Yalnız Sana Kulluk Ederiz: Doğru Yolu İstemek
18 Ağustos 2021
“Yalnız sana kulluk ederiz” derken hayatımızda gerçekten neyi seçiyoruz? Dilimizdeki yönelişle günün içinde peşinden gittiğimiz şey aynı yerde mi?
Fâtiha’yı okurken Allah’a yöneliyoruz. Hamdin O’na ait olduğunu, rahmetini ve hesap gününün sahibi oluşunu anıyoruz.
Ardından kulluğumuzu ve yardım isteğimizi dile getiriyoruz. Bu sözün kendi hayatımızda neye karşılık geldiğini de düşünmemiz gerekiyor.
Soru: Ben yardım isterken, kendi davranışımı da o yönelişin içine koyuyor muyum?
Sadece istediğim sonuca ulaşmayı mı diliyorum? Yoksa doğru davranabilmek, kendi aşırılığımdan uzaklaşmak ve başkasının hakkını gözetmek için de yardım istiyor muyum?
Bu sorular, duayı hayatımızın dışında duran bir iş olmaktan çıkarabilir. Söylediğimiz sözle kurduğumuz ilişkiyi günlük seçimimize kadar taşıyabilir.
Hayatımızda neye en büyük yeri veriyoruz?
Bir insanı sevebiliriz. Bir mesleğe emek verebilir, bir hedefe ulaşmak için çalışabiliriz.
Bunların hayatımızda bulunması tek başına sorun değil. Ama bir isteği büyütürken bütün diğer sorumluluklarımızı görünmez hâle getirebiliriz.
O insanın vereceği karşılık günümüzün tamamını belirlemeye başlar. Bir telefon veya bir söz, ne yapacağımızı bütünüyle değiştirebilir.
Bir işe de aynı biçimde bağlanabiliriz. Ailemize, bedenimize ve yakınlarımıza ayırmamız gereken dikkati sürekli geriye itebiliriz.
Sonra yaptığımızı yalnızca çalışkanlık veya sevgi olarak anlatabiliriz. Kendi dengemizin bozulduğunu görmek istemeyebiliriz.
Soru: İstediğim şey uğruna hangi sorumluluğumu artık düşünmüyorum?
Bir arabaya sahip olmak istiyorsak bunun yolunu ve imkânını düşünebiliriz. Fakat sırf başkasında daha iyisi bulunduğu için kendimizi sürekli eksik sayabiliriz.
O durumda ihtiyacımızla kıyasımız birbirine karışır. Kendi hayatımıza iyi gelecek olanı değil, başkasının karşısında nasıl görüneceğimizi önemseriz.
Bir çocuğa sevgimizde de sınırımızı kaybedebiliriz. Onun her isteğini karşılamayı iyi ebeveyn olmanın tek ölçüsü gibi görebiliriz.
Çocuk bir şey istiyor diye bütün düzenin değişmesini gerekli sanabiliriz. Oysa sevgimizin içinde onun yetişme sorumluluğu da bulunuyor.
Yalnızca istediğini vermekle ona faydalı olmayı birbirine karıştırmayalım. Kendi tepkimizi ve çocuğun ihtiyacını birlikte düşünelim.
İşimizde de kazancı her şeyin önüne koyabiliriz. Önümüze güzel bir fırsat geldiğinde, doğru olmayan tarafını konuşmak istemeyebiliriz.
Biraz önce dürüstlüğü istemişken hemen sonra kazanç uğruna sınırı geriye itebiliriz. Söylediğimizle seçtiğimiz arasındaki mesafe böyle görünür olur.
Kendi hayatımızda neyi büyüttüğümüze bakmak bu yüzden önemli. En büyük sözümüz, davranışımızın içinde karşılık buluyor mu?
Yardım istemek sorumluluğu bırakmak değildir
Allah’tan yardım isterken kendimizi her şeyin üstesinden tek başına gelebilen biri gibi görmüyoruz. Bilgimizin ve gücümüzün sınırlı olduğunu kabul ediyoruz.
Ama bu kabul, hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmiyor. Üzerimize düşen çabayı da aynı yönelişin içinde taşımamız gerekiyor.
Bir işin iyi gitmesini istiyorsak o işin bilgisini öğrenmeliyiz. Verdiğimiz sözü, üretimdeki emeği ve karşımızdaki insanın hakkını düşünmeliyiz.
Bir ilişki için iyilik diliyorsak kendi sözümüzü de önemsemeliyiz. Sadece karşı tarafın değişmesini isteyip kendi davranışımızı dışarıda bırakamayız.
Soru: Ben dua ederken kendi payımı gerçekten görüyor muyum?
Bir işi elde etmek istiyorum diyebilirim. Ama o iş için hangi doğru adımı atacağımı da araştırmam gerekiyor.
Bir evlilik istiyorum diyebilirim. Ama iyi bir eş olmanın sorumluluğunu öğrenmekten vazgeçemem.
Huzur istiyorum diyebilirim. Fakat insanları sürekli suçladığım, dinlemediğim ve incittiğim bir hayatın içindeki kendi payıma da bakmalıyım.
Yardım istemekle çabayı birbirinden ayırmadığımızda daha açık bir yerden yürüyebiliriz. Ne kendimizi yeterli sayarız ne de bütün sorumluluğu üstümüzden atarız.
Bir konuda bilgimiz olabilir. Ama bildiğimizin dışındaki alanlarda yine öğrenmeye ihtiyacımız var.
Bir şeyi daha önce başarmış olabiliriz. Bu başarı, sonraki bütün seçimimizin doğru olacağı anlamına gelmez.
Kendi sınırını bilmek insanı değersiz yapmaz. Yanlış yapabileceğini kabul ederek daha dikkatli davranmasına imkân verebilir.
Özellikle zorlandığımız yerde bu dikkati hatırlayalım. İsteğimiz karşılanmadığında, korkumuz büyüdüğünde veya öfkemiz yükseldiğinde ne yapıyoruz?
Sakin hâlimizde söylediğimiz doğruyu o karşılaşmada da taşıyabiliyor muyuz? Yardım isteğimizin hayatımızdaki karşılığı burada da görünür oluyor.
Doğru yol sadece uzak bir sonuç mu?
“Bizi doğru yola ilet” diye dua ediyoruz. Bu isteğin bugünkü hayatımızda neye karşılık geldiğini düşündüğümüzde önümüzde birçok soru açılıyor.
Doğru yol, yalnızca ileride ulaşacağımız bir yer olarak kalmamalı. İşimizde ve ilişkilerimizde bugün nasıl davranacağımızla da ilgili.
Bir ürün satarken kusurunu saklamamak bunun içinde. Bir söz verdiğimizde o sözü ciddiye almak da bunun içinde.
Eşimize karşı sadakatimizi korumak, bir insanın hakkını gözetmek ve yalan söylememeye çalışmak da günlük hayatımızda bir yer tutuyor.
Soru: Ben doğru yolu isterken hangi davranışımı değiştirmeye hazırım?
Sadece iyi biri olduğumuzu söyleyerek kendi eksiğimizi görmeyebiliriz. “Kalbim temiz” cümlesini her sorgulamayı kapatan bir cevaba çevirebiliriz.
Oysa içtenlik, kendi yanlışımızı da görebilmeyi gerektiriyor. Yaptığımız iyiliği anlatırken kırdığımız kalbi unutmayabiliriz.
Bir başkasının haksızlığı karşısında kendi sözümüzü kontrol etmek zor gelebilir. Ama onun yanlış yapması bizim her davranışımızı doğru yapmaz.
Doğru yolu istemek bu ayrımı da taşıyabilir. Bana ne yapıldı kadar, ben neyi seçeceğim sorusu da önemlidir.
Bir trafik karşılaşmasında bile bu soru önümüze gelebilir. Öfkeyle atacağımız adımın sonucunu düşünmeden hareket edebiliriz.
Kendi tepkimizi tanımak, böyle bir yerde durmamıza yardımcı olabilir. Hangi duygunun bizi acele bir davranışa götürdüğünü fark etmeye çalışabiliriz.
Her şeyi bir anda değiştiremeyebiliriz. Ama kendi alışkanlığımızın doğru olup olmadığını sormayı bırakmayabiliriz.
İstediğimiz yardımın içine bu çabayı da koyalım. Doğruluğu sadece söyleyen değil, zorlandığında da arayan biri olmaya yönelelim.
Doğru yolu istemek, bugünkü seçimimizi düşünme sorumluluğunu da beraberinde getirir.
Hedefimizle amacımızı karıştırıyor muyuz?
Bir hedefimiz somut olabilir. Bir ev, bir iş, bir meslek veya kurmak istediğimiz bir aile hayatımızda yer tutabilir.
Ama bu hedeflerin arkasında ne için yaşadığımız sorusu da var. Yalnızca sahip olmak mı istiyoruz, doğru bir hayat mı kurmak istiyoruz?
Allah’ın rızasını gözetmek dediğimizde hedefimize nasıl yürüdüğümüzü de düşünmeliyiz. İstediğimiz şeyin uğruna hangi davranışı seçtiğimize bakmalıyız.
Bir işten para kazanabiliriz. Fakat kazancı tek amaç yaptığımızda ürünün başkasına gerçekten fayda verip vermediğini geriye itebiliriz.
Bir işi iyi yapmak, kullandığımız malzemeyi ve verdiğimiz sözü önemsemeyi gerektirir. Başkasının alacağı karşılığı kendi kazancımızdan ayrı göremeyiz.
Soru: Hedefime giderken amacımı kaybettiğim bir yer var mı?
Evliliği elde etmek için her şeyi yapıp evlendikten sonra aynı ilgiyi bırakabiliriz. Çünkü istediğimiz sonuç gerçekleşince artık çaba gerekmiyor sanabiliriz.
Oysa bir yuva kurmanın amacı devam eden bir sorumluluk taşır. Yakınlık, bir kez elde edilip bırakılacak bir eşya değildir.
Çocuğumuzla ilişkimiz de böyle. Onun varlığından sevinç duymakla, ihtiyaçlarını anlamaya ve yetişmesine destek olmaya aynı dikkati vermemiz gerekir.
Bir işi başarmak da sorumluluğu tamamlamaz. Sonraki kararlarımızda yine öğrenmeye ve doğru davranmaya ihtiyaç duyarız.
Bu yüzden sonuçla kurduğumuz kesinliği düşünelim. İstediğimiz gerçekleşmezse bütün hayatımızı değersiz sayacak kadar tek bir hedefe mi bağlandık?
Elimizden geleni yapabiliriz. Ama henüz bilmediğimiz geleceği bütünüyle yönettiğimizi söyleyemeyiz.
Hayırlısını istemek, bu sınırı da kabul etmeyi içeriyor. Kendi isteğimizin bütün sonuçlarını bilmediğimizi hatırlayarak yönelebiliriz.
Bu yöneliş bizi çalışmaktan uzaklaştırmamalı. Değiştirebileceğimiz yerde doğru sebeplere emek vermemize yardım edebilir.
Fâtiha’yı okurken kendimize dönebilmek
Fâtiha’da söylediğimiz sözler birbiriyle ilişki kuruyor. Hamd, rahmet, hesap, kulluk, yardım ve doğru yol isteği aynı yönelişin içinde bulunuyor.
Bu sözleri ayrı ayrı ezberlemekle, kendi hayatımızda aralarındaki bağı düşünmek aynı emek değil. Anladığımızda kendi seçimimize de başka gözle bakabiliriz.
Bir nimeti elde ettiğimizde hamdedebiliriz. Bir yanlışımızı fark ettiğimizde bağışlanma ve doğru davranabilmek için destek isteyebiliriz.
Bir kararın önünde durduğumuzda kendi sorumluluğumuzu hatırlayabiliriz. Sadece hoşumuza gideni değil, doğru olanı da düşünmeye çalışabiliriz.
Soru: Bugün Fâtiha’daki hangi sözün karşılığını kendi hayatımda arayacağım?
Belki verdiğimiz bir sözü hatırlamamız gerekiyor. Belki bir insanı gerçekten dinlemek ve kendi üstünlüğümüzü savunmayı geriye almak gerekiyor.
Belki bir isteğimize fazla yer verdiğimizi göreceğiz. Belki elimizdeki nimeti kendi başarımızın tek sonucu sandığımızı fark edeceğiz.
Bunları görmek umutsuzlaşmak için değil. Kendi hayatımızı daha doğru bir yerden düşünmeye başlayabilmek için önemli.
Bir defa öğrendiğimizde bütün sorumluluğumuzun bittiğini de sanmayalım. Hatırlamak, yeniden düşünmek ve davranışta karşılık aramak gerekiyor.
İnsan dünyadaki meşguliyetin içinde unutabiliyor. Bu yüzden kendi yönelişimizi canlı tutacak öğrenmeye ve duaya ihtiyaç duyabiliyoruz.
Yanlışımızı kabul ettiğimizde kendimizi savunmanın yükü de biraz hafifleyebilir. Yardım istemeye daha açık bir yerden durabiliriz.
Yalnızca istediğimiz şeye kavuşmak için değil, o şeye yönelirken doğru kalabilmek için de dua edelim. Kendi çabamızı bu yönelişin içinde sürdürelim.
Bugün neyin peşinden gittiğimize bir kez daha bakalım. O isteğin yanında başkasının hakkına ve kendi sorumluluğumuza yer bırakıyor muyuz?
Bir isteğimiz çok güçlendiğinde, onun dışındaki her şeyi önemsiz görmeye başlayabiliriz. Kendi yaptığımızı da yalnızca o isteğe ulaştırıp ulaştırmadığı üzerinden değerlendirebiliriz.
İşte bu yerde durmaya ihtiyacımız var. Beni sevindiriyor olması, bu davranışın her tarafıyla doğru olduğunu gösteriyor mu?
Bir kazanç elde edeceksem verdiğim sözün ağırlığı azalır mı? Birini kaybetmekten korkuyorsam onun her isteğine uyma zorunluluğu doğar mı?
Bu soruların cevabını kendi korkumuzdan veya heyecanımızdan ayrı düşünmeye çalışalım. İlişkimizi ve davranışımızı daha açık bir yerden görebiliriz.
Kendimizi tanımak da bu çabanın içinde. Hangi alanda kolayca savrulduğumuzu bildiğimizde, aynı isteğin önünde daha dikkatli durabiliriz.
Bir başkası için kolay olan bize zor gelebilir. Bu yüzden kendimizi yalnızca onun tepkisiyle ölçmek yerine kendi zaafımızı da öğrenelim.
Önce kendi davranışımızı düşünmek, insanları düzeltme isteğimizden önce gelebilir. Bildiğimizi söylediğimiz şeyi kendi hayatımızda taşıma sorumluluğunu unutmayalım.
Bir aile içinde iyi bir sözün örneği olabiliriz. Bir işte dürüst davranmanın bize zor gelen tarafını da gözeterek sorumluluğumuzu sürdürebiliriz.
İstediğimiz sonuca hemen ulaşmadığımızda bunu da düşünelim. Kendi çabamızı doğru yerde sürdürmekle, sonucun bütününü bilmek aynı şey değil.
Kimi yerde daha çok öğrenmemiz gerekebilir. Kimi yerde kendi isteğimizi biraz geriye alıp karşımızdaki insanı dinlememiz gerekebilir.
Doğru yolu istemek, bütün bunları kendi hayatımızın dışında bırakmamamızı gerektirir. Yalnızca güzel bir dilek olarak söyleyip eski tepkimize dönmeyelim.
Bugünkü bir konuşmamızda bu dikkate yer açabiliriz. Bir kazançta, bir sözde veya bir ilişkide kendi amacımızı yeniden sorabiliriz.
Ben burada neyi korumaya çalışıyorum? Sadece kendi rahatlığımı mı, yoksa doğru davranma sorumluluğumu da mı?
Bu soruya içtenlikle yaklaşmak, öğrenmeye açık bir başlangıç olabilir. Yardım isterken kendi seçimimizi de aynı açıklığın içinde taşıyalım.
Allah’ın rızasını gözetmek dediğimiz yöneliş, böyle küçük görünen yerde de hayat bulabilir. Kendi isteğimizin yanında hakka ve doğruluğa yer açmaya çalışalım.
Söylediğimiz duayı, bugün taşıdığımız somut bir sorumlulukla birlikte düşünelim.
“Yalnız sana kulluk ederiz” sözünün karşılığını, günün içindeki küçük seçimlerimizde de arayalım.

