Mucizeyi Görmek Yetmiyor: Şükür, Tövbe ve Kanaat
24 Eylül 2021
Soru: Bir insan çok açık bir işaret gördüğünde mutlaka değişir mi?
Çoğu zaman “Bir mucize görsem hiçbir şeyden şüphe etmem” diye düşünürüz.
Bakara Suresi’nde ise çok güçlü olaylara şahit olan insanların yine de eski davranışlarına dönebildiğini görüyoruz.
Hz. Musa’ya “Allah’ı açıkça görmedikçe sana inanmayacağız” diyenler anlatılır.
Ardından yıldırım, ölüm ve yeniden dirilme hatırlatılır.
Bu olayların ardından bile nimetlerin unutulabilmesi, problemin yalnız delil eksikliği olmadığını düşündürür.
Bazen mesele bilgiden çok kalbin neye bağlandığıdır.
Görmek Başka, Şükretmek Başka
İnsan bir işaret gördüğünde etkilenebilir.
Bir hastalıktan kurtulur, büyük bir kazadan çıkar veya ummadığı bir kolaylıkla karşılaşır.
O anda yaşadığı şey ona çok büyük gelir.
Fakat zaman geçince etkisi azalabilir.
Soru: Hayatımda “Bunu asla unutmayacağım” dediğim hangi nimeti bugün sıradan görüyorum?
Bakara Suresi’nde gölgelendirme, kudret helvası ve bıldırcın gibi nimetler hatırlatılır.
Nimet verilir.
Ardından insanın nasıl davranacağı görülür.
Kayıtta “nimet geldiğinde şükür, yanlış yapıldığında tövbe” ilişkisi üzerinde duruluyor.
Şükür, sadece dilde kalan bir teşekkür değil.
Verilen nimeti ölçülü kullanmak da şükrün bir parçasıdır.
Bir sofrada her çeşit yiyecek bulunması bizi otomatik olarak daha huzurlu yapmaz.
Aşırı yemek de bedene yük olabilir.
Çok çeşit istemek, ihtiyacımız ile arzumuz arasındaki farkı unutturabilir.
Bazen daha fazlasına sahip oldukça, elimizdekinden daha az memnun oluruz.
Bu yüzden nimeti çoğaltmakla huzuru çoğaltmak aynı şey değildir.
Yanlışı Tekrar Etmek, Tövbeden Vazgeçmek Değildir
İnsan bir davranışı yanlış bulduğu hâlde tekrar edebilir.
“Bir daha yapmayacağım” der, sonra yine düşer.
Burada iki tehlike vardır.
Birincisi, hatayı normalleştirmektir.
İkincisi ise “Ben artık düzelemem” diyerek bütünüyle vazgeçmektir.
Soru: Ben hatamı fark ettiğimde dönüş yolu mu arıyorum, yoksa kendime yeni bir mazeret mi üretiyorum?
Kayıtta tövbenin ısrarla yeniden yönelmek olduğu vurgulanıyor.
İnsan kötü bir davranışta ustalaşabildiği gibi, iyi bir davranışta da zamanla güçlenebilir.
Bir şeyi yapa yapa alışkanlık hâline getiririz.
Bu nedenle küçük bir tercih önemsiz değildir.
İlk yalan, ilk haksız kazanç veya ilk ihmal “bir kere” diye küçümsenebilir.
Fakat tekrarlandıkça insanın yönünü değiştirebilir.
Aynı şekilde iyilik de tekrarla yerleşir.
Bir konuda tövbe ettikten sonra yeniden hata yaptıysak, bunu “Tövbenin anlamı yok” diye yorumlamayalım.
Tam tersine neden düştüğümüzü anlamaya çalışalım.
Hangi şartta, hangi duyguyla, hangi korkuyla o davranışa döndüğümüzü görelim.
Tövbe, yalnız geçmişi silmek istemek değil, gelecekteki tercihlerimizi de değiştirmeye çalışmaktır.
Daha Fazlasını İsterken Neyi Kaybediyoruz?
Bakara Suresi’nde İsrailoğullarının tek çeşit yiyecek yerine farklı sebzeler istemesi anlatılır.
Kayıtta bu bölüm, insanın sürekli çeşit istemesi ve elindekini küçümsemesi üzerinden ele alınıyor.
İnsan çoğu zaman ihtiyacından değil, alıştığı arzudan dolayı daha fazlasını ister.
Bir şey elimizdeyken başka bir şeye bakarız.
Onu elde edince bir yenisini isteriz.
Soru: İstediğim şey gerçekten ihtiyacım mı, yoksa nefsimin “daha fazlası” çağrısı mı?
Günlük hayatta bunun birçok karşılığı vardır.
Bir telefon işimizi görürken yenisini isteyebiliriz.
Bir araba ulaşım ihtiyacımızı karşılıyorken daha gösterişlisini arzulayabiliriz.
Bir iş bize düzenli geçim sağlarken başkasının kazancına bakıp kendi emeğimizi küçümseyebiliriz.
Burada amaç gelişmeyi bırakmak değildir.
İnsanın ihtiyacı ile açgözlülüğü ayırabilmesidir.
Kayıtta geçmişte insanların şehir hayatına, farklı yiyeceklere ve imkânlara yönelmesi üzerinden bir karşılaştırma yapılıyor.
Bu yorumların hepsini değişmez bir hüküm gibi almak yerine, kendimize şu soruyu yöneltebiliriz: Bolluk beni şükre mi, sürekli kıyaslamaya mı götürüyor?
Bir yemeği lezzetli yapmak da emek ister.
Bir işte usta olmak da tekrar ister.
Huzur da aynı şekilde yalnız “sahip olmakla” gelmeyebilir.
Onu koruyacak davranışlar gerekir.
İman, Salih Amel ve Ustalık
Bakara Suresi’nin bu bölümünde iman eden ve salih amel işleyenlerin karşılığına dair vurgu da yer alır.
Kayıtta özellikle “bir işi doğru yapmayı öğrenmek” ile salih amel arasında düşünsel bir bağ kuruluyor.
İyi bir niyet tek başına yeterli olmayabilir.
İşin nasıl yapılacağını öğrenmek gerekir.
Soru: İyi bir insan olmak istediğimi söylüyorum; peki bunun gerektirdiği davranışlarda gerçekten çalışıyor muyum?
Sabırlı olmak istiyorsak, öfke anında nasıl duracağımızı öğrenmeliyiz.
Dürüst olmak istiyorsak, zararımıza da olsa doğruyu söyleyebilmeliyiz.
Şükreden biri olmak istiyorsak, elimizdeki nimeti fark etmeli ve israf etmemeliyiz.
İyiliğin de bir pratiği vardır.
İnsan hangi durumda neye nasıl tepki verdiğini gözlemledikçe kendi nefsini daha iyi tanır.
Mucize görmek, bilgi duymak veya güçlü bir olay yaşamak tek başına dönüşüm sağlamayabilir.
Kalıcı değişim, o bilgiyi davranışa taşımakla olur.
Başlangıçtaki soruya dönelim.
Bir mucize görsek mutlaka değişir miyiz?
Belki kısa süreli etkileniriz.
Ama asıl soru şudur: Bugün zaten bildiğimiz doğruyu ne kadar yaşıyoruz?
“Hıtta” Demek: Hata Karşısında Eğilebilmek
Bakara Suresi’nde şehre girerken kapıdan secde ederek girmeleri ve bağışlanma dilemeleri istenir.
Kayıtta bu bölüm, insanın hata karşısında başını eğebilmesi ve tövbeye yönelmesi üzerinden ele alınıyor.
Soru: Yanlış yaptığımda özür dilemek benim için neden zor?
Çünkü özür, egomuzun çok sevmediği bir davranıştır.
Haklı görünmek isteriz.
Karşımızdakinin de hata yaptığını anlatırız.
“Ben öyle demek istemedim” diyerek niyetimizi öne çıkarırız.
Ama karşıdaki insan yine de incinmiş olabilir.
Tövbe de benzer bir yüzleşme ister.
Kendimizi bütünüyle kötü ilan etmek değil, yaptığımız yanlışın adını doğru koymak gerekir.
Kayıtta tekrar tekrar yanlış yapıp tekrar tövbe etme örneği bunun için önemlidir.
İnsan bir davranışta ustalaşabilir.
Kötülükte de iyilikte de tekrarın etkisi vardır.
Bu yüzden bir defalık davranışları küçümsemeyelim.
Bugün söylediğimiz küçük bir yalan, yarın daha kolay söylenebilir.
Bugün yaptığımız küçük bir iyilik de yarın daha doğal hâle gelebilir.
On İki Pınar ve Paylaşımın Ölçüsü
Hz. Musa’nın asasını taşa vurmasıyla on iki pınarın ortaya çıkması ve her topluluğun içeceği yeri bilmesi de anlatılır.
Kayıtta bu olay, düzen ve nimetin paylaşılması açısından düşünülüyor.
Nimet sadece “var” değildir.
Nasıl kullanılacağı da önemlidir.
Soru: Ortak bir nimeti kullanırken yalnız kendi payımı mı düşünüyorum?
Bir ailede para ortaktır.
Bir iş yerinde zaman ve emek ortaktır.
Bir toplumda su, çevre ve kamusal alanlar ortak sorumluluktur.
Bir kişi kendi ihtiyacını sınırsızca öne çıkarırsa başkasının hakkı daralabilir.
Aşırı yemek örneği de aynı ölçüyü hatırlatıyor.
Yiyecek nimet olabilir.
Ama ölçüsüzlük bedene zarar verebilir.
Çeşitlilik güzel olabilir.
Ama çeşit arayışı şükürsüzlüğe dönüşebilir.
Bu yüzden nimet ile sınır birlikte düşünülmelidir.
İnsan usta olduğu işte ne zaman ne kadar yapacağını öğrenir.
Hayatın birçok alanında da aynı ustalığa ihtiyacımız var.
Ne zaman duracağız?
Ne zaman paylaşacağız?
Ne zaman “Bu kadar yeter” diyebileceğiz?
Mucizeyi beklemekten önce, elimizdeki nimeti fark edip bildiğimiz doğruyu yaşamaya başlamak gerekir.
Ustalık, Doğru Tepkiyi Zamanında Verebilmektir
Kayıdın sonlarına doğru “usta olmak” düşüncesi güzel bir şekilde hayatla ilişkilendiriliyor.
Usta sadece bir işi teknik olarak iyi yapan kişi değildir.
Ne zaman ne kadar yapacağını, hangi durumda nasıl tepki vereceğini de öğrenir.
Soru: Ben hangi davranışımda hâlâ çırak gibi aynı hatayı tekrar ediyorum?
Öfkelendiğimde hemen konuşuyor muyum?
Elime para geçtiğinde ölçüsüz harcıyor muyum?
Bir nimet azaldığında şükrü bırakıp şikâyete mi dönüyorum?
Hayat da bizi tekrar tekrar aynı konulardan geçiriyor olabilir.
Amaç her seferinde kusursuz olmak değil.
Bir önceki hatadan biraz daha fazla şey öğrenmektir.
Şükür ve tövbe de böyle bir ustalık ister.
Nimeti fark etmek ve hatadan dönebilmek zamanla güçlenir.
Kayıtta “çok çeşit” isteği üzerinden bir başka nokta daha açılıyor.
İnsan bazen bolluk içinde olduğu hâlde yokluk psikolojisi yaşayabilir.
Çünkü gözü sürekli olmayan şeye gider.
Soru: Soframdaki nimeti mi görüyorum, komşunun sofrasındaki fazlayı mı?
Kıyas arttıkça kanaat azalabilir.
Kanaat, gelişmeyi bırakmak değildir.
Elimizde olanı değersizleştirmeden ilerleyebilmektir.
İnsan bazen nimet azaldığında değil, arttığında da sınanır. Daha fazla seçenek, daha fazla şükür üretmeyebilir. Tam tersine kararsızlığı ve doyumsuzluğu büyütebilir. Soru: İmkânım arttıkça kanaatim de artıyor mu? Kayıttaki yiyecek ve çeşit örnekleri bu nedenle önemlidir. Sofrada ne olduğundan önce, kalbimizin neye alıştığına bakmalıyız. Elimizdekini sürekli küçümsersek, bolluğun içinde bile kendimizi yoksul hissedebiliriz.

