Allah’a Güvenmek: Hz. Yusuf’un Zindanında Rızık, Şükür ve Gerçek Kulluk
6 Ocak 2023
Bir insanın evi var, arabası var, işi var. Her gün daha çok kazanmak için çalışıyor. Ama yine de huzuru bulamıyor.
Soru: Her şeye sahip olduğumuzu düşünürken acaba neyin kulu hâline geliyoruz?
Hz. Yusuf’un zindanındaki iki insanın sorusuyla başlayalım. İki genç, gördükleri rüyaları anlatıp yorumlamasını istiyor. Yusuf’un cevabı yalnızca rüyanın ne anlama geldiğiyle sınırlı kalmıyor.
Önce kendisine verilen bilginin kaynağını hatırlatıyor. Sonra insanın kimi Rab edindiğine dair çok daha büyük bir soru soruyor.
Zindanda Bile Önce Hakikati Anlatmak
Yusuf suresinin 36. ayetinde iki gencin zindana girişi ve rüyaları anlatılır. Biri üzüm sıktığını, diğeri başının üzerinde kuşların yediği ekmek taşıdığını görmüştür.
İkisi de Yusuf’tan yorum ister. Çünkü onu iyilik yapanlardan biri olarak tanımışlardır.
Yusuf, kendisine verilen bu bilginin Rabbinden olduğunu söyler. Allah’a inanmayan, ahireti inkâr eden bir topluluğun yolunu bıraktığını belirtir. İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un yolunu izlediğini anlatır.
Burada çok önemli bir ayrım var. Yusuf bilgi sahibi olduğunu inkâr etmiyor. Fakat bu bilgiyi yalnızca kendi büyüklüğünü göstermek için de kullanmıyor.
Soru: Bir konuda başarılı olduğumuzda yalnızca kendimizi mi övüyoruz?
Bir meslek öğrenmiş olabiliriz. İnsanların çözemediği bir sorunu çözebiliyor olabiliriz. Ama bize verilen aklı, zamanı ve imkânları da hatırlamak gerekir.
Bazen ustalaştığımız işi kendi gücümüzle var ettiğimizi düşünüyoruz. Oysa öğrenebilmek de büyük bir imkân.
Yusuf’un zindanda oluşu da düşündürücüdür. Çevresi rahat değil. Özgürlüğü sınırlanmış. Ama elindeki imkânla insanlara faydalı olmaya ve doğru bildiğini anlatmaya devam ediyor.
Hayatın bütün şartlarının düzelmesini beklemeden de doğru bir iş yapabiliriz.
Düşünmeye Ne Kadar Emek Veriyoruz?
İbrahim’in yaratılış üzerinde düşünmesi, yalnızca görünen şeylere bağlanmamanın bir örneğidir. Güneşe, aya ve yıldızlara bakmak; bunların da doğup battığını, sınırları olduğunu fark etmek insanı sorgulamaya çağırır.
Biz de evreni, kendimizi ve hayatımızın sonunu düşünebiliriz. Bize verilmiş aklı yalnızca para kazanmak için kullanmak zorunda değiliz.
Bir insan doktor olmak için yıllarca eğitim alır. Kitap okur, uygulama yapar, tecrübe kazanır.
Hiç kimse tıp kitabının tek sayfasını okuyup bütün hastalıkları öğrendiğini söyleyemez. Aynı şekilde Kur’an’ın bir ayetini yüzeysel okuyup her meseleyi çözdüğümüzü sanmamalıyız.
Soru: İşimiz için gösterdiğimiz öğrenme gayretinin ne kadarını Allah’ın kitabını anlamaya ayırıyoruz?
Bir proje için haftalarca araştırma yapıyoruz. Başarılı olmak için gece gündüz çalışabiliyoruz. Ama anlamadığımız bir ayetin üzerinde durmayı erteleyebiliyoruz.
Kur’an’ı anlamaya çalışmak, soru sormayı ve öğrenmeyi gerektirir. Bilmediğimizi kabul etmemiz de bu çabanın parçasıdır.
Herkesin mesleği, eğitim imkânı ve bilgisi aynı değil. Fakat herkes kendisine söylenenin ne anlama geldiğini düşünmek için çaba gösterebilir.
Bir ayeti okuyunca hemen kesin hüküm vermek yerine bağlamını anlamaya çalışalım. Sözün yalnızca geçmişte yaşayan insanlara mı, bugün bize de hangi yönüyle seslendiğine bakalım.
Bilgiyi edinmek başka, o bilginin sorumluluğunu taşımak başkadır.
Kur’an’ı yalnızca kelimelerin anlamını öğrenmek için açmayalım. Okuduğumuz ifadenin başka ayetlerle ve günlük hayatımızla bağını da düşünelim.
Bir araçta motoru tanımak yeterli değildir; frenin, direksiyonun ve diğer parçaların nasıl birlikte çalıştığını bilmek gerekir. Aynı şekilde iman, şükür, salih amel ve kulluk birbirinden kopuk başlıklar değildir.
Mesela Allah’a güvendiğimizi söylüyor olabiliriz. Ama işimizi kaybetme ihtimali karşısında doğru bildiğimiz ölçüyü terk ediyorsak sözümüzle davranışımız arasındaki uzaklığı görmeliyiz.
Bunları görmek zaman ister. Bir kere okuyunca anlamadığımız şey için yılmadan yeniden okumak, sormak ve araştırmak gerekir.
Şükür, Yalnızca Teşekkür Sözü Değildir
Yusuf suresinin 38. ayetinde Allah’ın lütfu hatırlatılır; fakat insanların çoğunun şükretmediği belirtilir.
Şükür deyince yalnızca bir nimetten sonra teşekkür etmek aklımıza gelebilir. Oysa bir nimetin değerini görmek, onu nasıl kullandığımızı da sorgulatır.
Bir arkadaşımız bize arabasını emanet ettiğinde teşekkür ederiz. Sonra arabaya zarar vermemeye dikkat ederiz.
Bir yakınımız bize yardım ettiğinde onu yalnızca işi düştüğünde aramamak, kıymet verdiğimizi gösterir.
Soru: Allah’ın verdiği imkânları kullanırken şükrümüz davranışa dönüşüyor mu?
Aklımız var, öğrenebiliyoruz. Konuşabiliyor ve insanlarla ilişki kurabiliyoruz. Peki bu imkânlarla kimin ihtiyacını gideriyoruz?
Elde ettiğimiz kazanç yalnızca yeni bir eşya almak için mi kullanılıyor? Yoksa ailemize, komşumuza ve ihtiyacı olana da fayda sağlıyor mu?
Bir nimeti hiç düşünmeden tüketmekle onu sorumluluk bilinciyle kullanmak aynı şey değil.
Şükür, sahip olduğumuz her şeyi kaybetme korkusuyla yaşamak da değildir. Onların geçici olduğunu bilerek doğru kullanmaya çalışmaktır.
Bazen çok kişiden takdir görmeyi, iyi bir iş yaptığımızın tek kanıtı sanıyoruz. Bir çalışmayı yalnızca az kişi izliyor diye değersiz sayabiliriz.
Oysa bir insana gerçekten yararlı olan söz, kalabalık önünde söylenmese de değerlidir. Bir kişiye doğru bilgi ulaştırmak, bir kişinin ihtiyacını gidermek de ciddiye alınmaya değer.
Bir nimetin büyüklüğünü sadece sayıdan ölçmeyelim. Az görünenin kıymetini anlamadığımızda elimizdeki imkânı da küçümseyebiliriz.
Para, Ev ve İlişkiler Bizi Yönetmeye Başladığında
Yusuf, zindandaki arkadaşlarına birbirinden ayrı rabler mi, yoksa tek ve üstün olan Allah mı daha hayırlı diye sorar. Allah’ın dışında kulluk edilen şeylerin insanlara verilmiş isimler olduğunu hatırlatır (Yusuf, 39–40).
Bu ayetin doğrudan bağlamı, Allah’tan başkasına kulluk edilmesidir. Kendi hayatımızla ilişkilendirirken de ölçüyü koruyalım.
Para kazanmak, ev almak veya evlenmek yanlış değildir. Bunlar hayatımızdaki gerçek ihtiyaç ve isteklerdir.
Ama bunları hayatın tek amacı hâline getirirsek, başka sorumlulukları göremeyebiliriz.
Bir insan sürekli ev almak için çalışır. Sonunda eve kavuşur. Fakat ailesine zaman ayırmamış, sağlığını ihmal etmiş, ilişkilerini yıpratmış olabilir.
Bir başkası eşini kaybetmekten korktuğu için sürekli haksızlığa razı olabilir. Sevgiyle ölçüsüz bağımlılık birbirine karışır.
Soru: Bir şeyi elde etmek için çabalarken kendi sınırımızı ve değerimizi koruyabiliyor muyuz?
Mizanı, yani dengeyi düşünelim. Eşimize değer vermek gerekir; ama onun her davranışını sorgusuzca doğru saymak gerekmez.
Çalışmak gerekir; ama yalnızca işi düşünerek çocuklarımızla ilişkimizi koparmamalıyız.
Para biriktirebiliriz; ama anne babamızı, dostlarımızı ve yardıma ihtiyaç duyanları bütünüyle unutmayalım.
Dünyalık bir şeyin değerli olması, onun bütün hayatımıza hükmetmesini gerektirmez.
Bir insan sürekli yeni şeylere sahip olmak isteyebilir. Yeni arabası kısa zamanda eski görünür. Yeni telefonunu alır, hemen ardından başka bir modeli düşünmeye başlar.
Bir başkası ise sahip olduğu ilişkiye o kadar bağlanır ki yanlış gördüğü her davranışı sineye çeker. Bu iki durum birbirine zıt görünse de ikisinde de denge kaybolabilir.
Ölçüyü korumak, hiçbir şey istememek değildir. Bir şeyi isterken onun uğruna hangi bedeli ödememizin doğru olduğunu düşünmektir.
Soru: Benim çabamın sınırı nerede; bu sınırı hangi değerim belirliyor?
Suçu Başkasına Atmadan Kendi Yolumuza Bakmak
Hayatta bir sıkıntı yaşadığımızda hemen bir suçlu arayabiliyoruz. İşverenimizi, eşimizi, ekonomiyi veya geçmişte bize yanlış yapan insanları konuşuyoruz.
Elbette gerçekten haksızlığa uğrayabiliriz. Başkasının yaptığı yanlışı yok saymak zorunda değiliz.
Ama yalnızca şikâyet etmek, kendi seçimlerimizi değerlendirmemize engel olabilir.
Soru: Benim elimde olan hangi davranışı bugün düzeltebilirim?
Belki işimize haddinden fazla bağlandık. Belki bir insana sınır koyamadık. Belki de Kur’an’ı anlamayı sürekli erteledik.
Çözüm ararken kendimizi de değerlendirelim. Yanlışımız varsa tövbe edelim; hakkını yediğimiz bir insan varsa mümkün olduğu kadar telafi etmeye çalışalım.
Birçoğumuz anne babamızdan çalışmayı, bir ev edinmeyi, aile kurmayı öğrendik. Bunlar yaşamın önemli sorumlulukları. Ama bunları öğrenirken Allah’a kulluğun ne demek olduğunu da araştırmaya ihtiyacımız var.
Önceki kuşaklardan gelen her alışkanlığı düşünmeden sürdürmek yerine, Kur’an’ın bize ne söylediğini sorgulayabiliriz. Başkasından duyduğumuz bilgiyle yetinmeden anlamaya çalışabiliriz.
Gün sonunda kendimizi bütünüyle suçsuz ilan etmek yerine, değiştirebileceğimiz alışkanlığı fark etmek daha yararlıdır. Bir insanın yaptığı haksızlığın sorumluluğu yine ona aittir; bizim payımıza düşen ise kendi doğru adımımızı bulmaktır.
Yusuf’un hatırlattığı temel soru burada hâlâ karşımızda duruyor: Kime kulluk ediyoruz, kimden yardım bekliyoruz, neyi hayatımızın en büyük amacı yapıyoruz?
Bugün bir saatimizi ayırıp üzerinde düşünmediğimiz bir ayeti anlayarak okumak, bu sorgulamanın somut başlangıcı olabilir.
Allah’ım, bize faydalı ilim ver. Şükretmeyi, dengeli yaşamayı, doğruyu öğrenmeyi ve öğrendiğimizle iyilik yapmayı nasip et.
Geçici olanı sevelim ve doğru kullanalım; ama kalbimizin yönünü ve kulluğumuzun ölçüsünü kaybetmeyelim.

