Hakkı Batılla Karıştırmadan Yaşamak: Bildiğini Uygulamak

17 Eylül 2021

Bir insan doğruyu bile bile neden söylemez? Daha da önemlisi, doğruyu başkalarına anlatırken kendisi neden o doğruyu yaşamaz?

Bakara 42–45, bu iki soruyu yan yana getirir. Hakkı batılla karıştırmamak, bildiğini gizlememek ve insanlara iyiliği öğütlerken kendini unutmamak.

Soru: Ben doğruluğundan emin olduğum bir şeyi neden bazen çıkarıma göre değiştiriyorum?

Mesele yalnızca bilgi sahibi olmak değildir. Bilgiyle yaşamak, hakikati kendi hayatımızda da ayakta tutmaktır.

Hakkı Batılla Karıştırmak

Bakara 42, hakikati yanlışla karıştırmamayı ve bilerek gizlememeyi öğütler. İnsan tam burada kendisiyle yüzleşmelidir.

Bir konuyu bilmediğimiz için yanlış yapabiliriz. Öğreniriz, düzeltiriz; ama bildiğimiz halde gerçeği saklıyorsak sorun başkadır.

Bazen kaybetmekten korkarız. Bazen birinin bizi beğenmesini isteriz. Bazen de kendi yaptığımız yanlışı kabul edemeyiz.

İnsan bir işte hata yaptığını bilir fakat açıklamaz. Bir sözünün karşı tarafı aldattığını fark eder ama kazancı kaçırmamak için susar.

Böylece hakikatle aramızdaki mesafe yalnızca dilimizde değil, niyetimizde de büyümeye başlar.

Soru: Ben doğruyu savunurken neyi kaybetmekten korkuyorum?

Gerçeği örten şey her zaman açık bir yalan olmaz. Bazen bir doğruyu eksik söylemek veya önemli kısmını saklamak da insanları yanlış yöne götürebilir.

Bu yüzden sadece sözün doğruluğuna değil, sözün neyi gizlediğine de bakmak gerekir.

İnsan kendi yararına olan ayeti hatırlayıp sorumluluk gerektiren kısmı unutursa bütünlüğü kaybeder.

Hakikati bilmek bir imkândır; onu çıkarımıza göre eğip bükmemek ise sorumluluktur.

Salat ve Zekâtın Hayatımıza Dokunması

Bakara 43, salatı ayakta tutmayı, zekât vermeyi ve rükû edenlerle beraber rükû etmeyi bildirir.

Bu çağrıyı yalnızca birkaç kelimelik bir görev listesine indirgemek, davranışımızın değişmesi gerektiğini görmemizi engelleyebilir.

İnsan ibadetle Allah’a yönelirken insanlarla ilişkisini de düzenlemelidir.

Zekâtın geçtiği yerde sadece malı saymak değil, Allah’ın bize verdiği nimette başkalarının payını da düşünmek önem kazanır.

Bir insan kazancını yalnızca kendisine ait mutlak bir güç gibi görebilir. Oysa nimet, şükür ve sorumluluk birlikte düşünülmelidir.

Soru: Benim ibadetim, ihtiyaç sahibi bir insana karşı davranışımı değiştirdi mi?

Bazen yardıma ihtiyacı olan bir akrabayı görmezden geliriz. Bazen işimizin önündeki bir insanın derdini fark etmek istemeyiz.

İnsana sadece para ile değil, bilgiyle, emekle ve doğru sözle de destek olunabilir.

Fakat neyi ne kadar vereceğimiz konusunda sorumluluğumuzu iyice öğrenmek gerekir. İyi niyet, ölçüsüz veya bilgisiz davranmayı haklı çıkarmaz.

Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışmak, bu sorumlulukları daha iyi görmemize yardım eder.

Başkalarına İyiliği Söylemek Kolay

Bakara 44, insanlara iyiliği öğütleyip kendisini unutanlara sorar: “Siz akletmez misiniz?”

Bu soru insanın içine dokunur. Çünkü başka birinin yanlışını görmek çoğu zaman kendi yanlışımızı görmekten kolaydır.

Bir baba çocuğuna dürüst ol der ama kendisi verdiği sözü tutmazsa, çocuk hangi davranışı örnek alacaktır?

Bir esnaf müşterisini aldatmaması gerektiğini bilir ama kendi satacağı malı gizli kusuruyla sunarsa ne olur?

Bir insan herkesi sabra çağırır, fakat ilk itirazda öfkesine yenilirse söz ile davranış arasındaki mesafe görünür.

Soru: Ben başkalarında kınadığım hangi davranışı kendi hayatımda tekrar ediyorum?

Bu soru insanı küçültmek için değil, insanın kendi gerçeğini görmesi için vardır.

Kur’an’ı sadece başkasına karşı delil aradığımız bir kitap haline getirirsek öğüdün kendimize olan çağrısını kaçırabiliriz.

İnsanın kendi eksikliğini bilmesi, doğruyu anlatmaktan tamamen vazgeçmesi gerektiği anlamına gelmez. Ama anlattığı doğruyu önce kendisine uygulamaya çalışmalıdır.

Bazen “Ben zaten biliyorum” demek, öğrenmenin önünü kapatır. Akletmek ise bilgiyi davranışımızla karşılaştırmaktır.

İyiliği anlatmak değerli olabilir; ama anlattığımız iyiliğe kendimizi muaf tutamayız.

Dua, Sebepler ve Sorumluluk

Hayatın ihtiyaçları karşısında sık sık dua ederiz. Borcumuz için, işimiz için, evlilik için ve başka beklentilerimiz için Allah’tan yardım isteriz.

Fakat dua etmekle sebepleri terk etmek aynı şey değildir. Bir insan evlenmek isteyip bunun için hiçbir çaba göstermediğinde ne beklemektedir?

Yemek yapmak için malzeme hazırlamamız gerekir. Ocağı yakmadan pilavın pişmesini bekleyemeyiz.

Allah’tan hayırlı sonuç istemekle bize düşen çabayı göstermek birlikte yürür.

Soru: Ben duamda istediğim şey için üzerime düşen sorumluluğu yerine getiriyor muyum?

Duanın samimiyeti bazen başkasının iyiliğini istemekte de görünür. Kendi çıkarımız olmadan bir insan için hayır dilemek bize iç dünyamızı gösterir.

İnsan kendi sıkıntısına odaklandığında başkalarının derdini gözden kaçırabilir.

Bir yakınımızın borcunu, hastalığını veya endişesini fark edip onun için dua etmek ve imkânımız varsa yardım etmek önemlidir.

Allah’ın isimlerini düşünerek dua etmek de sadece ezberlenmiş sözlerden daha derin bir yönelişe kapı açabilir.

Sabır ve Salatla Yardım

Bakara 45, sabır ve salatla yardım istemeyi bildirir; bunun gönülden saygı duyanlar dışında ağır gelebileceğini hatırlatır.

İnsan bazen doğruyu uygulamaya başlayınca çevresinden tepki görür. Aile, arkadaş veya iş ortamı alıştığı davranışın değişmesini istemeyebilir.

Böyle anlarda sabır, hakikatten vazgeçmemekle birlikte ölçüyü kaybetmemektir.

Kendimizi haklı gördüğümüzde insanları aşağılamaya başlarsak, doğruyu savunurken başka bir yanlışın içine düşeriz.

Soru: Ben bir zorlukla karşılaştığımda yalnızca şikâyet mi ediyorum, yoksa Allah’tan yardım isteyerek doğru adımı da atıyor muyum?

Dünyada doğruyu uygulamak bazen emek ve bedel gerektirir. Her güzel sonucun kolayca elde edileceğini kimse söyleyemez.

Fakat zorluk gelince vazgeçmek de bilginin hayatımıza yerleşmediğini gösterebilir.

Hakikati gizlememek, zekâtın sorumluluğunu taşımak ve başkasına iyiliği öğütlerken kendimizi unutmamak aynı bütünün parçalarıdır.

Bir ayeti okumakla iş bitmez. Onun bizi nereye çağırdığını anlamaya çalışır ve hayatımızda karşılığını ararız.

Bildiğimiz doğru, hayatımızda yer bulmuyorsa bilgi hâlâ bize ulaşmaya çalışıyordur.

Şimdi soralım: Bugün hangi hakikati biliyorum, fakat uygulamayı erteliyorum? Küçük bir doğru adım atmak bile bu soruya verilmiş ciddi bir cevap olabilir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir