir. Güçlü görünen insan her zaman haklı değildir.

Güne Başlarken Ölçümüz Ne?

İnsan her sabah yeni kararlarla karşılaşır. İşte bir tartışma, evde bir anlaşmazlık, para konusunda bir tercih gündeme gelebilir.

Kur’an’ı yalnız belirli saatlerde okunan bir metin gibi görmeyelim. Üzerinde düşünmek, öğrendiğimiz ölçüyü davranışa taşımak için de okuyalım.

Bazen öfkemiz bir anda yükselir. Haklı olduğumuz bir meselede bile kırıcı sözlerle haksız duruma düşebiliriz.

Soru: Bugün nefsim harekete geçtiğinde bana durmayı hatırlatacak ölçü ne?

Bir şeye faydalı diyoruz diye onun aşırısı da faydalı olmaz. İnsan suya ihtiyaç duyar ama miktar da önemlidir.

İş hayatında, ailede ve ibadette denge aramak, hakikati günlük hayatta ciddiye almaktır.

Firavun’a yumuşak söz emrini tekrar düşünelim. Mesele yanlış karşısında susmak değil, doğruyu anlatırken doğru yöntemi de korumaktır.

Bugün birine söylememiz gereken sözü düşünelim. O sözü açık, saygılı ve kararlı biçimde söyleyebilir miyiz?

Hakikati savunurken kullandığımız dil de hakikate yakışmalıdır.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir