Güvenimizi Nereye Bağladık? Para, Kaybetme Korkusu ve İman

14 Mart 2025

Soru: Allah’a güvendiğimizi söylerken neden kaybetme ihtimali karşısında bu kadar korkuyoruz?

Hepimizin hayatında sahip olmak istediği şeyler var. İş, ev, para, aile ve güvenli bir gelecek istiyoruz.

Fakat bir şeyi istemekle onu hayatımızın tek amacı yapmak aynı değil. Sorun çoğu zaman bu sınırı fark edemediğimizde başlıyor.

Kaybetmekten Korkarken Bağımlı Olmak

Bir insana veya bir işe çok bağlanabiliriz. Onu kaybetmemek için yanlış olduğunu bildiğimiz davranışlara bile katlanabiliriz.

Bir müşteri bize saygısız davrandığında, yalnızca kazancı kaybetmemek için sessiz kalabiliriz. Bir ilişkide kendi sınırlarımızı koruyamaz hâle gelebiliriz.

Soru: Vazgeçemediğimiz şeyler bize gerçekten huzur mu veriyor, yoksa bizi yönetmeye mi başlıyor?

Bir şeyden vazgeçememek zamanla onu olduğundan daha büyük görmemize neden olabilir. Para, iş veya başkalarının onayı hayatımızda gereğinden fazla yer kaplayabilir.

Günlük yaşamımızda helal ve haram arasında seçim yaparken de bu korkular etkili olabilir. Az kazandıran doğru bir işe değil, daha çok kazandıracağını düşündüğümüz yanlış bir işe yönelebiliriz.

Burada mesele çalışmak veya kazanmak değildir. Çalışırken hangi ölçüyü koruduğumuzdur.

Bir işe emek vermek değerlidir. Fakat kazanmak uğruna kendimizi ve başkalarını yıpratıyorsak neyi başardığımızı düşünmeliyiz.

Parayla Gelen Güven Gerçek mi?

Toplumda bazen bir kişinin ahlakından önce sahip olduğu arabaya, evine veya kıyafetine bakılıyor. Maddi görünüş, güvenilir olmanın işareti sanılabiliyor.

Oysa pahalı bir araba, iyi sözün veya dürüstlüğün yerini tutamaz. Büyük bir iş kurmak da tek başına huzurlu bir aile hayatı sağlamaz.

Soru: Bir insana güvenirken onun karakterine mi, yoksa elindeki paraya mı bakıyoruz?

Çok şeye sahip olduğu hâlde mutsuz olan insanlar görebiliyoruz. Bazen bir iş büyüdükçe yükü de artıyor.

Bir zamanlar elde etmek için uğraştığımız şey, bir süre sonra bizi bunaltan sorumluluğa dönüşebiliyor. Kişi elindekinden memnun olmak yerine sürekli daha fazlasını isteyebiliyor.

Aynı durum aile içinde de yaşanabilir. Maddi imkânlar artarken konuşma, anlayış ve yakınlık azalabilir.

Para önemli bir araçtır. Fakat onu insanın değerini belirleyen tek ölçü yaptığımızda ilişkilerimizi de çıkar hesabına çevirebiliriz.

Zenginlik artabilir; ama güven ve merhamet aynı ölçüde artmıyorsa eksik kalan bir şey vardır.

Kalıcı Olanla Geçici Olanı Ayırmak

Kur’an’da hak ile batıl arasındaki fark, akıp giden suyun üzerindeki köpük benzetmesiyle anlatılır. Fayda veren şeyin kalıcılığına, köpüğün ise kayboluşuna dikkat çekilir.

Bu benzetme, sahip olduklarımızın değerini sorgulamak için güçlü bir hatırlatmadır.

Sırf gösteriş için biriktirdiğimiz şeyler zamanla yük hâline gelebilir. Biz ise o yükü taşırken neden huzursuz olduğumuzu anlamakta zorlanabiliriz.

Soru: Bugün elimizden çıksa hayatımızı anlamsız sayacağımız şey gerçekten o kadar büyük mü?

Bir işe, bir eşyaya veya bir insana değer vermek doğaldır. Ancak bütün anlamı tek bir şeye bağlamak, kaybetme korkusunu da büyütür.

Bize ait sandığımız her şeyin değişebildiğini görüyoruz. Bir eşya eskir, bir bina yıpranır ve insanın kendi ömrü de sınırlıdır.

Bu geçiciliği görmek karamsarlık olmak zorunda değil. Aksine bugün elimizde olanın kıymetini bilmeyi sağlayabilir.

İnsan geçici olan şeyleri hayatının merkezi yaptığında, onlardan beklediği sonsuz güveni bulamayabilir.

Yaratılıştaki Düzeni Görebilmek

Bazen mucize denince çok uzak ve olağanüstü bir olay hayal ediyoruz. Oysa çevremizdeki sıradan görünen şeylere de dikkatle bakabiliriz.

Bir çileğin rengi, kokusu ve tadı… Aynı toprakta yetişen farklı meyveler… Asfaltın arasındaki küçük bir çatlaktan çıkan ot…

Bütün bunlar, yaşamın ve yaratılışın üzerinde düşünmeye değer yönlerini gösteriyor.

Soru: Her gün gördüğümüz şeylere alıştığımız için onların ne kadar dikkat çekici olduğunu unutuyor muyuz?

Bir insanın yaptığı masa lambası çalışır, zamanla eskir ve bozulabilir. Yenisi için yeniden malzeme ve emek gerekir.

Fakat bir tohumdan yeni başakların ve yeni tanelerin çıkması, yaşamın başka bir düzen içinde sürdüğünü hatırlatır.

Bu karşılaştırma bir bilimsel açıklamanın yerine geçmez. Ama insanı, gördüğü şeyin değerini fark etmeye çağırabilir.

Her gün güneşin doğuşuna alıştığımız için bunu üzerinde düşünmeye gerek olmayan bir olay sanabiliyoruz. Oysa düzenin farkında olmak da şükür için bir başlangıçtır.

Kur’an kıssalarında Hz. Meryem, Hz. Zekeriyya ve mağara arkadaşları gibi isimlerin anlatılması da insanı Allah’ın kudreti üzerine düşünmeye yöneltir.

Bu anlatımlardan hareketle kendi hayatımızdaki bütün olayların sonucunu önceden bildiğimizi söyleyemeyiz. Bilmediğimizi kabul etmek de imanın ve düşünmenin yanında yer alır.

Güven, Sözde Değil Tercihlerde Görünür

İman ve güven üzerine konuşmak kolaydır. Zor olan, kaybetmekten korktuğumuz anda da doğru davranışı seçebilmektir.

Bir müşterinin haksız talebine hayır diyebilmek, bir ilişkiye sınır koyabilmek ve kazanç uğruna başkasına zarar vermemek bu seçimin parçaları olabilir.

Soru: Bugün hangi korku bizi doğru bildiğimiz davranıştan uzaklaştırıyor?

Kimi zaman yalnız kalmaktan, kimi zaman para kaybetmekten, kimi zaman da çevremizin ne söyleyeceğinden çekiniyoruz.

Böyle anlarda kendimize şunu hatırlatabiliriz: Her şeyi kontrol edemeyiz. Ancak kendi sözümüze, niyetimize ve davranışımıza dikkat edebiliriz.

İnsanların birbirine güvenmesi, paranın çokluğundan önce dürüstlükle ve saygıyla ilgilidir. Bir evin huzuru da yalnızca içindeki eşyaların değeriyle ölçülmez.

Bugün hayatımızda gereğinden fazla büyüttüğümüz bir şeyi fark etmek, daha dengeli yaşamaya doğru ilk adım olabilir.

Allah’a güvenmekten söz ediyorsak, bunu korkularımızın yönettiği seçimlerde de hatırlamalıyız.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir