Allah’tan Başkasına Kulluk Etmemek
Allah’tan Başkasına Kulluk Etmemek
Bismillahirrahmanirrahim.
Kardeşlerim…
Bugün Yusuf Suresi’ndeki çok önemli bir bölüm üzerinden, Allah’ın birliği, kulluk, sınırlar, mizan ve insanın dünyalık şeyleri nasıl ilahlaştırdığı üzerinde duracağız.
Hz. Yusuf’la beraber zindana iki genç giriyor. Gençlerden biri:
“Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm.”
Diğeri ise:
“Ben de başımın üzerinde kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm.”
diyor.
Ardından Hz. Yusuf’a:
“Bize bu rüyaların yorumunu haber ver. Biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz.”
diye sesleniyorlar.
Fakat Hz. Yusuf hemen rüyaları yorumlamıyor. Önce onlara hakikati anlatıyor:
“Size verilecek yemek gelmeden önce onun ne olduğunu size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Ben Allah’a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir toplumun yolunu terk ettim. Atalarım İbrahim, İshak ve Yakup’un yoluna uydum. Bizim Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız söz konusu olamaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara bir lütfudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler.”
Hz. Yusuf burada elde ettiği ilmin kendisine ait olmadığını söylüyor:
“Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir.”
Yani:
“Ben kendi başıma bilmedim. Bu bilgi bana Allah tarafından öğretildi.”
diyor.
İlim sahibi insan, ilmi kendisine mal etmez. “Ben biliyorum, ben buldum, ben yaptım.” demez. İlmin gerçek sahibinin Allah olduğunu bilir.
Hz. İbrahim’in Düşünmesi
Hz. İbrahim gökyüzüne, Güneş’e, Ay’a ve yıldızlara baktı. Bunların doğduğunu, battığını ve sınırlarının olduğunu gördü.
Şunu düşündü:
“Gördüğüm bu varlıkların tamamı sınırlıysa bunları kapsayan, bunlardan üstün, başlangıcı ve sonu olmayan bir yaratıcının bulunması gerekir.”
Güneş büyüktür ama sınırlıdır.
Ay büyüktür ama sınırlıdır.
Dünya büyüktür ama sınırlıdır.
İnsan sınırlıdır.
İnsanın gücü, ömrü, bilgisi, bedeni ve imkânları sınırlıdır.
Fakat Allah sınırsızdır.
Allah’ın başlangıcı ve sonu yoktur. Allah yaratılmış değildir. Her şeyi kapsayan, her şeyi bilen ve her şeye güç yetiren yalnızca O’dur.
Sınırsız olan iki tane olamaz. Çünkü iki varlıktan söz ediyorsak biri diğerinin olmadığı yerde sınırlanmış olur. Bu nedenle Allah birdir, tektir, eşsizdir.
O, Ehad’dır.
Ondan başka sınırsız güç sahibi, sınırsız ilim sahibi ve yoktan yaratan bir varlık bulunamaz.
İnsan Neden Allah’ı Düşünmüyor?
Aslında insanın yaratılışında Allah’ı arama ve hakikati sorgulama kabiliyeti vardır.
Bir çocuk bile şu soruları sorabilir:
“Ben neden varım?”
“Beni kim yarattı?”
“Dünya nasıl oluştu?”
“Ölünce ne olacak?”
Bu sorular insanın fıtratında vardır. Fakat bu bilgiye ulaşmak için düşünmek, araştırmak, emek vermek ve bedel ödemek gerekir.
Biz ne yapıyoruz?
Rızkımızı düşünüyoruz.
Paramızı düşünüyoruz.
İşimizi düşünüyoruz.
Eşimizi düşünüyoruz.
Çocuğumuzu düşünüyoruz.
Evimizi, arabamızı ve geleceğimizi düşünüyoruz.
Fakat Allah’ı yeterince düşünmüyoruz.
İnsan neyi sürekli düşünürse zamanla onu büyütür. Onu hayatının merkezine yerleştirir. Bir süre sonra ona aşırı bir değer yükler.
Böylece geçici ve sınırlı olan şey, insanın zihninde ilahlaşmaya başlar.
Dünyalık Şeyler Nasıl İlahlaştırılır?
Bir insan şöyle diyebilir:
“Bu hayatta tek derdim bir ev sahibi olmak.”
“Bir ev alırsam bütün sorunlarım bitecek.”
Bir başkası:
“Bir evlenirsem huzura kavuşacağım.”
Bir diğeri:
“Şu kadar para kazanırsam artık hiçbir sorunum kalmayacak.”
diyebilir.
İşte tehlike burada başlar.
Ev ihtiyaçtır. Fakat hayatın tek amacı hâline getirilirse ilahlaştırılır.
Evlilik güzeldir. Fakat insan bütün huzurunu eşine bağlarsa eşini ilahlaştırır.
Çocuk nimettir. Fakat hayatın merkezine Allah’ın önüne geçirilirse çocuk ilahlaştırılır.
Para gereklidir. Fakat güvenin, huzurun ve geleceğin tek kaynağı olarak görülürse para ilahlaştırılır.
İnsan ağzıyla:
“Benim Rabbim Allah’tır.”
diyebilir.
Fakat amellerine baktığımızda bütün gün para için koşturuyor, para için yalan söylüyor, faiz alıyor, kul hakkına giriyor ve namazında bile parasını düşünüyorsa gerçekte neye kulluk etmektedir?
Kulluk yalnızca secde etmek değildir.
Bir şeyin emirlerine göre yaşamak, bütün zamanını ona ayırmak, onun uğruna sınırlarını çiğnemek ve onsuz yaşayamayacağını düşünmek de bir kulluk biçimidir.
Mizanı Bozmak
Mizan, denge ve ölçü demektir.
Hayatımızdaki her şeyin bir sınırı olmalıdır.
Eşimizin bir sınırı vardır.
Çocuğumuzun bir sınırı vardır.
İşimizin bir sınırı vardır.
Paranın bir sınırı vardır.
Akrabalarımızın bir sınırı vardır.
İnsan bir konuda aşırılaştığında mizan bozulur.
Sınırları olmayan bir evi düşünün. Kapısı yok, penceresi yok, duvarı yok. Herkes istediği zaman girip yatak odasına kadar ilerleyebiliyor.
Böyle bir evde huzur olabilir mi?
İnsanın hayatında da sınırlar kalkarsa huzur bozulur.
Bir kişi eşine aşırı bağlanır, her şeyini onun üzerine kurar ve sürekli taviz verirse bir süre sonra eşi ona zulmetmeye başlayabilir.
Çocuğuna sınır koymayan anne ve baba, yıllar sonra çocuğunun nankörlüğünden şikâyet edebilir.
Müşterisini kaybetmemek için bütün kurallarından vazgeçen bir iş insanı, sonunda müşterisinin baskısı altında kalabilir.
Çünkü insan kendi eliyle mizanı bozmuştur.
Para Neden İnsana Zulmeder?
Toplum olarak parayı sürekli düşündüğümüzde, parayı hayatın merkezine yerleştirdiğimizde para ilahlaşmaya başlar.
“Nasıl daha fazla kazanırım?”
“Param değer kaybeder mi?”
“Dolar yükselir mi?”
“Ev fiyatları artar mı?”
“Malımı nasıl çoğaltırım?”
İnsan sürekli bunları düşündüğünde paranın kulu hâline gelir.
Sonra parası olanlar, mülk sahipleri veya ekonomik gücü elinde bulunduranlar insanlara zulmetmeye başlar.
İnsan:
“Bunlar neden başımıza geliyor?”
diye sorar.
Çünkü insan parayı Allah’ın verdiği bir araç olmaktan çıkarıp hayatının efendisi hâline getirmiştir.
Para ihtiyaçtır ama Rab değildir.
İş ihtiyaçtır ama Rab değildir.
Eş ihtiyaçtır ama Rab değildir.
Çocuk nimettir ama Rab değildir.
Hiçbir yaratılmış insanın Rabb’i olamaz.
Kur’an Büyük Bir İkramdır
Hz. Yusuf:
“Bu, Allah’ın bize ve insanlara bir lütfudur. Fakat insanların çoğu şükretmez.”
diyor.
Allah bize kitap göndermek zorunda değildi.
Peygamberler göndermek zorunda değildi.
Bizi uyarmak, doğruyu ve yanlışı açıklamak zorunda değildi.
Fakat Allah rahmetiyle bize ayetlerini gönderdi. Doğru yolu, yanlış yolu, cenneti, cehennemi, kulluğu ve hayatın sınırlarını açıkladı.
Kur’an’ın evimizde bulunması büyük bir nimettir.
Fakat Kur’an’ı sadece rafta tutmak şükür değildir.
Okumak gerekir.
Anlamak gerekir.
Düşünmek gerekir.
Hayata uygulamak gerekir.
Bir insanın önüne tıp kitabı koyup bir sayfa okuduktan sonra:
“Artık doktor oldum.”
demesi nasıl mümkün değilse Kur’an’dan bir ayet okuyup bütün dini öğrendiğini düşünmesi de mümkün değildir.
İlim bedel ister.
Zaman ister.
Emek ister.
Düşünmek ister.
İlahlar Ayrı Ayrı mı Daha Hayırlıdır?
Hz. Yusuf zindandaki arkadaşlarına soruyor:
“Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok rab mi daha hayırlıdır, yoksa her şeye üstün gelen tek Allah mı?”
Bugün bu soruyu kendimize sormamız gerekiyor.
Bizi yöneten kaç tane rab var?
Para bir tarafa çekiyor.
Eşimiz başka bir tarafa çekiyor.
Çocuğumuz başka bir tarafa çekiyor.
Patronumuz başka bir tarafa çekiyor.
Toplum başka bir şey istiyor.
Nefsimiz başka bir şey istiyor.
İnsan bunların hepsini memnun etmeye çalışırsa parçalanır.
Herkese kul olmaya çalışan insan huzur bulamaz.
Fakat insan yalnızca Allah’a kul olduğunda bütün bu sahte ilahların baskısından kurtulur.
“Ben Allah’ın emrine göre yaşayacağım. Eşime de, çocuğuma da, işime de, paraya da Allah’ın koyduğu ölçü kadar değer vereceğim.”
dediğinde mizan kurulur.
Atalarımızın Adlandırdığı Şeyler
Hz. Yusuf şöyle devam ediyor:
“Sizin Allah’tan başka kulluk ettikleriniz, sizin ve atalarınızın verdiği birtakım isimlerden ibarettir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir.”
Atalarımız bize ne öğretmiş olabilir?
“Mutlaka evin olacak.”
“Mutlaka arazin olacak.”
“Çok para kazanmazsan değerli değilsin.”
“Çocuğun şu okulu kazanmazsa başarısızsın.”
“Şu makamda değilsen adam değilsin.”
İnsan bunları sorgulamadan kabul ederse atalarının oluşturduğu sahte değerlerin kulu olabilir.
Elbette çalışacağız.
Ev de alabiliriz.
Arazi de alabiliriz.
Para da kazanabiliriz.
Çocuğumuzun eğitimini de önemseyebiliriz.
Fakat bunların hiçbirisi Allah’ın önüne geçemez.
İnsan namazında bile aldığı araziyi düşünüyorsa, geceleri döviz fiyatları yüzünden uyuyamıyorsa, borsaya bakmaktan çocuğunun yüzünü göremiyorsa burada mizan bozulmuştur.
Hüküm Yalnızca Allah’ındır
Hz. Yusuf’un söylediği en temel hakikat şudur:
“Hüküm yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmez.”
Hüküm yalnızca Allah’ındır.
İnsan çalışır ama sonuca hükmedemez.
Plan yapar ama yarını garanti edemez.
Tedavi olur ama şifaya hükmedemez.
Evlenir ama evliliğin devamına hükmedemez.
Çocuk sahibi olur ama onun nasıl bir insan olacağına hükmedemez.
Bizim görevimiz emek vermektir.
Çalışmaktır.
Tedbir almaktır.
Doğru olanı yapmaktır.
Sonuç üzerindeki hüküm Allah’a aittir.
İnsan bunu kabul ettiğinde teslimiyet başlar.
İnsanların Çoğu Neden Bilmiyor?
Çünkü insanlar Kur’an’a verdikleri emekten çok daha fazlasını dünyalık işlerine veriyor.
Bir proje için haftalarca çalışıyoruz.
Bir iş görüşmesi için günlerce hazırlanıyoruz.
Bir ev almak için aylarca araştırıyoruz.
Fakat her gün okuduğumuz Fatiha’nın anlamını bilmiyoruz.
Çocuğumuz için ödediğimiz bedelin yüzde birini Kur’an’ı öğrenmek için ödemiyoruz.
Sonra da bilmediğimiz bir dini biliyormuş gibi yaşamaya çalışıyoruz.
Kardeşlerim…
Mesele ne kadar mala sahip olduğumuz değildir.
Mesele, sahip olduğumuz şeylerin bizi yönetip yönetmediğidir.
Kur’an ilmine sahip değilsek sahip olduğumuz eş, çocuk, para, makam ve mal bize nimet olmak yerine zalim olabilir.
Çünkü ölçüsünü bilmediğimiz şeyin esiri oluruz.
Bugün kendimize şu soruları soralım:
Ben en çok neyi düşünüyorum?
En çok neyi kaybetmekten korkuyorum?
Neye ulaşamadığımda hayatımın bittiğini düşünüyorum?
Namazda, duada ve yalnız kaldığımda zihnimi en çok ne meşgul ediyor?
Allah’ın emriyle menfaatim karşı karşıya geldiğinde hangisini tercih ediyorum?
Bu soruların cevabı, gerçekte neye kulluk ettiğimizi gösterecektir.
Rabbim bizleri Allah’tan başkasına kulluk etmeyen, dünyalık nimetlerin sınırını bilen, mizanı koruyan, Kur’an’ı anlayan ve öğrendiği hakikati hayatına uygulayan kullarından eylesin.
Rabbim yanlış ve hatalı sözlerimizi bağışlasın.
Bizi dosdoğru yoluna iletsin.
Çünkü Allah’ın yardımı ve desteği olmadan doğru yolu bulmamız mümkün değildir.
En doğrusunu Allah bilir. fileciteturn0file0
