Neyi Kazanmak İçin Mücadele Ediyoruz? Hak, Korku ve Dünya Hayatı

26 Haziran 2023

Soru: Yıllarca çalışıyoruz, yarışıyoruz, mücadele ediyoruz. Peki bütün bu çabanın sonunda neyi kazanmış olmak istiyoruz?

Okulda başarılı olmak için uğraşıyoruz. Sonra bir meslek, bir iş, bir ev ve aile kurmak için emek veriyoruz.

Ardından daha iyi kazanç, daha rahat bir hayat ve çocuklarımızın geleceği için mücadele başlıyor. Bütün bunlar önemli olabilir.

Ama bir gün durup şu soruyu sormalıyız: Bütün çabamız sadece sahip olmak üzerine mi kurulmuş?

Çünkü bazen çok şey elde ediyoruz. Buna rağmen içimizdeki huzursuzluk aynı şekilde devam ediyor.

Mücadelenin yönü neye dönük?

Nisâ suresi 76. ayette iman edenlerin Allah yolunda, inkâr edenlerin ise tâğut yolunda mücadelelerinden söz edilir. Ayetin bağlamında gerçek bir savaş meselesi vardır.

Bu ayeti gündelik hayattaki bütün yarışlarla aynı şey sayamayız. Fakat kendi mücadelemizin amacı üzerine düşünmek için önemli bir karşılaştırma sunar.

Soru: Çalışırken, kazanırken, başkalarına karşı tavır alırken hangi ölçüye bağlı kalıyoruz?

Bir insan kariyer yapmak isteyebilir. Başka biri ailesinin geçimi için daha çok çalışmak zorunda olabilir.

Bunlar tek başına yanlış değildir. Sorun, bu hedefler uğruna yalanı, haksızlığı ve başkasının hakkını normalleştirdiğimizde başlar.

Bir iş anlaşmasını kaybetmemek için gerçeği saklayabiliriz. Müşteri üzülmesin diye ürünün kusurunu söylemeyebiliriz.

Bazen de herkes böyle yapıyor diyerek kendi yanlışımızı görünmez hâle getiririz. Oysa yaygın bir davranış, yalnızca yaygın olduğu için doğru olmaz.

Ayetin sonunda şeytanın tuzağının zayıflığı hatırlatılır. Dünya hayatında çok güçlü sandığımız bazı dayanakların nasıl kırılabildiğini de düşünelim.

Para biriktiririz ama para her sorunu çözemeyebilir. Güç kazanırız ama sevdiğimiz insanlarla bağımızı korumakta zorlanabiliriz.

Gerçek güç, her istediğini elde etmek değil; doğru olduğunu bildiğin ölçüyü kaybetmemektir.

Bir sınavı geçmek için çalışabiliriz. Fakat takdir görmek uğruna başka birinin emeğini kendimize ait göstermemiz, hedefin değerini değiştirir.

Evlilik kurmak için de uğraşabiliriz. Ama bunu yalnızca toplumun gözünde başarılı görünmek için yaparsak ilişkinin içindeki gerçek sorumluluğu ikinci plana atabiliriz.

Çalışırken niyetimizi yeniden sormamız bu yüzden önemlidir. Kazandığımız şeyin miktarı kadar, onu kazanırken hangi insan olduğumuz da hayatımızın bir parçasıdır.

Bir hedef bizi daha dürüst, daha sabırlı ve daha faydalı bir insan yapıyorsa çabamız başka bir anlam kazanır.

Ama yalnızca gösteriş, üstünlük ve başkasına söz geçirme amacıyla hareket ediyorsak kendi niyetimizi yeniden düşünmemiz gerekir.

Kolay bir hayat mı, doğru bir hayat mı?

Bazen yeni bir işe başlarken hiç zorlanmamayı isteriz. İlk günden yüksek maaş, kusursuz şartlar ve sorunsuz bir düzen bekleriz.

Evlendiğimizde de hep iyi günler olacağını düşünebiliriz. En küçük anlaşmazlıkta hemen bir yanlışlık olduğunu sanabiliriz.

Oysa emek vermek çoğu zaman öğrenme, yanlışını görme ve yeniden deneme sürecidir. Her zorluk, seçtiğimiz yolun yanlış olduğunu kanıtlamaz.

Soru: Zorlukla karşılaştığımızda hemen kaçıyor muyuz, yoksa neyi öğrenmemiz gerektiğini soruyor muyuz?

Bir şeyi doğru bulmak, onu yapmak için her zaman yeterli gelmeyebilir. Bir alışkanlığı bırakmak, işte dürüst davranmak veya bir arkadaşımıza yanlışını söylemek bedel isteyebilir.

Uzun yıllar görüştüğümüz bir dostumuza faizle ilgili düşüncemizi saygıyla anlattığımızı düşünelim. Karşımızdaki kişi söylediklerimizi anladığını söylese bile artık bizimle görüşmek istemeyebilir.

Bu ihtimal, hiç konuşmamamız gerektiğini göstermez. Fakat doğruyu anlatırken üslubumuza dikkat etmeyi de gerekli kılar.

Bir insanın tercihine zorla sahip olamayız. Biz açık ve saygılı biçimde sözümüzü söyleriz; sonucu kendi isteğimize göre biçimlendiremeyebiliriz.

İnsanları kazanmakla haklı çıkmayı birbirine karıştırmayalım. Sözümüzü öfkeyle değil, gerekçemizi açıkça anlatarak ifade edelim.

Doğru bildiğimizi savunmak, karşımızdaki insanı küçümseme hakkı vermez.

Bir dostumuzla faiz hakkında konuştuğumuzda onun kararını hemen değiştirmesini bekleyebiliriz. Oysa alışkanlıklar, borçlar ve maddi kaygılar, bir insanın düşüncesiyle davranışı arasına girebilir.

Bu zorluğu görmek, yanlış bulduğumuz şeyi doğru ilan etmek değildir. İnsanların niçin zorlandığını anlamaya çalışmak, konuşmamızın daha faydalı olmasına yardım edebilir.

Birine öğüt vermiş olmamız, onun her davranışının sorumluluğunu üstlendiğimiz anlamına gelmez. Biz kendi üslubumuza ve doğruluğumuza dikkat ederiz.

Bazen arkadaşımız uzaklaşır, bazen bir iş fırsatını kaybederiz. Böyle zamanlarda neyi niçin seçtiğimizi yeniden hatırlamak önemlidir.

Bolluk korkuyu bitirmeyebilir

Nisâ suresi 77. ayet, savaş emri karşısında ortaya çıkan korkuyu ve dünya hayatının az oluşunu hatırlatır. Söz konusu hitabın tarihsel ve savaşla ilgili bağlamı önemlidir.

Buradan hareketle insanın sahip olduklarını kaybetmekten neden bu kadar korktuğunu da düşünebiliriz.

Bir evimiz varsa evimizi, işimiz varsa işimizi, birikimimiz varsa birikimimizi kaybetmemek isteriz. Bazen bu istek bütün kararlarımızı yönetir.

Korku yüzünden yanlış olduğunu bildiğimiz bir düzenin içinde kalabiliriz. Maddi rahatımız bozulmasın diye yapılması gereken bir konuşmadan kaçabiliriz.

Soru: Sahip olduğum şeyleri korumak için ne zaman kendi ilkelerimden vazgeçmeye başlıyorum?

Güvende olmak istemek doğaldır. İnsanın ailesine karşı sorumlulukları ve geçimini sağlamak için çabası vardır.

Fakat bütün hayatımızı hiçbir zararla karşılaşmama düşüncesi üzerine kuramayız. Bugünün imkânları yarının her sonucunu garanti etmez.

Bir hastalık, iş kaybı veya beklenmedik olay bütün planlarımızı değiştirebilir. Bunu bilmek bizi korkuya teslim etmek zorunda değildir.

Tam tersine, kontrol edebildiğimiz seçimlerle kontrol edemediğimiz sonuçları ayırmamıza yardımcı olabilir.

İnsan bazen rahatlığı uğruna susar. Sonra o sessizliğin getirdiği huzursuzluğu uzun süre taşır.

Bu yüzden doğru bildiğimiz bir işe yönelirken sadece anlık rahatlığı ölçü almayalım. Uzun vadede hangi davranışın bizi daha güvenilir kılacağını da düşünelim.

Ölüm korkusu ve sorumluluk

Nisâ suresi 78. ayet, nerede olunursa olunsun ölümün insanı bulacağını hatırlatır. Sağlam kalelerde bulunmak bile bu gerçeği değiştirmez.

Bu cümle insanı korkutmak için bir yarışın içine sürüklememeli. Hayatı sonsuza kadar kontrol edemeyeceğimiz gerçeğini görmemize vesile olmalı.

Soru: Ölümü engelleyemeyeceğimizi bildiğimiz hâlde, neden her kararımızda kesin bir güvence arıyoruz?

Bazen bütün güvenceleri bir araya getirdiğimizde artık sorun yaşamayacağımızı düşünüyoruz. Oysa hayat, yalnızca bizim yaptığımız hesaplardan oluşmuyor.

Burada teslimiyet, tedbiri bırakmak demek değildir. Sorumluluğumuzu yerine getirirken her sonucu kendi elimizde sanmamaktır.

İşe giderken dikkat etmek, sağlığımızı korumaya çalışmak ve ailemize bakmak görevimizdir. Fakat bütün bunlar, hayatımızın her anını garanti altına aldığımız anlamına gelmez.

Ayetlerin devamında iyilik ve kötülük hakkında konuşan insanların tutumları ele alınır. Nisâ 78 ve 79. ayetleri birlikte okurken, Allah’ın hükmüyle insanın kendi seçiminin sorumluluğunu birbirine karıştırmamaya dikkat edelim.

79. ayette kişiye ulaşan iyiliğin Allah’tan, kötülüğün ise kendi nefsinden olduğu belirtilir. Bu, başımıza gelen her felaketin mutlaka kişisel bir suçun cezası olduğunu söylemek değildir.

Fakat kendi yanlışımızın payı varsa onu başka birinin üzerine atmamamızı hatırlatır.

Bir işi dikkatsiz yaptığımızda sonuçlarını düşünelim. Bir insana haksızlık edip sonra bütün sorumluluğu şartlara yüklemeyelim.

Kendi payımıza düşen yanlışı görmek, değiştirebileceğimiz yeri bulmaktır.

Bir hastalık veya kayıp yaşayan yakınımıza hemen suçlu arayan bir dille yaklaşmayalım. Yaşanan bütün olayların sebebini onun bir davranışına indirgemek hem bilgisizce hem de incitici olabilir.

Önce ihtiyaç duyduğu desteği düşünelim. Kendi hayatımıza baktığımızda ise gerçekten değiştirebileceğimiz bir yanlışımız varsa onu görmezden gelmeyelim.

Böylece merhameti ve sorumluluğu birbirine karşı koymadan yaşayabiliriz.

Dünya azdır; peki burada ne yapacağız?

Dünya hayatının geçiciliğini duymak, çalışmayı bırakmak için bir gerekçe değildir. Tam tersine, çalışırken neye değer verdiğimizi yeniden değerlendirmektir.

Bir iş kurabiliriz. Ev alabiliriz. Çocuklarımızın geleceğini düşünebiliriz. Bütün bunları yaparken haksızlık etmemeyi de seçebiliriz.

Bir dostumuzla konuşurken dürüst olalım. Kazancımızı artırmaya çalışırken başkasının zararını görmezden gelmeyelim.

Yaşadığımız sıkıntıyı yalnızca kimin yüzünden olduğuyla açıklamaya çalışmak yerine, bugün hangi doğru adımı atabileceğimizi soralım.

Soru: Bugün bütün uğraşımın sonunda elimde ne kalsın istiyorum: Bir başarı görüntüsü mü, yoksa temiz bir vicdan mı?

Bir işte başarımızı başkalarına anlatmak isteyebiliriz. Fakat gerçek hayatta kendimize ve ailemize vakit ayıramıyor, her gün aynı huzursuzlukla yaşıyorsak başarı tanımımızı yeniden düşünmeliyiz.

Birçok insanın övgüsünü almakla içimizde yaptığımız işten emin olmak aynı şey değildir. Bazen doğru seçimin değeri, kimsenin alkışlamadığı anda daha açık görünür.

Bir hedefimiz olsun. O hedef için emek verelim. Ama hedefimizi, doğruyu kaybetmenin bahanesi hâline getirmeyelim.

Yarın başımıza ne geleceğini kesin olarak bilemiyoruz. Bugün nasıl davranacağımızı ise düşünebilir ve seçebiliriz.

Mücadelenin değeri yalnızca kazandığında değil, neyi kaybetmemeyi seçtiğinde de ortaya çıkar.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir