A’râf Suresi: Korku Yerine Anlamak ve Sorumluluk

28.02.2021

Korkunun içinde yönümüzü kaybetmemek

Her gün yeni bir felaket ihtimali dinlediğimizi düşünelim. Bir gün kıtlık, başka bir gün büyük bir yıkım, ertesi gün bütün hayatımızı değiştireceği söylenen bir tehdit konuşuluyor. Bir süre sonra insan yalnız haberleri takip etmiyor; geleceğini de bu ihtimallerin içinden görmeye başlıyor. Çalışmak, plan yapmak ve sevdikleriyle ilgilenmek zorlaşıyor. Dersin başındaki soru bu yüzden önemli: Duyduklarımız bizi daha bilinçli ve sorumlu mu yapıyor, yoksa sürekli çaresiz mi hissettiriyor? Bir iddianın çok etkileyici anlatılması, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Korkumuzun büyüklüğü de anlatılanın doğruluğunun ölçüsü değildir.

Gerçek bir riski ciddiye almakla, doğrulanmamış her ihtimali hayatımızın merkezine koymak farklı şeylerdir. Birincisinde bilgi arar, uygun tedbiri düşünür ve elimizden geleni yaparız. İkincisinde ise neyi yaparsak yapalım hiçbir şeyin değişmeyeceği duygusuna kapılabiliriz. Oysa geleceğin bütün ayrıntılarını bilemeyiz. Bilmediğimiz şeyler hakkında kesin konuşan birini dinlerken, bu bilgiyi nereden aldığını sormalıyız. Dikkatimizi sürekli aynı korkuya bağlayan içeriklerden biraz uzaklaşmak, meseleyi daha sakin değerlendirmemize yardımcı olabilir. Hayatımızda gerçekten ilgilenmemiz gereken işler, insanlar ve sorumluluklar var. Henüz gerçekleşmemiş bir ihtimalin bunların tamamını gölgelemesine izin vermemeye çalışalım.

Öğrenmek ve bilmediğimizi kabul etmek

Ders, her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen birinin bulunduğu hatırlatmasıyla öğrenme tutumumuzu ele alır. Bir insan bazı konularda çok deneyimli olabilir; bu, bütün alanlarda aynı yetkinliğe sahip olduğu anlamına gelmez. Doktorun, aşçının, tamircinin ve tasarımcının bilgileri aynı değildir. Birbirimize ihtiyaç duymamız eksikliğimizin utanç verici bir tarafı değil, hayatımızın gerçeğidir. Benim bildiğim bir konu sana yardımcı olabilir; senin bildiğin de benim işimi kolaylaştırabilir. Bu nedenle bilmediğimiz bir şeyi sormak, düşünmekten vazgeçmek değildir. Doğru kişiye doğru soruyu yöneltmek de düşünmenin ve öğrenmenin bir parçasıdır.

Bir kaynaktan yararlanırken o kaynağın sınırını da görmeliyiz. Kimin söylediğine bakmak önemlidir; fakat ne söylediğini ve hangi dayanağa yaslandığını araştırmak da gerekir. Başkasından öğrendiğimiz bir düşünceyi kendi keşfimiz gibi sunmak yerine kaynağını belirtmek daha dürüsttür. Dinlediğimiz her şeyi aynı güven düzeyinde kabul etmek zorunda değiliz. Bir yorum, bir gözlem ve doğrulanmış bir bilgi birbirine karışmamalıdır. Kur’an’ı anlamaya çalışırken de ayetin kendisiyle bizim ayetten çıkardığımız düşünceyi ayırt etmek gerekir. Böyle bir dikkat, hem öğrenmemizi derinleştirir hem de kendi yorumumuzu başkalarına sorgulanamaz bir hüküm gibi dayatmaktan uzak tutar.

Kaygıyı küçümsemeden dengeyi aramak

Kaygı, gündelik hayatımızda bazen bir sorumluluğu fark etmemizi sağlar. Ay sonunda ödememiz varsa plan yaparız; bir işin yetişmesi gerekiyorsa hazırlığımıza bakarız. Fakat kaygı bütün günümüzü kapladığında, düşündüğümüz şeyle yapabildiğimiz şey arasındaki denge bozulabilir. Sürekli aynı ihtimali düşünürken çözüm için gerekli dikkati toplamak zorlaşabilir. Burada kendimize kızmak veya neden böyle hissediyorum diye utanmak yerine, neye ihtiyaç duyduğumuzu anlamaya çalışalım. Bir yakınımızın sakin biçimde dinlemesi bile yalnız hissetmememize yardım edebilir. Başkasına küçük görünen bir mesele bizim için gerçekten ağır olabilir; bunu kabul ederek konuşmak daha insanca bir başlangıçtır.

Ders içinde kaygı, panik ve başka ruhsal güçlüklerden söz edilir. Bu konuları bir insanın imanını ölçen bir sınav cetveli hâline getirmemek gerekir. İnanç ve dua, bir insanın hayatında önemli bir dayanak olabilir; fakat ruhsal rahatsızlıkları yalnız inanç eksikliğine bağlayamayız. Dünya Sağlık Örgütü, kaygı bozuklukları için etkili tedaviler bulunduğunu ve belirtiler yaşayanların bakım araması gerektiğini bildirir. Bu nedenle gerektiğinde ruh sağlığı uzmanından yardım istemek değerlidir. Manevi hayatımızı sürdürmek ile profesyonel destek almak birbirini dışlamaz. Kişinin yaşadığı güçlüğü küçümsemeden yanında olmak, kesin iyileşme vaatlerinden daha sorumlu bir tutumdur.

Bir insanın kendini iyi hissetmesiyle, başka birinin aynı güçlüğü hâlâ yaşaması arasında hemen ahlaki bir karşılaştırma kurmayalım. Herkesin hayatı, deneyimi ve ihtiyacı farklıdır. Sen bunu nasıl dert ediyorsun demek, karşımızdakine çoğu zaman bir çözüm vermez. Onun yerine seni en çok zorlayan ne diye sorabiliriz. Nasıl destek olabilirim diye dinleyebiliriz. Duyduğumuz bir çözümü herkese aynı biçimde uygulamaya çalışmak yerine, kişinin durumunu anlamaya çalışmak gerekir. Bazen birlikte bir yol araştırırız, bazen yalnız dinleriz, bazen de uygun desteğe ulaşmasına yardımcı oluruz. Dayanışma, bütün cevapları bilmek zorunda olmadan da mümkündür.

Güvenmek, gayreti bırakmak değildir

Allah’a güvenmek üzerine düşünürken, kendi gayretimizle kontrolümüzün sınırını birlikte görmeye çalışırız. İnsan bütün sonuçları kesinleştirmek ister. Bu işi mutlaka alacak mıyım, bu plan kesin olacak mı, geleceğim tamamen güvende mi diye sorar. Plan yapmak gerekir; fakat plan yapmak geleceği garanti etmek değildir. Kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken, her ayrıntıyı yönetemeyeceğimizi kabul etmek de gerekir. Tevekkülü hiçbir şey yapmadan beklemeye çevirirsek gayreti bırakmış oluruz. Her şeyi tek başımıza kontrol edebileceğimizi sanırsak bu defa gücümüzün sınırını unutmuş oluruz. İki uç arasında, çalışmayı ve teslimiyeti birlikte taşıyan bir tutum arıyoruz.

Bir mesleği okulda öğrenmekle o mesleği uygulamak arasındaki farkı düşünelim. Tasarımcı olduğunu söylemek başka, bir projede malzemeyi tanımak, ölçüyü doğru almak ve sorunları çözmek başkadır. İnsan uyguladıkça öğrenir; eksiklerini fark edip düzelttikçe güveni daha sağlam bir temele oturur. İnandığımız değerlerle ilişkimizde de yalnız doğru cümleyi söylemekle yetinmemeliyiz. Adaletin güzel olduğunu biliyorsak bir anlaşmazlıkta adaleti gözetmeye çalışalım. Şükrün değerini biliyorsak nimetleri israf etmeyelim. Yardımlaşmayı önemsiyorsak birinin derdini dinlemeye vakit ayıralım. Söz ile davranış birbirine yaklaştıkça, bildiklerimiz hayatımızda daha görünür hâle gelir.

Emanete bakmak ve iyiliği paylaşmak

Bedenimizi ve sahip olduğumuz imkânları emanet olarak düşünmek, onları sınırsızca kullanabileceğimiz yanılgısından uzaklaştırır. Birine verdiğimiz eşyayı kırılmış, eksilmiş veya ihmal edilmiş hâlde geri almak istemeyiz. Bu örnekten hareketle kendi hayatımızda neye nasıl baktığımızı sorabiliriz. Bedenimize, zamanımıza ve ilişkilerimize özen göstermek de bu dikkatin içindedir. Ancak bir insanın hastalanmış olması, emanetine mutlaka kötü baktığını göstermez. Hastalık üzerinden suçluluk üretmek yerine, bugün yapılabilecek uygun bakımı ve desteği düşünmek gerekir. Emanet bilinci, kendimize ve başkasına acımasız davranmak için değil, sorumlu ve merhametli davranmak için bir hatırlatmadır.

Dersin sorularından biri de kan veya organ bağışı gibi yardımlarda, yardım edilen kişinin nasıl biri olduğunun iyilik niyetini değiştirip değiştirmediğidir. Burada öne çıkan ahlaki düşünce, bir insanın ihtiyacına destek olmayı kendi çıkarımıza bağlamamaktır. Yardım ettiğimiz kişinin bütün hayatını yönetemeyiz; onun sonraki her tercihinin sahibi de olmayız. Kendi niyetimiz ve yaptığımız işin doğruluğu üzerinde durabiliriz. Bu tür bağışların uygunluğu ve uygulanması sağlık alanındaki yetkili ekiplerle değerlendirilir. Bir insanın ahlaki özelliklerinin bedensel bir parçayla başkasına geçtiğine dair varsayımlar üretmek yerine, ihtiyaca, sorumluluğa ve yardımın amacına odaklanmak daha sağlıklı bir çerçevedir.

İyilik yalnız para vermekle sınırlı değildir. Vaktini ayırmak, bir yaşlının hâlini sormak, bir komşunun ihtiyacını fark etmek ve bir insanı dikkatle dinlemek de kıymetlidir. Bazen elimizde büyük bir imkân olmadığı için hiçbir şey yapamayacağımızı düşünürüz. Oysa yanımızdaki insanın ihtiyacı her zaman büyük bir ödeme değildir. Bir telefon, bir ziyaret, yapılacak bir işte küçük bir destek onun yalnızlığını hafifletebilir. Bunları karşılık hesabıyla yaptığımızda ise teşekkür gelmediği zaman bütün iyiliğimiz değersizmiş gibi hissedebiliriz. Allah’ın rızasını gözeterek yapılan yardım, insana değer vermeyi sürdürürken karşılık beklentisini de gözden geçirmeye çağırır.

Benim davranışım yalnız beni mi ilgilendirir?

Günlük tercihlerimizi bazen bana bir zararı yok diyerek savunuruz. Fakat davranışlarımızın başkalarının hayatına değen yönlerini de düşünmeliyiz. Bir çocuk bizi örnek alabilir; bir arkadaşımız bizim yaptığımızı normal kabul edebilir. Bu, başkasının bütün seçimlerinden sınırsızca sorumlu olduğumuz anlamına gelmez. Yine de kendi etkimiz üzerine düşünmekten bütünüyle vazgeçemeyiz. Bir işte hileyle kazananı gören insan, kazanç böyle elde ediliyor sanabilir. Dürüst davranıp hakkı koruyan birini gören de başka bir yolun mümkün olduğunu fark edebilir. İyi örnek olmak, uzun açıklamalardan önce günlük davranışımızla ortaya çıkan bir sorumluluktur.

Bakara suresindeki içki ve kumar sorusu ile Mâide suresindeki uyarılar bu bağlamda ele alınır. Ders, yalnız anlık faydaya veya keyfe bakmanın bütün sonucu görmeye yetmediğini vurgular. Bir davranışı değerlendirirken ilişkilerimize, sorumluluklarımıza ve muhakememize etkisini de düşünmemiz gerekir. Bir çevrede kabul görmek için istemediğimiz bir alışkanlığa yönelmek zorunda hissetmek, ayrıca sorgulanmalıdır. Anlatılan toplantı örneğinde, herkesin içtiği içeceği seçmeyen kişinin çevre baskısıyla karşılaşması bu noktayı görünür kılar. Bir gruba ait olmak, kendi vicdanımızı ve ölçümüzü bırakmak anlamına gelmemelidir. Hayır diyebilmek de bazen kendimize karşı dürüstlüğümüzün bir parçasıdır.

Vazgeçebilmek ve başkasını anlayabilmek

Özgürlük üzerine düşünürken yalnız istediğim şeyi yapabiliyor muyum sorusuyla yetinmeyelim. Gerektiğinde o istekten vazgeçebiliyor muyum diye de soralım. Bir eşyayı almak, bir alışkanlığı sürdürmek veya bir ortamda kabul görmek hayatımızın vazgeçilmez şartı hâline gelmiş olabilir. O zaman bize hizmet ettiğini düşündüğümüz şey, aslında kararlarımızı yönetmeye başlar. Dersin vazgeçebilme vurgusu, bu iç bağlılığı fark etmeye çağırır. Elbette her sorumluluğu bırakmak ya da insanlarla bağımızı koparmak kastedilmez. İsteğimizin değerlerimizin önüne geçtiği yeri görmek ve gerektiğinde daha doğru bir tercih yapabilmek üzerinde duruyoruz. Kendimize bu alanı açmak önemlidir.

Başkalarının zayıf ve güçlü yanlarının bizimkiyle aynı olmadığını kabul etmek de ilişkilerimizi değiştirir. Bizim kolayca aştığımız bir mesele, bir yakınımız için çok zor olabilir. Çocuğumuz kardeşi gibi düşünmeyebilir, eşimiz bizim hızımızla karar veremeyebilir. Sürekli kıyaslamak, insanı anlamanın yerine geçmez. Neden komşunun çocuğu gibi değilsin dediğimizde karşımızdaki çocuğun kim olduğunu öğrenmiş olmayız. Onun neye ilgi duyduğunu, nerede zorlandığını ve nasıl desteklenebileceğini sormamız gerekir. Aynı dikkat dostlukta ve evlilikte de gereklidir. Birbirimizi kendi kalıbımıza sokmaya çalışmak yerine, farklılık içinde adaletli ve saygılı bir ilişki kurabiliriz.

Dinlediğimizi hayata taşımak

Ders, maddi imkânların insanı birbirinden uzaklaştırmasına ve gösteriş yarışına da dikkat çeker. Yeni eşya, daha büyük ev veya daha yüksek konum istemek tek başına bütün hayatımızı açıklamaz. Bunların uğruna neyi ihmal ettiğimizi sormak gerekir. Yakınımızın ihtiyacını duymuyor, komşumuzu tanımıyor, çocuğumuzun derdini dinlemiyorsak durup bakmalıyız. Paylaşmak ve israfı azaltmak, hayatımızdaki ağırlığı yeniden düzenlememize yardımcı olabilir. Bunu yoksulluğu övmek ya da herkesin aynı şartlarda yaşaması gerektiğini söylemek için yapmıyoruz. Sahip olduğumuz imkânların bizi daha duyarlı, daha faydalı ve daha sorumlu bir insan olmaya taşımasını istiyoruz. Ölçümüz yalnız artan sahiplik olmasın.

A’râf suresindeki darlık ve bolluk anlatıları da bu dikkati besler. Zor zamanda birbirimize muhtaç olduğumuzu fark edip rahatlayınca yeniden uzaklaşabiliriz. Öğüdü yalnız sıkıntı geçene kadar dinlemek yerine, öğrendiğimiz şeyi rahat günlerimize de taşıyalım. Bugün bir konuda bilgimiz eksikse soralım; bir yakınımızın yükü ağırsa dinleyelim; bir korku bizi yönetiyorsa dayanağını araştıralım ve gerektiğinde destek isteyelim. Allah’tan hayırlısını dilerken kendi payımıza düşen adımı da atalım. Her sorunun cevabını aynı anda bulmak zorunda değiliz. Fakat korkunun içinde hareketsiz kalmak yerine, anlayarak, yardımlaşarak ve sorumluluk alarak ilerleyebiliriz. Huzuru ararken birbirimizi unutmamak da bu yolun önemli bir parçasıdır.

Kaygı bozuklukları hakkında sağlık kaynağı: Dünya Sağlık Örgütü.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir