Bilmek Yetmez: Hikmet, Merhamet ve Güvenilir İnsan Olmak

19 Eylül 2024

Bir insan birçok şey biliyor olabilir. Mesleğinde başarılıdır, zor bir problemi çözer, başkalarının yapamadığı bir işi yapar. Peki bu bilgi, onun her durumda doğru davranacağını gösterir mi? Bildiğimiz sözün değerini, yalnızca onu ne kadar iyi anlattığımızla ölçebilir miyiz? Hayatımızın içinde bu sorularla sık sık karşılaşırız. Adaleti anlatmak ile kendi kazancımız söz konusu olduğunda adil olmak aynı kolaylıkta değildir. Merhametten söz etmek ile yakınımızdaki ihtiyacı fark etmek de farklı bir dikkat ister. Bugün bilgimizin davranışımıza nasıl dönüştüğünü düşünelim. Amacımız öğrenmeyi küçümsemek değildir. Öğrendiğimizin hayatın bütününde neye hizmet ettiğini görmektir. Bilgi, bizi başkasının hakkına daha duyarlı kılabiliyor mu? Kendimize soracağımız önemli sorulardan biri budur.

Okulda ve iş hayatında birçok yöntem öğreniriz. Bir hesabı nasıl yapacağımızı, bir aracı nasıl kullanacağımızı veya bir ürünü nasıl hazırlayacağımızı biliriz. Bu bilgiler gerçek bir emekle kazanılır. Ancak bir işi yapabilmek, o işi niçin ve hangi sınırlar içinde yapacağımız sorusunu ortadan kaldırmaz. Yeteneğimizin başkasının hayatını nasıl etkilediğini de düşünmemiz gerekir. Gücümüzü yalnızca kendi çıkarımız için mi kullanıyoruz? Bize güvenen insanın ihtiyacını gözetiyor muyuz? İşimizin sonucunda kimin yükü artıyor, kimin yükü hafifliyor? Hikmet üzerinde düşünmek, bu bağlantıları görmeye çalışmayı da içerir. Elimizdeki bilgiyi tek başına bir üstünlük işareti saymak yerine, onun beraberinde getirdiği sorumluluğu anlamaya yöneliriz.

Bir meslekte uzman olmak, hayatın bütün alanlarında aynı yetkinliğe sahip olmak değildir. İnsan işinde çok başarılıyken ailesiyle iletişim kurmakta zorlanabilir. Büyük bir sorumluluğu yönetirken başka birinin kırgınlığını anlamayabilir. Bu durum mesleki bilgisini değersiz yapmaz; başka bir alanda öğrenmeye ihtiyacı olduğunu gösterir. Kendimizi sadece unvanımızla tanımladığımızda bu ihtiyacı kabul etmek zorlaşabilir. Oysa bilmediğimizi söylemek, yardım istemek veya bir başkasını dinlemek gücümüzü azaltmaz. Kendi sınırımızı görmemize yardımcı olur. İnsanı yalnızca kazancıyla, diplomasıyla veya yaptığı işle değerlendirmeyelim. Güvenilirliği, merhameti ve sorumluluğu da onunla kurduğumuz ilişkinin önemli parçalarıdır. Başarının görünür yanını önemserken bu insani değerleri geriye bırakmayalım.

Kazandıklarımıza bakarken de benzer bir yanılgıya düşebiliriz. Çok çalışmış olmamız, bütün şartları kendimizin oluşturduğu anlamına gelmez. Ailemizden öğrendiklerimiz, karşılaştığımız insanlar ve erişebildiğimiz imkânlar hayatımızı etkilemiştir. Nerede doğduğumuzu, çocukluğumuzda hangi şartların bulunduğunu ve birçok başlangıç imkânını kendimiz seçmedik. Bu gerçeği görmek emeğimizi yok saymak değildir. Emeğimizi, bize sunulan şartlarla birlikte değerlendirmektir. Böyle baktığımızda başkasının durumuna daha ihtiyatlı yaklaşabiliriz. Herkesin aynı imkâna, aynı sağlığa ve aynı desteğe sahip olduğunu varsaymayız. Kendi yolumuzda işe yarayan bir cümle, bir başkasının bütün sorununu açıklamayabilir. Şükür, bu farkındalıkla derinleşebilir. Başardığımıza sevinirken kendimizi bütün başarının tek kaynağı saymamayı öğrenebiliriz.

Bir ihtiyaç sahibini gördüğümüzde hemen onun hakkında hüküm vermek kolaydır. Yeterince çalışmadığını veya doğru kararlar almadığını düşünebiliriz. Fakat hayatının bilmediğimiz bir yanı vardır. Sağlık sorunu, bakım sorumluluğu veya erişemediği bir imkân, yapabileceklerini sınırlıyor olabilir. Bir insanın bütün hikâyesini dışarıdan görünen birkaç ayrıntıyla anlayamayız. Merhamet, tam da bu acele yargıyı durdurmamıza yardımcı olur. Önce dinleyebilir, neye ihtiyaç duyduğunu sorabiliriz. Yardım ederken de onun yerine bütün kararları vermek zorunda değiliz. Kişinin kendi çabasını ve tercihlerini tanıyarak katkı sunabiliriz. Başkasının güçlüğü, bizim kendimizi başarılı hissetmemiz için kullanılacak bir karşılaştırma değildir. Karşımızda çözülmesi gereken bir ihtiyaç ve onuru korunması gereken bir insan vardır.

İhtiyaçların hepsi para değildir. Bir yaşlı insanın günlük ihtiyaçları karşılanıyor olabilir; yine de dinlenmeye, hatırlanmaya ve içten bir sohbete ihtiyaç duyabilir. Bir çocuğun eşyaları vardır; fakat güvenle konuşabileceği bir yakınlık eksik olabilir. Kendi hayatımızda da bunu biliriz. Bazen istediğimiz şey bir çözüm cümlesinden önce birinin bizi gerçekten duymasıdır. Bu yüzden yardım anlayışımızı yalnızca bir miktar para göndermekle sınırlamayalım. Gücümüz ve şartlarımız elverdiğinde zamanımızla, bilgimizle ve ilgimizle de katkı verebiliriz. Bir ziyareti kişinin isteğine ve mahremiyetine uygun biçimde planlamak önemlidir. İyilik yapmak için gittiğimiz yerde kendimizi merkeze koymayalım. Asıl ihtiyacın ne olduğunu anlamaya çalışalım ve katkımızı buna göre şekillendirelim.

Paylaşmanın bir başka yönü de bildiğimizi başkasına ulaştırmaktır. Bir beceriyi öğretmek, bir işi birlikte yapmak veya bir soruyu sabırla cevaplamak değerli olabilir. Bilgimizi yalnızca bizi vazgeçilmez kılan bir güç gibi saklamak yerine hangi ölçüde faydaya dönüştürebileceğimizi düşünelim. Elbette herkesin işi, emeği ve sınırları vardır. Her talebi karşılamak veya bütün zamanımızı vermek zorunda değiliz. Fakat katkı verebileceğimiz bir yerde sırf üstünlüğümüz sürsün diye geri durup durmadığımızı sorgulayabiliriz. Öğretirken de karşı tarafı küçümsemeyelim. Bizim kolay bulduğumuz bir şey, onun için yeni olabilir. Bilginin paylaşılması, sabır ve açıklıkla birleştiğinde daha anlamlı bir karşılık bulur. Öğrendiğimizin faydası, başka birinin kendi gücünü geliştirmesine de vesile olabilir.

Güvenilirlik ise bu düşüncelerin gündelik hayattaki açık karşılığıdır. İnsanlar sözümüze dayanarak karar verebiliyor mu? Bir işi yapabileceğimizi söylediğimizde gerçekten şartlarını biliyor muyuz? Bir şeyi bilmiyorsak bunu açıkça ifade edebiliyor muyuz? Sırf işi almak için belirsiz bir vaat vermek, başlangıçta bize kazanç sağlayabilir. Ancak sonrasında beklentileri ve ilişkileri zedeleyebilir. Dürüstlük yalnızca açık bir yalan söylememek değildir. Karşımızdakini önemli bir konuda yanıltacak belirsizliği bilerek sürdürmemeyi de gerektirir. Yapabileceklerimizi, yapamayacaklarımızı ve ihtiyaç duyduğumuz zamanı anlaşılır biçimde söyleyelim. Güven, çoğu zaman böyle küçük ama tutarlı davranışlarla gelişir. Sözümüzün ağırlığı, ne kadar iddialı olduğumuzdan çok, ona ne kadar sadık kaldığımızla ilgilidir.

Yaptığımız işte bir hata ortaya çıktığında da güven sınanır. Bir duvar düşünelim: Yapımı tamamlanmış görünür, fakat bir bölümündeki eksik ilk yağmurda ortaya çıkar. Böyle bir durumda hemen sorumluluktan kaçmak yerine gerçekte ne olduğunu anlamak gerekir. Hata bize aitse onu kabul etmek ve düzeltmenin yolunu konuşmak önemlidir. Konuyu yalnızca o günkü kazancımız açısından değerlendirdiğimizde başkasının uğradığı zararı görmeyebiliriz. Oysa işi bize emanet eden kişinin de bir emeği ve beklentisi vardır. Sorumluluğu kabul etmek bazen bize maliyet getirir. Güvenilirlik, yalnızca hiçbir şey kaybetmediğimiz anlarda gösterilecek bir tutum değildir. Şartları adil biçimde değerlendirmek, kendi hatamızı başkasının üzerine bırakmamaya çalışmakla da ilgilidir.

Çalışma hayatında karşılıklı hakları gözetmek de aynı dikkati ister. İşveren verdiği sözü tutmalı, çalışanın emeğini ve sınırlarını önemsemelidir. Çalışan da üstlendiği görevi özenle yerine getirmeye çalışmalıdır. Bir tarafın sorumluluğunu anlatırken diğer tarafın hakkını unutmayalım. Adalet, yalnızca güçlü olanın talebini karşılamak değildir. Beklentilerin açık olması, insanların dinlenmesi ve sorunların zamanında konuşulması gerekir. Bir başkasının yanlışını gerekçe göstererek kendi yanlışımızı haklı hâle getiremeyiz. Bize yalan söylenmesi, bizim de yalan söylememizi doğru yapmaz. Hakkımızı ararken de hangi yöntemi kullandığımız önem taşır. Kendimizi korumakla karşımızdakini incitme isteğini birbirinden ayırabiliriz. Dürüstlük, hem kendi davranışımıza hem ilişkimizin şartlarına açıkça bakabilmektir.

Bütün bunları bilmek, ilk zorlukta aynı ölçüyü koruyacağımızı garanti etmez. İhtiyacımız arttığında, acelemiz olduğunda veya kendimizi haksızlığa uğramış hissettiğimizde duygularımız güçlenebilir. İşte böyle zamanlarda öğrendiğimizi hatırlamaya daha çok ihtiyaç duyarız. Bir kararın sadece bugünkü kolaylığına değil, kurduğu ilişkiye ve sürdürdüğü alışkanlığa da bakalım. Yanlış bir davranış kısa süreli rahatlama sağlayabilir; bu rahatlık onun doğruluğunun kanıtı değildir. Kendimize düşünme zamanı tanımak, gerekirse danışmak ve açık olmayan noktaları araştırmak mümkündür. Her sıkıntıyı hemen bitiremeyebiliriz. Yine de sıkıntının baskısıyla kendi ölçümüzü kaybetmemeye çalışabiliriz. Sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değil, çabamızın yönünü koruyarak ilerlemeye gayret etmektir.

Hakkımızın zedelendiği durumlarda ise yaşadığımız acıyı küçümsemeyelim. Bir insanın uğradığı kayıp gerçektir; güveninin kırılması da kolay onarılmaz. İnanç, bu kaybı hiç yaşanmamış saymamızı gerektirmez. Şartlarımıza uygun destek arayabilir, seçeneklerimizi öğrenebilir ve kendimizi koruyabiliriz. Aynı zamanda bütün hayatımızı öfkenin çevresinde kurmamaya çalışabiliriz. Bir sonucun hemen değişmemesi, bizim değersiz olduğumuzu göstermez. Yapabileceğimiz bir adım kalmadığında kendi sınırımızı tanımak da önemlidir. Allah’a yönelmek, bu süreçte adalet umudumuzu ve merhametimizi korumamıza eşlik edebilir. Başkasının yanlışını bütün insanlara mal etmeden güvenilir ilişkiler kurmayı yeniden deneyebiliriz. Kendimize toparlanmak için zaman tanımak, hakkımızın değerinden vazgeçmek değildir.

Çocuklarımızın eğitimine verdiğimiz önem de bu bütünlüğün içinde düşünülebilir. İyi öğrenmelerini, yeteneklerini geliştirmelerini ve sevdikleri bir işte ilerlemelerini isteriz. Bunun yanında dürüst davranmayı, sözlerini tutmayı ve başkasının ihtiyacını görmeyi nasıl öğrendiklerine de bakalım. Onlara yalnızca başarı sorarsak, insanın değerini sonuçlarla ölçtüğümüzü düşünebilirler. Bir arkadaşlarına nasıl davrandıklarını, bir hatayı nasıl düzelttiklerini ve hangi sorumluluğu üstlendiklerini de konuşabiliriz. Bunu bir sorguya dönüştürmeden, kendi örneklerimizi paylaşarak yapabiliriz. Biz yanlışımızı kabul etmiyorsak onlardan açıklık beklememiz zorlaşır. Biz birinin hakkını küçümsüyorsak söylediklerimiz yeterli olmayabilir. Çocuğun önünde yaşayan bir örnek bulunur. Bu nedenle öğüt verirken önce kendi davranışımızın o öğütle ne kadar buluştuğunu düşünelim. Eğitim, yalnızca gelecekteki bir mesleğe hazırlık değil, birlikte yaşayacağımız insani değerlerin de öğrenilmesidir.

Kur’an’ı okurken bu gündelik bağları aramak önemlidir. Bir kavramı öğrenip yalnızca sözlük karşılığıyla yetindiğimizde davranışımızdaki yerini kaçırabiliriz. İnfaktan söz ettiğimizde bugün neyi paylaşabileceğimizi, doğruluktan söz ettiğimizde hangi belirsizliği gidermemiz gerektiğini düşünelim. Merhameti anlatırken yakınımızdaki insanı dinlemeyi unutmayalım. Böylece okuduklarımız, hayatımızdan ayrı duran cümleler olarak kalmaz. Her okumada bütün soruların cevabını hemen bulamayabiliriz. Bilmediğimizi kabul ederek öğrenmeye devam ederiz. Kendi yorumumuzu mutlak bir üstünlük gibi sunmadan, anlayışımızın gelişebileceğini hatırlarız. Dua ederken de bu tevazuyu taşıyalım. Hatalarımızı görebilmeyi, öğrendiğimizle böbürlenmemeyi ve insanlara faydalı olmayı isteyelim. Kendimizi başkalarının üzerinde görmeden sorumluluk almak mümkündür. Bir insanın yükünü gerçekten hafiflettiğimizde, anlattığımız değerin hayat içindeki karşılığını da görürüz. Bu karşılık, gösterişli bir sözden daha kalıcı olabilir. Kimsenin görmediği bir yerde de aynı özeni gösterebilmek, bilgimizin yalnızca başkaları bizi izlerken kullandığımız bir görüntü olmadığını kendi günlük davranışımızla ortaya koyar.

Bugün bilgimizi davranışımıza taşıyabileceğimiz somut bir yer seçelim. Tutmamız gereken bir söz, açıklamamız gereken bir hata veya katkı verebileceğimiz bir ihtiyaç olabilir. Büyük bir değişimi yalnızca konuşmak yerine küçük bir sorumluluğu yerine getirelim. Kime nasıl fayda verebileceğimizi düşünürken kendi gücümüzü ve sınırımızı da gözetelim. Rabbimizden anlayışımızı artırmasını, kibrimizi görmemize yardım etmesini ve doğru bildiğimizi yaşayabilmemiz için güç vermesini dileyelim. İyi görünmekten önce güvenilir olmaya önem verelim. Bir insan bizden ayrıldığında kendisini aldatılmış, küçümsenmiş veya yalnız bırakılmış hissetmesin diye özen gösterelim. Bilgi hayatımızı kolaylaştırabilir; onun hangi amaçla kullanıldığı ise insanlarla ilişkimizde görünür. Hikmet arayışımız, öğrendiğimiz her şeyi daha adil, daha merhametli ve daha sorumlu bir davranışla buluşturma çabası olsun.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir