Doğruyu Neye Değişiyoruz? Kazanç, Güven ve Huzur
27 Kasım 2023
Soru: Bir doğruyu söylemek kazancımızı azaltacaksa, yine de o doğrunun arkasında durabilir miyiz?
Hepimiz dürüstlüğü severiz. Fakat iş kendi menfaatimize dokunduğunda, savunduğumuz değerlerle yaptığımız tercihler birbirinden ayrılabilir.
Bir müşteriyi kaybetmemek için susarız. Bir yakınımız bize kızmasın diye gerçeği yumuşatırız.
Sonra bu suskunluğa alışır, başlangıçta yanlış bulduğumuz şeyi normal görmeye başlarız.
Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında değiştirmeye yönelik uyarı, yalnız başkalarına bakmamız için değildir.
Kendi hayatımıza da dönmeliyiz. Çünkü doğrudan vazgeçmenin karşılığı her zaman elimize verilen para olmaz.
Bazen o karşılık, rahatsız edilmeden sürdürmek istediğimiz bir alışkanlıktır.
Gerçeği Duymak Neden Ağır Gelir?
Soru: Ben doğruyu mu arıyorum, yoksa zaten yaptığım şeyi onaylayan bir söz mü?
İnsan kendisine yakın gelen sözleri kolayca kabul eder. Fakat bir uyarı rahatını bozduğunda onu dinlemek istemeyebilir.
Dürüst olmak gerektiğini duymak başka, kazancımızın içindeki yanlışla yüzleşmek başkadır.
Din adına konuşan biri de aynı sınavla karşılaşabilir. İnsanlar uzaklaşmasın diye söylenmesi gereken gerçeği saklayabilir.
Dinleyeni kaybetme korkusu, maddi çıkarla birleştiğinde daha da ağırlaşır. Böylece insanlara faydalı olması gereken söz, onların beklentilerine göre şekillenmeye başlar.
Önce bir gerçeğin üstü örtülür. Sonra bu suskunluğu haklı gösterecek yeni açıklamalar bulunur.
Zamanla sözü söyleyen de kendi mazeretine inanabilir.
Bu yüzden yalnız anlatanın niyetini değil, dinleyen olarak kendi niyetimizi de sorgulamalıyız.
Bize her şeyin uygun olduğunu söyleyen bir ses mi arıyoruz? Yoksa yanlışımızı fark ettirecek bir uyarıya da açık mıyız?
Bir uyarının nefsimize ağır gelmesi, onun yanlış olduğunu göstermez. Bazen tam da değiştirmemiz gereken yere dokunduğu için rahatsız oluruz.
Samimiyet, yalnız hoşumuza giden doğruları kabul etmek değildir.
Bazen bir uyarı duyduğumuzda hemen uzaklaşmak isteriz. Çünkü anlatılan mesele, vazgeçmek istemediğimiz bir zevke veya rahatımıza dokunur.
Oysa dinlediğimiz sözü yalnız hoşumuza gidip gitmediğiyle tartarsak, kendi isteklerimizi ölçü yapmış oluruz.
Niyetimizi bu noktada yoklayalım: Değişmek için mi dinliyoruz, yoksa olduğumuz gibi kalmamızı haklı gösterecek bir izin mi bekliyoruz?
Gizlediğimiz Şey Hayatımızı Yönetmesin
Güvenin olduğu yerde sözle davranış birbirini destekler. İnsan hangi sorumluluğu üstlendiğini bilir ve verdiği sözü gizlice bozmaz.
Evlilik bunun açık örneklerinden biridir. Birbirine söz veren iki insan, ortak bir hayatın sorumluluğunu alır.
Bu söz korunmadığında mesele yalnız iki kişi arasındaki bir anlaşmazlık olarak kalmayabilir. Gizlenen ilişkiler, söylenen yalanlar ve sürekli saklama çabası hayatı zorlaştırır.
Bir yanlışı örtmek için başka bir yanlışa ihtiyaç duyulur. İnsan bir yerde başka, diğer yerde başka konuşmaya başlar.
Soru: Hayatımda huzuru bozan şeylerden biri, açıkça konuşmaktan kaçtığım bir gerçek olabilir mi?
Aynı mesele iş ilişkilerinde de karşımıza çıkar. Bir proje alırken neyi yapacağımızı ve hangi sorumluluğu üstleneceğimizi açıkça konuşmalıyız.
Şartlar belirsizken yalnız kazanacağımız paraya bakarsak, sonradan taşımakta zorlanacağımız yükler alabiliriz.
Başlangıçta küçük gördüğümüz belirsizlik, gün boyunca zihnimizi meşgul eden bir soruna dönüşebilir.
Dürüstlük, burada yalnız yalan söylememekle sınırlı kalmamalıdır. Ne yaptığımızı bilmek, sözümüzde durmak ve karşımızdakinin güvenini korumak da gerekir.
İnsanın güvenilirliği, kendisini nasıl tanıttığından çok, ilişkilerinde ne yaptığıyla anlaşılır.
Çocuğumuz Başarılı Olsun, Peki Nasıl Biri Olsun?
Çocuğumuzun iyi bir eğitim almasını isteriz. Fakat başarıyı yalnız not, okul ve diploma üzerinden düşündüğümüzde başka değerleri unutabiliriz.
Her derste en iyi olmasını bekleriz. Sonra ailesiyle konuşmadığı, akrabalarıyla ilgilenmediği ve evde sorumluluk almadığı için yakınırız.
Soru: Çocuğumuzu yetiştirirken neyi besliyoruz; öğrenme isteğini mi, herkesten üstün olma arzusunu mu?
Her çocuğun imkânı, ilgisi ve kapasitesi aynı değildir. Bir alanda güçlü olması, bütün alanlarda en üstte olmasını gerektirmez.
Çalışmasını destekleyelim. Ama kendisini insanlardan daha değerli sanmasını başarı diye alkışlamayalım.
Çocuğumuz annesiyle, babasıyla, dedesiyle ve babaannesiyle vakit geçirebilsin. Farklı imkânlara sahip insanlarla ilişki kurabilsin.
Evde bulaşığa, yemeğe ve günlük işlere yardım etmesi de hayatın içindedir. Çöpü dökmek veya ekmek almak, sorumlulukla tanışmanın küçük yollarıdır.
Dersleri var diye onu bütün sorumluluklardan uzaklaştırırsak, sonra emeğin değerini kendiliğinden bilmesini bekleyemeyiz.
Yetiştirdiğimiz insanın ahlakı, dürüstlüğü ve ilişkileri de önemlidir. Yalnız en önde olmasını istemek, hayatın geri kalanını görünmez kılabilir.
Bir tohum ektiğimizde ondan bambaşka bir ürün bekleyemeyiz. Çocuklarımızdan beklediğimiz davranışlar için de hangi ortamı oluşturduğumuza bakmalıyız.
Çocuğun hayatı yalnız bir yarış değildir; denge de öğrenmesi gereken bir değerdir.
Bir öğrencinin birçok farklı derste aynı anda en başarılı olmasını bekliyoruz. Oysa ona ders veren yetişkinlerin her biri kendi alanında uzmanlaşmış durumda.
Çocuğa yönelttiğimiz beklentiyi kendi hayatımızla karşılaştıralım. Her konuda en iyi olmayı kendimizden beklemezken, ondan bunu istemek nasıl bir yük oluşturuyor?
Öğrenmeye ayırdığı zaman kadar ailesine, günlük sorumluluklarına ve insanlarla ilişkilerine ayıracağı zamanı da gözetelim.
Kazanç Uğruna Emeğin Hakkını Unutmak
Bir aydınlatma işinde önümüze büyük bir otel projesi geldiğini düşünelim. Sipariş yüklüdür ve ay sonunda maaşları ödememiz gerekir.
Fakat istenen ürünler, başka bir firmanın tasarımlarının kopyalarıdır. Tam burada ihtiyaç ile doğruluk arasında sıkışırız.
“Müşteri bunu istiyor. Herkes böyle yapıyor” demek kolaylaşır.
Oysa başkasının emeği, bizim ödeme sıkıntımız olduğu için değersizleşmez.
Soru: Bir davranışın yaygın olması, onu içimize sinen bir davranış hâline getirir mi?
Yanlış olduğunu söylemek bile bazen çevremizi rahatsız eder. Çünkü o söz, kurulmuş düzenin yeniden düşünülmesini gerektirir.
Bir yanda kiralar, ödemeler ve verilmiş sözler vardır. Diğer yanda kendi tasarımımızı üretip üretmeyeceğimiz sorusu durur.
Baskının varlığını inkâr etmeyelim. Fakat baskıyı, doğru ile yanlış arasındaki farkı silen bir gerekçeye de dönüştürmeyelim.
Birinden hemen itiraz gelmemesi, yaptığımız işle ilgili soruyu cevaplamaz. Kimsenin bizi durdurmaması, kendimize soru sormamamız gerektiği anlamına gelmez.
Allah’tan doğru yola yönelmeyi isterken, bu isteğin kararlarımızda da karşılığı olmalıdır.
Sadece sıkıntının ortadan kalkmasını değil, yanlışı sürdürmeden yürüyebileceğimiz bir yolu da aramalıyız.
Bilgi öğrenmekle başkasının yaptığını kendimizinmiş gibi sunmak aynı şey değildir. Üretmek istiyorsak kendi emeğimizi ve kendi tasarımımızı ortaya koyma sorumluluğumuz var.
Kolay gelen yöntem, zamanla vazgeçemediğimiz bir düzene dönüşebilir. Böyle bir durumda yalnız çevreyi suçlamak yerine, kendi kararımızın bu düzendeki payını da görmeliyiz.
Tövbe, Güven ve Kalıcı Huzur
Yanlış yaptığımızı görmek, artık hiçbir şeyin değişemeyeceği anlamına gelmez. Ayetlerde tövbe, namaz ve zekâtla birlikte yeniden din kardeşliği hatırlatılır.
Bu kapıyı kendimiz için de başkaları için de önemsiz görmeyelim.
Tövbe ederken geçmişteki yanlışımızı savunmayı bırakırız. Aynı yola yeniden girmemek için neye dikkat etmemiz gerektiğini düşünürüz.
Geçmişi başkalarına anlatmak zorunda değiliz. Ama kendimizi hiç yanılmamış gibi görmek de bizi dikkatsizleştirebilir.
Dua etmek, Kur’an’ı anlamaya çalışmak ve iyi bir insan olarak çevremize destek olmak birbirinden kopuk kalmasın.
Salâtı bu destek boyutuyla da düşündüğümüzde, güvenilirliğin yalnız sözde kalamayacağını daha açık görürüz.
Bir anlaşmaya sadık kalmak, ailede verilen sözü korumak ve işte dürüst davranmak, bu anlayışın hayatımızdaki karşılıklarıdır.
Bir şey aldığımızda sevinebiliriz. Fakat her sevinç geçtiğinde yeni bir şeye ihtiyaç duyuyorsak, huzurla anlık neşeyi birbirine karıştırıyor olabiliriz.
Bollukla yokluğun içindeki insanların gündemi aynı olmayabilir. Bir anne, başkalarının bulaşıklarını yıkayarak çocuğuna okul çantası hazırlamanın imkânını arar.
Biz ise sahip olduklarımızın içinde daha fazlasını isterken huzursuz olabiliriz. Bu karşılaştırma, kendi hayatımızdaki israfı ve şükrü düşünmemize yardım etsin.
Elimizdeki nimetleri görmek kadar çevremizdeki insanların sıkıntısını görmek de önemlidir. Komşumuzun, akrabamızın ve ailemizin huzursuzluğunu kendi hayatımızdan tamamen ayrı sayamayız.
Başkalarıyla bağımız zayıflarken yalnız daha çok şeye sahip olarak kalıcı huzuru bulacağımızı sanmayalım.
Soru: Bugün hangi kazancı korumak için huzurumu ve güvenilirliğimi riske atıyorum?
Bu soruya cevap verirken başkasını suçlamakla yetinmeyelim. Önce kendi sözümüze, işimize ve niyetimize bakalım.
Bir yanlışı gördüysek onu örtmek yerine düzeltmeye yönelelim. Allah’tan yardım isterken seçimlerimizle de bu isteği gösterelim.
Tövbe, bugün doğruyu seçerken yarın aynı konuda yeniden dikkatli olmayı da gerektirir. Bir kez karar verdik diye bütün sınavlarımızın bittiğini düşünmeyelim.
Dua ederken yalnız kendimizi değil, birbirimizi de hatırlayalım. Yakınlarımızın doğruya yönelmesini istemek, onların değişebilme ihtimalini açık tutmaktır.
Ama başkasından beklediğimiz güveni önce kendi davranışımızda gösterelim. Sözümüzde duralım, gizlediğimiz yanlışın arkasına yeni mazeretler koymayalım.
Bir tercih anında, neyi kazanırken neyi kaybettiğimizi düşünmek için duralım.
Dürüstçe kendimize bakalım.
Doğruluğu kaybederek elde ettiğimiz kazanç, aradığımız huzurun yerini tutmaz.

