Sözümüzle Davranışımız Bir mi? Öğüt, Samimiyet ve Sorumluluk

19 Haziran 2023

Soru: Doğruyu bildiğimizi söylediğimiz hâlde, o doğru kendi hayatımıza dokunduğunda neden geri çekilebiliyoruz?

Bir başkasına öğüt vermek kolay. Fakat aynı öğüt bizim kazancımızı, alışkanlığımızı veya rahatımızı değiştirmeyi gerektirince iş zorlaşıyor.

Bir insan iyilikten söz edebilir, uzlaşmayı savunabilir. Yine de davranışlarının sonucuyla karşılaştığında kendi payını görmek istemeyebilir.

Nisâ suresinde sözle davranış arasındaki bu gerilim üzerinde durulur. Allah’ın indirdiğine ve Resul’e çağrıldıklarında yüz çevirenlerden söz edilir.

Soru: Biz de işimize gelmeyen bir gerçeği duymamak için yönümüzü değiştiriyor muyuz?

Öğüt dinlemek, haklı çıkmaktan daha zordur

Nisâ suresinin 63. ayetinde insanlara öğüt verilmesi ve kendileri hakkında etkili söz söylenmesi istenir. Aynı bölümde samimiyet ve yüz çevirme meselesi ele alınır.

Bazen bir arkadaşımız bizi uyarır. Hemen savunmaya geçer, onun hangi konularda yanlış yaptığını anlatmaya başlarız.

Oysa karşımızdaki kişinin eksikleri, söylediği sözü düşünmemize engel olmamalı. Önce kendi davranışımızın doğru olup olmadığına bakabiliriz.

Soru: Amacımız meseleyi anlamak mı, yoksa son sözü söyleyip tartışmayı kazanmak mı?

Bir ilişkide hepimizin istemediği sözler duyduğu olur. Eşimiz, çocuğumuz veya çalışma arkadaşımız bir konuda bizi eleştirebilir.

Eleştiriyi duyar duymaz bunu kişiliğimize saldırı sayarsak sorun çözülmeden kalır. Bir an durup gerçekten ne söylendiğini anlamaya çalışabiliriz.

Birine öğüt verirken de aynı dikkate ihtiyacımız var. Karşımızdakini küçük düşürmek, onun hatasını anlamasına yardımcı olmak zorunda değildir.

Etkili söz her zaman yüksek sesle söylenen söz değildir. Bazen insanın kendi davranışıyla örnek olması, uzun bir tartışmadan daha güçlü olabilir.

Kur’an’ın öğütlerini düşünürken yalnızca kimin yanlış yaptığını saymayalım. Biz hangi konuda değişmeye hazırız, onu da soralım.

Nisâ suresinin 64. ayetinde haksızlık yapanların Allah’tan bağışlanma dilemesi üzerinde durulur. Bu hatırlatma, yanlışın ardından dönüş kapısını düşündürür.

Bir hatayı inkâr etmekle onu kabul edip düzeltmeye çalışmak aynı şey değil. Samimiyet, özürden sonraki davranışımızda da görünmeli.

Bazen insanlar arayı düzeltmek istediklerini söyler. Fakat kendi haksızlığını konuşmak istemez.

Gerçek uzlaşma, sadece güzel söz kurmakla gerçekleşmez. Zarar görenin hakkını ve kendi sorumluluğumuzu da görmemiz gerekir.

Kur’an’ın öğüdü hayatımızda nereye dokunuyor?

Nisâ suresinin devamında Allah’a ve Resul’e itaatten, verilen öğütlere uymaktan söz edilir. Bu ifadeleri yalnızca ezberlenen cümleler olarak bırakmayalım.

Soru: Okuduğumuz ayet, evimizde veya işimizde hangi davranışı değiştirmemize yardımcı oluyor?

Doğruyu aradığımızı söylüyoruz. Ama işimize gelmeyen bir hükümle karşılaşınca onu düşünmek yerine konuyu kapatıyor olabiliriz.

İnsanın kendini haklı görmesi çok kolay. Hele çevresindeki herkes aynı davranışı yapıyorsa, yanlışı normal kabul etmeye daha yatkın olabilir.

Bir alışkanlığın yaygın olması, onu kendiliğinden doğru yapmaz. Bu nedenle çoğunluğun ne yaptığını değil, hakkın ne olduğunu da düşünmeliyiz.

Bir insan zaman ayırıp Kur’an okuyabilir. Anlamını araştırabilir, üzerinde düşünebilir ve öğrendiğini hayatına taşımak için çaba gösterebilir.

Bunun karşısında yalnızca okuduğu kelime sayısıyla yetinmek de mümkündür. Fakat anlamı ve uygulamayı ihmal edersek eksik kalabiliriz.

Bir iş yerinde sözleşmeye uymak, borcu zamanında ödemek ve bir çalışanı haksız yere mağdur etmemek günlük davranışlardır. İnancımızı konuştuğumuz kadar bunları da düşünelim.

Evde eşimize karşı dürüst olmak, bir hata yaptığımızda özür dilemek, çocuğumuza söz verdiğimizde bunu yerine getirmek de sorumluluklarımız arasında.

Bazen inanç konularını büyük tartışmalara dönüştürüyoruz. Ama sabah evden çıkarken kırdığımız insanla yüzleşmeyi erteliyoruz.

Bildiğimiz gerçeğin değerini, onu günlük hayatımızda da yaşamaya çalıştığımızda görürüz.

İnsanları ne zaman gerçekten tanıyoruz?

Bir insanın işi iyi giderken çevresinde çok kişi bulunabilir. Aranır, davet edilir, sürekli ilgi görür.

Sonra maddi bir sıkıntı yaşar. Eskiden yanında duran bazı insanların uzaklaştığını görebilir.

Soru: Bir insanın değeri bizim için ne kadar imkâna sahip olduğuna mı bağlı?

İlişkileri yalnızca fayda üzerinden kurduğumuzda, imkânlar değişince davranışlarımız da değişebilir. Dostluk dediğimiz şeyin gerçek sınavı burada ortaya çıkar.

Bazen de zor durumda olan birine farkında olmadan daha fazla yük yükleriz. Onu dinlemek yerine hemen eleştirmeye başlarız.

Bir sıkıntıyla karşılaşan kişinin yaptığı her şeyi yanlış sayamayız. Önce olayın nedenini anlamaya, gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu görmeye çalışalım.

İnsanın kim olduğunu yalnızca güçlü zamanında anlamak kolay değil. Zor zamanda yardım isteyene nasıl davrandığına bakmak daha çok şey gösterebilir.

Kendi zor günlerimizi hatırlayalım. Yanımızda kimin durduğunu, kimin gerçekten dinlediğini unutmayız.

O zaman başkasının sıkıntısını gördüğümüzde kendi deneyimimizi de hatırlayalım. Yardım edebileceğimiz bir şey varsa imkânımız ölçüsünde değerlendirelim.

Bir insanı bütün hayatıyla tanıdığımızı sanmayalım. Bugün yaptığı hata, yarın değişmeyeceği anlamına gelmez.

Biz de bir zamanlar bilmediğimiz şeyleri sonradan öğrenmiş olabiliriz. Bu yüzden karşımızdakini tek bir davranışla sonsuza kadar etiketlemeyelim.

Öğüt verirken kapıyı bütünüyle kapatmak değil, anlayabileceği bir söz söylemek önemlidir. Nisâ 63’teki etkili söz vurgusu burada yeniden aklımıza geliyor.

Çok şey elde etmek, huzuru garanti eder mi?

Bir insan yıllarca çalışır, kariyer yapar ve ailesine iyi bir hayat sunmaya uğraşır. Fakat sonunda kendi içinde huzursuz hissettiğini fark edebilir.

Soru: Bunca çabanın sonunda neyi elde etmeye çalışıyorduk?

Çocuğumuz iyi bir eğitim alsın, evimiz olsun, işimiz büyüsün istiyoruz. Bunların her biri anlaşılır isteklerdir.

Ama hedeflerimiz yalnızca maddi imkânlardan oluşursa başka sorular gözden kaçabilir. Kazanırken nasıl davrandık, kimi ihmal ettik ve kimin hakkını koruduk?

Bir insanın yüksek eğitim alması çok değerlidir. Fakat yalnızca mesleki bilgi, aile ilişkilerindeki bütün sorunları kendiliğinden çözmez.

Çalışma hayatında başarılı olduğumuz hâlde evde zorlanabiliriz. Bu bir çelişki değil, hâlâ öğrenmemiz gereken şeyler olduğunu hatırlatan bir durumdur.

Çok kazanmakla huzurlu olmak arasına eşittir işareti koymayalım. İmkanlarımızı nasıl kullandığımızı ve ne için çalıştığımızı da soralım.

Niyetimizin yönü burada belirleyici hâle gelir. Yalnızca kendi rahatımızı mı arıyoruz, yoksa başkasına fayda sağlayan dürüst bir hayat kurmayı da istiyor muyuz?

Bir şirket kurduğumuzu düşünelim. Büyümesi için çalışırken çalışanların hakkını koruyabilir, müşterilere karşı dürüst kalabiliriz.

Aile için harcadığımız emek de aynı şekilde anlam kazanabilir. Sevdiklerimize imkân sunarken onlarla kurduğumuz ilişkiyi ihmal etmeyelim.

Geçici bir başarıyı hayatın bütün amacı hâline getirdiğimizde bir sonraki hedef hiç bitmeyebilir. İç huzurumuzu yalnızca yeni kazanımlara bağlamaktan kaçınalım.

Bir insan kötü bir olay yaşadığında çevresindekiler çok hızlı hüküm verebilir. ‘Sen de böyle yapmasaydın’ demek, onun ne yaşadığını anlamanın yerini tutmaz.

Bazen doğru bir uyarının bile yeri ve zamanı vardır. İnsan çok zorlanırken önce dinlenmeye ve yanında birinin bulunmasına ihtiyaç duyabilir.

Öğüt verirken sesimizi yükseltmek yerine, gerçekten faydalı olabilecek bir yol düşünelim. Her soruna aynı cümleyi söyleyerek çözüm bulamayabiliriz.

İnsan kendi davranışını düzeltmeye çalışırken yardım istemekten utanmamalı. Bilmediği yerde öğrenmek, yanıldığı yerde geri dönmek de bir sorumluluk biçimidir.

Bir işte uzun yıllar başarılı olmuş olabiliriz. Ama bu başarı, yakınlarımızla kurduğumuz ilişkilerde artık öğrenecek hiçbir şeyimiz kalmadığı anlamına gelmez.

Bir çalışana, eşe veya çocuğa yalnızca sonuç üzerinden bakmayalım. Süreci, emeği ve karşılaştığı güçlüğü de görmeye çalışalım.

Samimiyetin karşılığı, yapılacak iyilikte saklı

Nisâ suresinde öğütleri yerine getirenlerin bununla güçleneceğine dikkat çekilir. Doğruyu duymakla onu uygulamak arasında bir adım vardır.

Soru: Bugün duyduğumuz bir uyarının ardından gerçekten neyi değiştireceğiz?

Bir arkadaşımızla anlaşmazlık yaşadıysak yalnızca onun değişmesini beklemeyelim. Kendi payımızı düşünerek konuşmanın yolunu arayalım.

Bir işte haksızlık yaptığımızı fark ettiysek bunu örtmeye çalışmayalım. Hakkı teslim etmek için elimizden geleni yapalım.

Daha fazla kazanmaya çalışırken hangi ilkelere bağlı kaldığımızı gözden geçirelim. Hedefimizin içine dürüstlüğü ve faydayı da katalım.

Dünyada haksızlığa uğrayan insanları düşündüğümüzde yalnızca öfkeye kapılmakla yetinmeyelim. Yardım etmenin güvenilir, insani ve yapıcı yollarını arayalım.

Birinin ihtiyacını görebiliriz. Kendimizi ve ailemizi ihmal etmeden gücümüz ölçüsünde katkı verebiliriz.

Öğüt başkasına yönelttiğimiz bir söz olarak kalmasın. Önce kendi kalbimize ve kendi davranışımıza değsin.

Bir insanı değiştirmeye çalışmadan önce ona nasıl davrandığımızı da görelim. Güven veren, hakkaniyetli ve dinlemeye açık bir tutum, söylediğimiz sözün etkisini artırabilir.

Bildiğimiz gerçeği başkasına yöneltirken kendimize de uygulamayı deneyelim. Böylece sözümüz yalnızca güzel duyulmakla kalmaz, günlük hayatımızda da karşılık bulur.

Başta sorduğumuz soruya dönelim: Doğruyu yalnızca savunuyor muyuz, yoksa hayatımıza dokunmasına da izin veriyor muyuz?

Samimi bir inanç, haklı görünmeye çalıştığımız sözlerde değil, hakka uygun yaşamaya yöneldiğimiz adımlarda görünür.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir