Okumak Yetiyor mu? Anlamak, Dua ve İnfak

6 Ağustos 2021

Soru: Kur’an’ı okuyup bitirdiğimizde, hayatımızda ne değişiyor?

Bir sureyi ezberlemek kıymetlidir. Peki, söylediğimiz sözlerin bize ne öğrettiğini de düşünüyor muyuz?

İnsan bazen bir metni çok rahat okur. Fakat karşılaştığı bir sorun karşısında o metnin kendisinden ne istediğini bilemez.

Kur’an ile ilişkimizde bu ayrımı görebilmemiz gerekiyor. Çünkü yalnızca sesleri tekrar etmekle anlamı hayata taşımak aynı şey değil.

Kolayımıza geleni okumak mı, anlamak için emek vermek mi?

Müzzemmil suresinin 20. ayetinde Kur’an’dan kolay gelenin okunması, salâtın gözetilmesi, zekât ve Allah’a güzel bir borç verilmesi anlatılır.

Bu ifadeleri bir arada düşünelim. Okumak, ibadet, paylaşmak ve iyilik birbirinden tamamen kopuk değil.

Soru: Okuduğumuz ayet bizi daha adil, daha dürüst, daha cömert bir insan yapıyor mu?

Bazılarımız bir sureyi defalarca okumuş olabilir. Belki çocukluğumuzdan beri aynı kelimeleri söylüyoruz.

Ama ayetin işaret ettiği davranışı hiç düşünmemiş olabiliriz. İşte burada kendimize dönüp sormamız gerekir.

Kur’an’ı anlamak için emek vermek, sadece bazı kelimelerin sözlük karşılığını öğrenmek değildir. Anladığımızı zannettiğimiz şeyi yaşamımızın içinde yeniden değerlendirmektir.

Bir hükmün üzerinde durduğumuzda onu başka ayetlerle birlikte okumaya çalışabiliriz. Anlamadığımız yerde bildiğimizi varsaymak yerine araştırırız.

İnsan kendi sınırını da görmeli. Henüz açıklayamadığı bir kelimeyi veya kavramı bütün anlamıyla bildiğini söylememeli.

Öğrenirken hata yapabiliriz. Önemli olan, fark ettiğimiz hatayı savunmaya devam etmemek.

Kur’an’ı dura dura okumak, bu yüzden değerli bir çabadır. Bir cümleden diğerine geçmeden önce kendimize soru sorabiliriz.

Bugün neye ihtiyaç duyuyorum? Hangi davranışımı düzeltmeliyim? Hangi doğruyu bildiğim hâlde erteliyorum?

Bu sorular bizi ezberin ötesine taşır. Çünkü anlayış, gündelik hayatımıza değdiği yerde güçlenir.

Dua ederken ne istiyoruz?

Hz. Musa’nın göğsünün genişletilmesi, işinin kolaylaştırılması ve sözünün anlaşılması için yaptığı duayı hatırlayalım. (Tâhâ, 20:25-28)

Duanın içinde bir ihtiyaç var. İnsan, anlatmak istediklerini her zaman doğru ve açık ifade edemeyebilir.

Bir ilişkiye, işe veya güne başlarken aynı ihtiyacı hissederiz. Niyetimizin iyi olması, her sözümüzün mutlaka iyi anlaşılacağı anlamına gelmez.

İsrâ suresinin 80. ayetinde doğrulukla girme ve doğrulukla çıkma isteği bulunur. Bu duayı iş hayatımıza da taşıyabiliriz.

İşe dürüst başlamayı dilerken ticarette yanlış yapmayı kendimize serbest göremeyiz. İlişkide doğruluk isterken sözü çarpıtmaya devam edemeyiz.

Soru: Duadan sonra attığımız adım, istediğimiz doğruluğa uyuyor mu?

Bazen “Allah’ım, beni bana bırakma” deriz. Sonra bildiğimiz yanlışı değiştirmemek için türlü bahaneler ararız.

Dua bize sorumluluğumuzu unutturmasın. Sözle istediğimiz iyiliğe davranışlarımızla da yaklaşmaya çalışalım.

Peygamberlerin dua etmiş olması, yardıma ihtiyaç duymanın zayıflık olmadığını düşündürür. İnsanın aczini bilmesi, onun öğrenmesine engel değildir.

Tam tersine, “Bilmiyorum” diyebilmek bazen öğrenmenin başlangıcıdır. “Yanlış yaptım” diyebilmek de düzeltmenin ilk adımıdır.

İnfak yalnızca çok parası olanın işi mi?

Bir insanın cebinde çok para vardır. Onun için belli bir miktarı vermek kolay olabilir.

Başka biri daha az kazanır. Aynı miktarı vermesi onun için çok daha büyük bir fedakârlık olabilir.

Yalnızca rakama baktığımızda iki insanın durumunu anlayamayız. İmkânla fedakârlık arasındaki ilişkiyi de düşünmemiz gerekir.

Bir kişiye kolay gelen başka birine zor gelebilir. Bu yüzden herkesin imtihanını aynı ölçüyle değerlendirmek doğru değildir.

Soru: Elimizdeki nimetlerden ne kadarını başkasının faydasına ayırabiliyoruz?

İnfakı konuşurken yalnızca cüzdanımızı düşünmeyelim. Bir konuda bilgimiz varsa onu ihtiyaç duyan biriyle paylaşabiliriz.

Zamanımız varsa bir insanı dinleyebiliriz. Emeğimiz varsa bir işine yardımcı olabiliriz.

Elbette maddi ihtiyaçlar da gerçektir. Yiyecek, giyecek ve geçim sıkıntısı yaşayan insanları görmezden gelemeyiz.

Ama yardım etmeyi yalnızca büyük bir servete sahip olacağımız güne ertelemeyelim. Bugün yapabileceğimiz bir iyilik olabilir.

Bir başkasını küçük gördüğümüz anda kendi imkânımıza da başka türlü bakmaya başlarız. Kimin hangi zorluğu yaşadığını tam olarak bilemeyiz.

Yardım ederken gösteriş aramak yerine ihtiyaca odaklanalım. Faydanın büyüklüğünü yalnızca dışarıdan görünen miktarla ölçmeyelim.

Değişim neden hemen olmuyor?

Bir insan alışkanlığını bırakmak istediğinde ilk gün zorlanabilir. Hatta bir süre dua edip çaba gösterdiği hâlde eski alışkanlığına dönebilir.

Bu durum, düşünmeden aynı yanlışı sürdürmekle aynı şey değildir. İçten bir dönüş, insanın kendi davranışını gözden geçirmesini gerektirir.

Soru: Bir şeyi değiştirmek istediğimizde yalnızca sonuç mu bekliyoruz, yoksa o sonuca giden çabayı da üstleniyor muyuz?

Bazen kolay olanı seçmek isteriz. Hızlıca rahatlayalım, sorun bitsin, hiçbir zorlukla karşılaşmayalım deriz.

Oysa her insanın mizacı, imkânı ve mücadelesi farklıdır. Birinin kolay aştığı engelde başkası uzun süre zorlanabilir.

Bunun için kendimizi tanımaya çalışalım. Hangi durumda geri çekiliyoruz? Hangi konuda bahane üretiyoruz?

Bir yanlışın yerine iyi bir davranış koymak sabır isteyebilir. Ama sabrın adı, hatayı normalleştirmek değildir.

Ailede bir sözümüzü düzeltmek, işte dürüst davranmak, ihtiyaç sahibine destek olmak küçük görünse de gerçek adımlardır.

Kur’an okuduğumuzda kendimizle yüzleşebiliyorsak, öğrendiğimiz kelimelerin hayatımıza etkisi başlamış demektir.

Bütün ayetleri bir anda kavradığımızı iddia etmeyelim. Öğrenmeye, anlamaya ve uygulamaya açık kalalım.

Başlangıçtaki soruya dönelim: Bir sureyi bitirmek mi istiyoruz, yoksa o surenin gösterdiği iyiliğe yaklaşmak mı?

Okuduğumuz hakikatin değeri, onu hayatımızda yaşamak için gösterdiğimiz çabada da görünür.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir