Hidayet Yolunda Yürümek: Şüphe, Gayb ve Takva
23 Ağustos 2021
Soru: Doğru yolu bildiğimizi söylemek, gerçekten o yolda yürüdüğümüz anlamına gelir mi?
Bir insan bir yönü doğru gösterebilir. Ama kendi adımlarını başka tarafa çevirmiş olabilir.
Kur’an’a inanmakla Kur’an’ın işaret ettiği ölçüye göre yaşamak arasındaki mesafe üzerinde durmamız gerekiyor.
Şüphe edilmeyen kitaba nasıl yaklaşırız?
Bakara suresi, kitabın yol göstericiliğini ve takva sahiplerini hatırlatarak başlar. Daha ilk ayetlerde karşımıza bir insan tasviri çıkar.
Bu insan yalnızca bazı cümleleri ezberleyen kişi değildir. İnancını, ibadetini ve davranışlarını birlikte düşünür.
Kur’an’ın ayetlerini birbirinden kopararak okumak bazen anlamayı zorlaştırabilir. Bir konuda acele hüküm vermeden bağlantıları incelemek gerekir.
Soru: Bir ayeti okurken kendi istediğimiz cevabı mı arıyoruz, yoksa ayetin ne anlattığını mı öğrenmeye çalışıyoruz?
Bir sorumuz olduğunda hemen karşımıza çıkan ilk cevabı yeterli görebiliriz. Ama öğrenmek bazen durup tekrar okumayı gerektirir.
Bugün anlamadığımız bir sözü yarın başka ayetlerle birlikte daha iyi kavrayabiliriz. Bu yüzden bildiğimiz şeylerle bilmediklerimizi ayıralım.
Yol gösteren bir kitaba yaklaşmak, onunla ilgili her soruyu tek seferde çözmek demek değildir. İnsanın hayatı boyunca öğrenmeye açık kalması gerekir.
Takva da yalnızca bir kavram olarak kalmamalı. Seçimlerimizde sakınmayı ve sorumluluğu hatırlatmalı.
Gayba iman, günlük seçimlerden kopuk mudur?
Bakara suresinin ilk ayetlerinde gayba iman etmekten, salâtı gözetmekten ve verilen rızıktan harcamaktan söz edilir.
Ayetlerin bu sıralanışı üzerinde durabiliriz. İman, yalnızca insanın zihnindeki bir kabul olarak bırakılmıyor.
Soru: Görmediğimiz bir geleceğe inanırken bugün elimizde olanı nasıl kullanıyoruz?
Çalışıyoruz, kazanıyoruz, evimizi geçindiriyoruz. Bunların her biri hayatımızın gerçek bir parçasıdır.
Ama bize verilen rızkın bir kısmını başkasıyla paylaşmayı bütünüyle unutursak imanımızın davranışa yansımasını sorgulamalıyız.
İnfak, imkânı olmayanı küçümsemek için kullanılacak bir söz değildir. İnsan kendi gücünü ve karşısındakinin ihtiyacını görmelidir.
Ahirete inanmak da yalnızca ölümden sonra yaşanacakları konuşmak değildir. Bugün kimse görmüyorken ne yaptığımızı önemsemekle ilişkilidir.
Bir müşteriye söz verdik. Sonra daha kârlı bir iş çıktı.
İlk müşterimize verdiğimiz sözü kolayca unutuyor muyuz? Yoksa kazancın yanında doğruluğu da koruyor muyuz?
İnsan, ahirete inanmanın kendi seçimlerinde ne kadar yer tuttuğunu böyle sorularla anlayabilir.
Bazen bütün çabamızı dışarıdan iyi görünmeye veririz. Fakat kimsenin görmediği yerde başka türlü davranırız.
İman konusunda konuşurken yalnızca dış görünüşten hüküm vermeyelim. İnsanların iç dünyasını bütünüyle bilemeyiz.
İnkâr ve kalbin kapanması üzerine düşünmek
Bakara suresinin 6 ve 7. ayetlerinde inkâr ve kalplerin, kulakların mühürlenmesi anlatılır.
Bu uyarıları okurken başka insanları kolayca etiketlemeye yönelmeyelim. Önce kendi dinleme ve düşünme alışkanlığımıza bakalım.
Soru: Bize hoşumuza gitmeyen bir doğru söylendiğinde kulak vermeye devam edebiliyor muyuz?
Bazen bir insanın söylediğini daha dinlemeden reddederiz. Çünkü bildiğimizin değişmesini istemeyiz.
Bazen de dinliyor gibi görünür, fakat içimizde çoktan cevap hazırlamaya başlarız.
Bir uyarının haklı olabileceğini kabul etmek zordur. Özellikle yıllardır aynı alışkanlığı sürdürmüşsek.
İnsanın aklına ve kalbine yönelen uyarıyı kendi hayatında değerlendirmesi gerekir. Kendi davranışımızı sorgulamadan başkasını yargılamak bize kolay gelir.
Kur’an’dan uzaklaşmamıza sebep olan şey bazen bilgisizliktir. Bazen de öğrendiğimiz bir gerçeği kabullenmek istemememizdir.
Bu ikisini ayırt etmeden kendi durumumuzu anlayamayız. Bilmiyorsak öğrenelim; biliyorsak neden yaşamadığımızı soralım.
Münafıklık uyarısını başkasına değil kendimize yöneltmek
Bakara suresinin 8. ayetinde, dilleriyle inandıklarını söyleyen fakat içten inanmayanlardan söz edilir.
Bu ayet insanı dikkatli olmaya çağırır. Söylediğimiz ile yaşadığımızın arasını açmamalıyız.
Bir toplulukta iyi ve dürüst insan rolünü kolayca oynayabiliriz. Ama sıkıntı ortaya çıktığında aynı ölçüyü koruyabiliyor muyuz?
Birlikte çalıştığımız insanlardan biri zor durumda kaldığında ilişkimiz hemen değişiyor mu?
Bir şeyin doğru olduğunu kabul ettiğimizi söylüyoruz. Fakat kendi kazancımız tehlikeye girince o doğruyu unutuveriyor muyuz?
Soru: Göründüğümüz kişi ile yaşadığımız kişi arasında ne kadar fark var?
Bu soruyu başka insanlar hakkında gizli hükümler vermek için değil, kendi samimiyetimizi ölçmek için kullanabiliriz.
İnsan bir anda kusursuz hâle gelmez. Hatasını görebilmesi ve dönmeye çalışması önemlidir.
İçtenlik, hiç zorlanmamak değildir. Zorlandığımızda da doğruyu bırakmamak için emek vermektir.
Ailemizde, işimizde ve arkadaşlıklarımızda aynı ölçüye ihtiyaç duyarız. Bir yerde doğru, diğerinde yalnızca çıkarımıza uygun davranamayız.
Başlangıçtaki soruyu unutmayalım. Hidayetten söz etmek kolaydır; hidayetin gerektirdiği sorumlulukla yaşamak emek ister.
Doğru yolu konuşurken, her gün attığımız adımlara da dikkat edelim.

