Nimetleri Hatırlıyor muyuz? Sıkıntı, Şükür ve Salih Amel

25 Ekim 2024

Hayat yolunda giderken alıştığımız birçok nimeti fark etmeyebiliriz. Sabah kalkar, işlerimize yönelir ve ertesi günün planını yaparız. Bir güçlükle karşılaşınca ise durur, yardım ister ve daha önce sıradan gördüğümüz şeylerin değerini düşünmeye başlarız. Rahatça konuşabilmek, bir yakınımızla oturabilmek veya günlük işimizi yapabilmek bile o zaman başka bir anlam kazanır. Nahl suresinde bize ulaşan nimetlerin Allah’tan olduğu ve bir zarar dokunduğunda O’na yöneldiğimiz hatırlatılır. Bu hatırlatma, yalnızca sıkıntılı günlerimizi değerlendirmek için değildir. Rahatladığımızda nasıl yaşadığımıza da bakmamızı ister. İhtiyacımız olduğunda hatırladığımız şükrü, işlerimiz düzeldiğinde sürdürebiliyor muyuz? Bugün bu sorunun üzerinde duralım. İnancımızın günlük hayatımızda nasıl bir süreklilik kazandığını düşünelim.

Bir nimet bize alışılmış görünebilir; bu, onun değersiz olduğu anlamına gelmez. Elimizdeki imkânların bir kısmı kendi emeğimizle gelişir, bir kısmı da bizim oluşturmadığımız şartlarla mümkün olur. Çalışırız; fakat çalışabilmemizi sağlayan bütün koşulları kendimiz var etmeyiz. Öğreniriz; ama öğrenmemize katkı veren insanları ve imkânları da düşünmemiz gerekir. Şükür, bu bütünlüğü fark etmemize yardımcı olabilir. Emeğimizi inkâr etmeden kendimizi her şeyin tek kaynağı saymaktan uzaklaşırız. Başarıya sevinebilir, aynı zamanda tevazumuzu koruyabiliriz. Bize sunulan imkânı başkasının eksikliğini küçümsemek için kullanmayız. Elimizdekini nasıl değerlendirdiğimiz sorusu burada önem kazanır. Nimetin farkına varmak, onunla daha sorumlu bir ilişki kurmamıza vesile olmalıdır.

Nefsimiz çoğu zaman kolaylığı ve hemen karşılık almayı ister. Yorulmak, beklemek veya bir işi yeniden yapmak hoşumuza gitmeyebilir. Oysa günlük hayatımız her zaman aynı rahatlıkla ilerlemez. İşimizde ne kadar deneyimli olursak olalım bazen beklenmedik bir sorun çıkar. Bir anlaşmazlık yaşanır, bir iş gecikir veya açıklığa kavuşturulması gereken bir konu belirir. Böyle bir durumun ortaya çıkması, bütün hayatımızın yanlış olduğunu göstermez. Önce gerçekte ne olduğunu anlamaya çalışabiliriz. Hangi bilgi eksik? Kim ne bekliyor? Bizim sorumluluğumuz nerede başlıyor? Sorunu adlandırmak, onun etrafında büyüyen belirsizliği azaltabilir. Her güçlüğü kendimize karşı kurulmuş bir engel gibi görmeden, çözüm için hangi adımı atabileceğimizi düşünelim. Sakin bir değerlendirme, tepki vermeden önce alan açar.

Bazen sorunla ilgili ilk bilgiyi aldığımız anda hemen cevap vermek isteriz. Bilmediğimiz bir ayrıntı hakkında bile kesin konuşuruz. Oysa her soruya o anda cevap vermek zorunda değiliz. Anlamadığımızda sorabilir, araştırabilir veya düşünmek için zaman isteyebiliriz. Bir söylentiyi duyduğumuzda doğruluğunu öğrenmeden karar vermeyelim. Birinin sözünü kendimize karşı yorumladığımızda gerçekten ne demek istediğini açıklığa kavuşturabiliriz. Susmak veya beklemek her durumda ilgisizlik değildir; bazen daha doğru bir değerlendirmeye hazırlanmanın yoludur. Önemli olan, gerekli bir sorumluluğu süresiz ertelememektir. Aceleyle verilmiş bir hüküm, küçük bir anlaşmazlığı büyütebilir. Düşünme payı bırakmak ise kendi bilgisinin sınırını tanıyan bir davranıştır. Bunu zayıflık saymadan uygulayabiliriz.

İncindiğimizde ise başka bir güçlükle karşılaşırız. Yaşananın haksızlık olduğunu düşünüyor ve bunun kabul edilmesini istiyor olabiliriz. Bu istek anlaşılırdır. Fakat haklı olduğumuzu anlatma çabası, zamanla bütün günümüzü kaplayan bir döngüye dönüşebilir. Aynı konuşmayı tekrar tekrar zihnimizde kurar, farklı cevaplar düşünür ve bugün yapabileceğimiz işleri erteleriz. Acımızı yok saymadan bu döngünün bize etkisine bakabiliriz. Hakkımızı aramak için hangi yollar var? Hangi destek bize yardımcı olabilir? Konuyu günün her anında düşünmek gerçekten çözüm getiriyor mu? Bu sorular, uğradığımız haksızlığı küçültmez. Bugünkü hayatımızı da korumaya çalışmamızı sağlar. Başkasının yanlışının sorumluluğunu üstlenmeden kendi iyiliğimiz için adım atabiliriz. Kendimize toparlanma alanı tanımak önemlidir.

Hayatımızdaki alanlar birbirini etkiler. İşteki bir kaygı evdeki konuşmamıza yansıyabilir; aile içindeki bir anlaşmazlık da işimize ayırdığımız dikkati azaltabilir. Bu bağlantıyı görmek, her sorunun bütün hayatımızı belirlemesine izin vermemek için yararlıdır. Bir alanda zorlandığımızda diğer bütün alanların da bozulduğunu varsaymayalım. Hangi şeyin yolunda olduğunu, neyi koruyabildiğimizi ve nerede desteğe ihtiyaç duyduğumuzu ayıralım. Bütün yükleri tek bir başlıkta topladığımızda hareket etmek zorlaşabilir. Bir konuyu somutlaştırmak ise başlangıç noktası verir. Her insanın taşıyabileceği yük farklıdır. Kendi gücümüzü başkasıyla kıyaslayıp küçümsemek yerine şartlarımızı anlamaya çalışalım. Yardım istemek ve görev paylaşmak da sorumluluk almanın bir parçasıdır. Her şeyi tek başımıza taşımamız gerekmez.

Bir meslekte başarılı olmak da bütün ilişkilerimizin kendiliğinden iyi yürümesini sağlamaz. İşimizde gösterdiğimiz özeni, sevdiklerimizi dinlemek için de göstermemiz gerekebilir. Yakınlarımızın ihtiyaçlarını yalnızca maddi imkânlarla karşılayabileceğimizi düşünmeyelim. Bazen zaman, açıklık ve karşılıklı sorumluluk gerekir. Çocuğumuzun her talebini yerine getirmek yerine onunla neye ihtiyaç duyduğunu konuşabiliriz. Kendi emeğimizi de onun yaşına uygun katkısını da önemseyebiliriz. Sevgimiz, yalnızca aldığımız şeylerle anlatılmak zorunda değildir. Birlikte vakit geçirmek, sözünü dinlemek ve tutarlı davranmak da yakınlığın içindedir. Sorun çıktığında bütün suçu tek bir kişiye yüklemeden ilişkimizi değerlendirelim. Ne yaşandığını anlamak, her tarafın kendi payına bakabilmesiyle kolaylaşabilir. Açık bir konuşma, ertelenen birçok varsayımı görünür kılar.

Şükürle sorumluluk arasındaki bağ da burada belirginleşir. Bir insanı bize verilmiş bir emanet gibi gördüğümüzde onu sahip olduğumuz bir eşya gibi yönetmeye çalışmayız. Onun hakkını, güvenliğini ve iradesini gözetiriz. Yanlış gördüğümüz bir davranış varsa saygıyla konuşabiliriz. Kendimizin de yanılabileceğini bilerek sorabiliriz. Yakınlık, her şeye onay vermemizi gerektirmez; fakat itirazımız da karşımızdakinin onurunu zedelemek zorunda değildir. Kendi rahatımız bozulmasın diye bir meseleyi sürekli erteleyip ertelemediğimize bakalım. Bazen iyilik, zor bir konuşmayı uygun biçimde yapabilmektir. Söylediğimizin sorumluluğunu taşırken sonucunu bütünüyle yönetemeyeceğimizi de hatırlayalım. Herkesin seçimi kendisine aittir. Biz kendi davranışımızın adaletini ve açıklığını gözetmeye devam edebiliriz.

Sıkıntı anında dua etmek, insanın aczini ve yardım ihtiyacını fark etmesinin içten bir ifadesi olabilir. Bu yönelişi yalnızca güçlüğün hemen bitmesine bağlamayalım. Dua ederken sabır, anlayış ve doğru davranabilme gücü de isteyebiliriz. Bir sorun çözüldüğünde ise neyi öğrendiğimizi düşünelim. O gün önemini fark ettiğimiz insanı daha sonra da arıyor muyuz? Verdiğimiz sözü hatırlıyor muyuz? Şükür için ayırdığımız dikkat, rahatladığımızda kayboluyor mu? Bu sorular bize sürekliliğin yerini gösterir. Allah’la ilişkimizi yalnızca ihtiyacımız olduğunda başvurduğumuz bir imkân gibi görmeden yaşamaya çalışabiliriz. İnanç, rahat günlerimizde de seçimlerimizin içinde yer bulabilir. Bunun karşılığı, kimseye göstermek zorunda olmadığımız küçük ve dürüst davranışlarda da görünür.

Bolluk da darlık da kendi sorularını beraberinde getirebilir. İmkânımız arttığında kendimizi başkasından üstün görmemeye dikkat ederiz. İhtiyacımız olduğunda ise kendi değerimizi sahip olduklarımızla ölçmemeye çalışırız. Birinin zengin olması onun bütün davranışlarının doğru olduğunu göstermez; yoksul olması da kişisel bir kusurun kanıtı değildir. İnsanların şartlarını birkaç cümleyle açıklayamayız. Yaşanan bir hastalığı veya kaybı, dışarıdan bakarak kişinin hatalarının kesin karşılığı gibi yorumlamak da bize düşmez. Bizim görebileceğimiz şey kendi sorumluluğumuz ve katkı verebileceğimiz ihtiyaçtır. Acı yaşayan birinin yanında yargıdan önce merhamet bulunsun. İnancımızı başkasının yükünü artıran bir hükme dönüştürmeden, ona nasıl destek olabileceğimizi düşünelim. Böylece şükür ile merhamet birbirini tamamlar.

Bu bakış, kendimizle yüzleşmemize engel değildir. Hata yaptıysak bunu kabul edebiliriz. Bütün sorumluluğu çevremize yükleyerek değişebileceğimiz alanı görmezden gelmeyelim. Aynı zamanda başımıza gelen her şeyi kendimizden bilerek ezilmeyelim. Hangi davranışımızı seçtiğimizi, hangi şartı seçmediğimizi ayırmak gerekir. Tövbe, kendi yanlışımıza dürüstçe bakmayı ve yeni bir yön aramayı içerir. Kendimizi savunmak için yanlışımızı doğru göstermeye çalışmak, bu yönü bulmamızı zorlaştırabilir. Bir özür dilemek, bir zararı düzeltmenin yolunu araştırmak veya aynı hatanın tekrarını önleyecek bir düzen kurmak mümkün olabilir. Bunu büyük bir sözle bitirmek yerine davranışla sürdürmeye çalışalım. İnsan kusurludur; bu gerçek hem tevazuyu hem düzeltme sorumluluğunu hatırlatır. Umudumuzu kaybetmeden yüzleşebiliriz.

İman ile davranışın ilişkisi de bu nedenle önemlidir. İnandığımızı söylemek, sözümüzün günlük hayattaki karşılığını düşünmeyi gereksiz kılmaz. Güvenilir miyiz? Başkasının hakkını gözetiyor muyuz? Bir kazanç için gerçeği saklıyor muyuz? İnsanları dış görünüşleriyle değerlendirmeden önce bu soruları önemseyelim. Güzel bir anlatım, tek başına güzel bir davranışın garantisi değildir. Kendi hayatımızda da aynı ölçüyü koruyalım. Söylediklerimizin sayısından önce yaptıklarımızın niteliğine bakalım. Salih amel, hayatımızdan ayrı bir başlık olarak kalmasın. İşimizi özenle yapmak, sözümüzü tutmak ve ihtiyacı fark etmek gibi alanlarda görünür olsun. İnanç bize yalnızca kendimizi iyi hissettiren bir kimlik vermekle kalmasın; daha adil ve daha dürüst davranmak için sorumluluk da hatırlatsın.

Destek verirken kendi imkânımızın sınırını da bilmeliyiz. Bir yakınımızın aynı güçlüğü tekrar tekrar yaşaması bizi yorabilir. Böyle bir durumda sadece vermek veya tamamen uzaklaşmak arasında sıkışmak zorunda değiliz. Ne olduğunu konuşabilir, önceki desteğin nasıl kullanıldığını anlayabilir ve başka bir katkı biçimi düşünebiliriz. Yardımın sürdürülebilmesi için kendi sorumluluklarımızı da gözetmemiz gerekir. Bu açıklık, karşımızdakini değersiz görmek değildir. İlişkinin sürekli beklenti ve kırgınlık üretmesini önlemeye çalışmaktır. Bazı durumlarda uzun süreli yardım gerekir; bazı durumlarda kişinin kendi imkânını geliştirmesine destek vermek daha uygundur. Bunu dışarıdan tek bir kalıpla belirlemeyelim. Dinleyerek, ihtiyaçları öğrenerek ve birlikte düşünerek değerlendirelim. Merhamet, gerçeği görmeye engel olmamalı; gerçekçilik de insanın onurunu unutturmamalıdır.

Öğüt aldığımız insanlarla ilişkimizde de düşünme sorumluluğumuzu koruyalım. Birini sevmemiz, söylediği her şeyi incelemeden kabul etmemizi gerektirmez. Yararlı bulduğumuz bir anlatımı dinlerken sorabilir ve anlamadığımız noktayı araştırabiliriz. Bir insanın dış görünüşü veya çevresindeki kalabalık, tek başına güvenilirliğinin ölçüsü değildir. Sözüyle davranışı arasındaki ilişkiye de dikkat edelim. Aynı dikkati kendimiz için de isteyelim. Bizim bilgimizden yararlanan biri soru sorduğunda bunu saygısızlık gibi görmeyelim. Bilmediğimizi kabul etmek, insanlara örnek olma çabamızın bir parçasıdır. İyiliği yaymak isterken kendi ismimizi büyütmek zorunda değiliz. Başkasının faydasını kendi görünürlüğümüzden daha önemli tutabiliriz. Öğrendiğimizin gerçek karşılığı, yalnızca bizi dinleyenlerin sayısında değil, hayatımızda oluşturduğu özen ve doğrulukta aranmalıdır. Bu ölçüyü korumak, hem öğrenirken hem anlatırken daha sorumlu davranmamıza yardımcı olabilir. Ona her gün dikkat edelim.

Bugün şükredebildiğimiz bir nimeti seçelim ve ona nasıl karşılık vereceğimizi düşünelim. Zamanımız varsa kime ayırabiliriz? Bilgimiz varsa kimin işini kolaylaştırabiliriz? Bir hatamızı gördüysek hangi davranışı düzeltebiliriz? Sonra bu düşünceyi küçük bir adımla tamamlayalım. Her sorunun hemen çözülmesini veya her çabamızın takdir görmesini beklemeyelim. Rabbimizden hem sıkıntıda hem rahatlıkta doğruluğu koruyabilmeyi dileyelim. İçimizdeki niyeti, sözümüzdeki açıklığı ve davranışımızdaki tutarlılığı birlikte gözetelim. Nimetleri hatırlamak, geçmişte söylenmiş bir teşekkür cümlesinde kalmasın. Bugünkü ilişkimizi ve seçimimizi daha özenli hâle getirsin. Hayat değişirken şükrümüzün davranıştaki karşılığı sürsün. İnanmanın, yardım istemenin ve sorumluluk almanın birbirini tamamladığını unutmadan yolumuza devam edelim. Küçük ama gerçek iyiliklere bugünden yer açalım.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir