Hakkı Tartışarak Değil, Yaşayarak Savunmak
19 Şubat 2025
İnsan doğruyu duyduğu hâlde neden ona karşı çıkar? Bir söz açıkça önümüzde dururken neden hemen savunmaya geçeriz? Belki de mesele her zaman bilgi eksikliği değildir. Bazen bilginin bizden değiştirmemizi istediği şeyden korkarız.
Soru: Gerçeği öğrenmek mi istiyoruz, yoksa kendi düşüncemizi haklı çıkarmak mı?
İblis’in Seçimi ve Bizim Seçimlerimiz
Kehf suresinin 50. ayetinde Âdem’e saygı gösterilmesi emredildiğinde İblis’in karşı geldiği anlatılır. İblis cinlerdendi ve Rabbinin emrinden çıktı. Ardından onun ve neslinin dost edinilmesi sorgulanır.
Bu kıssa bize seçme imkânının sorumluluk getirdiğini hatırlatıyor. İblis bir tercihte bulunuyor. Ama kararını doğru yapan şey, onu kendi isteğiyle vermesi değil.
Biz de günlük hayatta tercih ediyoruz. Hakkımız olmayan bir kazancı kabul edebiliriz. Kırıcı bir sözü söyleyebiliriz. Sonra bunların gerekçesini bulmaya çalışabiliriz.
Bir iş yerinde hata yaptığımızı düşünelim. Müşteri sorunu söylüyor. İlk tepkimiz hatamızı anlamak yerine kendimizi savunmak olabiliyor. Oysa doğruya yaklaşmak için önce dinlememiz gerekiyor.
**Seçme özgürlüğü, seçimin sonucundan bağımsız olmak değildir.**
Tartışmayı Kazanmak mı, Hakkı Anlamak mı?
Kehf suresinde Kur’an’da insanlar için çeşitli örnekler verildiği, fakat insanın tartışmaya çok düşkün olduğu bildirilir. Bu uyarı üzerinde uzun uzun düşünmeliyiz.
Bir mesele anlatılıyor. Biz hemen karşı çıkacak bir nokta arıyoruz. Sözün tamamını dinlemiyoruz. Sonra kendi bildiklerimizi sıralıyoruz. Tartışma büyüyor, ama kimse fikrini gerçekten gözden geçirmiyor.
Soru: Bir insanı dinlerken anlamaya mı çalışıyoruz, cevap hazırlamaya mı?
Dinî konularda bu durum daha da zor olabilir. Bir ayet okunduğunda önce ne dediğini anlamaya çalışmak gerekir. Alıştığımız yorumla farklıysa bunu araştırabiliriz.
Bilmediğimiz şeyi kabul etmek zayıflık değil. Daha önce yanlış anladığımız bir konuyu yeniden düşünmek de utanılacak bir durum değil.
Başkalarına karşı sürekli üstün gelmeye çalışmak, kendi eksiklerimizi görmemizi engelleyebilir. Bildiğimiz doğruyu yaşayabiliyor muyuz? Asıl soru bu.
Bir insana namazı, orucu, yardımı ve güzel davranışı anlatabiliriz. Ama kendi hayatımızda dürüst değilsek sözümüzün etkisi azalır. Bilgiyle ahlak arasındaki mesafeye bakmalıyız.
Hidayet, Uyarı ve Sorumluluk
Kehf suresinin devamında insanlara hidayet geldiği hâlde inanmaktan ve bağışlanma dilemekten neyin alıkoyduğu sorgulanır. Elçilerin müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderildiği belirtilir.
Bir uyarıyı duymak, onu hemen kabul etmek anlamına gelmez. İnsan alışkanlığını korumak isteyebilir. Yanlışını savunabilir. Gerçeği kabul ettiğinde hayatını değiştirmesi gerekeceğinden çekinebilir.
Bazen ‘Herkes böyle yapıyor’ deriz. Bazen ‘Yıllardır böyle öğrendim’ deriz. Fakat geçmişte bir şeyi duymuş olmamız, bugün onu yeniden sorgulayamayacağımız anlamına gelmez.
**Soru: Yanlış olduğuna inandığımız bir alışkanlığı değiştirmek için ne yapıyoruz?**
Bir davranışımızı sorgulamak için başımıza büyük bir felaket gelmesini beklememeliyiz. Hata yapmışsak kabul edip düzeltebiliriz. Yanlış bir sözü söylemişsek özür dileyebiliriz.
Kendimizi bütünüyle kusursuz saymak, tövbe ve değişim ihtiyacını görmemize engel olabilir. Hâlbuki kendini sorgulamak olgunlaşmanın parçasıdır.
İnsanlara Yaklaşırken Ölçüyü Korumak
Doğru bildiğimiz şeyi başkalarına anlatmak isteyebiliriz. Fakat herkes aynı anda dinlemeye hazır olmayabilir. Birine sürekli baskı yapmak, onu mutlaka ikna edeceğimiz anlamına gelmez.
Karşımızdaki kişinin de iradesi vardır. Biz açıklayabiliriz, örnek gösterebiliriz, sorularını dinleyebiliriz. Ama onun bütün tercihlerini yönetemeyiz.
Bir insan yardımımızı kabul etmeyebilir. Verdiğimiz öğüdü reddedebilir. Bu durumda kendi sözümüzü tekrar tekrar zorlamak yerine nasıl bir ilişki kurduğumuza da bakmamız gerekir.
Yardım etmekle karşılık beklemek de birbirine karışabilir. Birine iş öğrettiğimizde, çevreye tanıttığımızda veya destek olduğumuzda onun her zaman bize bağlı kalmasını isteyebiliriz.
Oysa başkasına fayda sağlamak, onun bütün kararları üzerinde hak sahibi olduğumuz anlamına gelmez. İyiliği yalnızca bize borçlu kalması için yapıyorsak niyetimizi sorgulamalıyız.
Soru: İyilik yaparken gerçekten fayda mı gözetiyoruz, yoksa takdir edilmek mi istiyoruz?
Bu soruya cevap vermek kolay değil. Ama insana kendisini tanıma imkânı veriyor. Bazen açıkça görmediğimiz beklentilerimiz, ilişkilerde kırgınlığa dönüşebiliyor.
İman Sözden Davranışa Geçmeli
Bir insanın dışarıdan görünen ibadetleri olabilir. Bu önemli bir yönüdür. Ama onu bütün davranışlarında doğru kabul etmemiz için tek başına yeterli bir ölçü değildir.
Dürüst davranıyor mu? Sözünde duruyor mu? Haksızlık yaptığında kabul ediyor mu? Başkalarının hakkını koruyor mu? Bunlara da bakmalıyız.
Aynı soruları kendimize yöneltmek daha önemli. Çünkü kendi kusurlarımızı görmeden başkalarına ölçü koymak kolaydır.
Bir toplumda insanlar çok konuşabilir. Birbirlerine sürekli dinî sözler hatırlatabilir. Ama aralarında hak, adalet, anlayış ve merhamet azalıyorsa orada düşünülmesi gereken bir eksiklik var.
Dini yalnızca bir tartışma konusu hâline getirmeyelim. Öğrendiğimiz şeyi günlük hayatımızdaki davranışlara taşıyalım.
Birine haksızlık yaptıysak düzeltelim. Öğüt verdiğimiz kişiyi de dinleyelim. Sözümüzün doğruluğunu savunurken kendi yanlışımızı gizlemeyelim.
Allah’ım, bize faydalı ilim ve onu yaşayacak samimiyet ver. Kibirden, boş tartışmadan ve haksızlıktan bizi koru. Bildiğimiz doğruları hayatımıza geçirmeyi, yanlışımızı kabul edip düzeltmeyi nasip et.
Hakikati savunmanın en güçlü yolu, onu kendi hayatımızda yaşamaya çalışmaktır.

