Zulümden Kurtuluş: Sabır, Sebep ve Teslimiyet

22 Şubat 2025

Bir toplum neden çöker? Yalnızca parası azaldığı, yolları bozulduğu veya binaları eskidiği için mi? Yoksa insanlar birbirlerinin hakkını çiğnemeye başladığında daha derin bir yıkım mı ortaya çıkar?

Soru: Bir toplumun gücünü yalnızca sahip olduğu şeylerle mi ölçüyoruz?

Zulüm Toplumun İçini Nasıl Bozar?

Kehf suresinin 59. ayetinde zulmeden toplumların helak edilmesinden ve bunun için belirlenmiş bir vakit bulunduğundan söz edilir. Bu söz, zulmün sonuçları üzerinde düşünmeye çağırır.

Zulüm deyince yalnızca savaş ve büyük şiddet olaylarını hatırlamayalım. Bir insanın hakkını yemek, iftira atmak, sürekli yalan söylemek ve başkasının emeğini hiçe saymak da ilişkilerimizi bozar.

Bir iş yerinde herkes birbirinden şüpheleniyorsa orada güven kalmaz. Bir ailede insanlar birbirine saygı göstermiyorsa aynı çatı altında yaşamaları huzur için yeterli değildir.

Sevgi ve hoşgörü azaldığında insanın hayatı ağırlaşır. İhtiyaç duyduğumuz anlaşma, yardım ve dayanışmanın yerini öfke alabilir.

**Zulüm yalnızca zarar verdiği kişiyi değil, onu normalleştiren düzeni de yıpratır.**

Bazen toplumdaki kötülüğü anlatırken gelecekle ilgili kesin tarih ve sonuçlar söylüyoruz. Oysa hangi topluluğun ne zaman nasıl bir felaket yaşayacağını bildiğimizi iddia edemeyiz. Ayetin uyarısını kendi ahlakımız için ciddiye almak gerekir.

Bir şirket yanlış borçlanma kararları verebilir. Bir aile ödeyemeyeceği yükümlülüklerin altına girebilir. Bu örneklerden sebepleri araştırmanın önemini anlayabiliriz; her maddi kaybı doğrudan belirli bir ilahi ceza diye açıklayamayız.

Soru: Bizim kendi çevremizde düzeltebileceğimiz haksızlık hangisi?

Hakkını geciktirdiğimiz bir çalışan olabilir. Dinlemeden suçladığımız bir arkadaşımız olabilir. Bir yakınımıza karşı sertleşmiş olabiliriz. Toplumun değişmesini beklerken bu alanları unutmayalım.

Dua Edip Beklemek mi, Çalışmak mı?

Kehf suresinde Ashab-ı Kehf’in yönelişi, iki bahçe sahibinin imtihanı ve Musa’nın yaşadıkları farklı yönleriyle anlatılır. Bu kıssaların her birinde insanın bilgisi, isteği ve sorumluluğu üzerinde durabiliriz.

Bir şeyi isteriz. Onun hayırlı olmasını dileriz. Ama sonucu henüz görmediğimiz için acele edebiliriz.

Bazen doğru niyetle taşınırız. Daha iyi bir hayat kurmak isteriz. Sonra ummadığımız maddi sorunlarla, kırgınlıklarla veya zorluklarla karşılaşırız.

Bu durum, ilk niyetimizin mutlaka yanlış olduğunu göstermez. Ama yolumuzdaki sebepleri ve sonuçları değerlendirmemiz gerekir.

Dua, karşımıza çıkan her sorunu kendiliğinden yok eden bir işlem değildir. Allah’tan yardım isteyip yapılması gereken işi de yapabiliriz.

Bir karar verirken seçeneklerimizi düşünmek, sözleşmeleri anlamak, imkânlarımızı değerlendirmek gerekir. Ardından bütün sonucu tek başımıza kontrol edemediğimizi kabul ederiz.

Soru: Biz yardım isterken kendi sorumluluğumuzdan kaçıyor muyuz?

Çalışmakla teslimiyet birbirine karşıt değildir. Sorumluluğumuzu yerine getiririz; bilmediğimiz ve kontrol edemediğimiz taraflarda ölçülü oluruz.

Musa ve Anlayamadığı Olaylar

Kehf suresinde Musa, kendisine öğretilmiş özel bilgi bulunan bir kul ile yolculuk yapar. Kendisine olayların açıklamasını duymadan önce sabretmesi söylenir.

Yolculukta bir gemiye zarar verilir. Musa bunu gördüğünde itiraz eder. Çünkü o anda gördüğü şey, insanların zarar görebileceği bir davranıştır.

Sonra bir çocukla ilgili ağır bir olay yaşanır. Musa yine tepki verir. Ardından yardım etmeyen bir halkın bulunduğu yerde yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar onarılır.

Bunların açıklaması daha sonra yapılır. Geminin ardında bir tehlike, duvarın altında ise yetimlere ait bir hazine bulunduğu anlatılır.

Burada düşünmemiz gereken nokta, her olayın iç yüzünü ilk anda bilemeyebileceğimizdir. Ancak bu kıssayı kendi kararlarımızdaki her zararlı davranışı haklı çıkarmak için kullanamayız.

Özellikle çocukla ilgili olayın kendine özgü anlatımı vardır. Bunu günümüzde bir insanın başkasına zarar verme yetkisi olduğu biçiminde anlamak doğru değildir.

Soru: Gördüğümüz tek bir anla, bir insanın bütün hayatı hakkında karar veriyor muyuz?

Bir olayın yalnızca görünen tarafını biliyor olabiliriz. Bu yüzden gerektiğinde soru sormak, sebep araştırmak ve bilmediğimizi kabul etmek önemlidir.

Başkalarının İradesini Unutmamak

Bir insan güzel bir iş yapmak isteyebilir. İş kurar, ortaklık kurar, başka bir şehre taşınır. Ama karşısına çıkan herkes onunla aynı niyette değildir.

Bizim seçme hakkımız olduğu gibi başkalarının da seçim hakkı vardır. Bazen insanların verdiği yanlış kararlar bize zarar verir.

Bütün sorumluluğu kadere yüklemek yerine hangi kısmın kendi kararımızdan, hangi kısmın başkalarının davranışından doğduğunu düşünmeliyiz.

Bir insanı ikna etmeye çalışabiliriz. Ona bildiğimiz doğruyu anlatabiliriz. Fakat onun kararlarını zorla değiştiremeyiz.

Bir şeyin hayırlı olduğunu düşünerek bekliyor olabiliriz. Ancak bu düşünce, karşımızdaki kişinin seçim hakkını yok saymamızı gerektirmez.

**Teslimiyet, sorumluluğu terk etmek değil; gücümüzün sınırını bilmektir.**

Belirsizlik İçinde Yol Bulmak

Hayatımızdaki bütün sorunların çözümünü hemen bilemeyebiliriz. Bir karar karşısında kararsız kaldığımızda daha fazla bilgi toplayabiliriz.

Bazen bir fırsatın olmayışı başka bir kapıya yönelmemize sebep olur. Ama bundan her kaybın mutlaka daha büyük bir kazançla sonuçlanacağını da söyleyemeyiz.

Geleceğe ilişkin kesin sözler vermek yerine mevcut şartlarda doğru olanı aramalıyız. Emek vermek, zararı azaltmak ve hakkı korumak bizim payımıza düşer.

Bir çocuğa yanlışını anlatırken de kendi öfkemizi kontrol etmeliyiz. Bir çalışanla konuşurken onun düşüncesini dinlemeliyiz. Başkalarını suçlamak kolaydır; adil olmak emek ister.

Soru: Bugün çözülmesini beklediğimiz meselede, bizim atabileceğimiz dürüst adım hangisi?

Belki birine haksızlık ettik ve özür dilemeliyiz. Belki bir borcu yeniden düzenlemeliyiz. Belki sorunlarımızı açıkça konuşmalıyız.

Allah’ım, bizi zulümden, kibirden ve haksızlıktan koru. Göremediğimiz taraflar karşısında tevazu, gördüğümüz haksızlık karşısında adaletli davranma gücü ver.

Bize doğru sebeplere sarılmayı, yanlışımızı düzeltmeyi ve insanlara iyilikte bulunmayı nasip et.

Bilmediğimizi kabul ederken, bildiğimiz doğruyu yapmaktan vazgeçmeyelim.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir