Baskı Altında Dürüst Kalabilmek: Hz. Yusuf’un Kardeşleri ve Güven Sınavı

3 Şubat 2023

İnsan rahatken doğruyu söylemekten söz eder. Peki kaybetmekten korktuğu anda da aynı sözü söyleyebilir mi?

Bazen küçük bir sıkıntı karşısında suçu hemen başka birine atıyoruz. Kendimizi korumak için karşımızdakinin itibarını zedelemeye razı olabiliyoruz.

Soru: İşler zorlaştığında ilk koruduğumuz şey hakikat mi, kendi rahatımız mı?

Kardeşlerin Yusuf’a Yönelttiği Suçlama

Yusuf suresinin 77. ayetinde kardeşler, Bünyamin’in yükünde bulunan kap nedeniyle onun daha önce de bir kardeşinin hırsızlık yaptığını söylerler.

Bu söz Yusuf’u hedef alır. Oysa Yusuf’un geçmişte yaşadığı büyük haksızlığın sorumluları yine bu kardeşlerdir.

Yusuf söylenenleri içinde tutar. Onlara hemen bütün kimliğini açıklamaz, geçmişteki hesabı o anda ortaya dökmez.

Soru: Biri hakkımızda haksız bir söz söylediğinde ilk tepkimiz ne oluyor?

Hemen bağırmak, karşılık vermek veya onun bütün yanlışlarını sıralamak isteyebiliriz. Bazen bu tepki sorunu çözmek yerine büyütür.

Sakin kalmak, her sözü doğru kabul etmek değildir. Durumu değerlendirmek için kendimize zaman tanımaktır.

Bir aile içinde yıllar önce yaşanan bir tartışma yeniden gündeme geldiğinde, bir insan geçmişteki bütün kırgınlıkları bir anda anlatabilir.

Ama bu durumda çözülmesi gereken güncel mesele unutulabilir. Kime hangi söz söylendiğini ve hangi haksızlığın yaşandığını ayrı ayrı konuşmak daha yararlı olabilir.

Yalanın ve iftiranın karşısında dururken kendi dilimizi de korumalıyız.

Zor Durumda Karşımızdakini Feda Etmek

Yusuf’un kardeşleri, Bünyamin’in yerine başka bir kardeşin alıkonmasını ister. Yusuf ise kabın bulunduğu kişinin dışında birini alıkoymanın haksızlık olacağını söyler.

Buradaki cevap, birinin yaptığı düşünülen işin cezasını başkasına yüklememek gerektiğini düşündürür.

Bir ailede bir çocuk hata yaptığında diğer çocuğu cezalandırmak adil olmaz. Bir iş yerinde kimin yanlış yaptığını araştırmadan bütün çalışanları suçlamak da öyledir.

Soru: Kendi sıkıntımızdan kurtulmak için suçsuz birinin zarar görmesini kabulleniyor muyuz?

Kardeşlerin içinde en büyük olan, babalarına verdikleri sözü hatırlar. Daha önce Yusuf hakkında işledikleri yanlışı da unutamamıştır.

Bu yüzden durumu çözmeden geri dönmemeye karar verir. Geçmişte verilen sözün ağırlığı, yıllar sonra yeniden karşısına çıkar.

İnsan bir kez yalan söylediğinde bunun etkisi yalnızca o anda kalmayabilir. Aynı insan ileride doğruyu söylediğinde de ona inanmak zorlaşabilir.

Güven kaybını düzeltmenin yolu yalnızca bir kez güzel konuşmak değildir. Zamana yayılan tutarlı davranışlara ihtiyaç vardır.

Bir insan hatalı bir karar verdiğinde bunu bütün ailesinin üzerine yıkmak kolay gelebilir. Oysa kimin neyi yaptığı ve kimin hangi sorumluluğu taşıdığı açıkça anlaşılmalıdır.

Bazen bir topluluk içinde yanlış yapılır, ama hiç kimse sahiplenmez. Herkes diğerini gösterir. Böyle olunca sorunun çözümü daha da zorlaşır.

Kardeşlerin içinde geçmişi hatırlayıp sorumluluğu üstlenmeye çalışan kişinin tutumu, verilmiş bir sözün kolay unutulmaması gerektiğini düşündürür.

Bir söz vermişsek yerine getiremediğimizde bunu açıklamak da dürüstlüğün parçasıdır. Karşımızdaki insanın bizi affetmesini isteyebiliriz, ama bunu zorunlu kılamayız.

Aile Bağlarında Merhamet ve Sınır

Bazen yakınlarımız bize yanlış yapar. Bir kardeşimiz borç alıp geri ödemez. Bir başkası her sıkıntıda bizden yardım ister, fakat kendi sorumluluğunu almaz.

Yardım etmek isteyebiliriz. Ama bir süre sonra sürekli aynı sorunla karşılaştığımızı fark ederiz.

Soru: Merhamet göstermekle yanlış davranışa sınır koymamak aynı şey mi?

Hayır. Bir insanın ihtiyacını görmek kıymetlidir. Ama yardımın onun davranışı üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu da değerlendirmek gerekir.

Bir kardeşimize yeni bir başlangıç için destek verebiliriz. Fakat verdiğimiz sözün, paramızın ve ailemizin imkânlarının da sınırı vardır.

Sınır koyarken küçümsemek veya intikam almak zorunda değiliz. ‘Bu biçimde yardım edemem, ama başka bir yol arayabiliriz’ diyebiliriz.

Bir ailede herkesin aynı kişiye sürekli kızması, sorunları çözmeyebilir. Bazen açık bir konuşma, bazen güvenli mesafe, bazen de profesyonel destek gerekebilir.

Her durumda amaç yalnızca karşımızdakini susturmak değil. Daha doğru bir ilişkinin mümkün olup olmadığını değerlendirmektir.

Baskı, Kişiliğimizde Neyi Ortaya Çıkarıyor?

İnsan maddi kayıp, korku ve belirsizlik yaşadığında acele kararlar verebilir. İşinde zorlanan kişi çalışanına, evde bunalan insan yakınlarına daha sert davranabilir.

Bu, baskı altında yapılan her yanlışın mazur görüleceği anlamına gelmez. Ama davranışı anlamak için içinde bulunulan şartı da değerlendirmek gerekir.

Soru: Baskı arttığında bizde hangi kötü alışkanlık güçleniyor?

Birimiz belirsizlikten korkup sürekli yalan söyleyebiliriz. Birimiz öfkeyle bağırabiliriz. Başka birimiz hiç konuşmadan kendimizi geri çekebiliriz.

Kendi eğilimimizi fark edersek ona karşı önlem alabiliriz. Bir karar vermeden önce durmak, bilgi toplamak ve sakin konuşmak yardımcı olabilir.

Hakkı korumak için net olmak önemlidir. Fakat netliği başkalarına baskı uygulamakla karıştırmayalım.

Bir esnaf, ürününün kusurunu saklamama konusunda net olabilir. Bir ebeveyn, çocuğuna zarar verecek davranışa hayır demekte net olabilir.

Bu kararlılık, karşısındaki insanı aşağılamayı gerektirmez. Kendi ölçümüzü korumakla başkasının onurunu kırmak ayrı şeylerdir.

Bir insan maddi rahatlığını kaybetmemek için de yanlış davranabilir. İşini kaybederim diye yalan söyler. Ailesindeki düzen bozulmasın diye gördüğü gerçeği saklar.

Bazen ise neyi savunduğundan kendisi de emin değildir. Herkesin söylediğine uyar, bir gün bir davranışı yanlış bulur, ertesi gün çıkarı değişince aynı davranışı normal karşılar.

Bu belirsizlik bizim de kendimize güvenmemizi zorlaştırır. Hangi ilkenin bizim için önemli olduğunu düşünmek ve o ilkeyi davranışta göstermek gerekir.

Kurallarımızın olması, hiçbir koşulda yeni bilgiye açık olmadığımız anlamına gelmez. Ama her baskıda tüm ilkelerimizi değiştiriyorsak bizi yöneten şeyin ne olduğunu sorgulamalıyız.

Sözümüzün Arkasında Durmak

Kardeşler babalarının yanına döndüklerinde yaşananı anlatırlar. Kervana ve bulundukları yere sorulabileceğini söylerler.

