Bilmek Yetiyor mu? İlim, İlişkiler ve Hz. Âdem’in Uyarısı

30 Kasım 2023

Soru: Bir şeyi çok iyi bildiğimizi söylüyoruz; peki bildiğimiz şey hayatımızda neyi değiştiriyor?

Kur’an’ı okuyabiliyoruz. Bir konuda uzun uzun konuşabiliyoruz. Hatta başkalarına ne yapmaları gerektiğini de anlatabiliyoruz.

Ama kendi hayatımızda aynı doğruluğu göstermek her zaman kolay olmuyor.

Bilgiyle davranış arasında bir bağ kuramadığımızda öğrendiğimiz şey zihnimizde kalıyor.

Tâhâ suresinde iman, salih amel, ilim istemek ve Hz. Âdem’in yaşadıkları üzerinde duruluyor.

Bütün bu hatırlatmalar bizi kendi davranışımıza bakmaya çağırıyor.

Her şey birbirinden bağımsız mı?

Tâhâ suresinin 112. ayeti, iman ederek salih amel işleyen insan için haksızlığa uğrama ve emeğinin eksiltilmesi korkusunu hatırlatıyor.

İnsanın doğruyu bilmesi kadar doğru davranması da önem taşıyor.

Soru: Bir işi yaparken onun başka insanlarla ilişkisini görebiliyor muyuz?

Bir pilav yapmayı düşünelim. Pirincin, suyun, yağın ve ateşin birbiriyle ilişkisi var.

Birini yanlış ayarladığımızda sonuç değişebiliyor. Yalnızca malzemelerin adını bilmek güzel pilav yapmaya yetmiyor.

Aynı şey mesleğimizde de geçerli. Malzemeyi tanımak, zamanlamayı bilmek ve doğru uygulamak gerekiyor.

İnsanlarla ilişkilerimiz de böyle. Bir sözümüz yalnızca ağzımızdan çıktığı anla sınırlı kalmıyor.

Eşimize söylediğimiz kırıcı bir söz evin huzurunu etkileyebilir. İş yerindeki adaletsiz bir karar birçok çalışanın hayatına dokunabilir.

Bir insanın hakkına girdiğimizde bunun sonuçlarını yalnızca kendimiz yaşamayabiliriz.

Bu yüzden kendi çıkarımıza odaklanıp diğer insanları yok sayamayız.

Bir şirketin kuralları vardır. İnsan o kuralları bozduğunda yalnızca yöneticiyi değil, birlikte çalıştığı kişileri de zor durumda bırakabilir.

Ailede de sorumluluklarımız var. Hepimiz istediğimizi yaparsak birlikte yaşamak zorlaşır.

Doğru davranış, yalnızca bana yarar sağlamasıyla değil, başkasının hakkını gözetmesiyle de ilgilidir.

Bir ailede herkes yalnızca kendi istediğini yapmak isterse ortak bir düzen kurmak zorlaşır. Aynı evde yaşamak, birbirimizin ihtiyacını düşünmeyi de gerektirir.

Bir yemeğin güzel olması için malzemelerin doğru ilişkisi gerektiği gibi, bir ailede de sözün ve davranışın yerli yerinde olması gerekir.

Evdeki bir sorunu çözerken yalnızca kimin haklı olduğuna takılırsak sorunun neden oluştuğunu anlamayabiliriz.

İnsan bazen kendi çıkarına odaklandığında karşısındaki kişinin emeğini göremez. Oysa birlikte yaşam, karşılıklı sorumluluğu da hatırlatır.

Bu yüzden yaptığımız işin sonucunu yalnızca bugünkü kazancımıza göre değerlendirmeyelim. Gelecek günlerde oluşturacağı güveni de düşünelim.

Her olayın bütün sonucunu önceden bilemeyiz. Ama yaptığımız işin kimleri etkileyebileceğini düşünmek bizim sorumluluğumuzdur.

Bir karar vermeden önce “Ben ne kazanacağım?” diye soruyoruz. Bir de “Bu karar başka kimin hayatına dokunacak?” diye soralım.

Kur’an’ı okumakla anlamak aynı şey mi?

Tâhâ suresinin 114. ayetinde acele etmeme hatırlatması ve “Rabbim, ilmimi artır” duası bulunuyor.

Bu dua bize önemli bir ölçü veriyor. Öğrenme isteğimizin bir son noktası olmadığını hatırlatıyor.

Soru: Okuduğumuz sayfaların sayısını mı büyütüyoruz, yoksa anladığımızı da çoğaltıyor muyuz?

Bir insan birçok defa Kur’an okuyabilir. Buna emek verdiği açıktır.

Ama neyi okuduğunu düşünmek de gerekir. Kelimeleri seslendirmekle anlamlarını kavramak aynı şey değildir.

Anlamadığımız bir ayetin üzerinde durabiliriz. Bilmediğimiz kelimeyi araştırabiliriz.

Meal ile açıklamanın farkını gözetebiliriz. Bir yorumun, ayetin doğrudan ifadesi olmadığını anlayabiliriz.

Yalnızca bir kelimeye bakıp bütün anlamı belirlediğimizi sanmayalım. Ayetin öncesini ve sonrasını da düşünelim.

Bilgi öğrenirken acele ettiğimizde önemli ayrıntıları kaçırabiliyoruz.

Bir mesleği öğrenen insanın uygulamaya ihtiyacı var. Kur’an’ı anlamaya çalışan insanın da düşünmeye ve öğrendiğini yaşamaya ihtiyacı var.

Bir ayeti doğru okuduğumuz hâlde ailemizde haksızlık yapıyorsak kendimize yeniden bakmalıyız.

Bir öğüdü ezberlediğimiz hâlde ticaretimizde yalan söylüyorsak o öğüdün karşılığını sorgulamalıyız.

İlim istemek, yalnızca daha çok söz söylemek değil, daha doğru davranabilmek için de öğrenmektir.

Bazen okuduğumuz konuda başka biriyle tartışmaya giriyoruz. “Ben daha çok okudum” demek bizi haklı çıkarmıyor.

Bir sayfayı hızlıca bitirdiğimizde içeriğindeki soruyu gerçekten duyduk mu? Bir uyarıyı kendi davranışımızla ilişkilendirdik mi?

Öğrenirken sabırlı olmak gerekir. Bir yanlış anlamayı fark ettiğimizde açıklamamızı değiştirebiliriz.

Kendi söylediğimizi düzeltmekten korkmayalım. Doğruluğa değer veren insan, kendi fikrini de sorgulayabilmelidir.

Öğüt yalnızca kulağımızdan geçip gitmesin. Bir alışkanlığımızı değiştirmemize, bir hakkı daha dikkatli gözetmemize vesile olsun.

“Biliyorum” demek bizi öğrenmeye kapatmasın. Bilmediğimiz yerde durabilmek de önemli bir ahlaktır.

Bir konu hakkında kesin konuşmadan önce yeterince çalışıp çalışmadığımızı düşünelim.

Hz. Âdem’in unuttuğu şeyi biz hatırlıyor muyuz?

Tâhâ suresinin 115. ayetinde Hz. Âdem’e verilen ahit, unutma ve kararlılık üzerinde duruluyor.

Biz de bir karar verebiliyoruz. O gün çok güçlü bir niyet taşıyabiliyoruz.

Fakat zaman geçince aynı kararlılığı korumakta zorlanabiliyoruz.

Soru: Doğru olduğuna inandığımız bir kararı, zorlandığımız gün de sürdürebiliyor muyuz?

Bir daha kırıcı konuşmayacağımıza söz veriyoruz. Sonra öfkelendiğimizde aynı sözü unutabiliyoruz.

Birine haksızlık yapmayacağımızı söylüyoruz. Fakat çıkarımız zorlandığında mazeret aramaya başlayabiliyoruz.

Hatırlamak bu yüzden önemli. Kur’an’ın öğütleri yalnızca bir kere duyulup bırakılacak sözler değil.

İnsan bazen acısını unutabiliyor. Bazen öğrendiği önemli bir bilgiyi de unutuyor.

Bu yüzden doğru bildiğimizi hayatımızda yeniden hatırlatacak alışkanlıklara ihtiyacımız var.

Hz. Âdem kıssasındaki uyarıyı düşünelim. İnsan, kendisini yanlışa götürecek çağrıyı tanısa bile ona yönelebiliyor.

Tâhâ suresinin devamında İblis’in aldatıcı etkisi ve cennetten uzaklaşma uyarısı yer alıyor.

Burada yalnızca geçmişte yaşananı merak etmeyelim. Bugün bizi hangi isteklerin yönlendirdiğine de bakalım.

Bir yanlış bize cazip görünebilir. Bu, onun doğru olduğu anlamına gelmez.

Kararlılık, yalnızca doğruyu istemek değil, yanlışın cazibesine rağmen yönümüzü koruyabilmektir.

Bir çocuk küçükken dünyaya daha açık ve meraklı bakabiliyor. Büyüdükçe kendi tercihleri ve çevresinden öğrendikleri onun tutumunu değiştiriyor.

Biz de bazı yanlışları bir başkasından görüp normal kabul edebiliyoruz. Herkesin yaptığı bir davranışın mutlaka doğru olduğunu düşünmek ise bizi yanıltabilir.

Bazen bir arzumuzun peşinden giderken bize yapılan uyarıyı duymak istemiyoruz. Çünkü içimizde çoktan karar vermiş oluyoruz.

İşte böyle anlarda kısa bir duruş bile önemlidir. Neden bunu istiyorum, sonucu ne olabilir, kime etkisi dokunur?

Bu soruları sorduğumuzda kararımızı yeniden değerlendirme fırsatımız doğar.

Hata yaptığımızda kendimizi savunmak yerine Allah’a yönelmeyi ve yanlışımızı düzeltmeyi seçebiliriz.

Nefsimizin istediği her şey gerekli mi?

İsteklerimiz gün boyunca değişiyor. Ne yiyeceğimize, ne alacağımıza, nereye gideceğimize karar veriyoruz.

Portakal suyu mu içelim, limonata mı? Küçük bir karar bile içimizdeki tercih etme yönünü gösteriyor.

Daha büyük kararlarda aynı istek çok daha güçlü olabiliyor.

Yeni bir eşya almak istiyoruz. Başkasının sahip olduğuna bakıp bizim de mutlaka sahip olmamız gerektiğini düşünüyoruz.

Soru: Bir şeyi sırf istediğimiz için elde etmek zorunda mıyız?

Hayır. İstekle ihtiyaç aynı şey değildir.

Bazen bir heves birkaç saat sonra geçer. Fakat o hevesin peşinden verdiğimiz kararın sonucu uzun sürebilir.

Bir başkası bizi övsün istiyoruz. Sosyal çevremizde daha çok dikkat çekmek istiyoruz.

Fakat kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslarsak elimizdeki nimetleri unutabiliriz.

Bir insanı kıskandığımızda kendimize şu soruyu soralım: Ben gerçekten neye ihtiyaç duyuyorum?

Yarıştığımız şeyin bize iyilik mi getireceğini, yoksa sadece nefsimizi mi memnun edeceğini düşünelim.

İsteklerimizi fark etmek, onları bütünüyle yok saymak değildir. Hangisinin peşinden gideceğimizi seçebilmektir.

Allah’a yönelirken yalnızca istediğimiz şeyin gerçekleşmesini değil, doğruyu görebilmeyi de dileyelim.

Günlük hayattaki zorluklar bazen bizi durup düşünmeye çağırabilir. Fakat her sıkıntının nedenini kesin olarak bildiğimizi iddia etmeyelim.

Kendi davranışımıza bakmak için bir fırsat bulabiliriz. Yanlışlarımızı düzeltmek için yeniden başlayabiliriz.

Başlangıçtaki soruya dönelim: Bildiğimiz şey hayatımızda neyi değiştiriyor?

Bir ayeti anlamak için duralım. Ardından o ayetin hatırlattığı sorumluluğu hayatımızın bir yerine taşıyalım.

Rabbimiz ilmimizi artırsın, doğru kararlar vermeyi ve yanlışımızı kabul etmeyi nasip etsin.

Bilgi, yalnızca zihnimizde çoğaldığında değil, davranışımızı düzelttiğinde bizi dönüştürür.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir