Yardımı Kimden Bekliyoruz? Veli Olarak Allah’a Yönelmek
15 Şubat 2023
Yardım isterken kalbimiz nereye bağlanıyor?
A‘râf suresinin bu bölümünde Allah’tan başka yöneldiğimiz varlıkların da yaratılmış olduğu hatırlatılıyor. Ders boyunca bu uyarıyı kendi hayatımıza taşıyan bir soru üzerinde duruluyor: Sıkıştığımda, bir şey istediğimde veya geleceğimden korktuğumda gerçek dayanağımı nerede arıyorum? Dilimle Allah’a inandığımı söylerken bütün sonucumu tek bir insanın kararına bağlıyor olabilir miyim?
Birinden yardım istemek hayatın içinde vardır. Bir arkadaşımız iş bulmamıza yardımcı olabilir, bir yakınımız ihtiyacımızı giderebilir, bir uzman bildiği konuda destek verebilir. Burada sorgulanan, insanlarla ilişki kurmak veya yardımlaşmak değil. Karşımızdaki kişiyi bütün gücün sahibi gibi görmek, bir isteğimiz gerçekleşsin diye kendi ölçülerimizi bırakmak ve kalbimizi bütünüyle ona bağlamak.
Yardım eden kişi de bizim gibi sınırlı imkânlara sahip. Bugün yapabileceğini yarın yapamayabilir. Kendi hayatında beklemediği bir durumla karşılaşabilir. Bu nedenle insanı bir vesile olarak görmekle, bütün güveni ona teslim etmek arasında önemli bir fark var. Dersin temel çağrısı, bu farkı yalnızca sözle değil kendi beklentilerimizde de görmeye çalışmak.
İsteğimizin arkasındaki isteği düşünmek
Bazen ne istediğimizi biliyoruz ama neden istediğimizi yeterince düşünmüyoruz. İyi bir okul, iyi bir iş, bir ev, araba veya daha yüksek gelir istiyoruz. Bu hedeflerin her biri hayatımızda bir yere sahip olabilir. Fakat onlara ulaşınca hangi sorunumuzun kesin olarak çözüleceğini düşünüyoruz? Beklentimizin bütününü gerçekten o imkân karşılayabilir mi?
Derste on dört yaşındaki bir çocukla yapılan konuşma örnek veriliyor. Çocuk iyi bir liseye gitmek istiyor. Neden sorusu ilerledikçe üniversite, meslek, gelir, evlilik ve ev sahibi olmak gibi hedefler sıralanıyor. Sonunda bunların mutluluk için istendiği ortaya çıkıyor. Ardından, aynı imkânlara sahip olduğu hâlde mutsuz olan insanların bulunup bulunmadığı soruluyor.
Bu örnek, eğitimin veya çalışmanın değersiz olduğunu söylemek için değil; hedefle ona yüklediğimiz anlamı ayırmak için önemli. Bir imkâna sahip olmak, hayatımızdaki bütün iç meseleleri kendiliğinden çözmeyebilir. Aynı şekilde o imkândan yoksun olmak da başlı başına mutluluk sağlamaz. Mesele yalnızca neye sahip olduğumuz değil, nasıl yaşadığımız ve neye bağlandığımız.
Dış şartları değiştirirken kendimizi unutmak
Bir insan işinde sıkıntı yaşayıp başka bir işe geçebilir. İlişkisinde sorun yaşayıp yeni bir başlangıç yapabilir. Fakat kendi alışkanlıklarını hiç değerlendirmezse farklı bir ortamda benzer sorunlarla yeniden karşılaşabilir. Sürekli dışarıdaki kişileri veya şartları değiştirirken, kendi taşıdığı davranışı aynı bırakmış olabilir.
Ders içinde tekrar tekrar iş kuran, sektör değiştiren veya ilişkilerinde aynı güçlükleri yaşayan insan örnekleri üzerinden bu soru soruluyor. Her yeni başlangıçta heyecan vardır. Fakat zaman, enerji ve imkân sınırlıdır. Aynı döngü tekrar ediyorsa yalnızca bir sonraki fırsata bakmak yerine, önceki tecrübelerimizde neyi göremediğimizi düşünmeliyiz.
Bu muhasebe, başkasının yaptığı yanlışları yok saymak değildir. Kendi sorumluluğumun içinde kalan yere bakmaktır. Neyi aşırı istedim, hangi sınırı koruyamadım, neyi öğrenmeden başladım, hangi uyarıyı önemsemedim? Kendime bu soruları sormadığımda, yeni bir imkâna eski beklentilerimi taşıyabilir ve yine aynı hayal kırıklığını yaşayabilirim.
İmkân ile huzur aynı şey değil
Bir yakınımız bize maddi destek verebilir. Bir ev edinmemize veya bir işe girmemize yardımcı olabilir. Ancak o destek, eşimizle aramızdaki güveni kendiliğinden kurmaz. Çocuklarımızı dinlemeyi öğretmez. İçimizde taşıdığımız öfkeyi veya sürekli kıyas yapma alışkanlığını otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Hayatın bu alanları için de kendi davranışımıza bakmamız gerekir.
Ders, maddi imkân ile huzuru birbirinden ayırırken günlük hayatın gerçek ihtiyaçlarını inkâr etmiyor. Bir şeyin hayatı kolaylaştırmasıyla insanın bütün anlam arayışını karşılaması aynı değil. Teknoloji kullanabilir, mesleğimizi geliştirebilir, bir araçtan yararlanabiliriz. Fakat bunları elde edemediğimizde kendimizi bütünüyle değersiz veya eksik hissetmeye başlıyorsak, kurduğumuz bağı sorgulamalıyız.
Bir telefon kullanmakla o telefonu hayatın merkezine koymak farklıdır. Bir arabaya ihtiyaç duymakla, belirli bir araba olmadan mutlu olamayacağını düşünmek de farklıdır. Kullanılan eşyanın markasından önce, ona yüklenen anlam üzerinde duruluyor. İmkân bize hizmet mi ediyor, yoksa dikkatimizi ve bütün tercihlerimizi o mu yönetiyor?
Sahip olduklarımızla kurduğumuz ilişki
Bazen eşyalarımıza gösterdiğimiz ilgiyi yakınımızdaki insana göstermiyoruz. Arabamızın bakımını, temizliğini ve korunmasını sürekli düşünüyoruz; fakat çocuğumuzun veya annemizin ihtiyacını duymayabiliyoruz. Evimizin görünüşü için büyük gayret gösterirken, o evin içinde nasıl konuştuğumuza aynı dikkati vermeyebiliyoruz. Burada kendi önceliklerimize bakmamız gerekiyor.
Bir kazanç fırsatı da bütün zihnimizi kaplayabilir. Aldığımız şeyin değeri artıyor mu, düşüyor mu diye sürekli kontrol ederken karşımızdaki kişinin sözünü kaçırabiliriz. Bir sohbet sırasında bile gözümüz başka yerde kalır. Böyle anlarda sadece para kazanmayı değil, kazanma isteğinin hayatımızdan ne kadar yer aldığını da düşünmeliyiz.
Fırsat gördüğümüzde sakin kalabilmek bu yüzden önemli. Bir şeyin kazanç vaat etmesi, niyetimizi ve davranışımızı sorgulamayı bırakmamız gerektiği anlamına gelmez. O fırsat için neyi göze alıyoruz? Birinin zor durumunu kullanıyor muyuz? Kendi sorumluluklarımızı ihmal ediyor muyuz? Doğru kalmak yalnızca kayıp anında değil, kazanç ihtimali belirdiğinde de sınanır.
Hayatın geçiciliğini hatırlamak
İnsanların planları, istekleri ve kaygıları var. Geçmişte yaşayanların da vardı. Onlar da aile kurdu, çalıştı, bir şeyler bekledi ve sorunlar yaşadı. Hayatları sona erdiğinde, bütün dünyalarını kaplayan meseleler de geride kaldı. Bunu düşünmek, kendi derdimizi küçümsemek değil; ona yüklediğimiz mutlaklığı sorgulamak için bir imkân.
Dersin yapıldığı dönemde yaşanan deprem, bu geçiciliği çok güçlü biçimde gündeme getirmiş. İnsanların bir gün önceki planlarıyla ertesi gün karşılaştıkları hayat arasındaki fark üzerinde duruluyor. Elimizdekilerin kalıcılığına ne kadar güvendiğimiz ve insanlara nasıl davrandığımız yeniden düşünülüyor. Bugün ertelediğimiz bir iyilik için yarın mutlaka aynı fırsatımız olmayabilir.
Ölümü hatırlamak yalnızca korkuya dönüşmemeli. Nasıl yaşamak istediğimiz sorusunu da canlı tutmalı. Günlerimizi hangi isteklerin peşinde geçiriyoruz? Sevdiklerimize ayırabileceğimiz ilgiyi sürekli sonraya mı bırakıyoruz? Bize verilen zamanı yalnızca yeni bir şeye sahip olmak için mi kullanıyoruz? Hayatın sınırını düşünmek, bu soruları daha ciddi sormamızı sağlayabilir.
Allah’ı veli edinmek
Kitabı indiren Allah’ın salih kullara velilik ettiği hatırlatıldığında, güven ile davranış birlikte ele alınıyor. Veli sözü yalnızca dilimizde kalan bir unvan değil. Dayandığımız, yöneldiğimiz ve yardımını beklediğimiz kaynağı ifade ediyor. Allah’a yönelirken kendi hayatımızda nasıl bir kul olmaya çalıştığımızı da düşünmeliyiz.
Salih olmaya çalışmak, doğru sözlü ve güvenilir olmayı gerektirir. Bir şey satarken, alırken, söz verirken ve çıkarımız söz konusu olduğunda da aynı doğruluğu korumalıyız. Bir kazancı kaybetmemek için yalan söylüyorsak, yalnızca inandığımızı söylemekle davranışımız arasındaki fark kapanmıyor. İnanç, alışverişteki ve ilişkideki tercihlerimize de yansımalı.
Baskı anında hemen ölçümüzü bırakmamak, isteğimizi gerçekleştirmek için karşıdakine sınırsız bir güç vermemek, sabretmek ve Allah’tan yardım istemek bu çabanın içinde. Kendimizi her zaman yeterli göremeyiz. Zayıf taraflarımız olabilir. Fakat bunları saklamak veya haklı çıkarmak yerine kabul edip doğru yönde çalışabiliriz.
Görünmeyen davranışlarımızı da düşünmek
Kendimizi değerlendirirken çoğu zaman yalnızca dışarıdan görünen işleri sayıyoruz. Şunu yapmadım, buna karışmadım, kimseye açıkça zarar vermedim diyoruz. Fakat içimizde büyüttüğümüz kibir, kin ve haset de ilişkilerimizi etkiliyor. Söylemediğimiz bir düşünce bile bakışımıza ve davranışımıza yön verebilir.
Bir insanla konuşmak istemeyebiliriz; fakat bununla içimizde sürekli nefret beslemek aynı şey değil. Ders, bir ilişkiyi hangi sınırda sürdüreceğimizden ayrı olarak, taşıdığımız kinle de yüzleşmemizi istiyor. İçimde olanı kimse görmüyor diye kendimi bütünüyle doğru sayamam. Allah’a yönelirken kendi kalbimdeki bu meseleleri de saklamadan düşünmeliyim.
Bunu düzeltmek her zaman kolay olmayabilir. Kırgınlık yıllar içinde yerleşmiş olabilir. Bir söz zihnimizde tekrar tekrar dönebilir. Böyle bir durumda dua, düşünme ve davranışımızı değiştirme çabasını birlikte sürdürmek gerekiyor. Bir anda bütün duygularımızın değişmesini beklemek yerine, öfkenin bizi her seferinde aynı yanlış davranışa götürmesini fark edebiliriz.
Kur’an’a zaman ve dikkat ayırmak
Bir kitabı, diziyi veya ilgimizi çeken bir konuyu takip ederken uzun saatler ayırabiliyoruz. Fakat kendi davranışımızı sorgulayan bir öğütle karşılaşınca çabuk sıkılabiliyoruz. Ders içinde bu fark üzerinde duruluyor. İnsanın neye dikkat ayırdığı, neyi önemli gördüğünü de gösteriyor.
Kur’an’ı anlamaya çalışmak, sadece bir süre dinleyip geçmek değildir. Bir ayet üzerinde tekrar düşünmek, sorular sormak ve kendi hayatındaki karşılığını aramak emek ister. İlk başta zorlandığımız bir konuda zamanla daha çok bağ kurabiliriz. Öğrendiğimizi uygulamaya çalıştıkça, yalnızca bilgi toplamadığımızı da fark ederiz.
Bir ayeti okuduğumuzda hemen başkasını düşünmekten kaçınmalıyız. Gören gözlerden ama fark edilmeyen gerçeklerden söz edildiğinde, kendi görmediğim yere de bakmalıyım. Hangi konuyu işime gelmediği için geçiştiriyorum? Kendi alışkanlığımı eleştirmemek için hangi açıklamaya sığınıyorum? Bu sorular öğüdü kendi hayatımıza taşır.
Korkunun içinde çözüm aramak
Sürekli olumsuz haberlerle karşılaşmak insanı yorabilir. Her yeni haber, bir sonraki felaketin beklentisine dönüşebilir. Dersin önemli sorularından biri, korkuyu tekrarlamak yerine nasıl bir çıkış aradığımızdır. Sadece ne olacağından söz etmek, bugün ne yapabileceğimizi görmemizi sağlamaz.
Kendi davranışımızda düzeltebileceğimiz alanlara bakmak daha somut bir sorumluluk oluşturur. Bir haksızlığı bırakmak, birine verdiğimiz sözü yerine getirmek, israfı azaltmak veya yakınımızın ihtiyacını görmek elimizdeki adımlardan olabilir. Geleceğin tamamını yönetememek, bugünkü bütün sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz.
Korku karşısında insanları ve imkânları birbirine düşman görmek yerine, güvenilir ilişkileri ve dayanışmayı korumak da önemlidir. Birinin bilgisine başvurabilir, bir dostumuzdan destek isteyebiliriz. Bunu yaparken kalbimizin bütün dayanağını tek bir kişiye veya eşyaya bağlamamaya çalışırız. Yardımlaşma, teslimiyet düşüncesiyle çelişen bir şey olarak görülmemeli.
İhtiyaç söylenmeden görebilmek
Dersin sonunda eski komşuluk ve akrabalık ilişkileri üzerinden dayanışma anlatılıyor. Bir kişi evlendiğinde, bir aile zorlandığında veya birinin ihtiyacı olduğunda çevresindekilerin harekete geçmesi hatırlatılıyor. Yardım almak için insanın defalarca istemek zorunda kalmaması, karşısındakilerin ihtiyacı fark etmesi önemli.
Bugün birbirimizden uzaklaştığımızda kimin ne yaşadığını bilemeyebiliyoruz. Aynı mahallede oturmak veya telefonda kayıtlı olmak, gerçek bir ilişki kurduğumuz anlamına gelmiyor. Bir yakınımızın hastalığını, işindeki güçlüğü veya evindeki ihtiyacı bilmeden kendi hayatımıza kapanabiliyoruz. Sonra ihtiyaç büyüdüğünde neden daha önce haberimiz olmadığını soruyoruz.
Teknolojiyle iletişim kolaylaşmış olsa da ilgi göstermek yine bizim tercihimiz. Birini aramak, ziyaret etmek, dinlemek ve ihtiyacını önemsemek emek istiyor. Araçların varlığı bu emeğin yerini kendiliğinden doldurmuyor. Yakınlaşmak için kullanabileceğimiz bir imkânın içinde birbirimizi daha az duyuyorsak, kullanımımızı yeniden düşünmeliyiz.
Yardımı karşılıklı bir hesap listesine dönüştürmemek de gerekiyor. Ben ona ne verdim, o bana ne verecek diye sürekli ölçtüğümüzde, ihtiyacın kendisi geri planda kalabiliyor. Paylaşmanın amacı yalnızca ileride aynı miktarı geri almak olmamalı. İmkânımız ölçüsünde bir yükü hafifletmek, ilişkideki güveni ve merhameti de güçlendirir.
Rabbim, bize gerçek ihtiyacımızı görmeyi nasip et. İnsanları ve eşyaları güçlerinin ötesinde bir yere koymaktan koru. Verdiğin imkânları doğru kullanmayı, yakınlarımızın ihtiyacını fark etmeyi ve güvenilir bir insan olmayı öğret. Kibrimizden, kinimizden ve aşırı isteklerimizden sana sığınıyoruz. Bizi doğruyu anlayan ve hayatında uygulamaya çalışan kullarından eyle.