Daha önce Yusuf hakkında yanlış söyledikleri için bu kez doğruyu anlatsalar bile babalarının kuşkuyla karşılaşabilirler.

Soru: Geçmişteki davranışlarımız, bugün bize duyulan güveni nasıl etkiliyor?

Bir insana sürekli geç cevap veriyorsak ‘Bu kez mutlaka arayacağım’ sözümüz eskisi kadar etkili olmayabilir. Bir borcu ödemediysek yeni sözümüze de temkinli yaklaşılabilir.

Güvenin yeniden kurulması için davranışlarımızda istikrar gerekir. Bir kez doğru söylemek önemlidir; fakat güvenilir kalmak devam eden bir çabadır.

Kendi hayatımızda da yalnızca sözümüzle değil, eylemimizle doğruyu gösterebiliriz. Trafikte kuralı gözetmek, insanı kandırmamak ve çevreyi kirletmemek küçük görünen ama gerçek davranışlardır.

Dinî bir konuyu güzel anlatmak, bu davranışları önemsiz kılmamalıdır. Bir insan Allah’a inandığını söylüyorsa insanlara karşı tutumunu da sorgulamalıdır.

İman iddiamızın hayatta bir karşılığı bulunmalı.

Bir insanın iyiliği yalnızca güzel konuşmasında görünmez. Yakınlarına, müşterilerine ve hiç tanımadığı insanlara karşı tutumunda da görünür.

Bir kişi kendisini çok dindar olarak tanıtabilir. Fakat kazancı söz konusu olduğunda başkasına zarar vermekte sakınca görmüyorsa bu tutarsızlık üzerinde düşünmek gerekir.

Yine de insanların bütün niyetini ve sonunu yalnızca dışarıdan bakarak bilemeyiz. Kendi davranışımızı düzeltmek ve açık bir haksızlığı görmezden gelmemek daha doğru bir başlangıç olabilir.

Kalabalıkların bir kişiyi övmesi de o kişinin her davranışının doğru olduğunu kanıtlamaz. Az kişinin katıldığı bir iyilik de değersiz değildir.

Ölçümüz yalnızca takipçi sayısı veya insanların alkışı olmamalıdır. Kendimize ve çevremize ne kadar fayda verdiğimizi düşünmeliyiz.

Yakup’un Güzel Sabrı

Yusuf suresinde Yakup yaşananları duyunca nefsin onları bir işe sürüklediğini ifade eder ve güzel sabırdan söz eder. Allah’ın oğullarını kendisine kavuşturmasını umar.

Bu sabır, yaşanan haksızlığı bilmemek veya hiçbir şey hissetmemek değildir. Acının içinden geçerken yine de ölçüyü koruma arayışıdır.

Biz de bir yakınımızın yanlışına üzülebiliriz. Onunla hemen eski güveni kuramayabiliriz. Fakat kendi hayatımızı yalnızca öfkeyle yönetmemeyi seçebiliriz.

Soru: Bugün yaşadığımız bir kırgınlıkta hangi doğru adımı atabiliriz?

Yusuf’un kardeşleri gibi geçmişte yanlış bir söz söylemiş olabiliriz. Bugün gerçeği açıklamak istiyorsak bunun kolayca kabul edilmeyebileceğini de düşünmeliyiz.

Kendimizi savunmak için yeniden yalan söylemek yerine elimizdeki gerçeği açıkça ortaya koyabiliriz. Karşımızdakinin güvenini kazanmak zaman alacaksa bu süreye sabır göstermek gerekir.

Belki verdiğimiz sözü tutmalıyız. Belki yanlış bir suçlamayı geri almalıyız. Belki de uzun süredir kaçtığımız dürüst bir konuşmayı yapmalıyız.

Allah’ım, bizi iftiradan, kibirden ve haksızlıktan koru. Baskı anında doğruyu söylemeyi, hak sahibine hakkını vermeyi ve güvenilir kalmayı nasip et.

İnsanın gerçek ölçüsü, baskı altında bile başkasının hakkını korumaya çalıştığında görünür.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir