Hz. İbrahim’in İmtihanı: Putlar Değişir, Hakikat Değişmez
12 Haziran 2025
Soru: İnsan kendisini neyin önünde eğilirken bulur?
Bir taşın önünde eğilmediğimiz için putlardan kurtulduğumuzu mu sanıyoruz? Hayatımızı yöneten, kaybetmekten korktuğumuz, uğruna doğru bildiğimizden vazgeçtiğimiz şeyler de olabilir.
Hz. İbrahim’in yaşadıkları bizi bu soruyla yüzleştirir. O, toplumunun kutsal saydığı putların hiçbir fayda ve zarar veremediğini açıkça ortaya koydu.
İnsanların cevabı düşünmek değil, onu cezalandırmak oldu. Çünkü bazen insan yanlışını savunmak için gerçeği susturmaya çalışır.
Hakikati duymak başka, hakikatin yanında durmak başkadır.
İnsan Neyi Putlaştırır?
Hz. İbrahim putları kırdığında, toplumuna düşünmeleri için bir kapı açtı. Büyük putun yaptığını söyleyip konuşabiliyorlarsa putlara sormalarını istedi.
Onlar da putların konuşamadığını biliyordu. Fakat bildikleri gerçek onları hemen değiştirmedi.
Bugün bizim de bildiğimiz hâlde vazgeçemediğimiz şeyler yok mu?
Bir insan işine öyle bağlanır ki ailesiyle ilişkisini unutur. Bir başkası kazancını hayatının tek ölçüsü yapar. Bir diğeri arzusunun peşinden giderken vicdanının sesini duymaz.
Sorun işte çalışmak veya para kazanmak değildir. Sorun, bir şeyi bütün değerlerin üstüne çıkarmaktır.
Soru: Benim hayatımda her şeyi kendisine göre ayarladığım şey ne?
İnsan bir şeye aşırı bağlandığında başka bağlarını ihmal etmeye başlayabilir. Eşiyle, çocuklarıyla, anne babasıyla arasına mesafe girer. Kendisi bunu başlangıçta fark etmeyebilir.
Bazen bağımlılık insanı yalnız kendi içinde yormaz. Evdeki herkese bedel ödetir.
İçki örneğini düşünelim. Kişi bir süreliğine sıkıntısını unuttuğunu sanabilir. Fakat bilincini kaybettiği anlarda evine, ilişkisine ve sorumluluklarına nasıl döndüğünü düşünmelidir.
Bir alışkanlığın bedeli yalnız ona ayrılan para değildir. Kaybolan zaman, eksilen ilgi ve yıpranan güven de bedeldir.
Mizan: Her İlişkiye Hakkını Vermek
İş hayatında yönetici olan bir insan evine döndüğünde de herkese çalışanı gibi davranırsa ne olur?
Eşiyle eş, çocuğuyla baba, babasıyla evlat olmanın dilini kaybedebilir.
İş yerinde kullandığı otoriteyi her yere taşıdığında ilişkiler bozulur. Çünkü her ilişkinin ayrı bir hakkı ve ölçüsü vardır.
Mizanı korumak, hayatın her alanına aynı davranışı taşımamak demektir. İlişkide sevgi, ilgi ve saygı gerektiği yerde yalnız emir vermek yetmez.
Soru: Hayatımda başarı diye büyüttüğüm şey, başka bir alanda beni yoksullaştırıyor mu?
Bir insanın değerli olduğunu söylemek, onu dinlemek, hatırını sormak, yaşlıları ziyaret etmek, yakınlarla bağı sürdürmek önemlidir.
Bazen çok uğraştığımız şeyi kazanırız. Fakat o sırada daha önce sahip olduğumuz insan ilişkilerini kaybederiz.
Bunun sebebi kazanç değil, kazancın karşısında ölçünün unutulmasıdır.
Doğrunun Bedeli ve İbrahim’in Duruşu
Hz. İbrahim doğruyu söylediği için alkışlanmadı. Tam tersine ona karşı çıkıldı, yakılması istendi.
Kur’an’da ateşe onun için serin ve esenlik olmasının emredildiği bildirilir. Bu olayda yalnız bir mucize değil, doğruya bağlı kalmanın ağır sınavı da karşımıza çıkar.
İnsan çoğu zaman gerçeği bilmenin kendisine hemen rahatlık getireceğini düşünür. Oysa bazen gerçeği savunmak, konfor alanını terk etmeyi gerektirir.
Soru: Doğruyu söylemem kazancımı veya insanların onayını azaltacaksa yine de doğruyu seçebilir miyim?
Bir gün işte, bir gün ailede, bir gün arkadaşlarımız arasında bu soruyla karşılaşabiliriz.
Herkesin kabul ettiği bir yanlışa itiraz etmek kolay değildir. Fakat kalabalığın bir düşünceyi benimsemesi onu hakikat yapmaz.
Hz. İbrahim’in duruşu, doğruyu yalnız konuşmayı değil gerektiğinde onun bedeline de razı olmayı düşündürür.
Kararlılık, başkalarını hor görmek değildir. İnsanlarla konuşurken saygıyı koruyup gerçeğe bağlı kalmak mümkündür.
Bütün mesele, doğruyu bilirken yanlışın sağladığı kısa süreli rahatlığa teslim olmamaktır.
Veren de Alan da Allah
Kur’an, Hz. İbrahim’in ve Hz. Lût’un kurtarıldığını; Hz. İbrahim’e İshak ve Yakub’un bağışlandığını anlatır.
Bu nimetler üzerinden düşünelim. Biz çoğu zaman bir işte başarılı olduğumuzda her şeyi kendimize mal ederiz.
“Ben başardım, ben yaptım, ben kazandım.” deriz. Çabamızın payı vardır elbette. Fakat sahip olduğumuz imkânları, sağlığı ve hayatı bütünüyle kendi eserimiz sanamayız.
Zorlukta da bollukta da kalbimizin nereye bağlandığı ortaya çıkar.
Bir şeyi kaybettiğimizde öfkemizin, kıskançlığımızın ve korkumuzun bizi yönetmesine izin verirsek ölçümüz zedelenir.
Kaybetmek elbette acıtır. Sabır, acıyı inkâr etmek değildir. Acı karşısında yanlış bir davranışa sürüklenmemeye gayret etmektir.
Soru: Bugün elimden alınmasından korktuğum şey, Allah’la olan bağımın önüne geçti mi?
Bir iş, bir mal, bir makam geçicidir. Bir insanı değerli yapan yalnız sahip oldukları değildir.
Bu yüzden ne sahip olduğumuz nimetle böbürlenelim ne de bir kayıpla hayatımızın bütün anlamını yitirdiğini düşünelim.
Hz. İbrahim’in karşılaştığı sınavı hatırlayalım: Gerçeği bildiğinde onu tercih etti. Biz de kendi hayatımızda neyin önünde eğildiğimizi dürüstçe sorgulayalım.
Putları kırmak bazen önce içimizde kurduğumuz yanlış tahtları indirmektir.


