İblis’in Çağrısı mı, Rabbimizin Emri mi? Seçim ve Bilinç

11 Şubat 2025

Soru: Bir insan doğruyu bildiği hâlde neden yanlışın peşinden gider?

Bazen bir sözü doğru buluruz, fakat o sözün gereğini yapmak ağır gelir. Çünkü doğru olan ile kolay olan her zaman aynı değildir.

Kur’an’ın anlattığı Âdem ve İblis kıssası, tam da bu noktada bizi düşünmeye çağırır. Karşımızda yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil, bugün verdiğimiz kararları sorgulamamızı sağlayan güçlü bir örnek vardır.

Emir Karşısında Seçim

Kehf suresinin 50. ayetinde, meleklere Âdem’e secde etmelerinin emredildiği ve İblis’in bu emre karşı çıktığı anlatılır. Ayette İblis’in cinlerden olduğu da belirtilir.

Burada asıl mesele, bir kelime etrafında bitmeyen tartışmalar yapmak değildir. Asıl mesele, Rabbin emri karşısında nasıl bir tutum aldığımızdır.

Soru: Allah’ın emrini kabul etmek yalnızca bir söz söylemek midir?

Hayır. Kabul ettiğimiz ilkenin davranışımıza yansıması gerekir. Doğruyu bilmekle doğruya yönelmek birbirinden farklıdır.

Yalanın yanlış olduğunu söylemek kolaydır. Fakat bir işte çıkarımızı korumak için yalan söylememek, işte orada kararımızın değeri ortaya çıkar.

Faize karşı olduğunu söyleyen insan, ekonomik sıkıntıya girdiğinde önüne gelen seçeneği nasıl değerlendirecek? Kendi kazancını mı önceleyecek, yoksa inandığı ölçüyü mü koruyacak?

Kıssanın hayatımıza uzanan sorusu budur: İnandığımız şeyi, zorlandığımızda da kabul ediyor muyuz?

Bir iş yerinde çalışan kişi patronun talimatını dikkate almadığında bunun sonuçları olur. Elbette insan ilişkilerindeki bu örnek, Allah ile kul arasındaki ilişkiye bütünüyle benzemez. Fakat emrin önemini anlamamız için düşündürücüdür.

İblis’in tercihi de bize itaat ile başkaldırı arasındaki ayrımı hatırlatır. İnsan kendi isteğini tek ölçü hâline getirdiğinde doğruya karşı direnmeye başlayabilir.

Düşünmek mi, Vesveseye Kapılmak mı?

Kehf suresindeki uyarı, İblis ve neslinin düşmanlık konumuna dikkat çeker. Bu uyarının insan hayatındaki karşılığı, yanlış düşünceyi sorgulamadan dost edinmemektir.

Öfke, aşırı korku, bencillik ve bitmeyen istekler bazen insanın düşünmesini zorlaştırır. Böyle zamanlarda insan kendi kararına bile dışarıdan bakamaz hâle gelebilir.

Soru: Ben şu anda düşünerek mi karar veriyorum, yoksa bir isteğin peşinden sürükleniyor muyum?

Bu soruyu sormak önemlidir. Çünkü her istediğimiz şey bizim için iyi olacak diye bir kural yoktur.

Çocuğumuzun mutlaka bir üniversite kazanmasını isteriz. Fakat gelecekte hangi seçimin onun için ne sonuç doğuracağını tam olarak bilemeyiz.

Bir insanı, bir işi veya bir eşyayı hayatımızın vazgeçilmez merkezi yaptığımızda dengesizleşebiliriz. O şey gerçekleşmezse bütün hayatın bittiğini düşünmeye başlayabiliriz.

Bir müşteriyi kaybetmekten korkan kişi, o müşteri için bütün değerlerinden vazgeçme noktasına gelebilir. Oysa bir işin kaybı ile insanın bütün varlığının kaybı aynı şey değildir.

Bazen bir otomobile sahip olmayı o kadar büyütürüz ki borçlanmayı, gece gündüz çalışmayı ve huzurumuzu kaybetmeyi göze alırız. Sonunda bizi araç mı taşır, yoksa biz mi onun yükünü taşırız?

Ölçüyü kaybetmek, elimizdekini görememekle başlar.

Vazgeçebiliyor muyuz?

Bir şeye sahip olmakla ona bağımlı hâle gelmek arasında fark vardır. Bir şeyi seviyoruz diye onsuz yaşayamayacağımız sonucuna varmak zorunda değiliz.

İşler kötü gittiğinde arabasını veya bazı imkânlarını bırakmak zorunda kalan insanın yaşadığı zorluk küçümsenemez. Ancak böyle bir durum, neye gerçekten ihtiyaç duyduğumuzu yeniden düşündürebilir.

Soru: Sahip olduklarımın hangisinden gerektiğinde vazgeçebilirim?

Aile, eş, çocuk, iş ve kazanç hayatın önemli parçalarıdır. Fakat bunların hiçbirinin geleceği bizim tam kontrolümüzde değildir.

Eşimizle ilişkimizde sevgiyi korumak başka, onu sürekli aramadan duramayacak kadar kendimizi kaybetmek başkadır. Çocuğumuzun başarısını istemek başka, bütün huzurumuzu tek bir sınavın sonucuna bağlamak başkadır.

İnsanın kaygılanması anlaşılır bir durumdur. Önemli olan kaygıyı hayatımızın tek yöneticisi hâline getirmemektir.

Allah’a yönelmek, hiçbir şey yapmadan sonucu beklemek değildir. Kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken, sonucunun her ayrıntısına hükmedemeyeceğimizi kabul etmektir.

Böyle bir kabul, bizi çalışmaktan uzaklaştırmaz. Tam tersine, çabamız ile kontrol edemediğimiz sonuç arasındaki farkı görmemize yardımcı olur.

Tartışma mı, Kendimizi Düzeltmek mi?

Kehf suresinde insanın tartışmaya yatkınlığının hatırlatılması üzerinde de düşünmeliyiz. Bazen hayatımıza doğrudan dokunmayan konulara uzun zaman ayırırken, önümüzdeki sorumluluğu görmezden geliriz.

Âdem’in eşinin adını tartışmakla, kendi eşimize karşı davranışımızı düzeltmek aynı şey değildir. Bir ayrıntı üzerinde haklı çıkmaya çalışırken, evimizde haksız davranıyor olabiliriz.

Soru: Bildiğim şey beni daha doğru bir davranışa taşıyor mu?

Kur’an’daki örnekler yalnızca zihnimizde bilgi biriktirmek için değildir. İnsanın kendisini görmesine de yardım eder.

Ashab-ı Kehf’in toplumları içindeki tercihi, iki bahçe sahibinin nimet karşısındaki tutumu ve Âdem ile İblis kıssası farklı açılardan aynı soruyu önümüze getirir: Biz neyi seçiyoruz?

Bilmek önemli; fakat bildiğimiz şey üzerinde düşünmek ve onu hayatımızda karşılaştırmak da önemlidir.

Bir tartışmadan sonra ne değişti? Daha adil mi olduk? Daha güvenilir mi davrandık? Daha ölçülü bir karar mı verdik?

Bu soruların cevabı yoksa tartışmanın kendisi bizi ilerletmemiş olabilir.

Bilinçli Bir Tercihle Yaşamak

Çalıştığımız işin kıymetini yalnızca daha yüksek maaş duyunca hatırlamamalıyız. Mevcut ilişkimizin değerini de gözümüz başka imkânlara kaydığında anlamamalıyız.

İnsan bazen beş yüz lira daha fazla kazanmak için huzur bulduğu işten ayrılır. Bazen elindekinin değerini, onu kaybettikten sonra fark eder.

Elbette her değişiklik yanlış değildir. Asıl mesele, kararın hangi düşünceyle verildiğidir.

Acele etmek, sürekli kıyaslamak ve eldeki imkânları küçümsemek bizi tatminsiz bırakabilir. Daha fazlasını istemeden önce sahip olduklarımızı değerlendirmek gerekir.

Soru: Bugün hangi kararımı gerçekten düşünerek vereceğim?

Büyük bir tartışma kazanmak zorunda değiliz. Önce kendi hayatımızdaki bir yanlış alışkanlığı fark edebiliriz.

İblis’in emre karşı çıkışından çıkaracağımız uyarıyı, başkalarını yargılamak yerine kendi tercihlerimize çevirebiliriz.

Çünkü asıl sınav, doğruyu ne kadar konuştuğumuz değil, seçim anında ne yaptığımızdır.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir