Safa ile Merve: Çaba, Güven ve Hakikati Gizlememek

20.12.2021

İki tepenin hatırlattığı çaba

Safa ile Merve adlarını duyduğumuzda yalnız iki tepeyi veya bir ziyaret sırasında yapılan yürüyüşü düşünmeyelim. Ders, bu iki ismin arkasında hatırlanan arayışa, güvene ve sabra bakmamızı ister. Bakara suresinin yüz elli sekizinci ayetinde Safa ile Merve, Allah’ın nişaneleri arasında anılır. Hac ve umreyle ilişkili bu iki tepe arasındaki gidiş gelişe sa‘y denir. Bu bilgi, bir ibadetin adını bilmek için önemlidir; fakat onun üzerinde düşünmek için de bir başlangıçtır. Ben bir sıkıntıyla karşılaştığımda ne yapıyorum? Yalnız bekliyor muyum, yoksa doğru bir çözüm aramak için hareket ediyor muyum? Kendi hayatımıza da bakalım.

İslam geleneğinde sa‘y, Hacer’in oğlu İsmail için su arayışıyla birlikte hatırlanır. Anlatılan sahnede imkânların çok dar olduğu bir yerde, çocuğunun ihtiyacını gidermeye çalışan bir anne vardır. Bir tepeye yönelir, çevresine bakar, başka bir yeri araştırır. Dersin altını çizdiği nokta şudur: Hacer güveniyor diye çabayı bırakmaz. Arar, yürür, tekrar bakar ve elinden geleni yapar. Bu anlatı, tevekkülü hareketsiz bir bekleyiş gibi düşünmememize yardım eder. Sonucun nasıl geleceğini bilmiyor olmak, sorumluluk alabileceğimiz bir adım bulunmadığı anlamına gelmez. Bazen elimizdeki küçük imkânı kullanarak aramaya devam etmek gerekir. Sabır, bu hareketin içinde de vardır.

Güvenmek ve çalışmak birlikte

Zor bir durumdayken insanın kendisini yalnız hissetmesi anlaşılır bir şeydir. Bir sorun büyür, bildiği yollar tükenir ve artık ne yapacağını bilemeyebilir. Böyle bir anda dışarıdan kolayca konuşmak, yaşanan ağırlığı hafifletmez. Dersin Hacer örneğiyle kurduğu bağ, sıkıntıyı küçümsemek için değildir. İmkân daraldığında bile ümidi ve gayreti birlikte koruyabilmenin anlamını düşündürür. Herkesin sorunu ve gücü aynı değildir; aynı adımı herkesten bekleyemeyiz. Fakat kendi durumumuzda yapabileceğimiz bir şeyi arayabiliriz. Birine danışmak, yardım istemek, durumu yeniden değerlendirmek veya daha küçük bir adımdan başlamak da bu arayışın içinde bulunabilir. Yalnız olmadığımızı hatırlamaya çalışalım.

Zemzem’le hatırlanan sonuç, ders içinde insanın yalnız gördüğü imkânla sınırlı düşünmemesine vesile olur. Fakat bu anlatıyı, her istediğimizin aynı yolla ve hemen gerçekleşeceğine dair bir garanti gibi kullanamayız. Bizim hayatımızdaki sonuçların ayrıntılarını bilmiyoruz. Tevekkül, gerekli tedbiri reddetmek veya yardım almayı gereksiz saymak değildir. Yapabildiğimiz hazırlığı yapmak, sorumluluğu taşımak ve ardından kendi kontrolümüzün sınırını kabul etmek gerekir. Bir sorun hemen çözülmediğinde, kişinin yeterince inanmadığına veya yeterince çabalamadığına hükmetmeyelim. Onun bütün şartlarını bilmiyoruz. Yanında olmak, yükünü hafifletmek ve umudunu incitmeden desteklemek de bizim sorumluluğumuz olabilir. Güveni merhametle birlikte düşünelim.

İbadeti niyetle birlikte anlamak

Ayetin iki tepe arasında gidip gelmede sakınca bulunmadığını belirtmesi, ders içinde özellikle üzerinde durulan bir ifadedir. Bu konunun açıklamalarında, bazı insanların geçmişteki uygulamalar sebebiyle tereddüt yaşamış olmasına dikkat çekilir. Buradan alınacak yakın ders, bir ibadetin anlamını ve dayanağını araştırmaktır. Bir şey duymuş olabiliriz; fakat duyduğumuzu hemen herkes için kesin hüküm saymamalıyız. Metni, bağlamı ve güvenilir açıklamayı birlikte düşünmek gerekir. Aynı zamanda ibadetin yalnız dış hareketinden ibaret olmadığını da hatırlayalım. Ne yaptığımızı ve neden yaptığımızı anlamaya çalışmak, davranışımızı daha bilinçli kılar. Bilmediğimiz yerde öğrenmeye açık kalalım. Tereddüdümüzü araştırma gayretine çevirebiliriz.

Ders, niyetin önemini kurban ve paylaşma örneğiyle de düşündürür. Bir davranışın dışarıdan görülmesi, onun bütün anlamını göstermez. İnsan bir iyiliği yalnız başkaları beğensin diye yapabilir; bir başkası ise gerçekten ihtiyacı gidermek ve Allah’ın rızasını gözetmek için yapar. Dış hareket benzer olsa da niyet üzerinde ayrıca düşünmemiz gerekir. Bu, insanları dışarıdan niyetlerine göre sınıflandırma yetkisi vermez. Önce kendi içimize bakıyoruz. Ben neyi amaçlıyorum? Verdiğim şeyle karşımdakine fayda mı sağlamak istiyorum, yoksa onun üzerinde bir üstünlük mü kuruyorum? Şükürle yaptığım bir iş, davranışımda merhamete de yer açıyor mu? Kendimize bu soruları sorabiliriz.

Önceki ayetlerle kurulan bağ

Bu bölüm, sabır ve namazla yardım isteme, şükretme ve insanın korku, açlık veya kayıpla sınanması gibi önceki ayetlerle birlikte okunur. Böylece Safa ile Merve’nin anılması, anlatının içinde daha geniş bir yere oturur. İnsan yalnız rahat zamanlarda değil, kayıp ve belirsizlik içinde de bir yön arar. Bir nimet eksildiğinde kendi değerimizin de eksildiğini düşünmemeliyiz. Bir insanın acısı, onun Allah katındaki durumunu bizim kesin olarak bildiğimiz anlamına gelmez. Bizim için önemli soru, bu durumda nasıl davranacağımızdır. Kendi sıkıntımızda sabır ve destek arayabilir, başkasının sıkıntısında merhamet ve yardımı öne alabiliriz. İki sorumluluk birbirini tamamlar.

Allah’a ait olduğumuzu ve O’na döneceğimizi hatırlamak da bu bağın içindedir. Hayatın tamamını kendi kazancımız ve kaybımız üzerinden değerlendirdiğimizde, bir kayıp bütün anlamı silmiş gibi görünebilir. Oysa inanç, insanın hayatını daha geniş bir sorumluluk içinde düşünmesine yardımcı olur. Bu, üzülmemek veya acıyı bastırmak demek değildir. İnsan ağlayabilir, yas tutabilir, korkabilir ve desteğe ihtiyaç duyabilir. Sabır bütün bunları inkâr etmek değildir. Acının içinde kendimize ve başkasına zarar vermeden doğruyu aramayı sürdürebilmektir. Bazen bu arayışın ilk adımı, kendimizi iyi göstermek yerine gerçekten neye ihtiyaç duyduğumuzu söylemektir. Dürüstlük, yardımın kapısını açabilir.

Zorlandığımız yer bir öğrenme alanı olabilir

Ders, ilerlemeyi anlatmak için bir oyunda yeni bir aşamaya geçme benzetmesini kullanır. Kolay bir bölümü geçtikten sonra daha fazla dikkat isteyen bir durumla karşılaşırız. Benzetmenin amacı, yaşanan acıyı bir oyun kadar hafif göstermek değildir. Bazen zorlandığımız yerde yeni bir şey öğrenmeye ihtiyaç duyduğumuzu fark ettirmektir. Bir anlaşmazlıkta hep aynı tepkiyi veriyor olabiliriz. Bir işi sürdürürken sürekli aynı hatayı yapıyor olabiliriz. Bu durumda yalnız sıkıntıdan kurtulmayı istemekle yetinmeyip, neyi değiştirebileceğimizi de sorabiliriz. Öğrenmek, destek almak ve davranışımızı düzeltmek mümkündür. Fakat her sıkıntının bizim hatamızdan doğduğunu sanmayalım. Kendimizi ve başkasını adaletle değerlendirelim.

Şükretmek de yalnız sonuç istediğimiz gibi olduğunda söylenen bir söz olmasın. Elimizdeki imkânları, bize yardım eden insanları ve hâlâ yapabildiğimiz şeyleri fark edebiliriz. Eksik olanı inkâr etmeden mevcut olana dikkat etmek mümkündür. Bir işimizde sorun varsa, bütün hayatımızdaki iyiliği silmek zorunda değiliz. Bir beklentimiz gerçekleşmemişse, başka birinin ihtiyacını görme gücümüz bütünüyle ortadan kalkmış olmayabilir. Elbette bazen insanın yükü çok ağırdır; o zaman önce desteklenmesi gerekir. Şükrü başkasına dayatılan bir susma buyruğu gibi kullanmayalım. Kendi hayatımızda ise dikkatimizi yalnız kayba bağlamamaya çalışabiliriz. Ümidi böyle korumak için yardım isteyebiliriz.

Hakikati saklamak neden ağır bir sorumluluk?

Yüz elli dokuzuncu ayette, açıklanmış delilleri ve hidayeti gizleyenlerle ilgili güçlü bir uyarı vardır. Ders bu ayeti, bilgiyi elinde tutanın sorumluluğuyla ilişkilendirir. Bir insanın öğrenme imkânını kısıtlamak, bildiğimiz bir gerçeği çıkarımız için örtmek veya bir açıklamayı kendi gücümüzü korumak amacıyla değiştirmek hafif bir mesele değildir. Bilgi yalnız bize ait bir üstünlük aracı gibi görülmemelidir. Özellikle başkalarının hayatını etkileyen bir konuda konuşuyorsak, neyi bildiğimizi ve neyi bilmediğimizi dürüstçe söylemek gerekir. Bir ayeti anlatırken kendi yorumumuzu metnin kendisi gibi sunmamak da bu dikkatin içindedir. Açıklık ve doğruluk, öğrenme hakkını korumaya yardım eder.

Bu uyarıyı yalnız geçmişteki belirli insanlara bakarak okuyup geçmeyelim. Bugün ben bir bilgiyi neden paylaşmıyorum diye de sorabiliriz. Bir işte kusuru biliyor ama müşteriden gizliyor muyum? Bir yanlışımı fark ettiğim hâlde, itibarım zedelenmesin diye onu sürdürmeye mi çalışıyorum? Bir insanın doğru karar verebilmesi için bilmesi gereken şeyi ondan saklıyor muyum? Elbette her bilgiyi herkesle paylaşmak gerekmez; mahremiyet ve güven de sorumluluktur. Burada üzerinde durduğumuz, başkasının hakkını etkileyen gerçeği bilerek çarpıtmak veya örtmektir. Dürüstlük, kendi çıkarımıza dokunduğunda da önemini korur. Hakikati söylemenin sorumluluğunu, insana saygıyla birlikte taşıyalım. Bilgiyi baskı aracı yapmayalım.

Uyarının ardından açılan dönüş kapısı

Yüz altmışıncı ayet, tövbe eden, durumunu düzelten ve gerçeği açıklayanlar için dönüş kapısını hatırlatır. Bu devamı okumak çok önemlidir. Yalnız sert uyarıyı görüp artık benim için hiçbir yol yok diye düşünebiliriz. Oysa yanlışın farkına varmak, düzeltme için başlangıç olabilir. Tövbe yalnız söyledim bitti demek değildir; davranışın değişmesi ve gizlenenin açıklanmasıyla birlikte düşünülür. Birine yanlış bilgi vermişsek doğrusunu söyleyebiliriz. Haksızlık yapmışsak telafi arayabiliriz. Bir kusuru saklamışsak sorumluluğumuzu kabul edebiliriz. Geçmişte yanlış yapmış olmak, bugün aynı yerde kalmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Merhamet ummakla sorumluluk almak birlikte yürür.

Dersin üzerinde durduğu bir tehlike de ben zaten günahkârım diyerek bütün iyilikten uzaklaşmaktır. İnsan bir yanlış alışkanlığını bırakmakta zorlanabilir. Bu zorluk, yardım istemeyi, doğruyu aramayı ve düzeltebildiği başka bir şeyi düzeltmeyi anlamsız yapmaz. Aynı zamanda pişmanlığı, yanlışın sürmesine verilmiş bir izin gibi de görmeyelim. Hem kusurumuzu kabul eder hem ondan uzaklaşmak için somut yollar ararız. Gerektiğinde destek alır, bizi aynı davranışa götüren şartları değerlendirir ve telafisi mümkün olan zararı gideririz. Bir kez zorlandık diye öğrenme kapısını kapatmayalım. Yeniden denemek, kendi sorumluluğumuzla daha dürüst bir ilişki kurmanın parçası olabilir. Ümitsizliğe teslim olmayalım.

Yaptıklarımız ve ihmal ettiklerimiz

Kendimizi değerlendirirken yalnız açıkça yaptığımız yanlışları düşünmekle yetinmeyebiliriz. Birinin ihtiyacını görüp görmezden geldiğimiz anlar da üzerinde durulmaya değerdir. Elbette bütün dünyanın yükünü tek başımıza taşıyamayız; imkânımızın sınırı vardır. Fakat bu sınır, elimizden gelen her şeyi bırakmamızın gerekçesi olmasın. Yakınımızın derdini dinlemek, bir ihtiyaca güvenilir yolla destek olmak veya israfımızı azaltmak mümkün olabilir. Başkasının yaşadığı yoksulluğu kendi suçu gibi görmek yerine, bizim sahip olduğumuz imkânın sorumluluğunu düşünelim. Nerede doğduğumuzu ve hangi şartları bulduğumuzu kendimiz seçmedik. Bu farkındalık, kibri azaltıp merhameti artırabilir. Nimetimizi bir üstünlük belgesi yapmayalım.

İyilikle karşılaştığımızda teşekkür etmeyi, yanlış yaptığımızda özür dilemeyi öğrenmek de ortak hayatı değiştirir. Bir topluluğun birbirine güvenebilmesi, yalnız büyük sözlere değil, bu küçük davranışlara da bağlıdır. Bir hata konuşulabilir olduğunda telafi ihtimali artar. Bir iyilik fark edildiğinde dayanışma güçlenir. İnsanlar kendi kusurlarını gizlemek zorunda hissetmeden sorumluluk alabildiğinde, ilişkiler daha açık bir zemine kavuşabilir. Dersin tövbe ve şükür vurgusunu günlük hayata böyle taşıyabiliriz. Allah’a yönelişimiz, insanlara karşı daha dürüst ve daha merhametli olmamıza eşlik etsin. Yalnız kendi ihtiyacımızı anlatmakla kalmayıp başkasının ihtiyacını da duyalım. Bu dikkat, birlikte yaşamanın önemli bir parçasıdır.

Çabayı bırakmadan yönümüzü korumak

Safa ile Merve’den başlayıp hakikati gizlememe ve tövbeye uzanan bu bölüm, bize birbirini tamamlayan sorumluluklar hatırlatır. Arayacağız, çalışacağız ve doğruyu anlamaya gayret edeceğiz. Bilgimizi çıkarımız için çarpıtmayacak, yanlışımızı görünce düzeltmekten kaçmayacağız. Sıkıntı yaşadığımızda yardım isteyebilecek, imkân bulduğumuzda başkasına destek olabileceğiz. Her sonucun bütün ayrıntılarını bilmiyoruz; fakat bugün neyi dürüstçe yapabileceğimizi sorabiliriz. Hacer’in arayışını hatırlarken kendi küçük adımımızı da atalım. Güvenimiz çabamızla, duamız davranışımızla ve pişmanlığımız düzeltme irademizle birlikte yürüsün. Öğrendiğimiz şey, yalnız bir bilgi olarak kalmasın; hayatımızda daha adaletli ve daha merhametli bir yönelişe dönüşsün. Bugün bunun için yeniden başlayabiliriz.

İbadet bilgisi için kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, Safâ ve Merve.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir