Geçmişe Takılmadan, Gelecekte Kaybolmadan: Kendini Tanımak

22 Ağustos 2024

Bir eşyanın bizim için taşıdığı anlam, yanımızdaki insanın gördüğünden farklı olabilir. Bize eski görünen bir hırka, onun için sevdiği bir dönemin hatırasıdır. Bizim heyecanla beklediğimiz yeni bir tasarım ise ona gereksiz bir değişiklik gibi gelebilir. Böyle karşılaşmalarda hemen haklı olanı aramaya başlarsak birbirimizi anlamakta zorlanırız. Önce aynı şeye neden farklı baktığımızı düşünelim. Bazı anlarda geçmişte yaşadıklarımızı korumak isteriz; bazı anlarda gelecekte mümkün olacak şeylere yöneliriz. Her iki yön de hayatımızda bulunabilir. Mesele, kendimizi ve başkasını değişmez bir kalıba koymak değil, hangi eğilimimizin ne zaman öne çıktığını fark etmektir. Kendimizi tanımak bu dikkatle başlar. Ne yapıyorum, neyi önemsiyorum ve neden böyle tepki veriyorum? Bu sorular, ilişkilerimizi yalnızca karşı tarafın hataları üzerinden açıklamamamıza yardımcı olabilir.

İnsan, büyük işler başarabilen ve karmaşık araçlar geliştirebilen bir varlık. Buna rağmen en yakınındaki insanın ne söylediğini anlamakta zorlanabiliyor. Bir ürünü nasıl geliştireceğimizi uzun uzun düşünürken eşimizle yaşadığımız anlaşmazlığa aynı dikkati göstermeyebiliyoruz. Konuşma becerimizin bulunması, iyi iletişimi kendiliğinden sağlamıyor. Dinlemek, soru sormak ve kendi beklentimizi açıkça ifade etmek için ayrıca emek gerekiyor. İhtiyaçlarımızı önemsediğimiz kadar başkasının ihtiyacını da görmeye çalışalım. Yalnızca ben ne istiyorum diye düşündüğümüzde konuşmanın alanı daralıyor. Sen neye ihtiyaç duyuyorsun sorusu bu alanı genişletebilir. Sonra aynı kararın diğer insanları nasıl etkilediğini de değerlendirebiliriz. Böylece bakışımız kendi isteğimizden başlayıp ilişkiye ve ortak hayata doğru açılır. İyi iletişim, kendimizi susturmak değil, kendimizin yanında başkasının varlığına da yer verebilmektir.

Geleceği düşünmek hayatımızda önemli bir güç olabilir. Yeni bir iş öğrenmek, bir tasarım geliştirmek veya daha iyi bir düzen kurmak için hayal kurarız. Henüz olmayanı tasarlayabilmek, bizi harekete geçirebilir. Ancak her yeni fikrin peşinden düşünmeden gitmek başka bir mesele. Bir işe başlamadan diğerini hayal eder, bir alanda gelişmeden başka bir alana geçersek emeğimiz dağılabilir. O zaman kendimize durup soralım: Bu fikir gerçek bir ihtiyaca mı karşılık veriyor, yoksa sadece yeni olduğu için mi beni heyecanlandırıyor? Gerekli bilgiyi topladım mı? Zamanım ve gücüm buna uygun mu? Hayal kurmaktan vazgeçmemiz gerekmiyor. Hayali uygulanabilir bir planla buluşturmamız gerekiyor. Yenilik, üzerine dikkatle çalışıldığında daha sağlam bir karşılık bulur. Başlangıç heyecanının ardından sürdürme emeğine de yer açalım. Bir şeyi istemekle onu yaşatmak farklı sorumluluklar taşır.

Geçmişe değer vermek de hayatımızda önemli bir yere sahip. Hatıralar, alıştığımız mekânlar ve uzun süredir kullandığımız eşyalar bize süreklilik hissi verebilir. Bir aile evinin anlamı yalnızca duvarlarından ibaret değildir. Orada yaşanmış çocukluk, birlikte geçirilen günler ve tanıdık sesler vardır. Bu yüzden birine daha yenisini alalım demek, onun kaybetmekten çekindiği şeyi karşılamayabilir. Önce o eşyanın veya mekânın ne ifade ettiğini dinleyelim. Değişiklik gerekiyorsa bunu konuşabilir, hatırayı koruyacak başka yollar arayabiliriz. Aynı zamanda geçmişin kıymetini bilmek, her değişikliği reddetmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Bir eşya artık ihtiyacı karşılamıyorsa uygun bir yenileme gerekebilir. Önemli olan, değişimi küçümseyici bir müdahale gibi yaşatmamak. İnsanların alıştıkları düzene neden bağlandığını anlamaya çalışmak, daha saygılı ve uygulanabilir çözümler bulmamıza yardımcı olur. İhtiyaçla hatırayı birlikte düşünebiliriz.

Kendi alışkanlıklarımızı fark etmek tüketim tercihlerimizi de etkileyebilir. Yeni çıkan bir şeyi hemen almak istiyor olabiliriz. Elimizdekinin hâlâ iş gördüğünü bilsek bile yenilik duygusu bizi çekebilir. Böyle bir durumda satın almadan önce biraz beklemek, ihtiyacımızı daha açık görmemizi sağlayabilir. Neyi değiştirmek istiyoruz? Mevcut üründe gerçek bir eksik mi var, yoksa yalnızca ondan sıkıldık mı? Bunun tersine, kullanılamayacak hâle gelmiş bir şeyi sırf alıştığımız için sürdürdüğümüz de olabilir. O zaman da yeni bir seçeneği değerlendirmeye açık olabiliriz. Tutumlu olmakla her yeniliğe kapanmak, yeniliği sevmekle gereksiz tüketmek aynı şey değil. Ölçüyü bulmak için şartlarımıza ve gerçek ihtiyacımıza bakalım. Başkasının tercihini hemen israf veya cimrilik diye adlandırmadan önce kendi gerekçemizi de inceleyelim. Daha bilinçli seçim, neyi neden yaptığımızı fark etmekle gelişir.

Aile içinde hediye verirken bile bu farklılıklarla karşılaşabiliriz. Birine yeni bir kıyafet alır, hemen giymesini bekleriz. O ise eskisini sevdiğini söyler veya yeniyi daha sonra kullanmak ister. Bunu doğrudan sevgisizlik ya da kıymet bilmemek şeklinde yorumlamayalım. Bizim hediye verme niyetimizle onun kullanma alışkanlığı aynı olmayabilir. Ne düşündüğünü sorabiliriz. Yeni bir şeyi ona dayatmak yerine birlikte seçim yapabiliriz. Aynı dikkati bize alınan hediyede de gösterelim. Beğenimiz farklı olsa bile gösterilen özeni takdir edebiliriz. İlişkide değer vermek, herkesin aynı şeyi aynı biçimde sevmesini gerektirmez. Birbirimizin dünyasını öğrenmeye açık olmayı gerektirir. Bazen küçük görünen bir konuşma, yıllardır yanlış anladığımız bir davranışı açıklığa kavuşturur. Karşı tarafı değiştirmeye çalışmadan önce onu tanıyıp tanımadığımızı soralım. Sevgi, bu merak ve dikkat içinde de görünür olabilir.

Hatırlama biçimlerimiz de birbirinden farklı olabilir. Birimiz yıllar önceki bir konuşmanın ayrıntısını hatırlar, diğerimiz olayın genelini bile zor anımsar. Bu farkın sebebini tek bir kişilik etiketinden çıkaramayız. Yaşanan olayın anlamı, dikkatimiz ve hayatımızdaki şartlar da etkili olabilir. Fakat şu sorumluluğu düşünebiliriz: Ben unuttum diye bir başkasının emeği veya incinmesi ortadan kalkmıyor. Eski bir dostumuz bize kırıldığını anlatıyorsa önce dinleyelim. Onun hatırladığı her ayrıntıyı doğrulayamasak da yaşadığı duyguyu ciddiye alabiliriz. İyilikleri hatırlamak, vefayı canlı tutmamıza yardımcı olur. Birini aramak, hâlini sormak ve geçmişteki katkısını takdir etmek için özel bir olay beklemeyelim. Aynı zamanda unutulmuş bir ayrıntıyı hemen kötü niyetin kanıtı saymayalım. Hatıralar üzerine konuşurken hem açıklığa hem anlayışa ihtiyaç vardır. İlişkinin bugünkü hâlini de birlikte gözetelim.

Geçmişteki bir haksızlığı hatırlamak ise başka bir yük taşıyabilir. Yaşadığımızı yok saymamız veya hemen unutmuş gibi davranmamız gerekmiyor. Fakat aynı olayı sürekli yeniden yaşayarak bugünkü hayatımızın tamamını ona bırakıp bırakmadığımızı fark edebiliriz. Neyi korumamız, hangi sınırı koymamız ve hangi desteği aramamız gerekiyor? Geçmişten öğrenmekle geçmişin içinde kalmak arasındaki ayrımı düşünelim. Bir insana yeniden güvenmek zorunda değiliz; güvenin somut davranışlarla kurulması gerektiğini hatırlayabiliriz. Sırf aradan zaman geçti diye yaşanmış bir sorunu önemsiz saymayalım. Aynı zamanda bütün yeni ilişkileri eski bir olayın kesin tekrarı olarak görmekten de sakınalım. Her durumu kendi şartları içinde değerlendirebiliriz. Hatıra bize bilgi verebilir; fakat bugünkü kararı verirken mevcut davranışları da görmemiz gerekir. Böyle bir dikkat, hem kendimizi korumamıza hem hayatımıza yeni alanlar açmamıza yardımcı olabilir.

Geleceğe dönük hayallerimizde de bugünü kaybetmemeye çalışalım. Daha iyi bir işe, daha rahat bir eve veya yeni bir fırsata kavuştuğumuzda her şeyin düzeleceğini düşünebiliriz. Plan yapmak değerli; fakat bütün sevinci gelecekteki tek bir ana ertelemek bizi elimizdeki hayattan uzaklaştırabilir. Bugün yapılması gereken işi, dinlenme ihtiyacımızı ve yanımızdaki insanları da önemseyelim. Bir hedef belirlediğimizde onu küçük adımlara ayırabiliriz. Hangi bilgiye ihtiyacımız var, ilk adım ne, ne zaman değerlendireceğiz? Böylece hayal yalnızca zihnimizde büyüyen bir görüntü olarak kalmaz. Sonuç beklediğimiz gibi olmadığında da kendimizi bütünüyle başarısız saymayalım. Şartları ve yöntemimizi yeniden inceleyebiliriz. Bazı hedefler değişebilir. Bu değişiklik, hayatımızın anlamını kaybettiğimiz anlamına gelmez. Yönümüzü koruyarak başka bir yol seçmek de mümkündür. Esneklikle kararlılık, birbirini tamamlayan iki ihtiyaç olabilir.

İş yerinde farklı alışkanlıkları anlamak da iletişimi kolaylaştırır. Bir çalışan yeni bir yöntemi denemeye hevesli olabilir; bir başkası alıştığı düzenin ayrıntılarını korumak isteyebilir. Bunu hemen yetenek veya isteksizlik hakkında kesin bir hükme çevirmeyelim. Değişikliğin neden gerektiğini açıklayabilir, nasıl uygulanacağını gösterebilir ve soruları dinleyebiliriz. Bazı insanların yeni bir düzene alışmak için daha fazla denemeye ihtiyacı olabilir. Öte yandan sürekli yeni işler başlatan kişinin de mevcut işi tamamlamaya dikkat etmesi gerekebilir. Herkesin katkısı ve gelişmesi gereken alanı farklıdır. Görevleri açık konuşmak, öncelikleri belirlemek ve değişiklik olduğunda haber vermek önemlidir. İnsanları kendimize benzetmeye çalışmak yerine işin ihtiyacını ve kişinin gücünü birlikte düşünelim. İyi yönetim, yalnızca talimat vermekle değil, anlaşılır bir düzen kurmak ve o düzeni tutarlı biçimde sürdürmekle de ilgilidir. Bu yaklaşım hem güvene hem üretime katkı verebilir.

İnsanları tanımaya çalışırken genellemelerin sınırını unutmayalım. Birinin eski eşyaları sevmesi, nasıl bir eş veya arkadaş olacağını kesin olarak göstermez. Yenilikten hoşlanan birinin sadakatini yalnızca bu tercihten çıkaramayız. İnsan davranışı tek bir özelliğe indirgenemeyecek kadar çeşitlidir. Bu yüzden eğilimler üzerine konuşmayı etiket yapıştırmak için kullanmayalım. Karşımızdakinin somut davranışına, verdiği söze ve tutarlılığına bakalım. Kendimizi de ben böyleyim diyerek bütün sorumluluktan uzaklaştırmayalım. Bir eğilimimizi fark etmek, onu değiştiremeyeceğimiz anlamına gelmez. Hızlı karar veriyorsak durup bilgi toplamayı öğrenebiliriz. Değişiklikten kaçınıyorsak küçük bir denemeyle başlayabiliriz. Geçmişteki iyilikleri kolay unutuyorsak hatırlatacak bir alışkanlık geliştirebiliriz. Kendini tanımak, değişmez bir tanım bulmak değildir. Davranışlarımızı daha bilinçli seçebileceğimiz alanı görmektir. Bu alanı sabırla geliştirebiliriz.

İnancımız içinde bu dikkat, ölçüyü koruma ve nimetlerin kıymetini bilme sorumluluğuyla da buluşabilir. Elimizdekinin değerini görürken yeni bir şey öğrenmeye kapanmayalım. Geleceğe hazırlanırken geçmişte bize destek olanları unutmayalım. Kendi ihtiyacımızı anlatırken başkasının ihtiyacını silmeyelim. Zorlandığımızda dua edebilir, yardım isteyebilir ve davranışımızı gözden geçirebiliriz. Her tercihte kusursuz olmamız mümkün değil. Fakat hangi durumda neye yöneldiğimizi daha iyi tanıyabiliriz. Bir anlaşmazlıktan sonra hemen karşı tarafı suçlamadan kendi tepkimizi de değerlendirelim. Neyi tehdit olarak gördük, neyi kaybetmekten korktuk, hangi beklentimizi söylemedik? Bu sorular, ilişkideki payımızı daha açık anlamamızı sağlar. Anlayış geliştikçe kendimize ve başkasına karşı daha adil davranabiliriz. Ölçü, yalnızca yaptığımız işin miktarında değil, kullandığımız dilde ve verdiğimiz hükümde de bulunmalıdır. Bilgi, bu özenle hayatımıza katkı verir.

Bugün kendimizi tanımak için küçük bir gözlem yapabiliriz. Yeni bir şey gördüğümüzde ne hissediyoruz? Eski bir hatıra gündeme geldiğinde nasıl tepki veriyoruz? Bir değişiklik bizi neden sevindiriyor veya neden zorluyor? Cevaplarımızı hemen iyi ya da kötü diye ayırmadan anlamaya çalışalım. Sonra dengelemek istediğimiz bir davranış seçelim. Gereksiz bir alışverişi ertelemek, eski bir dostu aramak, yeni bir yöntemi denemek veya geçmişteki bir konuyu daha sakin konuşmak olabilir bu. Geçmiş bize hatıra ve tecrübe sunar; gelecek ihtimaller ve hedefler açar. Bugün ise bu ikisi arasında nasıl davranacağımızı seçtiğimiz yerdir. Hatıralarımızı korurken hayatı durdurmayalım, hayallerimizi kurarken elimizdekini unutmayalım. Kendimizi ve birbirimizi daha dikkatli tanımaya çalışmak, bu dengeyi günlük hayatımızda kurabilmemiz için sağlam bir başlangıç olabilir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir