Yağmurdan Sonra Rüzgâr – Rûm Suresi 46–53 ile Murat’ın Hikâyesi

Size bugün Murat’ın hikâyesini anlatmak istiyorum.

Murat kırk sekiz yaşındaydı.

Yaklaşık yirmi beş yıldır ticaret yapıyordu.

Küçücük bir dükkândan başlamıştı.

Sonra depo tuttu.

Atölye kurdu.

İşi büyüttü.

Yanında onlarca insan çalışmaya başladı.

Çevresindeki insanlar ona sürekli aynı şeyleri söylüyordu:

“Murat, sen sıfırdan geldin.”

“Bu işi tırnaklarınla kazıyarak yaptın.”

“Sen olmasaydın bu şirket olmazdı.”

Murat da zaman içerisinde bunlara inanmaya başlamıştı.

“Ben yaptım.”

“Ben kazandım.”

“Ben büyüttüm.”

“Ben bu insanlara ekmek veriyorum.”

Gerçekten çalışmış mıydı?

Çalışmıştı.

Bedel ödemiş miydi?

Ödemişti.

Fakat farkında olmadan cümlelerinin içerisindeki bir kelime büyümeye başlamıştı:

Ben.


46. Ayet: Gemiyi Yaptı, Rüzgârı da Kendinin Sandı

Rûm Suresi 46. ayetin anlamı şöyledir:

“Rüzgârları müjdeleyiciler olarak göndermesi O’nun ayetlerindendir. Böylece size rahmetinden tattırsın, gemiler O’nun emriyle yol alsın, siz O’nun fazlından arayasınız ve şükredesiniz.”

Ayetin merkez kökleri:

ر س ل — göndermek

ب ش ر — müjde, sevinç

ر ح م — rahmet

ذ و ق — tatmak, tattırmak

ف ض ل — fazl, lütuf

ش ك ر — şükretmek

Murat’ın da bir gemisi vardı.

Şirketi.

Yirmi beş yılda yaptığı gemi.

Ama yavaş yavaş şunu unutmuştu:

Gemiyi yapmak başka, rüzgârı yaratmak başka.

Bir sabah muhasebecisi odasına girdi.

Elinde birkaç kâğıt vardı.

“Murat Bey, konuşmamuz gerekiyor.”

“Ne oldu?”

En büyük müşterilerinden biri ödeme yapamamıştı.

Üstelik rakam büyüktü.

Bir başka müşteri büyük bir siparişi iptal etmişti.

Banka ödemeleri yaklaşıyordu.

Personel maaşlarına birkaç gün kalmıştı.

Murat:

“Nakit açığımız ne kadar?”

diye sordu.

Muhasebeci rakamı söyledi.

Murat ilk defa cevap veremedi.


O gece uyumadı.

Telefon sürekli elindeydi.

Banka hesabını açtı.

Kapattı.

Tekrar açtı.

Döviz kuruna baktı.

Tahsilat listesine baktı.

Yarım saat sonra bir daha banka hesabına baktı.

Sanki yeterince bakarsa para utanıp çoğalacaktı.

Gece saat üçte eşi Zeynep uyandı.

Murat hâlâ salondaydı.

“Uyumadın mı?”

“Uyuyamıyorum.”

“Ne yapıyorsun?”

“Hesaplara bakıyorum.”

“İki saat önce de bakıyordun.”

“Evet.”

“Bir şey değişti mi?”

“Hayır.”

Zeynep yanına oturdu.

“Murat, yapabileceğini yap.”

“Zaten yapıyorum.”

“Ama yapamayacağın şeyi de yapmaya çalışma.”

Murat yüzüne baktı.

“Ne demek istiyorsun?”

“Sen her şeyi kontrol etmeye çalışıyorsun.”

Murat hiç düşünmeden cevap verdi:

“Ben kontrol etmezsem her şey dağılır.”

İşte Murat’ın problemi buydu.

O artık şirketini yönetmekle hayatı yönetmeyi birbirine karıştırmıştı.

Rûm 46’da insan çalışıyor.

Denize açılıyor.

Allah’ın fazlından arıyor.

Ama rüzgârı gönderen insan değil.

Murat’ın öğrenmesi gereken ilk cümle buydu:

Gemiyi ben yapabilirim ama rüzgâr benim değildir.


Murat’ın Küçük Kardeşi Salih

Murat’ın kendisinden dokuz yaş küçük bir kardeşi vardı.

Salih.

Murat onu okutmuştu.

Üniversite masraflarına yardım etmişti.

Evlendiğinde düğün borcunun bir kısmını ödemişti.

Arabasını alırken destek olmuştu.

Salih bir iş kurmuş, batırmıştı.

Murat borçlarını kapatmıştı.

Bir daha sıkışmıştı.

Murat yine yetişmişti.

İlk zamanlarda bunu ağabeylik olarak yapıyordu.

Ama zaman geçtikçe kalbinde görünmeyen bir defter oluşmaya başladı.

“Üniversitede ben yardım ettim.”

“Düğününde ben vardım.”

“Arabasına ben para verdim.”

“Borçlarını ben kapattım.”

Ve Salih ne zaman onun hoşlanmadığı bir şey yapsa o defter açılıyordu.

Bir gün büyük bir tartışma yaşadılar.

Murat sonunda patladı:

“Sen bugün ayakta duruyorsan benim sayemde!”

Salih sustu.

Bir süre ağabeyine baktı.

Sonra yalnızca:

“Tamam abi.”

dedi.

Kapıyı çekip çıktı.

O günden sonra Murat’ı daha az aramaya başladı.


47. Ayet: Yardımın da Yanlışın da Sonucu Var

Rûm Suresi 47. ayetin anlamı:

“Senden önce de kendi toplumlarına elçiler gönderdik. Onlara apaçık deliller getirdiler. Suçta ısrar edenlerden yaptıklarının karşılığını aldık. İman edenlere yardım etmek ise üzerimize bir hak olmuştur.”

Buradaki önemli köklerden bazıları:

ر س ل — göndermek

ب ي ن — açık olmak, açıklamak

ج ر م — suç işlemek

ن ق م — karşılığını vermek

ن ص ر — yardım etmek, desteklemek

  1. ayetin doğrudan konusu elçiler ve onları reddeden toplumlardır.

Ama ayet bize çok temel bir gerçeği de gösteriyor:

Davranışların sonuçları vardır.

Salih yıllarca yaptığı hataların sonucundan kaçmıştı.

Çünkü çoğu zaman ağabeyi gelmiş ve sonucu ortadan kaldırmıştı.

Borç yaptı.

Murat ödedi.

İşi battı.

Murat kurtardı.

Sıkıştı.

Murat yetişti.

Bir süre sonra Salih’in zihninde şu oluşmuştu:

“Nasıl olsa ağabeyim var.”

Peki her yanlış davranışın sonucunu ortadan kaldırırsak insan ne zaman sorumluluk öğrenecek?

Ama işin diğer tarafı da vardı.

Murat yardım etmişti.

Fakat zamanla yardımın içine kontrol karışmıştı.


Bir gün Zeynep ona şöyle dedi:

“Murat, sen artık Salih’e yardım etmiyorsun.”

Murat şaşırdı.

“Nasıl yardım etmiyorum? Verdiğim parayla ev alınır.”

Zeynep sakin bir şekilde:

“Paradan bahsetmiyorum.”

“Neyden bahsediyorsun?”

“Sen bir şey verirken yanında görünmeyen bir fatura da veriyorsun.”

Murat kaşlarını çattı.

“Ne faturası?”

Zeynep cevap verdi:

‘Bana borçlusun’ faturası.

Murat sustu.

Çünkü bazen insanı en fazla kızdıran söz tamamen yanlış olan söz değildir.

İçerisinde biraz hakikat bulunan sözdür.

Murat’ın yaptığı yardım bir süre sonra kardeşinin hayatını yönetme hakkına dönüşmüştü.

Salih’in yaptığı hata ise yardım görmeyi kendi hakkı zannetmekti.

İkisi de kardeşliği yaralamıştı.


48. Ayet: Sonuç Değil, Süreç

Tam o günlerde köyden telefon geldi.

Babalarından kalan fındık bahçesi uzun süredir kuraktı.

Su hattında da problem vardı.

Murat zaten parasal sıkıntı içerisindeydi.

Aklından hemen şu geçti:

“Bahçeyi satarım.”

Hafta sonu Zeynep’le köye gittiler.

Toprak kupkuruydu.

Otlar sararmıştı.

Yer yer çatlaklar vardı.

Murat çevresine baktı.

“Burası bitmiş.”

dedi.

Tam burada Rûm Suresi 48. ayet geliyor:

“Allah rüzgârları gönderir; onlar da bulutları harekete geçirir. Allah o bulutları gökte dilediği gibi yayar ve parçalara ayırır. Sonra yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Allah onu kullarından dilediğine ulaştırdığında bir de bakarsın ki onlar sevinirler.”

Merkez kökler:

ر س ل — göndermek

ث و ر — harekete geçirmek

س ح ب — bulut

ب س ط — yaymak

و د ق — yağmur

ص و ب — ulaşmak, isabet etmek

ب ش ر — sevinmek, müjde

Ayet bize bir anda yağmur göstermiyor.

Önce rüzgâr.

Sonra bulut.

Sonra yayılma.

Sonra yağmur.

Sonra sevinç.

Süreç.

Murat ise hayatındaki her şeyin hemen düzelmesini istiyordu.

Şirket hemen toparlansın.

Kardeşi hemen değişsin.

Eşi hemen onu anlasın.

Problemler hemen çözülsün.

Biz de bazen aynı şeyi yapıyoruz.

İyi evlilik istiyoruz ama özür dileme sürecini istemiyoruz.

Başarılı çocuk istiyoruz ama yıllarca onunla ilgilenmek istemiyoruz.

Başarılı iş istiyoruz ama yıllarca disiplinli çalışmak zor geliyor.

Sonucu seviyoruz.

Süreci sevmiyoruz.


Bahçenin Alt Tarafında Salih

Murat bir motor sesi duydu.

Aşağı doğru yürüdü.

Salih su borularıyla uğraşıyordu.

Aylardır doğru düzgün konuşmamışlardı.

Murat şaşırdı.

“Sen burada ne yapıyorsun?”

“Su hattını tamir ediyorum.”

“Kim söyledi?”

“Kimsenin söylemesine gerek yok abi. Benim de babamın bahçesi.”

Murat’ın ağzından refleksle şu çıktı:

“Kaça patladı?”

Salih başını kaldırdı.

Birkaç saniye ağabeyine baktı.

Sonra hafifçe güldü.

“Abi, aylardır konuşmuyoruz. İlk sorduğun şey yine para.”

Murat cevap veremedi.

Salih cebinden bir zarf çıkardı.

“Bunu da sana verecektim.”

Murat açtı.

İçinde para vardı.

“Bu ne?”

“Borçlarımdan bir kısmı.”

Murat:

“Araban nerede?”

Salih sustu.

“Sattım.”

“Neden?”

“Borçlarımı kapatıyorum.”

“Niye bana söylemedin?”

Salih ağabeyinin yüzüne baktı.

“Çünkü artık her sıkıştığımda seni aramak istemiyorum.”

“Neden?”

“Çünkü ben de yoruldum abi.”

Murat sinirlendi.

“Sen mi yoruldun? Yıllarca senin yükünü ben çektim.”

Salih başını salladı.

“Doğru.”

Sonra ilk kez açık açık konuştu:

“Ben de hata yaptım. Nasıl olsa abim var diye yaşadığım zamanlar oldu.”

Murat sustu.

Salih devam etti:

“Sen beni her kurtardığında ben biraz daha küçüldüm.”

Bir süre bekledi.

“Ben de buna izin verdim. Kolayıma geldi.”

Sonra ekledi:

“Ama sen de beni kurtardıkça biraz daha patronum oldun.”

Murat’ın yüzü değişti.

Salih:

“Sen ağabeyimsin. Seni seviyorum. Ama ben senin projen değilim abi.”


49. Ayet: “Yağmaz”

Tam o sırada rüzgâr çıktı.

Kuru yapraklar hareket etmeye başladı.

Zeynep gökyüzüne baktı.

“Bulut geliyor.”

Murat başını kaldırdı.

“Yağmaz.”

Salih:

“Nereden biliyorsun?”

“Kaç haftadır yağmıyor.”

Salih:

“Kaç haftadır yağmaması bugün de yağmayacağı anlamına mı geliyor?”

Rûm Suresi 49. ayetin anlamı şöyle:

“Oysa onlar, yağmur kendilerine indirilmeden önce gerçekten ümitsizliğe düşmüşlerdi.”

Merkez kök:

ب ل س — ümitsizliğe düşmek, çaresiz kalmak

İnsan yağmur gelmeden hemen önce bile ümitsiz olabilir.

Rüzgâr esiyor.

Bulut oluşuyor.

Süreç başlamış.

Ama insan henüz sonucu görmediği için:

“Olmayacak.”

diyor.

Murat da:

“Yağmaz.”

diyordu.

Biz de:

“Bu çocuk değişmez.”

“Bu evlilik düzelmez.”

“Bu şirket toparlanmaz.”

“Bu kardeşlik bitmiş.”

diyoruz.

Ama nereden biliyoruz?

Belki çok zor.

Belki gerçekten istediğimiz sonuç olmayacak.

Fakat:

“Ben bir çıkış göremiyorum.”

demek başka.

“Hiçbir çıkış yok.”

demek başka.


İlk Damla

Üçü eski evin önüne oturdular.

Murat tekrar telefonunu çıkardı.

Şirket hesabına baktı.

Zeynep telefonu elinden aldı.

“Beş dakika bırak.”

“Zeynep…”

“Beş dakika şirket sensiz batmaz.”

Salih güldü.

“Abi, batacaksa da beş dakikadan batmaz.”

Murat istemeden güldü.

Aylar sonra iki kardeş birlikte gülüyordu.

Tam o sırada Murat’ın eline bir damla düştü.

Sonra bir tane daha.

Toprağın üzerinde koyu lekeler oluşmaya başladı.

Bir damla.

Beş damla.

Yüzlerce damla.

Islak toprağın kokusu yükseldi.

Murat birden çocukluğunu hatırladı.


Küçükken babasıyla aynı bahçedeydi.

Yine kurak bir yazdı.

Murat babasına:

“Baba, ağaçlar öldü mü?”

diye sormuştu.

Babası toprağın üstünü ayağıyla biraz eşelemişti.

Üst taraf kupkuruydu.

Ama altında hâlâ nem vardı.

Babası şöyle demişti:

“Gördüğün her kuruluk ölüm değildir oğlum.”

Murat bu cümleyi yıllardır hatırlamamıştı.

Şimdi yeniden duyuyordu.

Gördüğün her kuruluk ölüm değildir.

Şirket kurumuştu.

Kardeşliği kurumuştu.

Eşiyle sohbeti kurumuştu.

Ve Murat hepsine aynı hükmü veriyordu:

“Bitti.”


50. Ayet: Fenzur — Bak

Rûm Suresi 50. ayet:

“Allah’ın rahmetinin eserlerine bak. Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphesiz bunu yapan, ölüleri de diriltecektir. O, her şeye gücü yetendir.”

Merkez kökler:

ن ظ ر — bakmak, düşünerek gözlemlemek

أ ث ر — eser, iz

ر ح م — rahmet

ح ي ي — hayat vermek, diriltmek

م و ت — ölüm

ق د ر — güç yetirmek, kudret

Ayet:

فَانْظُرْ — Bak

diyor.

Murat yıllardır bakıyordu zaten.

Banka hesabına bakıyordu.

Ciroya bakıyordu.

Kardeşinin borcuna bakıyordu.

Eşinin eksiklerine bakıyordu.

Çalışanların hatalarına bakıyordu.

Ama belki yanlış yere bakıyordu.

  1. ayet:

Rahmetin eserlerine de bak.

diyordu.

Salih’in elindeki zarfa bak.

Arabayı satmasına bak.

Sorumluluk almaya başlamasına bak.

İki kardeşin aylardan sonra beraber gülmesine bak.

İlk yağmur damlasına bak.

Büyük sonuç henüz gelmemiş olabilir.

Ama küçük bir أ ث ر, bir eser, bir iz başlamış olabilir.


Fakat Hikâye Burada Bitmedi

Çünkü hayat öyle değil.

Bir kere yağmur yağdı diye her şey sonsuza kadar güzel gitmiyor.

İşte 51. ayet tam burada hikâyeyi çok daha gerçekçi bir yere taşıyor.

Aradan birkaç hafta geçti.

Bahçe biraz canlanmıştı.

Murat da biraz rahatlamıştı.

Şirket için yeni bir müşteriyle görüşüyorlardı.

Büyük bir sipariş ihtimali vardı.

Murat tekrar umutlanmıştı.

Salih de borçlarını düzenli ödemeye başlamıştı.

Evde Zeynep’le daha fazla konuşuyordu.

Murat kendi kendine:

“Galiba işler düzeliyor.”

diyordu.

Sonra bir sabah köyden telefon geldi.

Hava birkaç gündür çok sıcak ve kuruydu.

Sert bir rüzgâr esmişti.

Yeni canlanan bazı yaprakların uçları sararmıştı.

Aynı gün şirkette bekledikleri büyük müşteri de siparişi başka firmaya verdi.

Murat telefonu kapattı.

Masaya bıraktı.

Yüzü yeniden değişti.

“Tabii.”

dedi.

“Zaten ne zaman bir şey düzelecek olsa arkasından başka bir şey çıkıyor.”

Zeynep:

“Murat…”

“Ne Murat’ı? Bahçe sararıyor. Sipariş gitti. Ne düzeldi?”

İşte tam burada 51. ayet geliyor.


51. Ayet: Yağmur Gelince Sevindik, Sararınca Ne Oldu?

Rûm Suresi 51. ayetin anlamı şöyledir:

“Eğer bir rüzgâr göndersek de ekinleri sararmış görseler, bunun ardından yine inkâr ve nankörlüğe yönelirler.”

Merkez kökler:

ر س ل — göndermek

ر أ ي — görmek

ص ف ر — sararmak

ك ف ر — örtmek, inkâr etmek, nankörlük etmek

Ne kadar ilginç değil mi?

  1. ayette rüzgâr geliyor.

Yağmur geliyor.

İnsan seviniyor.

  1. ayette yine rüzgâr geliyor.

Bu defa yeşillik sararıyor.

İnsan nankörleşiyor.

Rüzgâr aynı hayatın içerisinde.

Bir rüzgâr sevindiriyor.

Bir rüzgâr üzüyor.

Problem rüzgâr mı?

Yoksa insanın Allah ile ilişkisini sadece sonuçlara bağlaması mı?


Zeynep Murat’a baktı.

“Geçen ay yağmur yağdığında ne diyordun?”

Murat sustu.

“Allah’a şükür diyordun.”

“Evet.”

“Bugün birkaç yaprak sarardı, bir müşteri gitti. Şimdi geçen ayki bütün rahmeti yok mu sayacağız?”

Murat cevap vermedi.

Zeynep devam etti:

“Sen Allah’a mı güveniyorsun, yoksa işlerin senin istediğin gibi gitmesine mi?”

Bu soru ağır geldi.

Çünkü ikisi aynı şey değildi.

Murat fark etti.

Yağmur yağdığında:

“Allah ne güzel.”

İş bozulduğunda:

“Niye böyle oldu?”

Para geldiğinde:

“Şükür.”

Para azaldığında:

“Her şey bitti.”

Belki bizim de şükrümüz bazen hava durumuna benziyor.

Şart güzel:

Şükür.

Şart kötü:

İtiraz.

  1. ayet Murat’a şunu öğretiyordu:

Rahmeti sadece yeşil yaprakta görüyorsak, sarı yaprak geldiğinde imanımız da sararıyor mu?


Murat Bu Defa Eski Murat Gibi Davranmadı

Eskiden böyle bir müşteri kaybında bütün satış ekibini ayağa kaldırırdı.

Telefonlar açılırdı.

Bağırırdı.

“Nasıl kaybedersiniz?”

“Kim hata yaptı?”

Ama bu defa toplantıya girdi ve:

“Müşteriyi niye kaybettik?”

diye sordu.

Satış müdürü anlattı.

Rakip daha düşük fiyat vermişti.

Murat:

“Biz yanlış bir şey yaptık mı?”

“Hayır.”

“Teklifimiz kötü müydü?”

“Hayır.”

“O hâlde yeni müşteriye bakalım.”

Eskiden sonucu kontrol etmeye çalışıyordu.

Şimdi görevini yapıp sonucu taşımayı öğreniyordu.

Bu küçük görünüyordu.

Ama Murat için büyük bir değişimdi.


Fakat Salih’le Eski Alışkanlık Geri Döndü

Bir süre sonra Salih yine bir ödeme tarihini kaçırdı.

Murat onu aradı.

“Salih, yine ne oldu?”

Salih:

“Abi halledeceğim.”

“Nasıl halledeceksin?”

“Biraz süre lazım.”

“Bak ben sana demedim mi? Sen hâlâ…”

Murat yine eski Murat’a dönmeye başladı.

Salih:

“Abi, yine başladın.”

“Ne başladım?”

“Beni düzeltmeye.”

“Ben seni düzeltmeye çalışmıyorum.”

“Hayır abi. Çalışıyorsun.”

Murat sesini yükseltti:

“Ben senin iyiliğin için söylüyorum!”

Salih de:

“Ben de duydum. Tamam.”

“Hayır, sen anlamıyorsun.”

Salih sustu.

Murat konuşmaya devam etti.

Beş dakika.

On dakika.

Nasihat.

Eski borçlar.

Eski hatalar.

Eski meseleler.

Sonunda Salih:

“Abi, ben kapatıyorum.”

dedi.

Ve telefonu kapattı.

Murat sinirlendi.

Zeynep karşısında oturuyordu.

“Ne bakıyorsun?”

Zeynep:

“Bir şey söylemeyeceğim.”

“Yok söyle.”

Zeynep:

“Sen Salih’e bir şey anlatmıyorsun artık.”

“Ne yapıyorum?”

“Zorla işittirmeye çalışıyorsun.”


52. Ayet: Her Konuştuğumuz İnsan Bizi İşitiyor mu?

Rûm Suresi 52. ayetin anlamı şöyledir:

“Sen ölülere işittiremezsin; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.”

Merkez kökler:

س م ع — işitmek, duymak

م و ت — ölüm

ص م م — sağırlık

د ع و — çağırmak

و ل ي — dönmek

د ب ر — arka, arkasını dönmek

Bu ayet doğrudan Hz.Muhammed’e hitap eder.

Burada anlatılanı alıp:

“Benim kardeşim sağır.”

“Benim eşim ölü.”

diye insanlara etiket yapıştırmak doğru olmaz.

Ama ayet bize çok önemli bir sınırı gösteriyor:

İnsan hakikati söyleyebilir fakat karşısındakini zorla işittiremez.

Kulakla duymak başka.

Gerçekten işitmek başka.

Murat yıllardır Salih’e konuşuyordu.

Salih onun sesini duyuyordu.

Ama çoğu zaman yalnızca kendisini savunmak için dinliyordu.

Fakat Murat da farklı mıydı?

Zeynep ona yıllardır bazı şeyler söylüyordu.

O da Zeynep’in sesini duyuyordu.

Ama işitmiyordu.

Çünkü cevap hazırlıyordu.

Kendini savunuyordu.

Haklılığını anlatıyordu.

Demek ki bazen karşımızdaki insanın işitmediğinden şikâyet ederken…

Biz de işitmiyor olabiliriz.


“Ben Seni Değiştirmek Zorunda Değilim”

Murat ertesi gün Salih’i aramadı.

Bir sonraki gün de aramadı.

Üçüncü gün Zeynep:

“Aramayacak mısın?”

dedi.

Murat:

“Hayır.”

“Küstün mü?”

“Hayır.”

“Niye?”

Murat biraz düşündü.

“Çünkü söyleyeceğimi söyledim.”

Sonra ilk kez şu cümleyi kurdu:

“Ben Salih’i değiştirmek zorunda değilim.”

Zeynep:

“Değiştirebilir misin zaten?”

Murat gülümsedi.

“Galiba yıllardır yapabileceğimi sanıyordum.”

İşte bu, Murat için büyük bir özgürlüktü.

Kardeşini sevebilirdi.

Doğruyu söyleyebilirdi.

Sınır koyabilirdi.

Yardım edebilirdi.

Ama kardeşinin kalbinin düğmesine basıp onu değiştiremezdi.


53. Ayet: Doğru Yolu Zorla Gösteremezsin

Rûm Suresi 53. ayetin anlamı şöyledir:

“Sen körleri sapkınlıklarından çevirip doğru yola iletemezsin. Sen ancak ayetlerimize iman edenlere işittirebilirsin; işte onlar teslim olanlardır.”

Buradaki merkez kökler:

ه د ي — yol göstermek, hidayet

ع م ي — körlük

ض ل ل — yolunu kaybetmek, sapmak

س م ع — işitmek

أ م ن — iman etmek, güvenmek

أ ي ي — ayet, işaret

س ل م — teslim olmak, esenlik

52 ile 53’te özellikle bir kök tekrar ediyor:

س م ع — işitmek.

52’de:

İşittiremezsin.

53’te:

Kim gerçekten işitebilir?

Ayetlere iman eden ve teslim olan.

Demek ki mesele yalnız sesin kulağa ulaşması değil.

İnsanın hakikate açık olması.


Bir Hafta Sonra Salih Geldi

Murat ofisindeydi.

Kapı çaldı.

Salih içeri girdi.

Murat şaşırdı.

“Hayırdır?”

“Konuşabilir miyiz?”

Murat:

“Tabii.”

Salih oturdu.

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra:

“Geçen gün kızdım sana.”

dedi.

“Biliyorum.”

“Çünkü yine beni yönetmeye çalıştığını düşündüm.”

Murat:

“Haklısın. Biraz öyle yaptım.”

Salih bu cevabı beklemiyordu.

Murat devam etti:

“Ama söylediklerimin yanlış olduğunu da düşünmüyorum.”

Salih başını salladı.

“Yanlış değildi.”

“E?”

“Ben duymak istemedim.”

Murat sustu.

Salih:

“Çünkü sen konuşunca hemen eski şeyler aklıma geliyor. Bana yaptığın yardımları yüzüme vurduğun günler…”

Bir süre sustu.

“Sonra ben de kendimi savunmaya başlıyorum. Sen ne söylersen söyle, doğru mu yanlış mı diye bakmıyorum.”

Murat:

“Ben de aynı şeyi yapıyorum.”

Salih şaşırdı.

“Nasıl?”

“Zeynep bana yıllardır bazı şeyler söylüyor. Ben de cevap vermek için dinliyordum.”

İki kardeş birbirine baktı.

Belki ilk kez bir tartışmanın kazananı yoktu.

Çünkü ilk kez ikisi de kendisini savunmak yerine işitmeye çalışıyordu.


Teslim Olmak Yenilmek Değildir

  1. ayetin sonunda:

مُسْلِمُونَ

kelimesi geliyor.

Kökü:

س ل م

Teslim olmak.

Biz teslimiyeti bazen yanlış anlıyoruz.

Teslim olmak düşünmemek değildir.

Sorumluluktan kaçmak değildir.

“Ne olursa olsun.”

demek değildir.

Hakikat önümüze geldiğinde nefsimizin savunmasını bırakabilmektir.

Murat’ın yıllardır zorlandığı şey tam olarak buydu.

“Ben yanlış yaptım.”

diyebilmek.

Salih’in zorlandığı şey de buydu.

“Ben ağabeyimin yardımını kullandım.”

diyebilmek.

İkisi de haklı oldukları yerleri bırakmadılar.

Ama yanlış oldukları yerleri görmeye başladılar.

İşte değişim burada başladı.


Aylar Sonra Bahçe

İlkbaharın sonuna doğru tekrar köye gittiler.

Bahçe tamamen kusursuz değildi.

Bazı dallar çok güzeldi.

Bazı yapraklar hâlâ sarıydı.

Bazı ağaçlar güçlüydü.

Bazıları zayıf kalmıştı.

Murat bu defa özellikle sarı yapraklardan birine baktı.

Salih:

“Abi, yine neye bakıyorsun?”

Murat gülümsedi.

“Geçen sefer sadece yeşile bakıyordum.”

“Şimdi?”

“Şimdi sarıya da bakıyorum.”

Salih güldü.

“İyice filozof oldun.”

Murat da güldü.

Sonra ciddileşti.

“Hayır. Şunu anladım.”

“Neyi?”

“Yeşil görünce şükredip sarı görünce her şeyi unutursam ben hiçbir şey öğrenmemişim demektir.”

Zeynep biraz ileride onları dinliyordu.

Gülümsedi.


Şimdi Murat’ın Hikâyesini 46’dan 53’e Okuyalım

  1. ayet Murat’a şunu öğretti:

Gemiyi yap ama rüzgârı kendinin zannetme.

Çalış.

Üret.

Allah’ın fazlından ara.

Ama şükret.


  1. ayet:

Davranışların sonuçları vardır.

Yardım etmek güzeldir.

Ama yardımın içerisine tahakküm koyma.

Yardım alıyorsan da sorumluluğunu başkasının üzerine bırakma.


  1. ayet:

Sonuçtan önce süreç vardır.

Rüzgâr.

Bulut.

Yayılma.

Yağmur.

Sevinç.

Bir evlilik de böyle toparlanabilir.

Bir kardeşlik de.

Bir insan da.

Bir iş de.


  1. ayet:

ب ل س — ümitsizlik.

Sonucu görmediğin için:

“Olmaz.”

deme.

Bugünü yarının tamamı zannetme.


  1. ayet:

فَانْظُرْ — Bak.

Rahmetin eserlerine bak.

Ölü toprağın nasıl dirildiğine bak.

Ve bu görüntünün seni yeniden dirilişe, Allah’ın kudretine götürmesine izin ver.


  1. ayet hikâyeye çok önemli bir denge getiriyor:

Her rüzgâr yağmur getirmiyor.

Bazen yeşillik sararıyor.

İşte gerçek sınav orada.

Nimet geldiğinde:

“Allah.”

Sıkıntı geldiğinde:

“Niye?”

diyorsak, imanımızı şartlara bağlamış olabiliriz.

ك ف ر — örtmek, inkâr ve nankörlük

Belki nankörlük, yalnızca nimeti hiç görmemek değildir.

Bazen dün gördüğümüz nimeti bugünkü problem yüzünden unutmaktır.


  1. ayet:

س م ع — işitmek.

Her konuştuğumuz insan bizi gerçekten işitmiyor.

Ve biz herkese zorla işittiremeyiz.

Eşimize de.

Çocuğumuza da.

Kardeşimize de.

Ama burada önce kendimize soralım:

Biz işitiyor muyuz?


  1. ayet:

ه د ي — yol göstermek

ض ل ل — yolunu kaybetmek

أ م ن — iman etmek

س ل م — teslim olmak

Biz insanlara yolu gösterebiliriz.

Ama onların yerine yürüyemeyiz.

Çocuğumuzun yerine iman edemeyiz.

Eşimizin yerine teslim olamayız.

Kardeşimizin yerine sorumluluk alamayız.

Bir insana yüz defa doğruyu söyleyebiliriz.

Ama kalbini zorla açamayız.

İşte Murat’ın yıllarca yapmaya çalıştığı şey buydu:

Kardeşini zorla değiştirmek.

Sonra anladı:

Ben kardeşime doğruyu söyleyebilirim.

Sınır koyabilirim.

Yanında durabilirim.

Ama onun yerine işitemem.

Onun yerine göremem.

Onun yerine teslim olamam.


46–53 Arasındaki Çok Güçlü Kök Bağlantısı

Bu ayetlerde kelimeler birbirine de bağlanıyor.

46’da:

ر س ل — Allah rüzgârları gönderiyor.

47’de:

ر س ل — Allah elçileri gönderiyor.

48’de:

ر س ل — Allah yine rüzgârları gönderiyor.

51’de:

ر س ل — yeniden rüzgâr gönderiliyor.

Ama her gönderilen rüzgârın sonucu aynı değil.

Bazen rahmetin müjdesi.

Bazen sararmaya sebep olan bir sınav.

Demek ki bizim Allah’la ilişkimizi belirleyen şey yalnızca:

“Başıma ne geldi?”

olmamalı.


Bir başka kök bağlantısı:

50’de:

م و ت — ölüm.

Ölmüş toprak diriliyor.

52’de yeniden:

م و ت — ölüler.

Bu defa konu işitmeye geliyor.

Ve 52–53’ü birbirine bağlayan kelime:

س م ع — işitmek.

52:

Zorla işittiremezsin.

53:

Kim işitir?

İmana açık olan, teslim olan.

Bu çok güçlü bir geçiş.


Son Söz

Murat hikâyenin sonunda zenginliğini kaybetmedi.

Fakir de olmadı.

Şirketi sihirli biçimde büyümedi.

Salih bir gecede kusursuz kardeş olmadı.

Zeynep’le evliliğinde hiç tartışma kalmadı da diyemeyiz.

Çünkü Kur’an bize masal anlatmıyor.

Hayatı anlatıyor.

Hayatta yağmur var.

Ama rüzgâr da var.

Yeşermek var.

Sararmak da var.

Sevinmek var.

Ümitsizleşmek var.

Konuşmak var.

İşitmemek var.

Bakmak var.

Görmemek var.

Ve bütün bunların içerisinde insanın bir tercihi var.

Murat sonunda şu ayrımı öğrendi:

Çalışmak benim sorumluluğum.
Rüzgârı yaratmak değil.

Kardeşime yardım etmek benim sorumluluğum.
Onun hayatını yönetmek değil.

Doğruyu söylemek benim sorumluluğum.
Zorla işittirmek değil.

Yolu göstermek mümkün.
Ama bir insanı zorla yürütmek mümkün değil.

Nimet geldiğinde şükretmek gerekiyor.
Nimet azaldığında dünkü rahmeti unutmamak gerekiyor.

Ve belki Rûm Suresi 46–53’ün insanı getirdiği yer tam burası:

Rüzgâr geldiğinde…

Şükret.

Rüzgâr ters estiğinde…

Nankörleşme.

Yağmur geciktiğinde…

Ümitsizleşme.

Toprak kuruduğunda…

Bak.

Karşındaki insan seni dinlemediğinde…

Zorla işittirmeye çalışma.

Doğruyu söyledikten sonra…

İnsanın iradesine alan bırak.

Ve hakikat sana geldiğinde…

Başkalarının işitip işitmediğini konuşmadan önce kendine sor:

Ben işitiyor muyum?

Ben görüyor muyum?

Ben teslim oluyor muyum?

Belki hikâyenin en zor sorusu da budur.

Çünkü insan başkasının sağırlığını çok kolay görür.

Başkasının körlüğünü çok kolay görür.

Başkasının yanlışını çok kolay görür.

Ama Kur’an’ın aynasını kendimize çevirdiğimizde soru değişir:

Ya işitmeyen ben isem?

Ya görmeyen ben isem?

Ya yıllardır değiştirmeye çalıştığım insanlardan önce değişmesi gereken kişi ben isem?

İşte Murat’ın asıl dönüşümü şirketi toparlandığında olmadı.

Bahçe yeşerdiğinde de olmadı.

Salih borcunu ödediğinde da olmadı.

Asıl dönüşüm…

Kendi gözünü başkasından çekip kendisine çevirdiğinde başladı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir