Kıblenin Ötesinde Yön: Doğu da Batı da Allah’ındır

10 Aralık 2021

İnsan bazen doğru yöne döndüğünden emin olur. Fakat gerçekten nereye gittiğini, ne için yaşadığını ve kimin sözünü esas aldığını hiç düşünmez.

Yönümüzü belirlemek yalnızca yüzümüzü çevirdiğimiz tarafı seçmek midir? Yoksa hayatımızın bütün tercihleriyle ilgili daha büyük bir mesele midir?

Soru: Kıblem doğruysa, hayatımın yönü de mutlaka doğru mudur?

Bakara 140–142, geçmişteki peygamberler üzerinden yürütülen tartışmalara ve kıble değişikliği karşısında ortaya çıkan itirazlara dikkat çeker.

Geçmişteki İnsanların Kazandıkları

İbrahim, İsmail, İshak ve Yakup üzerinden yapılan din tartışmaları çok eski bir alışkanlığı gösterir. İnsan, kendi bugünkü sorumluluğuna bakmak yerine geçmişin büyük isimlerine dayanabilir.

Bir soyun, bir toplumun veya bir ailenin içinde dünyaya gelmek, insanın kendi davranışının yerine geçmez.

Geçmişte yaşamış insanların yaptığı iyi işler kendilerine aittir. Bizim bugün ortaya koyduğumuz tavır da bize aittir.

Bir peygamberin adını söylemekle onun teslimiyetini yaşamak aynı şey değildir.

Soru: Ben doğru yolu geçmişteki insanlara yakın olduğumu söyleyerek mi, kendi hayatımda doğru olanı yaparak mı arıyorum?

Bazen atalarımızın inancıyla övünürüz. Bazen ailemizin geçmişini anlatarak kendimize bir üstünlük çıkarırız.

Fakat insanın neye inandığını, neyi tercih ettiğini ve nasıl davrandığını bu sözler tek başına belirlemez.

Geçmişi bilmek gerekir. Ama geçmişi öğrenmek, bugün sorumluluktan kurtulmanın yolu olmamalıdır.

Eğer biz kendi seçimimizden sorumluysak, başkalarının kazancıyla övünmek veya hatasıyla kendimizi aklamak yeterli değildir.

Geçmişteki insanların hesabını tartışmak kolaydır; bugün kendi hesabımıza bakmak daha zordur.

Doğu da Batı da Allah’ındır

Kıblenin değişmesi üzerine “Onları önceki kıblelerinden ne çevirdi?” diye soranların varlığı anlatılır.

Verilen cevapta doğunun da batının da Allah’a ait olduğu bildirilir. Bu ifade, yönü belirleyen kudretin kim olduğunu hatırlatır.

Yönün önemi yokmuş gibi davranmak da doğru değildir. Çünkü insan, kendisine verilen emri küçümseyerek gerçeği göremez.

Ama yönün arkasındaki maksadı unutmak da başka bir tehlikedir. İnsan yalnızca görünüşe odaklanırsa yönelişin kalple ilişkisini göz ardı eder.

Soru: Ben bir ibadetin biçimini dikkatle korurken onun beni nasıl bir insan yapması gerektiğini de düşünüyor muyum?

Bir kişi dış görünüşünden dolayı güvenilir gibi görünebilir. Başka biri gösterişli görünmeyebilir ama davranışında doğru olabilir.

Dışarıdan gördüklerimiz, insanın iç dünyası hakkında her şeyi söylemez. Bu yüzden kolay hüküm vermek yerine kendi davranışımıza bakmalıyız.

Kıbleye dönmek için yönümüzü değiştirirken, yanlış bir alışkanlığımızdan dönmekte aynı istek ve dikkatle hareket ediyor muyuz?

İnsanın yönü sadece bedeniyle değil; tercihleri, niyeti, korkuları ve vazgeçemedikleriyle de ortaya çıkar.

Dosdoğru Yol ve Aklı Kullanmak

Bakara 142’de Allah’ın dilediğini dosdoğru yola iletmesi hatırlatılır. Dosdoğru yol, üzerinde düşünmeden söylenen bir söz olmamalıdır.

İnsan bazen önemli bir ifadeyi ezberler ama onun hayatına ne söylediğini hiç sormaz.

Fatiha’da dosdoğru yol için dua ederiz. Ardından günlük hayatta o yola uygun karar verip vermediğimize bakmamız gerekir.

Kur’an’ı okumakla, onu anlamaya çalışmak arasında bağ kurmazsak öğüt, davranışa ulaşmayabilir.

Soru: Ben her gün doğru yola yönelmeyi isterken, yanlış olduğunu bildiğim bir tercihte neden ısrar ediyorum?

Kimi zaman insanların onayı bizi engeller. Kimi zaman kendi rahatımız, alışkanlıklarımız veya kaybetme korkumuz ağır basar.

Bir yanlışın doğru olmadığını bilmek, onu bırakmayı her zaman kolaylaştırmaz. İşte bu yüzden teslimiyet yalnızca bilgi meselesi değildir.

Bir işte kazancımızı, bir ilişkide kabul görmeyi, bir tartışmada üstün gelmeyi her şeyden önceye koyabiliriz.

Bunları sorgulamadığımızda dışarıdan doğru görünen bir yol, iç dünyamızda başka hedeflere dönüşebilir.

Dosdoğru yolu istemek, yürüdüğümüz yolu da sorgulama cesareti ister.

Sözde Değil, Davranışta Şahit Olmak

Bu ayetlerin devamındaki orta ümmet ve şahitlik vurgusu, insanın yalnızca kendisi için yaşamadığını düşündürür.

İnsanlar birbirini sözleriyle olduğu kadar davranışlarıyla da tanır. İnanıyorum diyen birinin haksızlık yapması, söylediği sözün etkisini zedeler.

Dürüst bir ticaret, bir haksızlığın karşısında doğru tutum, ailede merhametli bir davranış, sözün hayatla buluştuğu yerlerdir.

Bazen başka insanların doğru yolu bilmesini isteriz; fakat kendi işimizde doğruyu uygulamak bize ağır gelir.

Soru: Ben inandığımı söylediğim ölçüyle başkalarına nasıl bir örnek oluyorum?

İnsanların farklı toplumlarda, farklı şartlarda büyüdüğünü düşünelim. Bizim örnekliğimiz sadece konuşmakla sınırlı kalırsa neyi gösterebiliriz?

Önemli olan, doğruyu yalnızca savunmak değil; yapılabilir, görülebilir bir davranış halinde ortaya koymaktır.

Böylece kimliğimiz, söylemimizin gölgesinde değil; davranışımızın içinde anlaşılır.

Geriye Dönmek mi, İlerlemek mi?

İnsanın yıllardır alıştığı bir düşünceyi değiştirmesi zor olabilir. Bir söze, bir örfe veya bir uygulamaya uzun süre bağlanmış olabiliriz.

Ama bir mesele karşısında daha doğru bir bilgiyle karşılaştığımızda ne yapacağız? Önceki alışkanlığımızı mı, gördüğümüz hakikati mi seçeceğiz?

Kıble değişikliği, insanın emre bağlılığını düşünmesi için bir örnektir. Bizim hayatımızda da bazen yön değiştirmek gerekir.

Soru: Bugün doğru olduğunu bildiğim halde geri döndüğüm, ertelediğim veya yalnızca şekil olarak sürdürdüğüm ne var?

İnsan kendisini bir kez düzeltip sonra her şeyi tamamlamış sayamaz. Hayat, değişen şartlar içinde tekrar tekrar yön belirleme sorumluluğudur.

Yüzümüzü çevirdiğimiz yön önemlidir; fakat asıl soru, o yönelişin hayatımıza hangi ahlakı taşıdığıdır.

Doğu da batı da Allah’ındır. Önemli olan, hayatın içinde gerçekten O’na yönelmeye çalışmaktır.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir