Geleceği Düşünürken Bugünü Kaybediyor muyuz? İman, Sorumluluk ve Hayatın Tadı
20 Mart 2025
Soru: Geleceğimiz için bu kadar çalışırken bugün elimizde olanları kaybediyor olabilir miyiz?
Bir ev almak istiyoruz. İşimizi büyütmek, çocuklarımızı iyi okullarda okutmak ve rahat yaşamak istiyoruz.
Fakat bazen bütün gücümüzü yarına ayırırken bugünün sorumluluklarını unutuyoruz.
Eşimizle aramızdaki sorun büyüyor. Çocuğumuzla konuşmayı erteliyoruz. Kardeşimizle kırgınlığımızı gidermiyoruz.
Geleceğe hazırlanmak, bugünü ihmal etmek değildir.
Peygamberleri Neden Hatırlıyoruz?
Meryem suresinde Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. İsmail ve Hz. İdris anılır.
Hz. Musa’nın seçilmiş bir elçi olduğu, Allah’ın kendisiyle konuştuğu ve kardeşi Harun’un da peygamber olarak kendisine verildiği anlatılır.
Hz. İsmail’in sözünde duran bir insan olduğu belirtilir. Ailesine namazı ve zekâtı öğütlemesi de hatırlatılır.
Hz. İdris’in doğru sözlü oluşu vurgulanır. Ardından Allah’ın nimet verdiği peygamberlerin, ayetleri duyduklarında secdeye kapanıp ağladıkları anlatılır.
Soru: Bu isimleri yalnızca anmak için mi hatırlıyoruz, yoksa davranışlarını örnek almak için mi?
Sözünde duran bir insan olmak, bugün de önemlidir. İş yerinde verdiğimiz sözü tutmak, ailemize karşı dürüst olmak ve güvenilir davranmak bunun içindedir.
Peygamberleri sadece birbirleriyle yarıştırdığımızda bu örnekliği gözden kaçırabiliriz.
Birinin adını öne çıkarıp diğerini küçümsemek, bizi ortak mesajlarından uzaklaştırır.
Oysa hepsinin insanları çağırdığı temel yön Allah’a kulluk, doğruluk ve sorumluluktur.
Kimin daha üstün olduğu tartışmasından önce kendimize bakmalıyız: Biz ne kadar doğru sözlüyüz?
Biz ne kadar güveniliriz? İnsanlar bizim yanımızda kendilerini güvende hissediyor mu?
Yarın İçin Bugünü Ertelemek
Geleceği planlamak gerekir. Fakat geleceğe dair hiçbir beklenti, bugün yapmamız gerekeni ortadan kaldırmaz.
Bir işletmeyi düşünelim. Sahibi sürekli yeni projeler ve büyük ihaleler hayal ediyor.
Henüz gerçekleşmemiş kazançları hesabına katıyor. Alacağı krediyi, açacağı yeni işi, büyüteceği üretimi düşünüyor.
Ama bugünkü gelirini ve giderini düzenlemiyor. Mevcut borçlarını görmezden geliyor.
Sonunda hayal ettiği büyümenin yerine ağır bir borç yüküyle karşılaşabiliyor.
Soru: Henüz elimizde olmayan bir kazanca güvenerek bugün hangi sorumluluğumuzu erteliyoruz?
Aynı durum ailede yaşanabiliyor. Bir anne baba çocuğunun üniversiteye gitmesini, iyi bir kariyer sahibi olmasını istiyor.
Bu amaçla yıllarca emek veriyor. Ancak o sırada çocuğuyla kurduğu ilişkinin zayıfladığını fark etmiyor.
Eşler de ev, araba ve maddi güvence için uğraşırken aralarındaki kırgınlıkları ihmal edebiliyor.
Hedefe ulaşıldığında ev var, araba var, meslek var. Fakat evin içinde huzur kalmamış olabiliyor.
Demek ki yalnızca hedefe ulaşmak yeterli değil. O hedefe giderken neyi koruduğumuz da önemlidir.
Bugünün sorununu bugün fark etmek, geleceğe dair en gerçekçi hazırlıklardan biridir.
Doğru Bildiğimizin Arkasında Durabiliyor muyuz?
Bir başka mesele de yanlış karşısında sınır koyabilmek.
Bazen iş yerinde bir haksızlık görürüz. Ama ortaklığımız bozulmasın, gelirimiz azalmasın diye susarız.
Bazen aile içinde güven zedelenir. Fakat sorun büyümesin düşüncesiyle konuşulması gerekeni erteleyebiliriz.
Soru: Sonucu kaybetmekten korktuğumuz için doğru bildiğimiz şeyi söylemekten vazgeçiyor muyuz?
Doğruluk yalnızca güzel konuşmak değildir. Gerektiğinde açık, kararlı ve ölçülü davranmaktır.
Bir şirketin yönetiminde kurallar çiğnendiğinde, sorunları görmezden gelmek çözüm sağlamaz.
Ortakların sorumlulukları açıkça konuşulmalı. Şirketin malı, çalışanların emeği ve herkesin hakkı korunmalıdır.
İlişkilerde de güven, söylenen sözlerle yapılanların birbirini tutmasını gerektirir.
Ancak kararlı olmak, insanları aşağılamak ya da öfkeyle hareket etmek demek değildir.
Asıl mesele haklı görünmeye çalışmak değil, doğruyu koruyacak sorumlu bir tutum geliştirmektir.
Hz. İsmail’in sözünde durmasının özellikle anılması bize bunu düşündürür.
Bizim sözümüzün bir ağırlığı var mı? Birine söz verdiğimizde o insan bize güvenebiliyor mu?
Sahip Olduğumuz Şeylerin Tadı Nerede?
Hayatta birçok şeye sahip olabiliriz. Evimiz, işimiz, eşimiz, çocuklarımız ve dostlarımız olabilir.
Fakat bunların varlığı tek başına huzur anlamına gelmez.
Bir pilav düşünelim. Pirinci var, tereyağı var, suyu var.
Ama dibi yanmışsa tadını alamayız. Malzemeler yerinde olsa da ortaya çıkan şey istediğimiz gibi değildir.
İlişkilerimiz de bazen böyle oluyor. Her şey dışarıdan tamam görünüyor, fakat içerideki sevgi ve güven yıpranmış.
Sofra kuruluyor ama insanlar birbirine yakın hissetmiyor. Ev kalabalık ama kimse kimseyi anlamıyor.
Soru: Hayatımızda eksik olan gerçekten yeni bir eşya mı, yoksa sahip olduklarımızın anlamını kaybetmemiz mi?
Bir aile sofrasının değeri yalnızca yemeklerin çeşidiyle ölçülemez.
Orada birbirini dinleyen insanlar varsa, güven varsa, paylaşma varsa o sofra anlam kazanır.
Aynı şekilde bir işin değeri yalnızca kazancıyla ölçülmemelidir.
Ürettiğimiz ürün birine fayda sağlıyor mu? Verdiğimiz hizmeti alan kişi memnun kalıyor mu?
Yanımızda çalışan insanın hakkını gözetiyor muyuz? Yaptığımız işten geriye sadece para mı kalıyor?
İyi bir iş, başkasının hayatına da iyilik katabilmelidir.
Allah Rızası Hayatın Neresinde?
Bazen hayatımızın bütün hedefleri maddi sonuçlardan oluşuyor.
Çocuğumuz iyi bir okul kazansın. İşimiz büyüsün. Maaşımız artsın. Daha güzel bir evimiz olsun.
Bunlar kendi başına yanlış hedefler değildir. Ama hayatımızın tek ölçüsü hâline geldiklerinde bir şey eksik kalır.
Çalışırken dürüstlüğü, kazanırken hakkı, ailemizde merhameti ve ilişkilerimizde sorumluluğu unutmamalıyız.
Soru: Bir insanın bize içtenlikle “Allah senden razı olsun” diyebilmesi için ne yapıyoruz?
Müşterimiz bizi güvenilir buluyor mu? Çalışma arkadaşımız emeğimize değer veriyor mu?
Eşimiz, çocuğumuz, anne babamız veya kardeşimiz bizim varlığımızdan destek görüyor mu?
Bu sorulara cevap vermek bazen yeni bir hedef belirlemekten daha zor olabilir.
Çünkü insanın önce kendi davranışına bakmasını gerektirir.
Kur’an’da peygamberlerin doğruluğu, güvenilirliği ve Allah’a yönelişi hatırlatılırken yalnızca geçmiş anlatılmaz.
Bugün bizim hangi insan olmaya çalıştığımız da önem kazanır.
Geleceği düşünelim. Ama bugünü düzeltmeyi sonraya bırakmayalım.
Evimizdeki bir kırgınlığı, işimizdeki bir yanlışlığı ve verdiğimiz bir sözü bugün yeniden değerlendirelim.
Çünkü hayatın tadı, yalnızca sahip olduklarımızda değil; onlarla nasıl yaşadığımızda saklıdır.

