Doğru Yolda Sebat Etmek: İyilik, Sabır ve Islah

1 Mayıs 2023

Bir insan iyi olmayı isteyebilir. Peki çevresinde yanlış bir davranış gördüğünde de aynı iyilik anlayışını koruyabiliyor mu?

Bazen kendi hayatımızı düzene koymakla yetiniyoruz. Başkasının uğradığı haksızlığı görünce “Beni ilgilendirmez” diyebiliyoruz.

Oysa bir topluluğun huzuru yalnızca kişilerin kendi köşelerinde iyi yaşamasına bağlı değildir. İnsanlar arasındaki ilişkilerin de sağlıklı olması gerekir.

Soru: Doğruluk yalnızca kendimizi korumak mıdır, yoksa yanlış karşısında sorumluluk almak mıdır?

Sabır, Yolun Sonunu Beklemekten Daha Fazlası

Hûd suresinde sabra çağrı vardır. Allah’ın iyilik yapanların karşılığını zayi etmeyeceği hatırlatılır.

Bu söz, iyiliğin hemen gözle görülür bir karşılığı olacağını garanti etmez. Ama yapılan iyiliğin değersiz olmadığını düşündürür.

Birine yardım ettik diyelim. Belki bize teşekkür etmeyecek.

Yaptığımızı bir başkası görmeyecek. Hatta yardımımızın karşılığında beklediğimiz davranışı da bulamayabiliriz.

Soru: Karşılık görmediğimizde iyiliğin kendisinden vaz mı geçiyoruz?

Bir çocuğu yetiştirirken de sabır gerekir. Öğrettiğimiz şeyi ilk anlatışımızda anlamayabilir.

Bir iş ortağıyla güven oluşturmak da zaman alır. Bir kez doğru davranmak değil, o doğruluğu sürdürmek önemlidir.

Fakat sabır, haksızlığı görüp sessizce kabullenmek anlamına gelmez. Bazen doğru bildiğimiz şeyi sakin ve açık biçimde söylemek de sabır ister.

Bir ailede yanlış bir davranış sürekli tekrarlandığında konuşmak zor gelebilir. Huzur kaçmasın diye herkes sustuğunda sorun büyüyebilir.

Orada kavga çıkarmadan, aşağılamadan ve baskı kurmadan gerçeği söylemeye ihtiyaç vardır. Söyleme biçimimiz de en az söylediğimiz şey kadar önemlidir.

İyilikte sebat, doğruyu yalnızca kolay günlerde değil zor günlerde de korumaktır.

Suskunluk Yanlışı Büyütebilir

Bir toplulukta herkes yalnızca kendi çıkarını düşündüğünde ortak sorumluluk zayıflar. Başkasının hakkı çiğnendiğinde kimse ses çıkarmayabilir.

“Bana dokunmayan bir meseleye karışmayayım” düşüncesi o anda rahat görünür. Fakat yarın aynı haksızlık bize yöneldiğinde çevremizde dayanışma bulamayabiliriz.

Soru: Kendi yakınım yanlış yaptığında da adaletli olabiliyor muyum?

Kardeşimiz, çocuğumuz veya sevdiğimiz bir insan haksızlık yapmış olabilir. Ona yakın olmamız yanlışını haklı çıkarmaz.

Bir aile içinde bir kişi herkesi kırıyorsa onu yalnızca güçlü olduğu için desteklemeyelim. Fakat onu uyarırken de aşağılamayalım.

Amaç birini yenmek değil, doğruya dönmesine yardım etmektir. Islahı bu yönüyle düşünmek gerekir.

Bir iş yerinde çalışanlar birbirinin kusurunu örtüp müşteriyi mağdur ediyorsa, sorun yalnızca bir kişinin davranışı değildir. Orada doğruyu söylemenin zorlaştığı bir düzen oluşabilir.

Bu yüzden bir topluluğun içinde güvenilir insanlara ihtiyaç vardır. Sözü ve davranışıyla yanlışın normalleşmesine karşı duran insanlara.

Yanlışı düzeltmeye çalışırken şiddete veya zulme başvurmak, ulaşmak istediğimiz adaletle çelişir. Doğru yol, doğru yöntemleri de gerektirir.

Başkasının yanlışına karşı durmak, onun üzerinde sınırsız güç kullanma hakkı vermez.

Neden Sınavlarla Karşılaşıyoruz?

Hayatta birbirinden farklı insanlarla karşılaşıyoruz. Aynı konuda farklı düşünür, farklı tepkiler veririz.

Bazen kendi sınırımızı ancak bir başka insanla ilişki kurunca fark ederiz. Öfkeli olduğumuzu, sabırsız davrandığımızı veya bencilce düşündüğümüzü o zaman görürüz.

Hz. Âdem’le ilgili anlatılar, insanın seçimi ve sorumluluğu üzerinde düşünmemizi sağlar. Doğruyla yanlışı öğrenmenin yalnızca güzel söz duymaktan ibaret olmadığını hatırlatır.

Soru: Bir yanlışla karşılaştığımda kendim hakkında ne öğreniyorum?

Bir müşteri bizi eleştirdiğinde hemen savunmaya geçebiliriz. Eleştirinin içinde doğru bir nokta bulunup bulunmadığını araştırmak daha zor olabilir.

Bir yakınımız bize kırıldığını söylediğinde onu susturmaya çalışabiliriz. Oysa davranışımızın nasıl bir etki bıraktığını anlamamız gerekebilir.

Yanlış yapan kişinin de bizim de sınırlı olduğumuzu kabul etmemiz önemlidir. Kendi bilgimizi ve gücümüzü kusursuz saymayalım.

Bilmediğimiz konularda öğrenmeye açık olalım. Hata yaptığımızda tövbeye, özür dilemeye ve davranışımızı düzeltmeye yönelelim.

Her zorluk aynı sebepten doğmaz. Bir insanın başına gelen olayı onun günahının kesin kanıtı gibi sunamayız.

Fakat yaşadığımız olaylar karşısında kendi tutumumuzu sorgulayabiliriz. Bu sorgulama başkasını suçlamak için değil, doğruyu seçebilmek içindir.

Sınavı anlamak, önce kendi seçiminin sorumluluğunu görmektir.

Merhametle Netlik Birbirinin Düşmanı Değildir

İnsan yanlış yapan birini uyarırken sertleşebilir. Karşı taraf dinlemeyince daha yüksek sesle konuşmayı tek çare sanabilir.

Fakat bir gerçeği anlatmanın amacı yalnızca haklılığımızı kabul ettirmek olmamalı. Karşımızdaki insanın anlamasına imkân vermek gerekir.

Hz. Peygamber’in çevresiyle kurduğu ilişkilerde merhamet ve istişarenin önemini düşünelim. Zor anlarda bile insanların bütünüyle değersiz olmadığını unutmamak gerekir.

Bir topluluk hata yaptığında herkesin aynı ölçüde sorumlu olduğunu düşünmeyelim. Kimin ne yaptığını ve neyi bilip bilmediğini adaletle değerlendirmeliyiz.

Soru: Yanlışı düzeltmek isterken insanları tamamen kaybediyor muyuz?

Bir çalışan hata yaptığında bunu konuşmak gerekir. Ama onu herkesin önünde küçük düşürmek öğrenmesini kolaylaştırmayabilir.

Bir arkadaşımız doğruyu anlatırken heyecanlanıyor olabilir. Onun daha iyi anlatabilmesi için destek olabiliriz.

İki cümle kurabiliyorsa oradan başlar. Zamanla kendisini geliştirir.

Herkesin öğrenme süresi ve cesareti farklıdır. Önem verdiği bir konuda ilerlemek isteyen insana alan açmak, bazen en kıymetli destektir.

Merhamet, yanlışın yok sayılması değildir. Yanlışı konuşurken insanın onurunu koruyabilmektir.

Bazen insan çevresindeki yanlışları çok iyi tespit eder. Hangi davranışın zararlı olduğunu anlatır, kimlerin haksızlık yaptığını sıralar.

Ama kendi hayatına döndüğünde aynı ölçüyü kullanmak istemeyebilir. Bir yakını yanlış yaptığında susar, kendisine yapılan haksızlığı ise yıllarca konuşur.

Soru: Adalet anlayışım, sevdiğim kişilerin davranışını da kapsıyor mu?

İyi bir insanı yalnızca başkalarının kusurlarını görmesiyle ölçemeyiz. Kendi sözünü düzeltmek ve kendi yanlışından dönmek de gerekir.

Bir aile toplantısında bir mesele açıldığında herkes gergin olabilir. Konuşmak zor, susmak ise kolay gelebilir.

Fakat konuyu konuşacaksak niyetimiz birini küçük düşürmek olmamalı. Sorunu gerçekten çözmeye, ilişkilerde güveni korumaya çalışmalıyız.

Birbirimizi dinlemeden yalnızca sözümüzü kabul ettirmeye uğraştığımızda, doğru bir mesele bile yeni bir tartışmaya dönüşebilir. Merhamet ve ölçü bu yüzden önemlidir.

Bir başka konu, iyiliğe karşılık beklemektir. Birine yardım ettiğimizde hemen aynı miktarda yardım görmeyi isteyebiliriz.

Oysa her insanın şartı ve imkânı farklıdır. Birisi bugün yardım edebilir, yarın kendisi desteğe ihtiyaç duyabilir.

İyiliği yalnızca karşılıklı hesap hâline getirirsek niyetimiz zarar görebilir. Yapabileceğimiz yardımı başkasının davranışına bağlı olmayan bir sorumluluk olarak da düşünebiliriz.

Bu, sınırsızca vermek veya kendi ihtiyaçlarımızı yok saymak değildir. Kimseyi mağdur etmeden, dengeli biçimde destek olmaya çalışmaktır.

İyi niyet, adalet ve merhametle desteklenmediğinde tek başına yeterli değildir.

Bilgiyi Hayatımıza Taşımak

Kur’an’daki kıssaları yalnızca geçmiş olaylar olarak anlatabiliriz. İsimleri, yerleri ve sonuçları ezberleyebiliriz.

Ama bu anlatılar kendi ailemize, işimize ve kararlarımıza hiç dokunmuyorsa eksik bir yerde kalırız.

Soru: Bildiğim bir doğrunun bugün hayatımda hangi karşılığı var?

Belki iş yerinde verilen bir sözü tutmak. Belki bir yakınımızın haksızlığını normalleştirmemek.

Belki de birinin öğrenmesine yardım etmek için zaman ayırmak. Bunların hepsi davranış gerektirir.

İnsan kendisini kusursuz göremez. Başkasının hatasını eleştirirken kendi eksiğini de hesaba katmalıdır.

Öğrendiğimiz bilginin en önemli tarafı, bizi nasıl bir insan hâline getirdiğidir. Daha kibirli mi oluyoruz, yoksa daha sorumlu mu?

Başlangıçtaki soruya dönelim. İyilik yalnızca kendimiz için mi?

Hayır; iyiliği hayatımızda sürdürdükçe onun başkalarına da temas etmesi gerekir. Ama bunu gösteriş için değil, gerçekten fayda vermek için yapalım.

Rabbimiz bize sebatı, merhameti ve adaleti birlikte yaşatabilmeyi nasip etsin. Sözümüzle davranışımızın birbirine yaklaşmasına yardımcı olsun.

İyilik, yalnızca neye inandığımızda değil; yanlışı gördüğümüzde nasıl davrandığımızda da belli olur.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir