Uyarırsın Ama Zorlayamazsın: Hidayet, Hak Bilgi ve Özgür İrade
12 Kasım 2021
Soru: Sevdiğimiz bir insanın doğruyu yapmasını istemek, onu zorlamaya hakkımız olduğu anlamına gelir mi?
İnsan sevdiğini korumak ister.
Çocuğunun hata yapmasını istemez. Arkadaşının yanlış yola girmesine üzülür. Ailesinin doğruyu bulmasını ister.
Fakat iyi niyet, bazen kontrol etme isteğine dönüşebilir.
Bakara suresinin 119. ayeti, Peygamber’in hak ile gönderildiğini, müjdeleyici ve uyarıcı olduğunu bildirir.
Uyarı vardır.
Ama insanın iradesini zorla elinden almak yoktur.
Doğruyu anlatmakla zorlamak arasındaki sınır
Bir çocuğa namazın önemini anlatabiliriz.
Bir arkadaşımıza yanlış gördüğümüz davranışı söyleyebiliriz.
Bir yakınımıza bildiğimiz bir hakikati paylaşabiliriz.
Ama onların yerine seçim yapamayız.
Soru: Karşımızdaki kişi bizim sözümüzü dinlemediğinde öfkelenmemizin sebebi gerçekten onun iyiliği mi, yoksa sözümüzün geçmemesi mi?
Bu soru önemlidir.
Çünkü bazen “iyiliğini istiyorum” derken kendi otoritemizi korumaya çalışabiliriz.
Peygamber’in görevi bile tebliğ ve uyarı ise, bizim görevimizi bundan daha ileri götürmememiz gerekir.
Doğruyu açıklarız. Sonucunu anlatırız. Örnek olmaya çalışırız.
Sonra seçim karşı tarafındır.
Bu, sorumluluğu bırakmak değildir.
Sorumluluğun sınırını bilmektir.
Kimin hoşnutluğunu arıyoruz?
Bakara suresinin 120. ayetinde, Yahudi ve Hristiyan toplulukların kendi yollarına uyulmadıkça razı olmayacakları bildirilir ve asıl hidayetin Allah’ın hidayeti olduğu vurgulanır.
Buradaki ölçüyü kendi hayatımıza getirelim.
İnsanların bizi beğenmesini çok önemseyebiliriz.
Ailemiz, çevremiz, arkadaşlarımız veya toplum ne der diye kararlarımızı değiştirebiliriz.
Soru: Bildiğimiz bir hakikatten, yalnızca insanlar bizi dışlamasın diye vazgeçiyor muyuz?
İnsanların arzularını ölçü hâline getirdiğimizde yönümüz sürekli değişir.
Bugün bir grup bir şey ister, yarın başka bir grup başka bir şey ister.
Oysa hakikat, insanların memnuniyetine göre değişmez.
Ayet, bilgi geldikten sonra insanların heveslerine uymamaya dikkat çeker.
Bu, insanlarla kavga etmek değildir.
Kendi ölçümüzü kaybetmemektir.
Veli dediğimiz yerde kimden yardım bekliyoruz?
Kaynakta “veli” kelimesi yalnızca arkadaş olarak değil, koruyan, gözeten ve sahip çıkan anlamıyla ele alınır.
İnsan zorlandığında bir dayanak arar.
Paraya, çevresine, ailesine veya güçlü bir insana güvenebilir.
Bunların hepsi hayatımızda bir sebep olabilir.
Ama hiçbirini Allah’ın yerine koyamayız.
Soru: Sebepler elimizden çıktığında, dayandığımız asıl yer neresi?
Bir insan bize yardım edebilir.
Fakat onun da gücü sınırlıdır.
Bir kurum bizi koruyabilir.
Ama onun da şartları değişebilir.
Allah’ı veli bilmek, sebepleri reddetmek değildir. Sebeplerin üstünde asıl dayanağı unutmamaktır.
Kitabı hakkıyla okumak ne demektir?
Bakara suresinin 121. ayetinde, kendilerine kitap verilenlerden onu hakkıyla okuyanların ona iman ettiği bildirilir.
Burada okumayı yalnızca seslendirmek olarak düşünmemek gerekir.
Bir metni güzel telaffuz edebiliriz ama ne dediğini düşünmeyebiliriz.
Ezberleyebiliriz ama hayatımıza nasıl uygulanacağını hiç sormayabiliriz.
Soru: Kur’an’ı okurken “Bu ayet benim hangi davranışımı değiştiriyor?” diye soruyor muyuz?
Hak bilgi üretkendir.
Doğru bir bilgi başka doğrulara kapı açar.
Bir ayetin anlamını kavradığımızda, aile ilişkimizde, işimizde veya malımızla ilişkimizde yeni bir ölçü görebiliriz.
Bu yüzden kitabı hakkıyla okumak emek ister.
Ayetler arasında bağ kurmayı, düşünmeyi ve öğrendiğimizi hayata taşımayı gerektirir.
Sadece “okudum” demekle iş bitmez.
Bilgi davranışa dönüşmeye başladığında, okumanın etkisi görünür hâle gelir.
Nimet hatırlanmadığında ne olur?
Bakara suresinin 122. ayeti İsrailoğullarına verilen nimetlerin hatırlanmasını ister.
İnsan nimete alışır.
İlk geldiğinde sevindiği şey, bir süre sonra sıradanlaşır.
Evimiz, sağlığımız, ailemiz, bilgimiz ve imkânlarımız gözümüzde normalleşir.
Sonra daha fazlasını istemeye başlarız.
Bu yüzden hatırlamak önemlidir.
Şükür, nimetin varlığını yeniden fark etmektir.
Bolluk dönemlerinde insan kendini güçlü görebilir.
Yokluk geldiğinde ise ne kadar muhtaç olduğunu hatırlar.
Ama şükür için yokluğu beklemek gerekmez.
Bugün elimizde olanı fark etmek ve onu doğru kullanmak mümkündür.
Bilgi, hidayet ve seçim
Bu ayetler bir arada önemli bir denge kuruyor.
Hak bilgi gelir. Peygamber uyarır. Allah’ın hidayeti gösterilir. Kitap okunur. Nimet hatırlatılır.
Ama insan yine de seçim yapar.
Kimse zorla iman ettirilmez.
Kimse zorla şükreden hâle getirilemez.
Bu yüzden kendi irademizin sorumluluğunu başkasına yüklemeyelim.
“Çevrem böyleydi” diyerek bütün seçimimizi açıklayamayız.
Bizi etkileyen insanlar olabilir, ama karar verdiğimiz alan da vardır.
Aynı şekilde başkasının seçimini de bütünüyle kendimize yüklemeyelim.
Çocuğumuza doğruyu anlattıysak, örnek olmaya çalıştıysak ve dua ettiysek, onun iradesini zorla ele geçiremeyiz.
Bugün ne yapacağız?
Bir insan düşünelim.
Onun doğruyu yapmasını çok istiyoruz.
Önce kendimize bakalım: Ona hakikati açıklıyor muyuz, yoksa yalnızca emir mi veriyoruz?
Sonra kendi hayatımıza bakalım: İnsanların hoşnutluğu için bildiğimiz doğrulardan vazgeçiyor muyuz?
Bir ayet seçelim ve hakkıyla okumaya çalışalım.
Sadece telaffuz etmeyelim. Ne söylediğini, neden söylediğini ve hayatımızda nereye dokunduğunu düşünelim.
Soru: Bugün hidayeti gerçekten Allah’tan mı istiyoruz, yoksa insanların bizi onaylamasını mı daha çok önemsiyoruz?
Doğruyu anlatalım ama zorlamayalım.
Bilgiyi öğrenelim ama kibirlenmeyelim.
Nimeti görelim ama ona alışıp sahibini unutmayalım.
Hidayet zorla verilmez; hakikat gösterilir, insan ise seçiminin sorumluluğunu taşır.
Bolluk ve yokluk aynı bilinci sınar
İnsan sıkıntı içindeyken yardım istemeyi kolay hatırlar.
Bolluk geldiğinde ise kendisini yeterli görebilir.
İsrailoğullarına nimetlerin hatırlatılması bu yüzden yalnızca geçmişi anlatan bir bilgi değildir.
Nimet, unutulduğunda insanın davranışını değiştirir.
Bir zamanlar paylaşmaya hazır olan kişi, malı çoğaldığında daha çok tutmaya başlayabilir.
Bir zamanlar öğrenmeye açık olan kişi, biraz bilgi edindiğinde başkasını küçümseyebilir.
Soru: Nimet arttıkça tevazumuz da artıyor mu, yoksa kendimizi daha mı yeterli görüyoruz?
Hatırlamak şükrün ilk adımıdır.
İkinci adım ise nimeti doğru kullanmaktır.
Bilgiyi kibir için değil fayda için kullanırız.
Malı sadece biriktirmek için değil gerektiğinde paylaşmak için kullanırız.
Yetkiyi insanları ezmek için değil sorumluluk almak için kullanırız.
Böylece 119. ayetteki uyarı ile 122. ayetteki nimet hatırlatması aynı hayatın içinde buluşur.
Uyarıyı duyarken korkuya saplanmayız; müjdeyi duyarken sorumluluğu unutmayız.
Hak bilgiyi öğrenmek, hem uyarıyı hem nimeti aynı bilinçle taşıyabilmektir.


