Nimeti Hatırlamak, Tövbeden Vazgeçmemek: Dönüşün Kapısı Açık

22 Eylül 2021

Soru: Rabbimize döneceğimizi gerçekten biliyorsak, bugün elimizde olan nimetlere ve yaptığımız tercihlere nasıl bakmamız gerekir?

İnsan çoğu zaman sanki hiç ayrılmayacakmış gibi yaşar.

Bir şeyi isterken, sahip olurken veya kaybederken bütün dikkati dünyadaki sonuca çevrilebilir.

Bakara Suresi’nde ise Rabbine kavuşacağını ve sonunda O’na döneceğini bilen insandan söz edilir.

Bu bilinç sadece ölümden söz etmek değildir.

Bugünkü davranışın bir karşılığı olduğunu hatırlamaktır.

Hemen ardından İsrailoğullarına verilen nimetlerin hatırlatılması da düşündürücüdür.

Çünkü insan nimet içindeyken nimetin sahibini unutabilir.

Nimet, Üstünlük Değil Sorumluluktur

Soru: Elimizdeki bolluğu kendi başarımızın kesin kanıtı mı sayıyoruz, yoksa bize verilmiş bir emanet olarak mı görüyoruz?

Bir sofrada çeşit çeşit yiyecek bulunabilir.

Bir evimiz, ailemiz, mesleğimiz, sağlığımız ve günlük hayatımızı kolaylaştıran pek çok imkânımız olabilir.

Bunları her gün gördüğümüz için sıradan sanabiliriz.

Oysa aynı imkânlara sahip olmayan insanlar da var.

Kayıtta özellikle bu noktaya dikkat çekiliyor: Nimet, insanı otomatik olarak üstün yapmaz.

Tam tersine sorumluluğunu artırır.

“Ben kazandım, ben yaptım, ben başardım” dediğimizde, bize verilen şartları ve imkânları gözden kaçırabiliriz.

Çalışmanın karşılığı vardır.

Ama çalışabilecek bedenin, aklın, vaktin ve karşılaşılan fırsatların tamamını kendimiz yaratmadık.

Bu yüzden şükür sadece “teşekkür ederim” demek değildir.

Bize verilenle nasıl davrandığımıza da bakmaktır.

Bir nimet varsa, onu paylaşabileceğimiz insanları da görmeliyiz.

Yemek yerken sadece “olmayanlara da ver” diye dua etmek yerine, bize verilen nimetten bizim ne kadar paylaşabileceğimizi düşünmeliyiz.

Şükür, nimeti yalnız tüketmek değil; nimetin içindeki sorumluluğu görmektir.

Sıkıntı Geldiğinde Eski Halimize Dönüyor muyuz?

Bakara Suresi’nde İsrailoğullarının Firavun’un ağır zulmünden kurtarılması hatırlatılır.

Çocuklarının öldürüldüğü, büyük bir baskı altında kaldıkları dönemden çıkarılırlar.

Denizden geçiş ve kurtuluş anlatılır.

Fakat kurtuluştan sonra bu defa buzağıyı ilah edinme sınavı ortaya çıkar.

Buradaki gerilim çok tanıdık.

İnsan sıkıntıdayken çok samimi dua edebilir.

Hastalıkta, borçta, iflasa yaklaşırken veya kaybetme korkusunda bütün kalbiyle Allah’a yönelir.

Sonra sıkıntı geçince eski alışkanlıklarına dönebilir.

Soru: Ben bir sıkıntıdan kurtulduğumda o gün verdiğim sözleri hatırlıyor muyum?

Bir hastalık anında “Bundan sonra hayatımı değiştireceğim” diyebiliriz.

Bir borç krizinde “Bir daha aynı hatayı yapmayacağım” diye söz verebiliriz.

Fakat rahatlık geri geldiğinde, insanın nefsi de eski taleplerini yeniden hatırlatır.

Kayıtta bu döngünün üzerinde ısrarla duruluyor.

Nimet geliyor.

Nimet unutuluyor.

Sıkıntı geliyor.

İnsan yeniden yöneliyor.

Sonra tekrar unutabiliyor.

Bu anlatımın amacı bizi umutsuzluğa düşürmek değil.

Tam tersine kendi döngümüzü fark ettirmektir.

Çünkü fark ettiğimiz yanlışı değiştirme ihtimalimiz vardır.

Tövbe Kapısı: “Yine Yaptım” Diye Vazgeçmemek

Kayıtta en güçlü vurgulardan biri tövbe üzerinde.

İnsan bir yanlışı bırakıp sonra yeniden aynı hataya düşebilir.

Faizi bırakmışken tekrar borçlanabilir.

İçkiyi bırakmışken yeniden başlayabilir.

Bir alışkanlıktan uzaklaşmışken tekrar ona dönebilir.

Böyle bir durumda şeytanın insana fısıldadığı düşünce şudur: “Sen zaten düzelmezsin.”

“Bu kadar hata yaptın.”

“Senin ibadetin de kabul olmaz.”

İşte burada anlatılan mesaj, ümitsizliğe teslim olmamaktır.

Soru: Bir kez daha düştüğüm için ayağa kalkmaktan vaz mı geçeceğim?

İsrailoğullarının defalarca hata yapmasına rağmen tekrar tekrar uyarılması ve affedilme imkânının anlatılması, insanın dönüş kapısını kapatmaması gerektiğini düşündürür.

Tövbe, “Hiç hata yapmadım” demek değildir.

Yanlış yaptığını kabul edip yönünü değiştirmektir.

Aynı hataya tekrar düşmek de “Artık geri dönemem” anlamına gelmez.

Fakat tövbenin anlamı, yanlışı normalleştirmek de değildir.

Yanlışı fark edip yeni karar almak gerekir.

Kendimize karşı dürüst olmalıyız.

“Ben neden tekrar buraya geldim?” sorusunu sormalıyız.

Hangi arkadaşlık, hangi alışkanlık, hangi korku veya hangi çıkar bizi aynı yere taşıdı?

Tövbe sadece geçmişle ilgili değildir.

Gelecekte aynı yanlışın içine yeniden girmemek için bugünkü düzenimizi de sorgulamaktır.

Furkan: Doğru ile Yanlışı Ayıracak Ölçü

Bakara Suresi’nde Hz. Musa’ya kitabın ve Furkan’ın verildiği hatırlatılır.

Kayıtta Furkan, doğru ile yanlışı ayırmaya yardım eden bir ölçü olarak ele alınıyor.

İnsan bu ölçüden uzaklaştığında, nefsinin istediği şeyi kolayca doğru sanabilir.

Kendi çıkarına uygun olanı “hayatın gerçeği” diye savunabilir.

Bir topluluk da aynı yanlışı tekrar tekrar yapabilir.

Çünkü çoğunluğun yaptığı şey her zaman doğru değildir.

Soru: Ben karar verirken neyi ölçü alıyorum?

Sadece o anda rahat edip etmeyeceğimi mi?

İnsanların beni alkışlayıp alkışlamayacağını mı?

Daha çok para kazanıp kazanmayacağımı mı?

Yoksa Rabbime döneceğimi hatırlayıp, bana verilen nimetleri ve sınırları birlikte mi düşünüyorum?

Bakara Suresi’nin bu bölümünde nimet, imtihan, kurtuluş, nankörlük ve tövbe art arda geliyor.

Bu sıralama bize kendi hayatımızı okumayı öğretebilir.

Nimet geldiğinde şükredelim.

Sıkıntı geldiğinde yalnız şikâyete kapılmayalım.

Bir hata yaptığımızda da Allah’ın rahmetinden ümidimizi kesmeyelim.

Ama aynı yanlışı sürdürmek için rahmeti mazeret olarak kullanmayalım.

Bugün elimizdeki bir nimeti düşünelim.

Sonra kendimize tek bir soru soralım: Bu nimet beni Rabbime yaklaştıran bir şükre mi dönüşüyor, yoksa beni unutturan yeni bir ilaha mı?

Hesap Gününü Hatırlamak Bugünü Değiştirir

Bakara Suresi’nde hiç kimsenin başkası adına bedel ödeyemeyeceği, bir fidyenin kabul edilmeyeceği ve herkesin kendi sorumluluğuyla yüzleşeceği gün hatırlatılır.

Kayıtta bu bölüm, insanın bugünkü seçimlerini başkasına yükleyememesi üzerinden ele alınıyor.

Soru: Ben yaptığım tercihin sonucunu sürekli başkasına mı bağlıyorum?

Bir ortak bizi yanlış yönlendirmiş olabilir.

Bir arkadaş kötü bir alışkanlığa çağırmış olabilir.

Ailemiz bize yanlış bir örnek göstermiş olabilir.

Bunların etkisi gerçektir.

Ama bizim de seçim yaptığımız bir alan vardır.

Hesap bilinci, başkalarını suçlamaktan önce kendi kararımıza bakmayı öğretir.

Bu yüzden ayetteki “dönüş” düşüncesi korku üretmek için değil, sorumluluğu netleştirmek için okunabilir.

Bir gün herkes kendi hayatıyla yüzleşecekse, bugün verdiğimiz küçük kararlar önemsiz değildir.

Birine haksızlık ettiğimizde “Herkes yapıyor” demek hesabı ortadan kaldırmaz.

Bir nimeti israf ettiğimizde “Ben kazandım” demek kaynağını değiştirmez.

Kayıtta tekrar tekrar nimetin Allah’tan geldiğini hatırlama çağrısı yapılmasının sebebi de budur.

Nimet bize verildiği için sorumluluk da bize verilmiştir.

Belayı Kesin Hükme Dönüştürmemek

Kayıtta sıkıntıların insanı uyandırması üzerinde çok duruluyor.

Firavun’un kavmine gelen musibetler ve İsrailoğullarının yaşadığı baskılar üzerinden insanların yön değiştirmesi tartışılıyor.

Burada dikkatli olmamız gerekir.

Bir insanın başına gelen her hastalık veya zararın kesin sebebini bildiğimizi söyleyemeyiz.

Soru: Bir sıkıntı yaşadığımda “Bu neden oldu?” diye kesin hüküm vermek yerine “Ben bundan ne öğrenebilirim?” diye sorabilir miyim?

Bu soru bizi daha sağlıklı bir yere taşır.

Çünkü musibetin gaybî sebebini bilmiyor olabiliriz.

Ama o olay karşısında kendi davranışımızı seçebiliriz.

Borçtan çıkarken aynı harcama düzenine dönüp dönmeyeceğimizi seçebiliriz.

Hastalıktan sonra sağlığımıza daha dikkat edip etmeyeceğimizi seçebiliriz.

Bir kavganın ardından aynı dili sürdürüp sürdürmeyeceğimizi seçebiliriz.

Kayıttaki tekrar eden mesaj budur: Kurtuluş geldikten sonra eski hâle dönmek insanın en büyük zaaflarından biridir.

Bu zaafı bildiğimizde, nimeti daha bilinçli koruyabiliriz.

Furkan da burada işimize yarar.

Duygumuzla gerçeği, bahaneyle sorumluluğu, nimetle sahiplenmeyi birbirinden ayıracak bir ölçü ararız.

Rabbimize döneceğimizi hatırlamak, hayatı bırakmak değil; hayatın içindeki her nimeti ve her tercihi gerçek yerine koymaktır.

Şükür, Sadece Dilimizde Kalmasın

Kayıtta “teşekkür” ile “şükür” kelimeleri üzerinden samimi bir örnek anlatılıyor.

Bir çocuğun “Allah’ım, bana yiyecek verdiğin için teşekkür ederim” diye dua etmesi, şükrün aslında ne kadar doğal olabileceğini gösteriyor.

Soru: Ben şükretmeyi karmaşıklaştırıyor muyum?

Bazen çok özel cümleler kurmamız gerektiğini sanıyoruz.

Oysa nimeti fark etmek, onu veren Rabbimizi anmak ve o nimeti yanlış kullanmamak şükrün canlı hâlidir.

Bir öğünde fazla olanı paylaşabiliriz.

Elimizdeki imkânı gösteriş için değil fayda için kullanabiliriz.

Bir işimiz varsa, çalışanımızın hakkını gözetebiliriz.

Bir ailemiz varsa, onları yalnız “sahip olduğumuz insanlar” gibi değil emanet olarak görebiliriz.

Şükür, nimetin bizi daha bencil yapmasına izin vermemektir.

Bir nimeti hatırlamanın en pratik yollarından biri, onu kaybetmeden kıymetini fark etmektir.

Sağlığımız varken sağlığı, ailemiz yanımızdayken aileyi, işimiz varken emeğin değerini düşünmek gerekir.

Soru: Ben şükretmek için mutlaka nimetin elimden gitmesini mi bekliyorum?

Kayıtta anlatılan döngü tam da buna dikkat çekiyor.

İnsan kaybedince hatırlıyor, geri alınca unutabiliyor.

Bu yüzden hatırlamayı günlük bir alışkanlığa çevirmek gerekir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir