Tedbir, Teslimiyet ve Mizan

Tedbir, Teslimiyet ve Mizan

Bismillahirrahmanirrahim.

Kardeşlerim…

Bugün Yusuf Suresi üzerinden çok önemli bir konuyu konuşacağız:

İnsan ne kadar çalışmalı, nerede durmalı ve ne zaman Allah’a teslim olmalıdır?

Çünkü hayatımızdaki sorunların önemli bir bölümü bu dengeyi kuramamaktan kaynaklanıyor.

Bir tarafta hiçbir emek vermeden:

“Nasipse olur. Kısmette varsa gelir. Allah dilerse zaten gerçekleşir.”

diyenler var.

Diğer tarafta ise:

“Ben çalışırsam mutlaka olur. Yeterince mücadele edersem istediğim her şeyi elde ederim.”

diyenler var.

Kur’an bize bu iki anlayışın arasında bir mizan, yani ölçü ve denge öğretiyor:

Elinden geleni yapacaksın, gerekli bedeli ödeyeceksin; fakat sonucu Allah’a bırakacaksın.

Hz. Yakup’un Tedbiri

Hz. Yakup, oğulları Bünyamin’i yanlarında götürmek istediklerinde gerekli tedbiri alıyor. Onlardan söz alıyor, dikkatli olmalarını söylüyor ve yapabileceği uyarıları yapıyor.

Fakat ardından şu gerçeği ifade ediyor:

“Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Nihai hüküm yalnızca Allah’a aittir.”

İşte gerçek teslimiyet budur.

Hz. Yakup:

“Nasıl olsa Allah korur.”

diyerek hiçbir tedbir almıyor değildir.

Aynı şekilde:

“Ben gerekli tedbiri aldım, artık kesinlikle hiçbir şey olmaz.”

da demiyor.

Tedbirini alıyor, görevini yapıyor; fakat kendisini sonuç üzerinde mutlak hâkim görmüyor.

Çünkü insanın iradesi vardır ama sınırlıdır. Allah’ın iradesi ise mutlak ve sınırsızdır.

İnsana iradeyi veren de Allah’tır. Bu nedenle insanın iradesiyle Allah’ın iradesi birbirinin düşmanı değildir. İnsan tercih eder, çalışır, çabalar ve birtakım sonuçlar oluşturur. Fakat nihai hüküm Allah’a aittir.

İki Yanlış Uç

İnsanlar genellikle iki uçtan birine savruluyor.

Birinci insan şöyle diyor:

“Her şey Allah’tan. Benim yapacağım bir şey yok.”

Bu kişi emeği, gayreti, bedeli ve sorumluluğu reddediyor.

İkinci insan ise şöyle diyor:

“Her şeyi ben yaptım. Ben çalıştım, ben kazandım, ben başardım.”

Bu kişi de Allah’a teslimiyeti reddediyor.

Doğru olan şudur:

Ben çalışacağım, çabalayacağım, gerekli bedeli ödeyeceğim; fakat gücümü, imkânımı ve başarıyı verenin Allah olduğunu bileceğim. Sonuç istediğim gibi olmadığında da Rabbime teslim olacağım.

Çünkü her çalışma istediğimiz sonucu doğurmayabilir. Bazen çok emek veririz ama olmaz. Bazen de istediğimiz şey gerçekleşir; fakat sonradan bize büyük bir yük ve sıkıntı olur.

Demek ki yalnızca bir şeyi elde etmek önemli değildir. O şeyin bizim için hayırlı olması da önemlidir.

Aşırı İstek Mizanı Bozar

İnsan bir şeyi aşırı istediğinde işaretleri göremez.

Evlenmek ister; karşı tarafın ve ailesinin açıkça istemediğini gördüğü hâlde zorlamaya devam eder.

Bir işi almak ister; müşterinin kendisiyle çalışmak istemediğini bildiği hâlde ısrar eder.

Çocuğunun belirli bir mesleği seçmesini ister; çocuğun kabiliyetini, isteğini ve sınırlarını görmez.

Şirketini büyütmek ister; ailesini, sağlığını, ibadetlerini ve bütün ilişkilerini ihmal eder.

Burada istek artık normal bir istek olmaktan çıkar ve insanın bilincini kapatır.

İnsan şöyle düşünür:

“Bu mutlaka olacak.”

“Bu insan mutlaka benimle evlenecek.”

“Bu müşteri mutlaka benimle çalışacak.”

“Çocuğum mutlaka benim istediğim gibi olacak.”

“Şirketim mutlaka büyüyecek.”

İşte “mutlaka” dediğimiz yerde tehlike başlar. Çünkü insan kendisini sonucun sahibi görmeye başlamıştır.

Oysa mümin şöyle der:

“Ben üzerime düşeni yaparım. Hayırlıysa Rabbim nasip eder. Hayırlı değilse zorlamam.”

İşareti Görmek

Hayatta önümüze çıkan her zorluk “hemen vazgeç” anlamına gelmez. Çünkü hedefe ulaşmak için emek, sabır ve mücadele gerekir.

Fakat her engel de “daha çok zorla” anlamına gelmez.

Burada ilim, akıl ve mizan gerekir.

Bir işte:

  • Haram işlemeye başlıyorsak,
  • Başkasının hakkına giriyorsak,
  • Kendi sınırlarımızı çiğniyorsak,
  • Ailemizi ve sorumluluklarımızı yok sayıyorsak,
  • Sürekli taviz veriyorsak,
  • Karşımızdaki insanın açık iradesini görmezden geliyorsak,

orada durup düşünmemiz gerekir.

Bazen karşımıza çıkan engel, Rabbimizin bize:

“Bu yolda aşırıya gidiyorsun.”

uyarısı olabilir.

Mücadele etmek başka, zorlamak başkadır.

Bedel ödemek başka, kendine zulmetmek başkadır.

Sabretmek başka, yanlışta ısrar etmek başkadır.

Teslim olmak da hiçbir şey yapmadan oturmak değildir. Teslimiyet, elimizden geleni yaptıktan sonra sonucu zorlamamaktır.

Yusuf’un Arzusu ve Allah’ın Planı

Hz. Yusuf kardeşi Bünyamin’in yanında kalmasını istiyor. Bu insani ve dünyalık bir istektir. Kardeşine kavuşmayı arzulaması son derece doğaldır.

Fakat o dönemin hukukuna göre kardeşini yanında tutması kolay değildir. Yusuf kendi keyfine göre hareket etmiyor, haksızlık yapmıyor ve kralın düzenini şahsi isteği için kullanmıyor.

Sonra olaylar birbiri ardına gelişiyor ve Allah şöyle bildiriyor:

“İşte Yusuf için böyle bir plan düzenledik.”

Burada önemli bir hakikat görüyoruz:

Hz. Yusuf bir arzu taşıyor; fakat bu arzuyu haksızlıkla, zorbalıkla veya haramla gerçekleştirmiyor. Rabbine teslim oluyor. Allah da sebepleri bir araya getirerek onun arzusunu uygun ve hayırlı bir şekilde gerçekleştiriyor.

Demek ki insan Allah’a teslim olduğunda, Allah onun göremediği sebepleri oluşturabilir.

Biz çoğu zaman yalnızca önümüzdeki bir kapıyı görüyoruz. Allah ise bütün kapıları, bütün yolları ve bütün sonuçları biliyor.

İstediğimiz Şey Neden Bize Yük Oluyor?

İnsan meslek sahibi olmak ister. Yıllarca çalışır, okur ve o mesleği kazanır. Sonra mesleği ona huzur değil, büyük bir yük getirir.

İnsan evlenmek ister. Çok uğraşır, mücadele eder ve evlenir. Sonra:

“Keşke evlenmeseydim.”

demeye başlar.

Çocuk sahibi olmak ister. Çocuğu olur ama çocuğuna doğru eğitim, zaman ve emek vermez. Sonra çocuk onun en büyük sıkıntısı olur.

İş kurar, para kazanmak ister. Kurduğu iş kendisini özgürleştirecekken bütün hayatını esir alır.

Buradaki sorun meslek, evlilik, çocuk veya para değildir.

Sorun insanın, istediği şeyi Allah’tan bağımsız düşünmesidir.

Bir şeyi çok istemek onu bizim için hayırlı hâle getirmez.

Bir şeye çok emek vermek de onun mutlaka gerçekleşmesi gerektiği anlamına gelmez.

Biz sonucu hak ettiğimizi düşünebiliriz ama neyin bizim için gerçek hayır olduğunu Allah bilir.

İlişkilerde de Zorlama Olmaz

İnsanları zorla değiştiremeyiz.

Bir çocuk namaz kılmak istemiyorsa ona namazı anlatırız, örnek oluruz, eğitim veririz ve doğru ortamı hazırlarız. Fakat dayakla, tehditle ve baskıyla yaptırılan ibadet gerçek bir iman oluşturmaz.

Evlilikte de ticarette de arkadaşlıkta da aynı kural geçerlidir.

Karşımızdaki insanın iradesini yok sayarak kurduğumuz ilişki, sağlıklı bir ilişki değildir.

Allah insana irade vermiştir. Biz Allah’ın verdiği iradeyi zorbalıkla ortadan kaldırmaya çalışamayız.

Görevimiz anlatmak, uyarmak, örnek olmak ve doğru sınırları koymaktır.

Bireysel Bozulmadan Toplumsal Bozulmaya

İnsan bireysel hayatında mizanı kaybettiğinde toplum da mizanını kaybeder.

Önce küçük yanlışlar normalleşir.

Faiz sıradanlaşır.

Kumar eğlence gibi gösterilir.

Zina özgürlük olarak sunulur.

Kul hakkı ticari zekâ zannedilir.

Çıplaklık ve teşhircilik olağan hâle gelir.

Hak batıl, batıl da hak gibi gösterilmeye başlanır.

İnsanlar menfaatlerine dokunmadığı sürece yanlışlara ses çıkarmaz. Çünkü bedel ödemek istemezler.

Oysa önceki nesiller yalnızca kendi rahatlarını düşünmediler. İnandıkları değerler, aileleri, çocukları ve gelecek nesiller için mücadele ettiler.

Bugün bizim mücadelemiz de ilimle, bilgiyle, ahlakla, teknolojiyle ve doğru örnek olmakla gerçekleşmelidir.

Artık yalnızca konuşmak yetmez. Kur’an’ın emirlerini hayata geçirmek gerekir.

Amelsiz Bilginin Faydası Yoktur

Kur’an okumak büyük bir nimettir. Fakat okunan ayet davranışlarımıza geçmiyorsa bilgi yalnızca zihinde kalır.

Teslimiyeti konuşmak kolaydır.

Asıl teslimiyet:

  • Çok istediğimiz bir şey olmadığında,
  • Hakkımızı kaybettiğimizi düşündüğümüzde,
  • İşimiz bozulduğunda,
  • Paramız azaldığında,
  • İnsanlar bizi terk ettiğinde,
  • Planlarımız gerçekleşmediğinde ortaya çıkar.

O zaman insanın gerçek imanı ve teslimiyeti belli olur.

“Rabbime teslim oldum.”

demek kolaydır.

Fakat teslimiyet, insanın en çok istediği şeyle imtihan edildiği anda ortaya çıkar.

Sonuç

Kardeşlerim…

Hayatın her alanında şu dengeyi kurmamız gerekiyor:

Tedbir alacağız ama tedbiri ilahlaştırmayacağız.

Çalışacağız ama kendimizi sonucun sahibi görmeyeceğiz.

İsteyeceğiz ama aşırılaşmayacağız.

Mücadele edeceğiz ama harama girmeyeceğiz.

İşaretleri göreceğiz ama her zorlukta da hemen vazgeçmeyeceğiz.

Elimizden geleni yaptıktan sonra Rabbimize teslim olacağız.

Hz. Yakup’un tavrı bize bunu öğretir:

“Ben üzerime düşeni yaparım ama Allah’ın hükmüne engel olamam.”

Hz. Yusuf’un hayatı da bize şunu öğretir:

İnsan Rabbine teslim olur, sınırları aşmaz ve doğru yolda sabrederse Allah onun göremediği sebepleri bir araya getirir.

Bizim görevimiz sonucu zorlamak değil, doğru olanı yapmaktır.

Çünkü hüküm Allah’ındır.

Hayır Allah’ın elindedir.

Bizim için neyin hayırlı olduğunu en iyi bilen de Rabbimizdir.

Rabbim bizlere çalışmakla teslimiyet, istekle ihtiyaç, mücadeleyle zorlama ve sabırla yanlışta ısrar arasındaki farkı görebilecek bir bilinç nasip etsin.

Bizi mizanı koruyan, sınırlarını bilen, emeğini veren ve sonucunu Allah’a teslim eden kullarından eylesin.

Sadakallahülazim.

En doğrusunu Allah bilir. fileciteturn0file0

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir