Kıssalar Bize Neden Anlatılır? Korkudan Teslimiyete
5 Mayıs 2023
Kıssaların Anlatılma Sebebi
Hûd suresinin son bölümünde elçilerin haberlerinin kalbi güçlendirmek için anlatıldığı bildirilir. Bu ifade, kıssaları nasıl okuduğumuzu düşünmeye çağırır. Kur’an, bir elçinin hayatındaki bütün ayrıntıları sıralayan bir biyografi sunmaz. Her olayın gününü, bütün konuşmaları veya günlük hayatın her yönünü anlatmaz. Buna rağmen insanın yönünü belirleyecek önemli karşılaşmaları ve tercihleri önüne koyar. Nuh’un, Lut’un, Salih’in ve diğer elçilerin kıssalarında uyarı, direnç, iman ve sonuç gibi temel konular görünür olur. Bu haberleri okurken asıl mesele, eksik ayrıntıları tamamlamaya çalışmaktan önce anlatılanın neyi düşündürdüğünü anlamaktır.
Bir kıssayı öğrenmek, yalnızca olayların sırasını hatırlamak değildir. Kendi hayatımızdaki davranışla anlatılan insan tutumu arasında ilişki kurabilmek de gerekir. Bir uyarıyı duyan kişinin neden itiraz ettiğini, alıştığı düzeni neden bırakmak istemediğini veya doğruyu gördüğü hâlde neden direndiğini düşünebiliriz. Böyle sorular, geçmişi bugünden tamamen ayrı görmemizi önler. İşimizde, ailemizde ve kendi iç dünyamızda benzer dirençlerle karşılaşabiliriz. Kıssanın kalbi güçlendirmesi, insanın yalnız olmadığını görmesi ve tercihlerini daha geniş bir anlam içinde değerlendirmesiyle ilişkilidir. Okunan haber, bugünkü sorumluluğumuzla bağ kurduğunda canlı bir öğüde dönüşür.
Dersin başlangıcında, az sayıda ayetin hayatın birçok alanını düşündürebilmesi üzerinde durulur. Bir elçinin bütün yaşamını bilmeden de onun çağrısından ve insanların karşılığından ders çıkarabiliriz. Bu, ayrıntının hiçbir öneminin olmadığı anlamına gelmez; Kur’an’ın öne çıkardığı anlamı ayrıntı arayışında kaybetmemek gerektiğini hatırlatır. İnsan bazen çok şey öğrenmek isterken öğrendiğiyle ne yapacağını düşünmez. Kıssanın hangi davranışını sorgulattığına bakmak, bilgiyi hayatla buluşturur. Böylece okuma yalnızca birikim kazanmak için yapılan bir iş olmaktan çıkar. İnsanın kendi yolunu gözden geçirdiği bir çabaya dönüşür.
Okumak, Düşünmek ve Anlamın Açılması
Bir metni ilk okuyuşumuzda gördüğümüz anlamla daha sonra gördüğümüz anlam aynı derinlikte olmayabilir. Derste, uzun süre okumaya ve düşünmeye emek veren insanların zamanla daha fazla ilişki kurabildiği anlatılır. Önceden anlaşılmayan bir nokta, başka bir ayetle veya yaşanan bir tecrübeyle birlikte daha açık hâle gelebilir. Bu yüzden anlamak yalnızca hızlıca okuyup bitirmek değildir. Dikkat, sabır ve yeniden düşünme gerektirir. İnsan öğrenmeye devam ederken daha önce bildiğini sandığı konuların da yeni yönlerini görebilir. Böyle bir süreçte kendisini yeterli sayıp durmak yerine öğrenmeye açık kalmalıdır.
Zikir kavramı, öğüt ve hatırlama yönüyle ele alınır. Kur’an’ın insanı uyandıran, düşünmeye ve kendisini görmeye çağıran yönü üzerinde durulur. Derste bu ilişki, insanın bilincindeki anlamlara ulaşması şeklinde açıklanır. Burada önemli olan, kelimeleri tekrar etmekle yetinmeden onların hayatımızda neye karşılık geldiğini düşünmektir. Sabır, vicdan veya emek hakkında konuşurken sadece tanımı bilmek yeterli olmaz. Bunları hangi durumda uyguladığımızı ve nerede kaybettiğimizi görmek gerekir. Hatırlama, öğrendiğimiz ölçünün ihtiyaç anında kararımıza katılmasıyla anlam kazanır. Bilgi böylece davranıştan kopuk kalmamaya başlar.
Kur’an fiziksel olarak elimizde tuttuğumuz, harflerini gördüğümüz bir kitaptır. Fakat o harflerle ilişki kurarken yalnızca görünen bir nesneyle ilgilenmeyiz. Adalet, iman, sorumluluk ve ahiret gibi anlamları düşünürüz. Derste bu durum somuttan soyuta yöneliş olarak anlatılır. Görülen metin, görülmeyen sorumluluğu hatırlatır. İnsan sayfayı okuyabilir; fakat anlamın kendi davranışına dokunması ayrıca emek ister. İnandığını söylemekle, inancın gerektirdiği değişiklikleri yapmaya çalışmak arasındaki fark burada belirginleşir. Okuma ve düşünme, insanı günlük hayatında bir tercihle karşılaştırdığında uygulama sorumluluğu da başlamış olur.
Kur’an’ı Merkezde Tutmak
Ders boyunca Kur’an’ın açıklamaları arasındaki bağa dikkat çekilir. Bir ayetin başka ayetlerle birlikte ele alınması, konunun tek cümleye indirgenmesini önleyebilir. Konuşmacı, başka kaynaklardan edinilen bilgilerin Kur’an’ın yerine geçirilmemesi gerektiğini özellikle vurgular. İnsan bir anlatımı dinlerken yalnızca hoşuna gittiği için doğru kabul etmemelidir. Kendi isteğine uygun bir açıklama bulmak, onu inceleme ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Neyi hangi kaynağa dayanarak öğrendiğini bilmek önemlidir. Kur’an üzerinde düşünme çabası, farklı anlatımlar arasında kaybolmadan temel ölçüye dönmeyi ve anladığını yeniden değerlendirmeyi gerektirir.
Bir anlatımın bazı doğru noktalar içermesi, söylenen her şeyin aynı ölçüde doğru olduğu anlamına gelmez. Derste bu konu, insanın hoşuna giden söz karşısında dikkatini kaybetmesi üzerinden ele alınır. Kendi alışkanlığını haklı çıkaran bir düşünceyi daha kolay benimseyebiliriz. Bu nedenle yalnızca duygusal olarak rahatlatan açıklamayı aramamak gerekir. Öğrenme, bazen kendimizle ilgili rahatsız edici bir noktayı görmeyi de içerir. Bilgiyi değerlendirirken niyetimizi düşünmek, hangi sözü neden dinlemek istediğimizi fark etmemize yardım eder. Doğruyu aramakla mevcut davranışımıza gerekçe aramak birbirine karıştırılmamalıdır.
Değişen İmkânlar ve Süren Sorumluluk
İnsanların kullandığı araçlar ve yaşadığı şartlar zaman içinde değişir. Derste internet, teknoloji ve ulaşım imkânları üzerinden bu değişime işaret edilir. Önceki dönemlerde bulunmayan araçlarla bugün yeni ilişkiler kuruyor, farklı biçimlerde çalışıyor ve haberleşiyoruz. Fakat araçların değişmesi, ahlaki sorumluluğun ortadan kalkması anlamına gelmez. Kıyas, aşırı istek, haksızlık veya güvenilirlik gibi konular yeni imkânların içinde yeniden karşımıza çıkar. Kur’an’ı hayatla ilişkilendirmek, yalnızca eski araçları düşünmekle sınırlı kalmamalıdır. Bugün kullandığımız imkânların içindeki tercihleri de aynı dikkatle ele almamız gerekir.
Bu bakış, gelecekte insanların hangi araçları kullanacağını kesin biçimde bilmemizi gerektirmez. Dersin verdiği örneklerde asıl vurgu, değişen şartlar içinde insanın yine sınanacağıdır. Yeni bir imkân ortaya çıktığında onun bize ne sağladığı kadar nasıl kullandığımız da önem kazanır. Başkasına yararlı olmak, hakkı korumak ve aşırılıktan kaçınmak farklı şartlarda yeni uygulamalar gerektirebilir. Ezberlenmiş bir örneği tekrar etmek yerine örneğin dayandığı ölçüyü anlamak bu yüzden değerlidir. Böylece öğrenilen, yalnızca belirli bir döneme ait olayın bilgisi olarak kalmaz. Günlük hayatın içinde yeniden düşünülür.
Gaybın Bilgisi ve Tevekkül
Hûd suresinin sonunda göklerin ve yerin gaybının Allah’a ait olduğu, bütün işlerin O’na döndürüleceği hatırlatılır. Bunun ardından kulluk ve tevekkül çağrısı gelir. Bu sıralama, insan bilgisinin sınırını düşünmek bakımından önemlidir. Bir uyarıyı anlamakla gelecekteki her olayın zamanını bilmek aynı şey değildir. Derste geçmiş kavimlerin kıssalarına dönülerek elçilerin de her ayrıntıyı kendi bilgileriyle belirlemedikleri üzerinde durulur. İnsan bilmediği alanı kabul etmelidir. Geleceğin tamamına sahip olmadan da bugün sorumluluğunu yerine getirebilir. Tevekkül, bu sınırlılığı unutmadan Allah’a yönelmeyi içerir.
Geleceği merak etmek insanı sürekli sonuç beklemeye götürebilir. Ancak beklemek, kendi görevimizi bırakmak anlamına gelmemelidir. Ayetlerdeki çağrı, Allah’a kulluk ve güvenle birlikte düşünülür. Kişi neyi yapması gerektiğini araştırır, kendi tercihine dikkat eder ve sonucunu bütünüyle kontrol edemeyeceğini bilir. Her şeyin ne zaman ve nasıl olacağını öğrenme isteği, günlük sorumluluğun önüne geçmemelidir. Bilmediğimizi kabul etmek bir eksiklik ilanı değildir; kendi konumumuzu doğru görmek için gereklidir. İnsanın korkudan teslimiyete yönelişi, bütün geleceği yönetme arzusundan uzaklaşmasıyla da ilgilidir.
Surenin Başı, Sonu ve Ortasındaki Çağrı
Dersin ilerleyen bölümünde Hûd suresinin son ayetleriyle ilk ayetleri birlikte okunur. Başlangıçta kitabın açıklanması, Allah’tan başkasına kulluk etmemek ve uyarıcıyla müjdeleyicinin çağrısı üzerinde durulur. Sonda ise yine Allah’a kulluk, O’na tevekkül ve yapılanların O’nun bilgisinde olması hatırlatılır. Böylece sureyi yalnızca birbirinden ayrı olaylar olarak okumak yerine ortak çağrıyı görmek mümkün olur. Uyarı ve müjde, kulluk ve sorumluluk etrafında birleşir. Ayetler arasındaki ilişkiyi düşünmek, tek bir bölümde takılı kalmadan bütünün yönünü anlamaya yardımcı olur.
Ardından surenin ortasındaki Salih kıssasına bakılır. Salih’in kavmine Allah’a kulluk etmelerini, bağışlanma dilemelerini ve O’na yönelmelerini söylemesi üzerinde durulur. Kavmin cevabında ise atalarının taptıklarından ayrılma konusundaki şüphe belirir. Bu karşılaşma, insanın alıştığı düzenle doğruya yönelme çağrısı arasındaki gerilimi gösterir. Bir davranışın uzun zamandır sürdürülmesi, onu sorgulamanın gereksiz olduğu anlamına gelmez. İnsan çevresinin onayladığı bir alışkanlığı değiştirmekten çekinebilir. Kıssa, bu çekinmenin arkasında ne bulunduğunu düşünmemize imkân verir. Güven duyduğumuz düzenin ölçüsünü de incelememiz gerekir.
Hayatımızda Büyüttüğümüz Bağlar
Geçmişteki putlardan söz ederken kendimizi bütünüyle o anlatımın dışında tutmak kolaydır. Oysa derste, insanın bugün de bir şeyi hayatının mutlak dayanağı hâline getirebileceği üzerinde durulur. Eşi, çocuğu, işi veya parasıyla kurduğu bağ, doğruyu görmesini zorlaştıracak kadar büyüyebilir. Bu, sevginin veya çalışmanın kendisini reddetmek değildir. Bağın hangi noktada ölçüsünü aştığını sormaktır. Bir şeyi kaybetme korkusu bütün kararlarımızı yönetiyorsa, ona verdiğimiz yeri yeniden düşünmeliyiz. İnsan sahip olduğu imkânı kullanırken onun tarafından yönetilmeye başladığını fark etmeyebilir.
Bir toplumda normal görülen davranışın başka bir dönemde garip bulunabilmesi de bu sorgulamayla ilişkilendirilir. Kendi alışkanlığımızı doğal, başkasının alışkanlığını anlamsız görebiliriz. Bu yüzden yalnızca çevremizde kabul görmesine bakarak bir davranışı değerlendirmek yeterli değildir. Neye hizmet ettiğini, bizi nasıl etkilediğini ve hangi ölçüyü zayıflattığını düşünmeliyiz. Kıssayı bugüne taşımak, eski kişilere uzaktan şaşırmakla kalmamaktır. Kendi hayatımızda sorgulamadan koruduğumuz alanların bulunabileceğini kabul etmektir. Düşünme sorumluluğu, insanın en alıştığı ve en haklı gördüğü yerde de devam eder.
Nimetin Artması ve Kıyasın Etkisi
Daha fazla imkâna sahip olmayı her zaman daha kolay bir hayatla eş tutabiliriz. Fakat nimetin artması, onun kullanımına ilişkin sorumluluğu da artırır. Derste bolluk, çeşitlilik, paylaşma ve israf bu çerçevede ele alınır. İnsan elindekinin çokluğuyla sevinirken onu nasıl kullandığını da düşünmelidir. Sahip olmak, tek başına iyi kullandığımızı göstermez. Başkasının ihtiyacını görüp görmediğimiz, elimizdekini tüketirken ölçüyü koruyup korumadığımız ve kıymetini bilip bilmediğimiz önemlidir. Nimetin hesabı sadece miktarla ilgili değildir. Onun hayatımızda oluşturduğu davranışla da ilişkilidir.
Araçlar üzerinden verilen kıyas örneği, memnuniyetin nasıl değişebildiğini gösterir. Kendi imkânından hoşnut olan insan, yanındakinin daha gösterişli aracını görünce huzursuz olabilir. Elindeki şey aynı kaldığı hâlde ona verdiği anlam değişmiştir. Demek ki mutsuzluğun sebebi her zaman mevcut imkânın yetersizliği değildir. Başkasıyla yapılan karşılaştırma, şükrün önüne geçebilir. İnsan daha fazlasını ararken sahip olduğunun faydasını ve değerini görememeye başlayabilir. Bu nedenle kıyasın hangi anda kararlarımızı yönettiğini fark etmek gerekir. Başkasının sahip olduğu, kendi hayatımızın tek ölçüsü olmamalıdır.
Çabayı Allah’ın Dilemesiyle Birlikte Düşünmek
Dersin son bölümünde günlük emek ile Allah’ın dilemesini birlikte düşünmek üzerinde durulur. İnsan çalıştığını, bir işi kendisinin yaptığını ve sonuç için çaba gösterdiğini görür. Bunları inkâr etmez. Fakat yalnızca kendi hareketine odaklandığında, o hareketi mümkün kılan bütün imkânları unutabilir. Basit bir iş için bile bedene, güce, zamana ve içinde bulunduğu şartlara ihtiyaç vardır. Derste yumurta kırmak gibi sıradan bir hareketin örnek verilmesi, bu farkındalığın yalnızca büyük olaylarda değil, günlük hayatın içinde de kurulabileceğini anlatmak içindir. Çaba ile şükür birlikte düşünülür.
Allah’ı anmak, bu bakışla yalnızca belirli anlarda söylenen bir ifadeye indirgenmez. Yapılan işin içinde verilen imkânı, yaratılmış olmayı ve kendi sınırlılığımızı hatırlamak da önemlidir. İnsan çalışırken kendisini her şeyin bağımsız sahibi gibi görmemeye çalışır. Başardığında kibirlenmemek, zorlandığında bütünüyle ümitsizliğe düşmemek bu farkındalıkla ilişkilidir. Bunun bir anda yerleşmeyeceği, öğrenme ve uygulama gerektirdiği de belirtilir. Kişi kendisini iyi tanımalı, korkusunu ve vazgeçmekte zorlandığı şeyleri fark etmelidir. Allah’tan yardım istemek, kendi nefsini yeterli görmemeyi de içerir.
Kıssalardan öğrenilenin hayata taşınması böylece dua, düşünme ve davranışta birleşir. İnsan Rabbine sığınırken sadece dışarıdaki sıkıntının kalkmasını değil, kendisinin doğruyu görebilmesini de ister. Dünya malına aşırı bağlanmaktan, korkusunun yönetimine girmekten ve bilgisini yeterli saymaktan korunmayı diler. Bildiğini uygulamaya çalışır, bilmediğini kabul eder ve hatasını gördüğünde yönünü düzeltir. Hûd suresinin sonunda hatırlatılan kulluk ve tevekkül, bu çabanın yönünü belirler. Kıssalar bize geçmişi anlatırken bugünkü kararımızı da düşündürür. Kalbin güçlenmesi, okunanın günlük yaşayışta karşılık bulmasıyla derinleşir.

